Atilla Aytemur

Serbestiyet



Bookmark and Share

Bütün anneler birleşin!


3.10.2019 - Bu Yazı 194 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Diyarbakır HDP il binası önündeki oturma eylemi, annelerin sayısının ağır ağır artmasıyla devam ediyor.

Kimi zaman annelere çocuklarının ölüm haberinin gelmesi gibi kahredici anlar da yaşanmaya başladı. Bu eylemin nasıl bir noktaya varacağı herkes için merak konusu.

İktidarın bu eylemi bizzat teşvik ve organize ettiği yönünde iddialar var. Öyle bile olsa, kangren haline gelmiş gerçek sorunun ve ondan kaynaklanan acıların aracısız sözcülerinin doğrudan anneler olmasında ne mahzur var! Anaların bizzat varlığı her şey için yeter de artar bile.

Ülkenin değişik bölgelerinden onları ziyaret etmek, destek ve dayanışmalarını göstermek için gelen STK temsilcileri, dernek yönetici ve üyeleri, değişik alanlardan sanatçı grupları da tartışma konusu oldu.

Kürt sorunu etrafında toplumsal bir saflaşma yaşadığımız doğru, ama ideolojik ve politik yakınlıkları ileri sürüp bu dayanışma girişimlerini iktidar güdümlü samimiyetsiz tepkiler olarak değerlendirmek, sorunun çapını göremeyen anlamsız bir sığlık ve duyarsızlık olur.

Ana yüreği

Sadece Türkiye’de değil, dünyanın birçok ülkesinde çözülemeyen böyle ağır ve köklü sorunlarda anaların devreye girmesi hep dikkat çekmiş; analar bu süreçlerde mücadele sembolü olmuşlardır.

Çocuğunun dermansız hastalığı için kendini paralayan, engelli çocuğunu eğitim görsün diye yıllar boyu sırtında taşıyan, bir küçücük haber alabilmek uğruna cezaevlerinin önünde ömür tüketen, devletin kaybettiği çocuğunu ömrünün son nefesine kadar arayan annelerin hikâyeleri anlatmakla bitmez.

Dolayısıyla bizi on yıllardır meşgul eden Kürt sorunu nedeniyle gençler ister kandırılarak, ister kaçırılarak, isterse gönüllü giderek PKK’nın dağdaki silahlı gruplarına dahil olsun, anaların bu duruma sessiz kalması beklenemez.

Yitip giden yaşamların on binlerle ifade edildiği bir sorunun mağdurlarından söz ediyoruz.  

Mağdurlara ayrımcılık kimseye yarar getirmez!

İktidarın bu annelere gösterdiği ilgi ve empatiyi Cumartesi Anneleri, Barış Anneleri ve KHK Mağdurlarının Anneleri gibi iktidara mesafeli gruplara göstermediğine işaret edilip, çifte standart eleştirisi yapılıyor.

AK Parti, iktidarının ilk yıllarında farklı bir yaklaşım sergiliyor, devletin mağdur ettiği yurttaşların yakınlarına daha eşitlikçi, demokratik ve hukuka uygun davranıyor, onları anlamaya çalışıyordu. Ama köprünün altından çok sular aktı.

Bugün muhalif görünen ve meselâ HDP’ye yakın olan annelerin bir yerlerde toplanarak taleplerini dile getirmesine asla izin verilmiyor. OHAL döneminde KHK’larla işinden olanların yakınları polisin çok sert tavırlarına muhatap oluyor. Bu davranışın siyasal kutuplaşmayı artırdığı ve toplumsal iklimi daha da bozduğu ortada.

Büyük ve karmaşık bir sorunla yüz yüzeyiz

İşin gerçeğine gelince... Annelerin isteği son derece sade olmasına karşın (çocuklarına sağ salim kavuşmayı ya da öldülerse mezarlarının belli olmasını istiyorlar), bu durumu yaratan Kürt sorunu geldiği nokta itibariyle daha da karmaşıklaşmış durumda.

Hatırlayalım; AK Parti iktidarı 2015 itibariyle Kürt sorununu demokrasi bağlamında çözülebilecek bir sorun olarak görmekten vazgeçip, terörle mücadele konusu olarak görmeye, meseleyi askeri ve polisiye tedbirlerle bastırmaya yöneldi.

PKK ise, 2013’te başlayan Barış ve Çözüm Süreci’ni silahlarını susturup güçlerini sınır dışına çekerek destekledi. Ama Suriye iç savaşının gelişen seyrinde, Kuzey Suriye’de ABD’nin desteklediği PYD için özerk bir yapılanma fırsatı doğduğunu düşünerek tavrını değiştirdi ve süreçten hızla uzaklaştı. AK Parti iktidarının süreci sonlandırma adımlarına paralel ve eş zamanlı olarak tekrar silâha yöneldi.

Bu durum çözüme inancı zayıflattı ve derin hayal kırıklığı yarattı.

Büyük güçler işin içinde

Kürtler sadece Türkiye’de yaşamıyor. Dört ülkeye dağılmış durumdalar. PKK baştan beri bölgenin bu gerçekliğini gözeten bir strateji izliyor; politikalarını ve ittifaklarını bu temelde şekillendiriyor.

Özellikle Körfez Savaşı’ndan beri bölge büyük güçlerin rekabet alanı oldu. Arap Baharı sonrasında Suriye’ye ilgi yükseldi ve vekâlet savaşlarının arenası haline geldi.

Rusya, İran ve Suriye hâkimiyetini batıda, ABD ve YPG/SDG ise etkisini doğuda gösteriyor.

Türkiye bu hassas denge içinde bir yandan kendini mülteci sorunundan kurtarmaya, diğer yandan Kuzey Suriye’de sınırda kendine tehdit olarak gördüğü PYD/YPG’nin oluşturduğu yarı-özerk kantonal yapılanmanın yasallık kazanması ve kalıcı olmasını engellemeye çalışıyor.

Dolayısıyla, Türkiye’nin kendi Kürt yurttaşlarıyla ilgili demokrasi ve anayasal hak sorunları bütün bu güçlerin politik hesaplarından ve uyguladıkları politikaların sonuçlarından derin bir şekilde etkileniyor.

Kolay değil!

Anneler yerden göğe kadar haklılar ama kısa vâdede umdukları sonucu elde etmelerinin maalesef kolay olmayacağı görülüyor. Tabloya biraz daha yakından baktığımızda ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır.

Suriye’nin iki bölgesine Türk askeri gireli hayli zaman oldu. Türkiye şimdilerde de YPG/SDG’nin yarı-özerk bir sistem kurduğu “Fırat’ın doğusu”na girmekte ısrar ediyor.  YPG/SDG’yi bölgeden uzaklaştırarak mültecilerden bir milyonunu oraya iskân edeceğini açıkça söylüyor. Ama aynı zamanda, böyle bir operasyona yol vermek niyetinde olmayan ABD ile bir süredir (ne olduğu pek anlaşılamayan) “Güvenli Bölge” egzersizleri yapıyor.

Öte yandan, Rusya’nın söz sahibi olduğu İdlib bölgesinde işler pek de yolunda gitmiyor. Rejimin ilerleme niyetinden dolayı yeni bir kitlesel mülteci akını ihtimal dahilinde.  Anayasa komisyonunun kimlerden oluşacağı netleşmiş olmasına karşın, Suriye Kürtlerine bu anayasada nasıl bir statü tanınacağı belirsizliğini koruyor.

Bütün bunlar olurken Türkiye, bir yandan da Kuzey Irak’taki PKK kamplarına ve Kandil’e hava destekli ve numaralandırılmış askeri operasyonlara yapıyor. Doğu ve güneydoğudaki bazı şehir ve kasabaların kırsalında, PKK’nın kış üslenmesini önlemek amacıyla jandarma komandoları, polis özel harekât timleri ve korucuların katılımıyla büyük çaplı iç harekâtlar düzenliyor.

Dikkat çeken gelişmelerden biri de AK Parti iktidarının HDP’nin üç büyükşehir belediye başkanının yerine kayyım ataması. Bununla sınırlı kalmayıp, söz konusu partinin eş genel başkanları ve yöneticileri hakkında yaygın hukuk dışı soruşturma, karar ve uygulamaların devreye sokulduğu da görülüyor.

Bu partiyi hareket edemez hale getirme, mümkünse kapatma yoluna gitme havası açıkça görülüyor. Yumuşak karnı Kürt sorunu olan Millet İttifakı’nı bu noktadan dağıtma niyeti seziliyor.

İmkânları zorlamak

Bu kargaşa ve gürültüde anaların çığlığını duyan olur mu? Bugünden yarına çocuklarına kavuşabilirler mi?  Duruma bakınca olumlu yanıt vermek kolay değil.

Bu şartlara rağmen, tökezleyen sürecin dersleri ışığında yeniden bir barış süreci başlatılması için alttan alta süren çabalar olduğunu duyuyoruz.

PKK’nın katı tavrına rağmen, HDP’nin Diyarbakır Anneleri’ne ılımlı yaklaşımı ve sorunun çözümü için hem parlamento düzleminde, hem de sivil girişimlerde bulunulmasını önermesi, ortak çalışma teklifi yapması dikkat çekiyor.

CHP’nin ‘Suriye Konferansı’  bir başka imkân zemini yaratabilir.

Bir hatırlatmayla bitireyim; bir zamanlar PKK için dağa çıkıp silah kuşananların anneleriyle şehit anneleri el ele toplumun önüne çıkıp silahların susmasını istemiş ve barış çağrısı yapmışlardı.

Belki de bugün “Bütün anneler birleşin” demenin tam zamanıdır.

Facebook Yorumları

reklam
14.10.2019
Yargı ve adalet krizi
3.10.2019
Bütün anneler birleşin!
10.09.2019
Reşat Çalışlar'dan sosyal medya ve Gariplikler (*)
6.09.2019
İstanbul Belediyesi meğer kimleri finanse etmiş!
26.08.2019
Yine mi kayyım!
13.08.2019
Kaz Dağları’nda itiraz ve isyan!
5.08.2019
HDP’nin Diyarbakır mitinginin düşündürdükleri
24.07.2019
Hedefteki adalet!
11.07.2019
Başkanlık tartışmasının ardında dış güçler mi var?
29.06.2019
AK Parti’nin metamorfozu ve 23 Haziran seçimi
27.05.2019
Türkiye Gemisi
17.05.2019
#sanatçıyadokunma!
10.05.2019
İktidar, YSK kararı ve muhalefet
3.05.2019
Ortada kalan ittifak
30.04.2019
23 Nisan ve linç girişimi
21.4.2019
HDP seçimlerde ne yaptı?
14.4.2019
AK Parti ülkeyi nereye sürüklediğinin farkında mı?
6.4.2019
Adresini arayan uyarı!
3.4.2019
Sıradaki kriz: S-400’ler
22.3.2019
Başkası Adına Konuşmanın Haysiyetsizliği (*)
9.3.2019
Zorlamayalım, “beka” seçimlere sığmaz!
5.3.2019
CHP manifestosu neler vaat ediyor?
19.2.2019
AK Parti manifestoda ne diyor, ne demiyor?
10.2.2019
Seçilmişlerin meşruiyeti ve Venezuela
29.1.2019
Trump’ın açtığı kapıdan giren mevzular
11.1.2019
Parti kapattırma sevdası
3.1.2019
“Alışamadık”
21.12.2018
Böyle gider mi?
14.12.2018
Oslo toplantısı AK Parti’nin oyunu mu?
30.11.2018
Seçimler ve iktidar koalisyonunun menüsü
27.11.2018
Osman Kavala’dan gizli örgüt lideri çıkmaz!
8.11.2018
Cumhur İttifakı çöker mi?
18.9.2018
Tekrar AB yoluna giriyor muyuz?
30.8.2018
Biraz vicdan…biraz adalet…hepsi bu!
23.8.2018
Kanal (3) Risk bombası!
17.8.2018
Kanal (2) Türkiye, ücretli geçişe zorlayabilir mi?
8.8.2018
Kanal İstanbul hakiki bir ihtiyaç mı?
29.7.2018
N’olacak bu CHP’nin hali!
21.7.2018
Gitti OHAL, geldi “bu hal”!
6.7.2018
Seçimler ve başkanlık sistemi
7.6.2018
Aldatılmalara doyamıyoruz!
1.6.2018
Ahmet Maranki vakası
24.5.2018
HDP’nin konumu ve Millet İttifakı
28.4.2018
CHP’nin hamlesi
16.4.2018
“Siyasi ayak” Erdoğan iddiası...
26.3.2018
Boykot muhalefete yaramaz!
22.3.2018
Ötesini görmek
5.3.2018
İttifak yasasını anlama rehberi/ Sandık devletin “güvenli” kolları arasında
23.2.2018
HDP’de yeni dönem
12.2.2018
Olaylar, partiler ve yaklaşan seçimler
29.1.2018
Canan Kaftancıoğlu
3.1.2018
Ne zulüm ne merhamet; yalnızca adalet!
22.12.2017
Trump, ne yaptın sen!..
12.12.2017
Yeni Suudi veliaht (3) ABD bu işin neresinde?
24.11.2017
Yeni Suudi veliaht ne yapmak istiyor? (1)
3.11.2017
Gezi olayları ve Kavala hakkında bir tanıklık
27.10.2017
HDP’den özeleştirel çıkışlar
16.10.2017
AK Parti geç mi kaldı?
2.10.2017
Sosyalistler Kürt referandumuna nasıl baktı?
27.9.2017
Hamas: Meşruiyet arayışında bir adım daha
18.9.2017
Siyasal nebbaşlara geçit vermeyelim!
11.9.2017
Referanduma itirazlar ve PKK’nın tavrı
31.8.2017
Bülent Uluer’i uğurlarken
14.8.2017
Şu halimize bakın!
8.8.2017
Diyanetin FETÖ raporu: Niçin geç kaldım!
1.8.2017
Cumhuriyet gazetesi dâvâsı ve metal yorgunluğu
25.7.2017
Meclis’teki içtüzük bombası
18.7.2017
Kaçan fırsat
14.7.2017
Bazen bir yürüyüş, bir yürüyüşten fazlası olabilir
22.6.2017
Muhalefetinizi nasıl istersiniz?
17.6.2017
Dindarlar ve laikler arasındaki ilişkiler
11.6.2017
“Yan yana ve birarada olanlar”ın çağrısı
1.6.2017
İki kongre
26.5.2017
Hamas’ın meşruiyet arayışı
23.5.2017
CHP’de neler oluyor?
30.4.2017
Bu sonuçlar huzur verir mi?
10.4.2017
Son hafta için özet ve birkaç soru
29.3.2017
Referanduma giderken “Hak ve Adalet”
18.3.2017
Sorunları uhulet ve suhuletle çözmek
12.3.2017
Kılıçdaroğlu’nun “gafı” ve Alaattin’in Lambası
6.3.2017
28 Şubat’ın 20. yılında mağduriyet ve muktedirlik
26.2.2017
“Gırgır” dergisi kapanırken
19.2.2017
“Evet” nasıl anlatılıyor?
12.2.2017
Alt tarafı hükümet sistemi, deyip geçmeyelim (2)
5.2.2017
Alt tarafı hükümet sistemi, deyip geçmeyelim!
29.1.2017
Müfredat değişikliğine Atatürk’ten başlamak
17.1.2017
Tunus başardı; ya Türkiye?
11.1.2017
Reina katliamı ve hayat tarzı tartışmaları
3.1.2017
Umutlandıran üç olay
28.12.2016
Kaos günlerinde referandum
22.12.2016
Ne günlerden geçiyoruz!
3.12.2016
AB’nin yolu kendisinden önemli
22.11.2016
Başkanlık sistemi ve düello
15.11.2016
CHP bildirisi ve iki cephe
7.11.2016
Kışanak ve Anlı’yı hapsetmekle ne kazanılacak? (2)
2.11.2016
Kışanak ve Anlı’yı hapsetmekle ne kazanılacak (1)
24.10.2016
Bahçeli bunu hep yapıyor
17.10.2016
CHP sempozyumu ve Ankara katliamı
9.10.2016
JİTEM’ci albay ve Cumartesi Anneleri
2.10.2016
Atışma değil tartışma ve reformun tam zamanı
25.9.2016
Tartışma ihtiyacı
18.9.2016
Hatâlı uygulamalar havayı iyice bozuyo
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive