Ali BULAÇ

Yarına Bakış



Bookmark and Share

İç barış umudu


15.7.2016 - Bu Yazı 902 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Başbakan Sayın Binali Yıldırım, belki de “yeni dönem”in ilk işaretlerini verirken önemli bir cümle kullandı: “Düşmanlarımızın sayısını azaltacağız, dostlarımızın sayısını arttıracağız.” Kişisel olarak ben bunu önemsedim. Tecrübeli siyasetçi Cemil Çiçek de “İsrail ve Rusya doğru adım, şimdi sıra içerideki dostlarımızda” dedi.

Siyasi birliğin devamından, sosyal barışın korunmasından yana olan tek bir Allah’ın kulu, Binali Yıldırım ve Cemil Çiçek’in kurdukları bu cümlelerden rahatsızlık duymazlar; aksine sevinirler, kalblerine inşirah gelir, ümitlenirler. Müslümanlık silm ve selamet, sulh ve salah dinidir. Tabii ki insanlar, toplumsal gruplar ihtilaf eder ama ihtilaflara hak ve hakkaniyetle çare aranacaksa, çözülemeyecek ihtilaf yoktur. Takip edilmesi gereken yol iyi niyet ve hukuka riayettir. Gördüğü lüzum üzerine “İhlas” ve “Uhuvvet” risalelerini yazan Üstad Said Nursi “Biz muhabbet fedaileriyiz” der. İhlas kalp hastalıklarının şifa reçetesi, Uhuvvet kardeşler arasında bir arada yaşama sözleşmesidir. Nur Risaleleri terbiyesiyle yetişen Nur talebeleri hiç sulh ve salaha karşı çıkar mı?

Samimi ve ihlaslı AK Partililer de ülkenin bu çatışmacı ruh haliyle daha fazla yoluna devam edemeyeceğini görüyorlar. Küçücük bir zümrenin kibir ve özgüven patlamasına bakmayın siz; vicdan sahibi, aklı başında ve feraset ehli derin bir kaygı içinde bulunuyorlar. Allah’a ve ahiret gününe inananlar, rehber seçtikleri Hz. Peygamber’in şu buyruğunu elbette kaale alıyorlar: “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız.” Cennete girişin vizesi olan bu “iman-sevgi” arası ilişki keyfi bir tercih değil, bir mecburiyettir, vecibedir.

Durum ortada: Ne kadar bileşen ve birim varsa ayrıştı, ayrışanlar kutuplaştı, kutuplaşma beraberinde çatışma getirdi. Aileler bölündü, akrabalar-yakınlar arasında farz-ı ayn olan sıla-i rahim kesildi, nişanlar atıldı, boşanmalar oldu. Ülkenin bir tarafı cehennem hayatı yaşıyor, hergün çatışma var ve çatışmalarda hergün birkaç kişi hayatını kaybediyor. Şu geride bıraktığımız acılı bir sene içinde 9 bin insan hayatını kaybetti, 11 bin bina yıkıldı, yarım milyon insan kendi toprakları üzerinde mülteci durumuna düştü; terör her yere sıçrama istidadı göstermeye başladı. Akıl almaz bir nefret ve ırkçılık dalgası toplumu esir alıyor. Kan kanı temizlemez, nefret nefreti yok etmez. Bir ülkede hapishanede yatanların, yurtlarını terkedenlerin artan sayısı övünülecek şey değildir.

Siyasetle iştigal etsin etmesin İslami gruplar, cemaatler, tarikatlar; sağduyu sahibi liberaller; akıl sağlığını koruyan Türk ve Kürt milliyetçileri; yoksulun, ezilmişin davası peşinde olan sosyalistler, solcular, sosyal demokratlar; ülkesini gerçekten seven kemalistler!
Kısaca bu topraklar üzerinde yaşayan bizler, hiç çatışmadan, kan dökmeden, birbirimize silah çekmeden sorunlarımızı çözemez miyiz? Konuşarak, müzakere ederek bir ihtilafı masaya yatıramaz mıyız? Bu kadar mı barbar, kıt anlayışlı, sığ, ahmak, asabi, saman alevi gibi parlayan, ateşe düşmüş barut gibi patlayan bir fıtrata sahibiz? Haşa! Yüce Allah bizi Ahsen-i Takvim üzere yarattı, biz nefsimizin zebunu, hırs ve tutkularımızın esiri olarak Esfel-i Safilin derekesine düşüyoruz.

Biliriz ki her toplumda ve her sosyal grup içinde çatışmacı mizaca sahip olanlar; mağduriyeti giderilmedikçe sulh ve salaha yanaşmayanlar; taraflar arasında uzlaşma sağlanırsa çıkarları zedelenecek olanlar; çatışmadan nemalananlar, kitleleri manipüle etmekten zevk alan şarlatanlar, palavracılar, sahte kahramanlar, kendini gizleyebilen ruh ve akıl hastaları bulunur. Bunlar insanın ezeli düşmanı şeytanın adımlarını takip etmektedirler. İktidar ateştir, adil kullanılmadığı zaman yakar. Bize düşen uzlaştırmak, yapıcı eleştiri yapmak, doğru yolu göstermek ve her daim sulh ve salahın yolunu tutmaktır.

Erdem doğruluk ve hakkaniyetten yana olmak, ihtilaf edenlerin arasını bulmaktır. Bazan zalim olmaktansa mazlum olmayı kabul etmek; “insanın ziyanda olduğu zamanda hakkı ve sabrı tavsiye etmek” asıl kazanç ve kurtuluştur. Ortalığı kızıştıranlara, ajan provakatörlere, fitne muharriki ve müşevviklere, savaş baronlarına, içini intikam, tahripkarlık, nefret, kan dökücülük ve fesat istila edenlere karşı silm ve selamet, sulh ve salahtan yana olanlar seslerini daha çok yükseltmeliler.

Facebook Yorumları

reklam
15.7.2016
İç barış umudu
12.7.2016
Liderlik kimin hakkı?
11.7.2016
Milli ve yerlinin imanı ve sevgisi
9.7.2016
Ne için ve kime karşı cihat?
8.7.2016
Suriyelilere vatandaşlık verilsin mi, verilmesin mi?
5.7.2016
Bundan sonraki duraklar
4.7.2016
Kitab’ı parçalamak!
2.7.2016
Dış politikada başarı hikâyesi!
1.7.2016
Masumları öldürmek!
28.6.2016
Müslüman ol, her suçu işle!
27.6.2016
Dinin ideolojileştirilmesi
25.6.2016
Siyasetin İslamîsi
24.6.2016
İki radikalizm arasında
21.6.2016
Siyasetin fıkhî değeri
20.6.2016
Kimler İslamcılardan korkar?
18.6.2016
Siyasetin itikadı ve fıkhı
17.6.2016
Üstünlüğü nerede aramalı?
14.6.2016
Efendi veya izzet sahibi olmak!
13.6.2016
Dinin istismarı üzerine!
12.6.2016
Siyasî İslam nedir?
10.6.2016
Türkiye model olabilir mi?
8.6.2016
Nahda’ya Türkiye modeli
6.6.2016
Nahda’nın yeni yol haritası
5.6.2016
Demokrasi, sınıf ve adalet
3.6.2016
Orta sınıfın hoşgörüsüzlüğü
1.6.2016
Müslümanlar İsa’nın takipçilerine sığınıyor!
30.5.2016
Kolay dindarlık
28.5.2016
Modernlik mi, sekülerlik mi?
27.5.2016
“Dindarlaşma”dan “dinden uzaklaşma”ya
25.5.2016
Terörün doğru tanımı
23.5.2016
Tanrı ve lider!
20.5.2016
Arapları kaybettik Kürtleri kaybetmeyelim!
19.5.2016
Davutoğlu: Hüzünlü resim!
18.5.2016
Dinden özgürleşme!
16.5.2016
Dinin tecrübe edilmesi!
15.5.2016
Mutiurrahman Nizami’nin vasiyeti
14.5.2016
Devlet kimdir?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.