Atilla Aytemur

Serbestiyet



Bookmark and Share

Zorlamayalım, “beka” seçimlere sığmaz!


9.3.2019 - Bu Yazı 236 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Türkiye’nin bir “beka sorunu” var mı, yok mu? Toplum olarak bu sorunun cevabında anlaşamıyoruz.

AK Parti iktidarı ve Cumhur İttifakı’ndaki ortağı MHP, son dönemde yaşadığımız bazı iç olaylar ve özellikle güney sınırlarımızdaki gelişmelerden hareketle, ülkenin bekasının ciddi tehdit altında olduğunu iddia ediyor.

Muhalefet ise Türkiye’nin varlığının iktidarın ileri sürdüğü gibi bir tehdit altında olmadığını; yaşanan kimi zorlukların nedeninin izlenen politikalar olduğunu; “beka sorunu” diyerek Cumhur İttifakı’nın hedef saptırdığını ve bu yolla kendi geleceklerini kurtarmaya çalıştıklarını söylüyor.

Belediye seçimlerine giren düşmanlar mı var?

Mahalli seçimlerin yapılmasına şunun şurasında 20-25 gün kalmış olmasına karşın, iktidar koalisyonu “nasıl bir yerel yönetim modeline ihtiyacımız var” sorusunu tartışmak yerine, bilinçli bir tercihle propagandasını “beka sorunu” etrafında yürtmekte ısrar ediyor.

Üstelik bekadan ne anladıklarını ve mahalli seçimlerle bağını nasıl kurduklarını da açıklamış değiller.

Beka konusunu mahalli seçimlerin içine yerleştirmek ve iktidarın bazı belediye yönetimlerini kaybetmesini ülkenin varlık-yokluk sorunu gibi sunmak seçmenin oyunu çekmek için geçerli bir yol mu, çok şüpheli. Olur olmaz her demokrasi ve ekonomi kavgasını Türkiye’nin bağımsızlığına ve geleceğine bağlamak bir politik tercih olabilir, ama siyaseten doğruluğu ve ikna ediciliği hayli tartışmalıdır.

Bazı belediyelerin yönetimlerinin, üyeleri bu ülkenin vergi veren ve askerlik yapan vatandaşları olan başka partilere geçmesinin, ülkenin varlığını ve bağımsızlığını tehlike altına sokacağını öne sürmek, her yönüyle sorunlu bir yaklaşımdır.

MHP Genel Başkanı Bahçeli de beka konusunda dur durak bilmiyor. Mahalli seçimlerin “beka sorunuyla” ne gibi bir alakası olduğunu soranlara “niyetleri bozuk olduğu gibi, milli mensubiyetleri de sorunludur” diyerek hakaret etmekte sakınca görmüyor.

Beka kavramından hareketle ülkenin geleceği hakkında endişe, korku, şüphe ve belirsizlik yaratarak ve muğlak düşmanlara işaret ederek seçmenden oy istemeyi, AK Parti’nin on yedi yıllık iktidarı boyunca attığı en sorunlu adımlardan biri olarak görüyorum.

İttifak yapmak herkes için haktır

Yeni başkanlık rejiminin bir sonucu olarak seçimlere ittifaklarla gidilmesi bütün siyasi partiler için bir zaruret haline geldi ve ilk kurulan Cumhur İttifakı oldu. Hal böyleyken, hem AK Parti yönetimi, hem de MHP yönetimi muhalefet partilerinin Millet İttifakı etrafında toplanmasını, sanki yasalara aykırı bir iş yapılıyormuş gibi çok ağır ithamlar ve suçlamalarla karşıladılar.

HDP’nin, resmen dışında olsa bile, fiilen Millet İttifakı’nı destekleyen bir politika izlemesinden hareketle, bu ittifakı “terör örgütüyle kol kola yürümek”le, “Kandil’den talimat almak”la ve “hainlerle işbirliği yapmak”la suçladılar.

Halbuki HDP, halen parlamentoda grubu bulunan, yasal siyaset yapan bir parti ve hakkında yetkili yargı organlarınca verilmiş bir kapatma kararı yok. Altı milyon seçmenin oyunu alan bir partinin Millet İttifakı’nı dolaylı olarak destekliyor olmasından hareketle yapılan suçlamaların, ne “beka sorunu” tartışmasında, ne de seçim rekabetinde haklı bir tarafı var.

Hele “Kürdistan” kavramını kullanmalarından ötürü “defolup Kürdistan’a gitsinler” diyerek HDP’lileri kovmaya çalışmak, ne anayasayla, ne vatandaşlık hukukuyla ne de siyasi etikle bağdaşıyor. Üstelik Kürt seçmenin böyle bir yaklaşımı olumlu karşılamayacağını görmek için falcı olmaya da gerek yok.

Zorunlu ve tatsız hatırlatmalar

Konunun bir başka boyutuna, yakın tarihimizdeki kullanımına da dikkatinizi çekmek isterim.

Olağan demokratik sürece ve seçimle gelmiş sivil iktidarlara müdahale eden (veya müdahaleye teşebbüs eden) bütün darbeci vesayet güçlerinin ilk yaptığı, zamana göre radyolarda ya da televizyon kanallarında ülkenin bekasının tehdit altında olduğunu iddia eden bildiriler okutmak olurdu.

27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997, 27 Nisan 2007 ve 15 Temmuz 2016’ daki darbe ve müdahale girişimlerinde, hep bu gerekçeye sığınıldı.

Ama gerçeklerin bu iddiayla ilgisinin olmadığı, “beka” kaygısını seçimle gelmiş meşru iktidarı devirmede ve kendi iktidarlarına meşruiyet kazandırmada bir araç olarak kullandıkları kısa zamanda açığa çıktı.

Eğer anlamlı bir örnek aranırsa…

Şüphesiz ülkelerin tarihinde beka sorununun yaşandığı dönemler olabilir. Dünya savaşları, iç savaş, işgal ve istilalar, olağanüstü doğal âfetler ve büyük salgınlar, istisnai olarak ülkeleri böyle durumların eşiğine getirebilir.

Osmanlıdan Cumhuriyete böyle kritik dönemlerin yaşandığını biliyoruz.

Hakiki bir beka sorunu aranacak olursa, üzerinde mutabakat sağlanabilecek belki biricik örnek olarak, Osmanlı İmparatorluğu’nun dağıldığı ve topraklarının dönemin büyük emperyalist güçleri tarafından paylaşılmak istendiği Birinci Dünya Savaşı ve onu takip eden Millî Mücadele yıllarını gösterebiliriz.  

Cumhuriyeti kuran kadro, içinden yirmi yedi devlet çıkan imparatorluğun yıkıntıları üzerinde yeni bir gelecek ararken, yaşadıkları durumu “beka sorunu” olarak değerlendiriyorlardı. Tarih haksız olmadıklarını gösterdi.

Facebook Yorumları

reklam
17.05.2019
#sanatçıyadokunma!
10.05.2019
İktidar, YSK kararı ve muhalefet
3.05.2019
Ortada kalan ittifak
30.04.2019
23 Nisan ve linç girişimi
21.4.2019
HDP seçimlerde ne yaptı?
14.4.2019
AK Parti ülkeyi nereye sürüklediğinin farkında mı?
6.4.2019
Adresini arayan uyarı!
3.4.2019
Sıradaki kriz: S-400’ler
22.3.2019
Başkası Adına Konuşmanın Haysiyetsizliği (*)
9.3.2019
Zorlamayalım, “beka” seçimlere sığmaz!
5.3.2019
CHP manifestosu neler vaat ediyor?
19.2.2019
AK Parti manifestoda ne diyor, ne demiyor?
10.2.2019
Seçilmişlerin meşruiyeti ve Venezuela
29.1.2019
Trump’ın açtığı kapıdan giren mevzular
11.1.2019
Parti kapattırma sevdası
3.1.2019
“Alışamadık”
21.12.2018
Böyle gider mi?
14.12.2018
Oslo toplantısı AK Parti’nin oyunu mu?
30.11.2018
Seçimler ve iktidar koalisyonunun menüsü
27.11.2018
Osman Kavala’dan gizli örgüt lideri çıkmaz!
8.11.2018
Cumhur İttifakı çöker mi?
18.9.2018
Tekrar AB yoluna giriyor muyuz?
30.8.2018
Biraz vicdan…biraz adalet…hepsi bu!
23.8.2018
Kanal (3) Risk bombası!
17.8.2018
Kanal (2) Türkiye, ücretli geçişe zorlayabilir mi?
8.8.2018
Kanal İstanbul hakiki bir ihtiyaç mı?
29.7.2018
N’olacak bu CHP’nin hali!
21.7.2018
Gitti OHAL, geldi “bu hal”!
6.7.2018
Seçimler ve başkanlık sistemi
7.6.2018
Aldatılmalara doyamıyoruz!
1.6.2018
Ahmet Maranki vakası
24.5.2018
HDP’nin konumu ve Millet İttifakı
28.4.2018
CHP’nin hamlesi
16.4.2018
“Siyasi ayak” Erdoğan iddiası...
26.3.2018
Boykot muhalefete yaramaz!
22.3.2018
Ötesini görmek
5.3.2018
İttifak yasasını anlama rehberi/ Sandık devletin “güvenli” kolları arasında
23.2.2018
HDP’de yeni dönem
12.2.2018
Olaylar, partiler ve yaklaşan seçimler
29.1.2018
Canan Kaftancıoğlu
3.1.2018
Ne zulüm ne merhamet; yalnızca adalet!
22.12.2017
Trump, ne yaptın sen!..
12.12.2017
Yeni Suudi veliaht (3) ABD bu işin neresinde?
24.11.2017
Yeni Suudi veliaht ne yapmak istiyor? (1)
3.11.2017
Gezi olayları ve Kavala hakkında bir tanıklık
27.10.2017
HDP’den özeleştirel çıkışlar
16.10.2017
AK Parti geç mi kaldı?
2.10.2017
Sosyalistler Kürt referandumuna nasıl baktı?
27.9.2017
Hamas: Meşruiyet arayışında bir adım daha
18.9.2017
Siyasal nebbaşlara geçit vermeyelim!
11.9.2017
Referanduma itirazlar ve PKK’nın tavrı
31.8.2017
Bülent Uluer’i uğurlarken
14.8.2017
Şu halimize bakın!
8.8.2017
Diyanetin FETÖ raporu: Niçin geç kaldım!
1.8.2017
Cumhuriyet gazetesi dâvâsı ve metal yorgunluğu
25.7.2017
Meclis’teki içtüzük bombası
18.7.2017
Kaçan fırsat
14.7.2017
Bazen bir yürüyüş, bir yürüyüşten fazlası olabilir
22.6.2017
Muhalefetinizi nasıl istersiniz?
17.6.2017
Dindarlar ve laikler arasındaki ilişkiler
11.6.2017
“Yan yana ve birarada olanlar”ın çağrısı
1.6.2017
İki kongre
26.5.2017
Hamas’ın meşruiyet arayışı
23.5.2017
CHP’de neler oluyor?
30.4.2017
Bu sonuçlar huzur verir mi?
10.4.2017
Son hafta için özet ve birkaç soru
29.3.2017
Referanduma giderken “Hak ve Adalet”
18.3.2017
Sorunları uhulet ve suhuletle çözmek
12.3.2017
Kılıçdaroğlu’nun “gafı” ve Alaattin’in Lambası
6.3.2017
28 Şubat’ın 20. yılında mağduriyet ve muktedirlik
26.2.2017
“Gırgır” dergisi kapanırken
19.2.2017
“Evet” nasıl anlatılıyor?
12.2.2017
Alt tarafı hükümet sistemi, deyip geçmeyelim (2)
5.2.2017
Alt tarafı hükümet sistemi, deyip geçmeyelim!
29.1.2017
Müfredat değişikliğine Atatürk’ten başlamak
17.1.2017
Tunus başardı; ya Türkiye?
11.1.2017
Reina katliamı ve hayat tarzı tartışmaları
3.1.2017
Umutlandıran üç olay
28.12.2016
Kaos günlerinde referandum
22.12.2016
Ne günlerden geçiyoruz!
3.12.2016
AB’nin yolu kendisinden önemli
22.11.2016
Başkanlık sistemi ve düello
15.11.2016
CHP bildirisi ve iki cephe
7.11.2016
Kışanak ve Anlı’yı hapsetmekle ne kazanılacak? (2)
2.11.2016
Kışanak ve Anlı’yı hapsetmekle ne kazanılacak (1)
24.10.2016
Bahçeli bunu hep yapıyor
17.10.2016
CHP sempozyumu ve Ankara katliamı
9.10.2016
JİTEM’ci albay ve Cumartesi Anneleri
2.10.2016
Atışma değil tartışma ve reformun tam zamanı
25.9.2016
Tartışma ihtiyacı
18.9.2016
Hatâlı uygulamalar havayı iyice bozuyo
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Düzce Satılık ve Kiralık Emlaklar Emlak8.net