Atilla Aytemur

Serbestiyet



Bookmark and Share

Parti kapattırma sevdası


11.1.2019 - Bu Yazı 437 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Partiler anayasal demokratik düzenin vazgeçilmez unsurlarıdır... denir ama, ülkemiz kapatılan siyasi partiler mezarlığı durumundadır.

Ancak siyaset yine de kendi yolunda yürümeyi sürdürür. Kapatılan partilerin yerini, aynı çizgide yenileri alır.

Bu kısır döngü, demokrasimizi örseleyerek devam eder gider.

Olağan dönemlerde savcılar, Anayasanın yasaklarla ilgili hükümlerinden biri ya da birkaçını ileri sürüp dâvâ açardı. Anayasa Mahkemesi de dosya üzerinden görüşerek partileri kapatırdı.

Her parti bir gün kapatılmayı yaşardı

Ömrümüz askeri darbe ve muhtıralarla geçti. Böyle dönemlerde aşağı yukarı bütün partiler aynı akıbete uğradı. Sıkıyönetim komutanlıkları partilerin faaliyetini durdurdu; sıkıyönetim mahkemeleri de işlemi tamamlayarak partileri kapattı.

Daha sonra devreye Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) girdi; böylece parti kapatmalar aralıksız sürdü.

Mesele parti kapatmakla da bitmedi. Genel başkanlar, merkez yöneticileri, kurucular, il ve ilçe yöneticileri ve hattâ rastgele üyeler yıllar boyu cezaevlerinde kaldı.

Her ideolojik ve siyasal gelenek bundan payını aldı dediysek de, topun ağzında olanlar daima ve ağırlıkla sol, sosyalist, inanç ve etnik temelli partiler oldu.

Şaşırtan olay

Devletin partileri kapatması, son yıllarda yapılan yasa ve Anayasa değişiklikleriyle eskisine nazaran epeyce zorlaştırılmışken, şimdiye kadar olmayan bir şey gerçekleşti: Bir siyasi parti başka bir siyasi partiyi kapattırmak için Yargıtaya baş vurdu.

Kapattırmak için uğraşan ne iktidar, ne de ana muhalefet partisi. Kayda değer bir seçmen desteği olmayan, küçük bir fraksiyon partisi bu işe kafayı takmış durumda.

Önceki yıllarda kendi siyasal geleneğinin partileri de kapatılmış olan bu örgüt, gözüne kestirdiği diğer partiyi kapattırmak için daha önce ardarda tam üç kez Cumhuriyet Savcılığı’na başvurdu.   

Kapatılması talep edilen parti, zaten bugüne kadar kurmuş oldukları partilerin hemen hepsi muhtelif gerekçelerle kapatılan; başkan, yönetici ve üyeleri ağır cezalara çarptırılan, gün yüzü görmeyen bir siyasal geleneğin partisi: Altı milyonu aşan oyuyla ve TBMM’deki 60’a yakın milletvekiliyle Türkiye’nin üçüncü büyük partisinden, Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) söz ediyorum; diğer bir ifadeyle, adı,  ülkenin en ağır sorunuyla birlikte anılan partiden...

HDP’yi kapattırmak için uğraşan Vatan Partisi’nin (VP) dayandığı siyasal gelenek, geride kalan yıllarda kendi partilerinin de kapatıldığını unutmuş görünüyor. Halbuki bu fraksiyonun Türkiye İşçi Köylü Partisi (TİKP) ve Sosyalist Parti (SP) isimli iki eski partisi de bildik gerekçelerle devlet tarafından kapatılmış, yöneticileri yıllarca ceza çekmişti. Yani devlet onlara da pek ayrıcalıklı davranmamıştı.

Bu geleneğin kurduğu partiler sektirmeden bütün seçimlere giriyor ama pek mühim bir oy da alamıyor. Son partileri VP dahil, aldıkları oy hiçbir seçimde yüzde 0.5’i geçemedi.  Parlamentoda temsilcileri de yok. Buna rağmen ülkenin büyük partilerinden birinin kapatılması için olanca enerjileriyle uğraşıyorlar.

HDP’ye faul hesabı ve siyasal etik

31 Mart 2019 yerel seçimlerine giderken VP, “devletin bağımsızlığına, ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğüne aykırı faaliyetlerin odağı haline geldiği' iddiasıyla HDP’nin kapatılmasını istiyor.

Anlıyoruz ki VP, HDP’nin genel başkanları ve milletvekillerinin tutuklanıp mahkûm olmasını, belediyelerine kayyım atanmasını, sayısız yönetici ve üyesinin tutuklanmasını ve bu partinin siyaseten yok farz edilmesini dahi yeterli bulmuyor. Bölge halkının desteğinin halen sürdüğünü düşünerek seçim sonuçlarından derin endişe duyuyor. Bu yüzden illâ kapısına kilit vurulmasını istiyor. Ona gönül veren Kürt seçmenleri, partilerin demokrasilerdeki vazgeçilmez yerini, çoğulculuğu, tarihten devraldığımız toplumsal mozaiği... hiç mi hiç umursamıyor.

Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) döneminde çıkarılan bir kanunla, partiler bariz terör odağı haline gelmedikçe kapatılamıyor. Yalnızca ilgili eylemden sorumlu yöneticilerin ceza alması öngörülüyor.

VP gibi bir partinin HDP’yi eleştirmesinde, demokratik siyasetin olağan ölçüleri bakımından bir sorun yok. Her parti kendi görüş zaviyesinden diğerlerini eleştirebilir ve onlarla rekabete girebilir.

Ama büyük bir seçmen topluluğunun partisini özel bir gayretle kapattırıp seçime öyle gitmeye çalışmak, olağan demokratik ahlâkın kaldıracağı şey değil. Bir partinin ortaya çıkıp, seçime, 6 milyon oy alan başka bir partinin kapatılarak gidilmesini istemesi, talep sahibi ve üstelik solcu olduğunu iddia eden siyasi parti için üzüntü verici bir durum.

Yakın tarih neler söylüyor?

Yazımı, partiler arası mücadele ve rekabette siyasal zarafet örneği sayılabilecek, 1990’larda yaşanmış bir olayı anlatarak noktalamak istiyorum.

Ülkemiz o sırada büyük acılar yaşıyordu. PKK’nın silâhlı eylem ve baskınları, devlet kaynaklı “faili meçhul”ler, köy ve kent yakma ve yıkmalar herkesi derin endişelere sevk ediyordu. Gazetecilerin vurulduğu, işadamlarının öldürülüp cesetlerinin oraya buraya atıldığı, ölüm listelerinin havalarda uçuştuğu karanlık yıllardı.

Ülkenin ilk yasal komünist partisi olan Türkiye Birleşik Komünist Partisi (TBKP), programında yer alan bir madde nedeniyle Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmıştı. Kapatmaya gerekçe olarak gösterilen madde şöyleydi: ”Kürt sorunu ancak bir süreç içinde çözülebilir. Bugün öncelikle Kürtler üzerindeki politik ve askeri baskıya son verilmeli, Kürt yurttaşların can güvenliği sağlanmalı, olağanüstü hal durumuna son verilmeli, korucu sistemi dağıtılmalı, Kürt dili ve kültürü üzerindeki yasaklar kalkmalı, sorun özgürce tartışılabilmelidir. Anayasada Kürtlerin varlığı tanınmalıdır.”

VP’nin o zamanki öncülü SP’yi kapatmak için de dâvâ açılmıştı. Parti programının Kürt sorununun çözümüyle ilgili “Demokratik Federal Emekçi Cumhuriyeti” başlıklı bölümünde,  ”Kürt Milleti, kendi kaderini tayin hakkına kayıtsız şartsız sahiptir. Eğer isterse ayrı devlet kurabilir. Emekçilerin çıkarı, demokratik bir halk devrimiyle tam hak eşitliği ve özgürlük temelinde, gönüllü birliği gerçekleştirmededir. Ayrılma hakkı, gönüllü birliğin her zaman vazgeçilmez koşuludur”  dendiği için kapatılmak isteniyordu.

Kürt yurttaşların ilk partisi olan Halkın Emek Partisi’nin de (HEP)  kapatılması için dâvâ açılması yönünde cumhuriyet savcılıklarında hummalı bir çalışma başlatıldığı yönünde haberler duyuluyordu.

Parti var... parti var!

Bunun üzerine, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin ünlü hocası ve eski TİP milletvekili merhum  Prof. Dr. Sadun Aren’in genel başkanlığını yaptığı Sosyalist Birlik Partisi’nin (SBP) İstanbul İl Örgütü, 10 Mart 1992’de bir karar alarak “Henüz vakit varken barışa bir şans” sloganıyla bir kampanya başlattı.

Aren’in liderliğindeki SBP, TBKP ve SP’nin program ve görüşlerini benimsemese bile, kapatılma girişimlerine karşı çıktı. Onların, düşüncelerini ifade etme hak ve özgürlüklerini savundu.

Devletin bu partileri kapatma tavrına karşı çıkmak adına SBP İstanbul İl Başkanlığı, bu iki partinin kapatılmaya gerekçe gösterilen program bölümlerini olduğu gibi kendi karar defterine aktardı.

Aldığı bu kararı, yönetici ve üyelerinin imzasıyla Anayasa Mahkemesi, Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı, TBMM Başkanlığı ve Cumhuriyet Başsavcılığı ile Mecliste bulunan siyasi partilerin genel başkanlarına  gönderdi.

SBP, partilerin kapatılmasına karşı çıkıp, “düşünce özgürlüğünün gereğini yerine getirmek bir suçsa, o zaman bizi de yargılayın” dedi. 

Evet, partiler demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Ama hakikaten parti var… parti var!   

Facebook Yorumları

reklam
27.05.2019
Türkiye Gemisi
17.05.2019
#sanatçıyadokunma!
10.05.2019
İktidar, YSK kararı ve muhalefet
3.05.2019
Ortada kalan ittifak
30.04.2019
23 Nisan ve linç girişimi
21.4.2019
HDP seçimlerde ne yaptı?
14.4.2019
AK Parti ülkeyi nereye sürüklediğinin farkında mı?
6.4.2019
Adresini arayan uyarı!
3.4.2019
Sıradaki kriz: S-400’ler
22.3.2019
Başkası Adına Konuşmanın Haysiyetsizliği (*)
9.3.2019
Zorlamayalım, “beka” seçimlere sığmaz!
5.3.2019
CHP manifestosu neler vaat ediyor?
19.2.2019
AK Parti manifestoda ne diyor, ne demiyor?
10.2.2019
Seçilmişlerin meşruiyeti ve Venezuela
29.1.2019
Trump’ın açtığı kapıdan giren mevzular
11.1.2019
Parti kapattırma sevdası
3.1.2019
“Alışamadık”
21.12.2018
Böyle gider mi?
14.12.2018
Oslo toplantısı AK Parti’nin oyunu mu?
30.11.2018
Seçimler ve iktidar koalisyonunun menüsü
27.11.2018
Osman Kavala’dan gizli örgüt lideri çıkmaz!
8.11.2018
Cumhur İttifakı çöker mi?
18.9.2018
Tekrar AB yoluna giriyor muyuz?
30.8.2018
Biraz vicdan…biraz adalet…hepsi bu!
23.8.2018
Kanal (3) Risk bombası!
17.8.2018
Kanal (2) Türkiye, ücretli geçişe zorlayabilir mi?
8.8.2018
Kanal İstanbul hakiki bir ihtiyaç mı?
29.7.2018
N’olacak bu CHP’nin hali!
21.7.2018
Gitti OHAL, geldi “bu hal”!
6.7.2018
Seçimler ve başkanlık sistemi
7.6.2018
Aldatılmalara doyamıyoruz!
1.6.2018
Ahmet Maranki vakası
24.5.2018
HDP’nin konumu ve Millet İttifakı
28.4.2018
CHP’nin hamlesi
16.4.2018
“Siyasi ayak” Erdoğan iddiası...
26.3.2018
Boykot muhalefete yaramaz!
22.3.2018
Ötesini görmek
5.3.2018
İttifak yasasını anlama rehberi/ Sandık devletin “güvenli” kolları arasında
23.2.2018
HDP’de yeni dönem
12.2.2018
Olaylar, partiler ve yaklaşan seçimler
29.1.2018
Canan Kaftancıoğlu
3.1.2018
Ne zulüm ne merhamet; yalnızca adalet!
22.12.2017
Trump, ne yaptın sen!..
12.12.2017
Yeni Suudi veliaht (3) ABD bu işin neresinde?
24.11.2017
Yeni Suudi veliaht ne yapmak istiyor? (1)
3.11.2017
Gezi olayları ve Kavala hakkında bir tanıklık
27.10.2017
HDP’den özeleştirel çıkışlar
16.10.2017
AK Parti geç mi kaldı?
2.10.2017
Sosyalistler Kürt referandumuna nasıl baktı?
27.9.2017
Hamas: Meşruiyet arayışında bir adım daha
18.9.2017
Siyasal nebbaşlara geçit vermeyelim!
11.9.2017
Referanduma itirazlar ve PKK’nın tavrı
31.8.2017
Bülent Uluer’i uğurlarken
14.8.2017
Şu halimize bakın!
8.8.2017
Diyanetin FETÖ raporu: Niçin geç kaldım!
1.8.2017
Cumhuriyet gazetesi dâvâsı ve metal yorgunluğu
25.7.2017
Meclis’teki içtüzük bombası
18.7.2017
Kaçan fırsat
14.7.2017
Bazen bir yürüyüş, bir yürüyüşten fazlası olabilir
22.6.2017
Muhalefetinizi nasıl istersiniz?
17.6.2017
Dindarlar ve laikler arasındaki ilişkiler
11.6.2017
“Yan yana ve birarada olanlar”ın çağrısı
1.6.2017
İki kongre
26.5.2017
Hamas’ın meşruiyet arayışı
23.5.2017
CHP’de neler oluyor?
30.4.2017
Bu sonuçlar huzur verir mi?
10.4.2017
Son hafta için özet ve birkaç soru
29.3.2017
Referanduma giderken “Hak ve Adalet”
18.3.2017
Sorunları uhulet ve suhuletle çözmek
12.3.2017
Kılıçdaroğlu’nun “gafı” ve Alaattin’in Lambası
6.3.2017
28 Şubat’ın 20. yılında mağduriyet ve muktedirlik
26.2.2017
“Gırgır” dergisi kapanırken
19.2.2017
“Evet” nasıl anlatılıyor?
12.2.2017
Alt tarafı hükümet sistemi, deyip geçmeyelim (2)
5.2.2017
Alt tarafı hükümet sistemi, deyip geçmeyelim!
29.1.2017
Müfredat değişikliğine Atatürk’ten başlamak
17.1.2017
Tunus başardı; ya Türkiye?
11.1.2017
Reina katliamı ve hayat tarzı tartışmaları
3.1.2017
Umutlandıran üç olay
28.12.2016
Kaos günlerinde referandum
22.12.2016
Ne günlerden geçiyoruz!
3.12.2016
AB’nin yolu kendisinden önemli
22.11.2016
Başkanlık sistemi ve düello
15.11.2016
CHP bildirisi ve iki cephe
7.11.2016
Kışanak ve Anlı’yı hapsetmekle ne kazanılacak? (2)
2.11.2016
Kışanak ve Anlı’yı hapsetmekle ne kazanılacak (1)
24.10.2016
Bahçeli bunu hep yapıyor
17.10.2016
CHP sempozyumu ve Ankara katliamı
9.10.2016
JİTEM’ci albay ve Cumartesi Anneleri
2.10.2016
Atışma değil tartışma ve reformun tam zamanı
25.9.2016
Tartışma ihtiyacı
18.9.2016
Hatâlı uygulamalar havayı iyice bozuyo
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive