Atilla Aytemur

Serbestiyet



Bookmark and Share

Hayır, cüretleri cehaletlerinden değil!


15.05.2020 - Bu Yazı 1047 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Yazmakta epey tereddüt ettim. Şuursuz birinin kuyuya attığı taşın peşine takılmaya gerek yok gibi şeyler düşündüm. Ama bir yandan hafızamım önüme koyduğu eski olaylar, diğer yandan daha beter konuşmaların medyaya düşmesi karşısında kayıtsız kalamadım.

 

İlkinin adı Sevda Noyan; bir ucu İtalya’ya uzanan hayat hikâyesi oldukça ilgi çekici.

 

Yerel televizyonculukta en alttan en üst basamaklara kadar tırmandığı, özgeçmişinde görülüyor. 

 

Mesleki yelpazesi geniş olmakla beraber en son aktivist yazarlıkta karar kıldığı, bilenler tarafından anlatılıyor.

 

Son yıllardaki ideolojik, politik ve kültürel zigzagları müzisyenliğinin ve TV programcılığının önünde giden Engin Noyan’ın da son eşi.

 

İktidar ve ona yakın muhafazakâr çevrelerde itibar gören ve görüşlerine değer verilen bir insan olduğu anlaşılıyor.

 

Öyle ya, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve eşi Emine Hanım’la Beştepe’de ailecek fotoğraf çektirebilen birilerini kim programına çıkarmaz ki!

 

Noyan ve Tezcan neler söyledi?

 

Geride bıraktığımız 3 Mayıs Pazar günü Ülke TV’nin “Arafta sorular” programında öyle lâflar etti ki ortalık ayağa kalktı. Bu sözlerin rüzgârına kendini kaptıran programcı Esra Elönü de gaz vererek olan bitenin üzerine tüy dikti.

 

Söyleşi “darbe” tartışmasına gelince Sevda Noyan, “15 Temmuz kursağımızda kaldı, yapamadık istediklerimizi. Boş bulunduk… Yanlış anlaşılmasın, doğru anlaşılsın; bizim aile şöyle 50 kişiyi götürür. Biz bu konuda çok donanımlıyız maddi ve manevi olarak. Liderimizin yanındayız ve asla yedirmeyiz bu ülkede, onu söyleyeyim. Ayaklarını denk alsınlar. Bizim hâlâ sitede böyle 3-5 var, benim listem hazır” deyiverdi.

 

İkincisi medyada daha fazla tanınan, internet sitesi yöneticisi, gazetecilik ve yazarlık yapan, muhalefet çevrelerine yönelik sert ve saldırgan diliyle dikkat çeken Fatih Tezcan.

 

Medyaya düşen videoda söylediklerini olduğu gibi buraya taşımak ahlâken mümkün değil.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik bir saldırı olması halinde, iktidar yanlısı muhafazakâr camianın neler yapacağını olağanüstü saldırgan bir üslupla ifade ederken, gizli silâh yığınaklarına ve hazırladıkları isim listelerine de böbürlenerek dikkat çekiyor.

 

O utanç verici konuşmadan sadece şu bölümü vermekle yetineyim:  “Erdoğan'a öyle bir şey yaparsanız, tırnağı kanarsa eğer bu ülkede başınıza neler geleceğinden haberiniz var mı? Biz bir daha sokağa çıkarsak eğer kimleri toplayacağız, listelerden haberiniz var mı sizin? Tayyip Erdoğan'a darbe idam vs. olursa zulalardan, listelerden, yaşanacaklardan haberiniz var mı? Yiyorsa çıksanıza.”

 

Meşhur olma hevesinden öte bir durum

 

Malûm; AK Parti iktidarı bir süredir olur olmaz meseleleri ileri sürerek, sanki aktüel bir darbe tehlikesi varmış gibi bir söylem tutturmuş gidiyor. Özellikle CHP’yi böyle bir fiilin içinde göstermek üzere hemen her konuyu bahane ediyor. “Darbeyle tehdit ediyor” veya “darbe için düğmeye bastı” gibi suçlamalarla, aslında pek de iyi kurgulanmamış bir kampanya yürütüyor.

 

Bunun CHP’yi marjinalleştirme, iktidardan hoşnutsuz ve uzaklaşma eğilimi içinde olan muhafazakâr seçmenin Millet İttifakı’na yaklaşmasını önleme amacı güttüğü belli oluyor.

 

Hattâ, COVID-19 sonrası, olduğu kadarıyla yaratılan memnuniyet iklimini erken bir seçimde oya tahvil etme hesabı olarak da değerlendiriliyor.

 

Fakat yukarıda verdiğim saldırgan ve tehditkâr açıklamalar, olağan bir siyasal rekabetin parti taraftarları arasındaki yansıması olarak ele alınamaz. 

 

Bu konuşmalar, kamusal bir figür olma heveskârlığının ve bu amaçla televizyonda uç şeyler söyleyerek dikkat çekme şuursuzluğunun örnekleri gibi de gelmiyor.

 

Öte yandan bunlar, söylediği şeylere samimiyetle inanıp bunu dümdüz ifade etmenin mahalleden takdir göreceğini ummakla da açıklanamaz.

 

Hele mevzunun öyle kestirmeden meczupluğa ve hastalıklı kişiliğe filan bağlanması türünden izahlar hiç anlamlı görünmüyor.

 

Konunun oturduğu zemini daha iyi görmek bakımından AK Parti iktidarının ikinci döneminden sonraki bazı gelişmeleri ele alalım.

 

AK Parti’nin üç travması

 

Bu parti kısa aralıklarla üç büyük travma yaşadı. Gezi direnişi, 7 Haziran 2015 genel seçimleri ve 15 Temmuz 2016 FETÖ darbesi.

 

İlkinde kitlesel bir hareketlilik yaşandı ve bazı kentlerde yirmi gün boyunca iktidar otoritesi işlemedi. İkincisinde iktidar beklemediği şekilde Meclis’te çoğunluğu kaybetti ve yeni seçimin yolu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ahmet Davutoğlu’nun CHP ile koalisyon kurmasını bariz biçimde engellemesiyle açılabildi.

 

Üçüncüsü, iktidarın artık anlaşamadığı eski ortağının giriştiği kanlı bir darbeydi. Önlenmesinde halkın sokağa çıkmasının da büyük rolü vardı.

 

Radikal beklentileri olan bazı marjinal çevreler içinde yer alsa bile, Gezi direnişi bir çevre duyarlılığından, demokratik katılım talebinden ve halkın iktidardan kendisine saygı göstermesini istemesinden ibaretti.

 

7 Haziran 2015’te Meclis’te çoğunluğu kaybedip iktidarı kaybetme noktasına geldiğinde ise AK Parti, demokrasinin seçimle gelenin seçimle gitmesi ilkesini sık sık tekrar etmesine rağmen (tıpkı 24 Haziran 2018 yerel seçimlerinde de yapacağı gibi) ayak sürüyen tavırlar sergiledi.

 

15 Temmuz darbesine karşı gerek parlamentonun savunulmasında, gerekse Yenikapı mitinginde bütün partiler yer aldı. Ama sonrasında alınan tedbirlerde, özellikle OHAL ve KHK uygulamalarında ayrıştılar. CHP darbeyi farklı değerlendiren “tiyatro” tezini ileri sürdü.

 

İktidara yakın muhafazakâr dünyanın siyasal psikolojisi

 

O gün bugündür iktidarda ciddi bir kaybetme endişesi görülüyor. Muhalefetten yükselen her hareketin bu gözle yorumlanmasını ve uç noktalara çekilerek kriminalize edilmek istenmesini yaşıyoruz.

 

Özellikle CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun vesayet ve darbe karşıtı açık tavırlarını iktidarın görmezden gelmesine tanık oluyoruz. Millet İttifakı’nda yer alan partilerin tümü bu konudaki hassasiyetlerini yineleyip duruyor.

 

Bu noktada dikkat çekici ola,n iktidarın etrafındaki muhafazakâr çevre, küme ve bireylerde görülen hava. Ağızlarından darbe lâfı düşmüyor. Halkın elinde ne var ne yoksa, nasıl mücadele edeceği, tarihe atıfta bulunarak anlatılıyor. Velhasıl kalemlerinden kan damlıyor.

 

Belli ki bu tür düşünceleri, davranışları, yazıları ve sözleri rasyonalize eden, olağanlaştıran bir atmosfer içindeler.

 

Derdim geriye dönük bazı şeyleri kaşımak değil elbette. O tuhaf ve tehdit kokan konuşmaların pek yeni olmadığına ve belirli bir ortamdan beslendiğine dikkatinizi çekmek istiyorum.

 

Kutuplaştırma ve ötekileştirme zaten siyasetimizin en temel sorunlarından biri. Nefret ve düşmanlaştırma alttan alta işleyen yara halinde. Uygun koşulları bulduğunda, aktüel bir tehdit olarak ortaya çıkıyor.

 

Son yıllardan bir demet

 

Son 3-4 yılın, hemen hepsi medyaya yansımış olan bazı olaylarını bu bağlamda yeniden hatırlatmak isterim.

 

* Bir milletvekilinin İçişleri Bakanlığı’nın resmi kayıtlarında yaptığı araştırmaya göre, 2016 yılında 107,628 silah kaybolmuş. Bunların çok büyük bir bölümünün 15 Temmuz 2016 gecesi bazı emniyet müdürlüklerinden darbecilere karşı direnen halka dağıtıldığı ama daha sonra toplanmadığı ileri sürülüyor.

 

* Son beş yılda otomatik tüfekler dahil olağanüstü ölçüde ruhsatsız silâh satışı yapıldığı iddia ediliyor. Hattâ bazı STK’ların bu silâh alımlarına önayak olduğu medyaya da yansımıştı.

 

* Aralık 2017’de Halk Özel Harekât Derneği adıyla, kurucu ve yöneticilerinin silahlı fotoğraflarla medyaya yansıdığı bir derneği duymuştuk. 46 şube ve 40 bin üyeleri olduğu iddia edilmişti. İktidara yakın olduğu söylenen bu dernek daha sonra adını “15 Temmuz Birliğini ve Beraberliğini Yaşatma Derneği” olarak değiştirmiş, tepkiler üzerine şubelerini de kapatmıştı. Başkanı da Cumhurbaşkanı Erdoğan’la fotoğraf karesine girebilen biriydi. 

 

* İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, 2018 yılının başında bazı şehirlerde kamplar kurulup silâhlı eğitimler verildiğini duyurmuştu. Zikredilen yedi şehir arasında İstanbul da vardı.

 

* AK Parti Gençlik Kolları eski genel başkanı İsmail Karaosmanoğlu, “15 Temmuz’daki hain kalkışmaya kadar hobi amaçlı birkaç çakım vardı sadece. Şimdi, bir mangayı donatacak kadar silâh ve mühimmatım var. Benim gibi de yüz binler var. Bir daha ‘başka şekilde’ iktidar değiştirmeye niyetlenen olursa deneyeceğimiz çok fantezi var haberiniz olsun” diyebilmişti.

 

* SADAT Uluslararası Savunma Danışmanlığı isimli ve şaibeli bir güvenlik şirketinin sahibi, emekli tuğgeneral Adnan Tanrıverdi, bir dönem Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başdanışmanlığına getirildi ve daha sonra ayrıldı. Tanrıverdi’nin şirketinin bazı ülkelerde askeri eğitim verdiği, paralı asker ve milis gücü temin ettiği ileri sürülüyordu.

 

* Almanya ve Hollanda’da “Osmanlılar” ve ”Osmanlı Ocakları” adıyla kurulup, AK Parti çizgisinde faaliyet sürdüren derneklerin, bu ülkelerin emniyet örgütlerince “paramiliter örgüt” muamelesi görüp yakın takibe alındıkları da hafızamızda.

 

* Adları yasadışı alanda duyulan ve iktidara yakınlıklarını çeşitli vesilelerle ihsas eden mafya türü örgütler de kamuoyu tarafından yakından biliniyor.

 

* Son olarak, bitkisel tedavi yöntemleri uzmanı olarak tanınan Prof. Dr. Ahmet Maranki’nin, 24 Haziran 2018 seçimleri öncesinde, Sevda Noyan ve Fatih Teczan’ı aratmayacak şekilde “Kan ağlıyor içimiz. Ama bizim şayet aksi olursa gidecek hiçbir yerimiz yok. Ben onun için, umudum Kaf Dağının arkası 25 Haziran’dır. Olmadı zaten, o zaman artık Belgrad Ormanı'nda ağacın dibinde, talim şeyimizi oraya gömdük. Çıkaracağız sokağa artık” demişti.

 

Sonuç olarak…

 

Bütün bunların iktidara yakın bazı muhafazakâr çevre ve gruplarda yaşanan bir düşünce, duygu ve politika ortamının ürünü olduğunu düşünüyorum.

 

Tesadüfi sözler olamayacağını; değiştirici ve dönüştürücü tavırlar alınmadığı takdirde ülkenin geleceği için hiç de hayırlı sonuçlar vermeyeceğini şimdiden görmek lâzım.

 

Sevda Noyan ve Fatih Tezcan gibilerin tekil örnekler olmadığı ortada. Özürler, ilk açıklamaların vahametini değiştirmiyor.

 

Muhalefet partilerinin demokratik mücadeleyle iktidara gelmek için gereken sabrı göstermeleri, iktidarların da zamanı geldiğinde seçimlerde kaybettikleri iktidarı ayak sürümeden yeni gelenlere teslim etmesini bilmeleri, demokratik siyasal ahlâkın gereğidir.

Facebook Yorumları

reklam
15.05.2020
Hayır, cüretleri cehaletlerinden değil!
7.05.2020
Kullanım süresi geçmiş suçlama
16.04.2020
Vebadan sonra Avrupa’da ne oldu?
3.04.2020
Salgınla mücadelenin üzerine düşen gölge
19.03.2020
Korona ve siyaset
4.03.2020
Ömer Faruk’tan Aşk ve Ereksiyon “Aşk”ı
21.02.2020
Vesayet ve darbe tehlikesi hortladı mı?
3.01.2020
Kanal İstanbul (1) Hakiki bir ihtiyaç mı? (*)
28.12.2019
Okuyucuya not: Kanal İstanbul ısrarı ve gerçekler
13.12.2019
Kamu yetkililerinin sorunlu zihniyeti
4.12.2019
Bunu da gördük: Üniversiteye haciz!
23.11.2019
Dipsiz Göl’ün ölümü
15.11.2019
Otizmli çocuklara ayrımcılık
9.11.2019
Zor denklem!
15.10.2019
Yargı ve adalet krizi
4.10.2019
Bütün anneler birleşin!
10.09.2019
Reşat Çalışlardan sosyal medya ve Gariplikler (*)
8.09.2019
İstanbul Belediyesi meğer kimleri finanse etmiş!
26.08.2019
Yine mi kayyım!
14.08.2019
Kaz Dağları’nda itiraz ve isyan!
5.08.2019
HDP’nin Diyarbakır mitinginin düşündürdükleri
24.07.2019
Hedefteki adalet!
11.07.2019
Başkanlık tartışmasının ardında dış güçler mi var?
11.07.2019
Başkanlık tartışmasının ardında dış güçler mi var?
29.06.2019
AK Parti’nin metamorfozu ve 23 Haziran seçimi
27.05.2019
Türkiye Gemisi
17.05.2019
#sanatçıyadokunma!
10.05.2019
İktidar, YSK kararı ve muhalefet
3.05.2019
Ortada kalan ittifak
30.04.2019
23 Nisan ve linç girişimi
21.4.2019
HDP seçimlerde ne yaptı?
14.4.2019
AK Parti ülkeyi nereye sürüklediğinin farkında mı?
6.4.2019
Adresini arayan uyarı!
3.4.2019
Sıradaki kriz: S-400’ler
22.3.2019
Başkası Adına Konuşmanın Haysiyetsizliği (*)
9.3.2019
Zorlamayalım, “beka” seçimlere sığmaz!
5.3.2019
CHP manifestosu neler vaat ediyor?
19.2.2019
AK Parti manifestoda ne diyor, ne demiyor?
10.2.2019
Seçilmişlerin meşruiyeti ve Venezuela
29.1.2019
Trump’ın açtığı kapıdan giren mevzular
11.1.2019
Parti kapattırma sevdası
3.1.2019
“Alışamadık”
21.12.2018
Böyle gider mi?
14.12.2018
Oslo toplantısı AK Parti’nin oyunu mu?
30.11.2018
Seçimler ve iktidar koalisyonunun menüsü
27.11.2018
Osman Kavala’dan gizli örgüt lideri çıkmaz!
8.11.2018
Cumhur İttifakı çöker mi?
18.9.2018
Tekrar AB yoluna giriyor muyuz?
30.8.2018
Biraz vicdan…biraz adalet…hepsi bu!
23.8.2018
Kanal (3) Risk bombası!
17.8.2018
Kanal (2) Türkiye, ücretli geçişe zorlayabilir mi?
8.8.2018
Kanal İstanbul hakiki bir ihtiyaç mı?
29.7.2018
N’olacak bu CHP’nin hali!
21.7.2018
Gitti OHAL, geldi “bu hal”!
6.7.2018
Seçimler ve başkanlık sistemi
7.6.2018
Aldatılmalara doyamıyoruz!
1.6.2018
Ahmet Maranki vakası
24.5.2018
HDP’nin konumu ve Millet İttifakı
28.4.2018
CHP’nin hamlesi
16.4.2018
“Siyasi ayak” Erdoğan iddiası...
26.3.2018
Boykot muhalefete yaramaz!
22.3.2018
Ötesini görmek
5.3.2018
İttifak yasasını anlama rehberi/ Sandık devletin “güvenli” kolları arasında
23.2.2018
HDP’de yeni dönem
12.2.2018
Olaylar, partiler ve yaklaşan seçimler
29.1.2018
Canan Kaftancıoğlu
3.1.2018
Ne zulüm ne merhamet; yalnızca adalet!
22.12.2017
Trump, ne yaptın sen!..
12.12.2017
Yeni Suudi veliaht (3) ABD bu işin neresinde?
24.11.2017
Yeni Suudi veliaht ne yapmak istiyor? (1)
3.11.2017
Gezi olayları ve Kavala hakkında bir tanıklık
27.10.2017
HDP’den özeleştirel çıkışlar
16.10.2017
AK Parti geç mi kaldı?
2.10.2017
Sosyalistler Kürt referandumuna nasıl baktı?
27.9.2017
Hamas: Meşruiyet arayışında bir adım daha
18.9.2017
Siyasal nebbaşlara geçit vermeyelim!
11.9.2017
Referanduma itirazlar ve PKK’nın tavrı
31.8.2017
Bülent Uluer’i uğurlarken
14.8.2017
Şu halimize bakın!
8.8.2017
Diyanetin FETÖ raporu: Niçin geç kaldım!
1.8.2017
Cumhuriyet gazetesi dâvâsı ve metal yorgunluğu
25.7.2017
Meclis’teki içtüzük bombası
18.7.2017
Kaçan fırsat
14.7.2017
Bazen bir yürüyüş, bir yürüyüşten fazlası olabilir
22.6.2017
Muhalefetinizi nasıl istersiniz?
17.6.2017
Dindarlar ve laikler arasındaki ilişkiler
11.6.2017
“Yan yana ve birarada olanlar”ın çağrısı
1.6.2017
İki kongre
26.5.2017
Hamas’ın meşruiyet arayışı
23.5.2017
CHP’de neler oluyor?
30.4.2017
Bu sonuçlar huzur verir mi?
10.4.2017
Son hafta için özet ve birkaç soru
29.3.2017
Referanduma giderken “Hak ve Adalet”
18.3.2017
Sorunları uhulet ve suhuletle çözmek
12.3.2017
Kılıçdaroğlu’nun “gafı” ve Alaattin’in Lambası
6.3.2017
28 Şubat’ın 20. yılında mağduriyet ve muktedirlik
26.2.2017
“Gırgır” dergisi kapanırken
19.2.2017
“Evet” nasıl anlatılıyor?
12.2.2017
Alt tarafı hükümet sistemi, deyip geçmeyelim (2)
5.2.2017
Alt tarafı hükümet sistemi, deyip geçmeyelim!
29.1.2017
Müfredat değişikliğine Atatürk’ten başlamak
17.1.2017
Tunus başardı; ya Türkiye?
11.1.2017
Reina katliamı ve hayat tarzı tartışmaları
3.1.2017
Umutlandıran üç olay
28.12.2016
Kaos günlerinde referandum
22.12.2016
Ne günlerden geçiyoruz!
3.12.2016
AB’nin yolu kendisinden önemli
22.11.2016
Başkanlık sistemi ve düello
15.11.2016
CHP bildirisi ve iki cephe
7.11.2016
Kışanak ve Anlı’yı hapsetmekle ne kazanılacak? (2)
2.11.2016
Kışanak ve Anlı’yı hapsetmekle ne kazanılacak (1)
24.10.2016
Bahçeli bunu hep yapıyor
17.10.2016
CHP sempozyumu ve Ankara katliamı
9.10.2016
JİTEM’ci albay ve Cumartesi Anneleri
2.10.2016
Atışma değil tartışma ve reformun tam zamanı
25.9.2016
Tartışma ihtiyacı
18.9.2016
Hatâlı uygulamalar havayı iyice bozuyo
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive