Ali AYDIN

Milat GAZETESİ



Bookmark and Share

Prekaryalaşan öğretmenler ve özel okul gerçeği


26.07.2019 - Bu Yazı 379 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Prekarya, Pierre Bourdieu metinlerinden aşina olduğumuz bir kavram. Son yıllarda ise, Guy Standing’in  ‘Prekarya: Yeni Tehlikeli Sınıf’  adlı kitabında altı vurgulu bir biçimde çizilmekte. Kavram, çalışan sınıfın iş ile ilgili yaşadığı “belirsizlik” ve “güvencesizliğe” göndermede bulunuyor. Buna göre sanayi toplumunda çalışanı anlamlı birer tanımlama aracı olarak kullanılan “proletarya”, “orta sınıf” gibi kavramlar; günümüz dünyasında işin değişen doğası dikkate alındığında işlevsiz kaldılar. Kapsamları yeni durumu anlamak için yetersiz. Tüm dünyada sendikaların güçsüzleşmesi ve çalışan kesimin koruyucu şemsiyelerinin ortadan kalmasıyla birlikte esnek üretimin gönlünce at koşturacağı bir çalışma sahası ortaya çıktı.   Bu saha sadece mavi yakalılar olarak anılan ve kol emeği ile çalışanlar için değil beyaz yakalılar olarak anılan ve kafa emeği ile çalışanlar için de oldukça korunaksız.

Özel sektörden kamuya transfer edilen bir dizi uygulama ile bugün kamu çalışanı öğretmenlerin de prekaryalaşması olgusu ile karşı karşıyayız. Ne var ki devlet memuru olmayan ve özel eğitim kurumlarında çalışan yüzbinlerce öğretmen kamuda çalışanlara nazaran çok daha savunmasız durumda. Kamuya sıçrayan prekaryalaşma ile onlar uzun zamandır baş etmeye çalışıyorlar. Prekaryalaşan öğretmenin karşı karşıya bulunduğu tehditleri özel eğitim kurumlarında çalışan yüz binlerce öğretmenin yaşadıkları üzerinden çok daha açık biçimde gözlemliyoruz.

Son yıllarda dershanelerin kapatılması ve devletin teşvik sistemi ile özel okullaşma büyük hız kazandı. Yaklaşık 10 bin özel okul, 3 bin özel kreşin bulunduğu Türkiye’de etüt merkezleri, sürücü kursları, rehabilitasyon merkezleri ve benzeri özel eğitim merkezlerini de dikkate aldığımızda 200 bin civarında öğretmenin bu sektörde istihdam edildiğini görüyoruz. Özel okullaşmanın bu boyutlara ulaşmadığı dönemlerde özel sektörde iyi ücretlere çalışabilen öğretmenler, son yıllarda ekonomik ve özlük hakları açısından sömürü düzeneğinin içine alınmış durumda. Mesleki ve duygusal açıdan tükenmişlik içindeki öğretmenin sömürüsünün kolaylaştırılması için özel girişimciye devlet tarafından yasal zemin de sunulmuştur.

5580 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun Özlük Hakları ve Sorumluluklar başlıklı 9. Maddesi’ndeki ‘…Okullarda yöneticilik ve eğitim-öğretim hizmeti yapanlara, kıdemlerine göre dengi resmi okullarda ödenen aylık ile sosyal yardım kapsamındaki ek ödeme tutarlarından az ücret verilemez.’  hüküm cümlesi, özel okulların, öğretmenine resmi okullardaki öğretmenden daha düşük ücret vermesinin önünü kesiyordu. Ancak 2014 yılı itibariyle 9. maddenin bu cümlesi yürürlükten kaldırıldı ve böylece devlet korumasından mahrum kalarak patronun istismarına ve sömürüsüne açık hale getirilen öğretmenin özel sektördeki asgari ücret mahkûmiyeti başlamış oldu.

Özel okullarda Özel Öğretim Kurumları Kanunu’na tabi olarak görev yapan öğretmenler ‘süreli sözleşme’ ile çalışıyorlar. Öğretmenin kaderi sözleşmenin belirli süreli mi yoksa belirsiz süreli mi olduğuna göre değişiyordu ve bu konuda yakın zaman kadar Yargıtay’ın daireleri arasında ciddi bir ihtilaf söz konusuydu. Öğretmenin yaptığı sözleşme ‘belirli süreli sözleşme’ kapsamında değerlendirilirse özlük hakları büyük oranda tırpanlanıyor ve pek çok haktan yararlanamıyor. Eğer ‘belirsiz süreli sözleşme’kapsamında değerlendirilirse ihbar, kıdem tazminatı, işe iade gibi iş güvencesine ilişkin hükümlerden yararlanabiliyor. Çünkü 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesinde, iş güvencesinden yararlanmak için sözleşmenin belirsiz, yani süresiz olması öngörülüyor.

Eğer işveren, öğretmen ile yıllar içerisinde zincirleme olarak birden fazla sözleşme yenilerse sözleşme, ‘’belirsiz süreli sözleşme’’ halini alıyor ve öğretmen iş güvencesine kavuşuyordu. İşte bu noktada Yargıtay devreye girdi ve 2018 yılında Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu oy çokluğuyla belirli süreli sözleşmenin zincirleme yapılmasının, sözleşmenin belirli süreli olma niteliğini ortadan kaldırmayacağınahükmetti. Bunun üzerine artık özel eğitim kurumları sözleşme yenilemediği öğretmene, 10 yıl çalıştırmış olsa dahi kıdem tazminatı ödemiyor, öğretmen ihbar tazminatı talep edemiyor, işe iade davası açamıyor ve iş güvencesinden mahrum kalmış oluyor. Yukarıdaki iki yasal operasyon ile her türlü istismara açık hale gelen öğretmen asgari ücrete mahkûm ve pek çok özlük hakkından mahrum olarak çalışmak zorunda bırakılmakta, öğretmenin çaresizliği ise işveren tarafından fırsata çevrilmektedir.

Eğitim öğretim yılının başında yüksek bütçeli reklamlarla tanıtım yarışına giren birbirinden havalı ve son derece pahalı özel okulların eğitimcinin emeği ile ilgili tasarrufları ucuz bir dramı karşımıza çıkarıyor. İki hukuki müdahale ile iş güvenliğini kaybeden, yüz binlerce alternatifi olduğu için kolayca gözden çıkarılabilen öğretmeninin yaşadığı sorunlar bunlarla sınırlı değil. Uğradıkları hak mağduriyetleri nedeniyle yeri göğü inletmeleri gereken ama örgütsüz (sendikasız-derneksiz-meslek odasız) olmanın aczini yaşayan, seslerini duyuramayan ve işsiz kalma korkusuyla çoğunlukla kaderlerine razı olan 200 bin öğretmenin sorunlarını şu şekilde sıralayabiliriz:

1) Resmi okullara öğretmen alımlarının giderek azaldığı ve zorlaştığı süreçte özeldeki şartlar öğretmen aleyhine dönmüş, öğretmenler ekonomik ve mesleki açıdan güç şartlar altında çalışmak zorunda bırakılmış, bu konuda devlet tarafından da yalnızlığa terk edilmiştir.

Öğretmene gereken değeri veren çok sınırlı özel eğitim kurumunu ayrı tutmakla beraber özel okulların pek çoğu öğretmene maaşının bir kısmını elden vererek çalışanının sigortasını asgari ücret üzerinden yapmaktadır. Ortalama 2000 ila 3500 TL arasında bir ücret karşılığında haftada 40 saatten fazla derse giren öğretmen, gelirini ispatlayamadığı için kredi çekme imkânlarından bile mahrum kalmakta, emekli olma hayalleri bile kuramamakta, emekli olsa dahi çok düşük bir maaş alabilmektedir. Öğretmene asgari ücretin altında bir miktara sözleşme imzalatan bazı özel okullar da öğretmenin hesabına asgari ücret yatırıp üstünü elden geri alarak hem öğretmeni sömürüyor hem de devletten vergi kaçırıyorlar. Hatta Bakan Selçuk’un “özel kurslardaki öğretmen sayısı net değil’’ itirafında dile geldiği gibi binlerce öğretmen sigortasız sözleşmesiz çalışmak zorunda kalıyor.

2) Resmi okullarda eğitim sezonu başında öğretmenin aldığı eğitim öğretim ödeneğini alamayan özel kurum öğretmeni haftada birden fazla nöbet tutmasına rağmen nöbet ücreti de alamamaktadır. Hatta kadrolu öğretmen için hayati öneme sahip ek ders ücreti dahi söz konusu edilmemektedir. Bazı okullarda birisi MEB’e verilmek üzere resmî fakat kağıt üzerinde kalan, diğeri ise öğretmenle aralarındaki asıl ilişkiyi belirleyen iki ayrı sözleşme bile yapılmaktadır. Nasılsa ellerinde istedikleri şartlarda imza attırabilecekleri, her türlü angaryayı yükleyebilecekleri, iş başvurusu yapan öğretmenlere ait bir tomar CV vardır.

3) Her yıl sözleşmesinin yenilenip yenilenmeyeceği, yenilenirse hangi şartlarda yenileneceği, yenilenmezse ne yapacağı kaygısıyla, işsizlik baskısı altında sezonu bitiren ve daimi bir gelecek endişesi içerisinde çalışan öğretmen; kadın ise evlenmeme, hamile kalmama şartları altında sözleşmelere imza atmak zorunda kalmaktadır. Ders ücreti karşılığı anlaşma yaptığı için büyük bir bölümü yaz aylarında görevi olmadığı gerekçesiyle iki veya üç ay maaş alamamakta, maaşını sair zamanda düzenli alabilen de kendini şanslı addetmektedir.

4) Eşit işe eşit ücret ilkesinden uzak şartlarda çalışan özel okul öğretmeni test merkezli ve başarı odaklı eğitim anlayışıyla çalışmak zorunda olduğundan mesleğine yabancılaşmakta, mesleki tatmin yaşayamamaktadır. Resmi okullardaki öğrenciden farklı olarak kendisini müşteri, öğretmeni de eğitim hizmeti veren görevli olarak gören bir öğrenci ve veli kitlesine hizmet etmektedir.

5) Aday öğretmenler tecrübesiz olmaları ve işlerini kaybetme kaygısı nedeniyle çok düşük ücretlere emek vermekte, adaylıklarının kaldırılmasında işverenin inisiyatifinde olmalarından dolayı stres yükü altında çalışmaktadır. Ağır iş yükünü kaldıramadığı için işi sezon ortasında bırakmasın diye kimi okullar öğretmene boş senet imzalatmaktadır. Ayrıca yeni öğretmenle deneyimli öğretmen arasında da çok ciddi ücret farkları olabilmektedir.

6) İdareci-öğretmen ilişkisinden ziyade işçi-işveren ilişkisi kurulan öğretmen, öğretmenin olması gereken saygınlığını yaşayamamaktadır. İdare tarafından izni dahi alınmadan notlarına müdahale edilen, hafta sonları görev verilerek dinlenme hakkı elinden alınan, ders dışı etüt, soru çözümleri vs gibi etkinliklerle 60 saate kadar çalıştırılan ve herhangi bir ek ders ücreti ödenmeyen, yönetimin mobing uygulamalarına maruz kalan ve hakkını arama kapıları kapalı olan, her an kapı önüne konulma riskiyle onurundan taviz vererek çalışması beklenen, güven duyulmadığı için dersleri sınıf kapısının gerisinden dinlenen, herhangi bir statüsü olmayan, idealizmi öldürülen, özsaygı yitimine uğratılan öğretmen ne kadar mutlu olabilir, ne kadar kendisini öğretmen hissedebilir?

Özel eğitim kurumlarında çalışan yüzbinlerce öğretmen yasal mevzuat kanalıyla öğretmenin sömürülmesinin önüne geçilmesini, yapılacak bütüncül bir yasal düzenlemeyle resmi okullar ile özel okullarda görev yapan öğretmenler arasındaki ekonomik ve özlük haklarındaki uçurumun kapatılmasını, özel okulların devlet tarafından gereği gibi denetlenmesini ve istismarın önlenmesini talep ediyorlar. Milli Eğitim Bakanı tarafından ‘Tek güvencemiz’ veya ‘öğretmenlerimizin temsilcisiyiz’ denilerek taltif edilmeye çalışılan öğretmenin gerçek anlamda temsilciliği, ancak hak ettiği iş güvencesi verilerek, uğradığı hak gaspı sona erdirilerek, mağduriyetleri giderilerek yapılabilir.

Facebook Yorumları

reklam
27.09.2019
Hafize Ana, Beethoven ve yeni zil sesi
26.07.2019
Prekaryalaşan öğretmenler ve özel okul gerçeği
1.06.2019
Kapılar ardında değil, kamusal alanda!
22.05.2019
Yeni ortaöğretim modeli hakkında ilk izlenimler
17.05.2019
Bir savaş terimi olarak eğitim
14.05.2019
Belgeselde izleseniz ağlardınız, ne bu gaddarlığınız?
11.4.2019
Eğitim hepsine papatya çizdirmek için var zaten!
31.3.2019
Eğitimde sorunu bilmeden çözümü bulmak!
22.3.2019
arrant ile vurdular! biz Egg Boy ile dayanışacağız!
14.3.2019
Eğitimi kavrayışımız yüz yıl öncesinin gerisinde!
7.3.2019
8 Mart Dünya Kadınlar Günü
21.2.2019
Çünkü herkes kendinden firardadır
18.2.2019
Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın STK raporu
25.1.2019
’12 yıl zorunlu eğitim çok fazla’ ya da bir manşetin analizi
23.1.2019
Ziya Selçuk ve Süpermen’in pelerini
31.12.2018
Öztürk, Bauman, Rorty: Özgürlüğü korumak
25.12.2018
Katı olan her şey buharlaşıyor
16.12.2018
Milli Eğitim Bakanı popstar değil ki!
17.11.2018
Kürşat Bumin’in ardından
2.11.2018
Teoman Duralı ve İlber Ortaylı ne dediler?
30.10.2018
Öğrenci andı ya da hani bilimsellik, nerede pedagoji?
11.10.2018
Yüzüklerin Efendisi sendromu ve Türkiye’de eğitim
5.10.2018
Godo’yu beklemek ya da 15 Ekim’i beklemek
3.10.2018
MEB’in ve YÖK’ün öğretmen yetiştirme sevdasına bir derkenar
20.9.2018
Eğitime yaklaşımımız: “Muz yiyim ama çilek tadı gelsin!”
12.9.2018
O zaman kopsun kıyamet!
11.9.2018
MEB’in en zor günü: 18 Ocak Cuma
29.8.2018
İnsanlar çocuklarına nasıl ihanet ederler?
22.8.2018
Mel Gibson, Malik Bin Nebi ve bayramlık sorular
15.8.2018
Kriz sıra dışı değil, sıra dışı olan…
8.8.2018
MEB’in eylem planı
1.8.2018
Ya inşa ederiz ya da sürükleniriz!
25.7.2018
Eğitimde çözüm mesele edildiği kadardır
18.7.2018
Yeni papaz eski rahipmiş
11.7.2018
Ziya Selçuk dikensiz gül bahçesine girmiyor!
4.7.2018
Olay gerçekleştikten sonra bilgeleşmek!
27.6.2018
24 Haziran sonrasını düşünmek
22.6.2018
Büyük çoraklık, seçimler ve esas kaybeden
20.6.2018
Bu çoraklığa siyaset ne yapsın seçim ne yapsın!
13.6.2018
Sivil toplum, seçimler ve ördek tüyü
6.6.2018
Dünya Kupası, istavroz ve yeni tip sekülerleşme
16.5.2018
Kudüs elbette Selahaddin’ine kavuşacak!
9.5.2018
Endüstri 4.0 peki teknomania kaç sıfır?
2.5.2018
Gökyüzüne bakamayan çocuklarımız var
25.4.2018
996 bin başvuru bize ne söylüyor?
18.4.2018
Beyaz Türk olsam MEB’e teşekkür ederdim!
11.4.2018
Öğretmenin performansı değil prekarizasyonu
5.4.2018
'Ev zencisi', 'tarla zencisi' ve öğretmenler
28.3.2018
O bıçak aslında bana saplanmıştır!
21.3.2018
Finlandiya’yı yedirtmeyiz!
14.3.2018
Modern hurafeler: Finlandiya eğitim sistemi filan!
8.3.2018
MEB’in “marka değeri”
28.2.2018
Cemaatle kitap okumanın hükmü nedir?
21.2.2018
Okulda katliam var!
7.2.2018
Cemaatleri kapatalım mı ya da köyün delisine sormayalım mı?
31.1.2018
Savaş karşıtı değilsiniz!
24.1.2018
Savaşa hayır mı? Hayırdır inşallah!
10.1.2018
Zorunlu eğitimin alternatifi ne?
3.1.2018
%3, zorunlu eğitim ve kutsanan 'süreç'
27.12.2017
Nereye gitti bu muhafazakâr anne babalar?
20.12.2017
Zorunlu eğitime hayır çünkü o bizi öldürüyor!
13.12.2017
Kudüs, Yılmaz Özdil ve Westminister Katedrali'nin çanları
6.12.2017
Tandoğan’dan farklı olmak da mümkün
29.11.2017
Nevzat Tandoğan ölmedi muhtelif illerimizde yaşıyor!
26.11.2017
Robot yapan Ali kodlama yapan Ayşe yerine Âşık direnişçi
22.11.2017
Etkinlik ile reform arasındaki 6 fark
15.11.2017
Geç dönem eleştirelliğin hazin hali
8.11.2017
Mahalli Yerleştirme Sistemi ve kışkırttığı sorular
18.10.2017
Eğitimin krizi, din eğitimi ve İmam Hatipler (II)
11.10.2017
Eğitimin krizi, din eğitimi ve İmam Hatipler (I)
4.10.2017
Beyazperde Karatahta
27.9.2017
Bürokratı, yazarı, yorumcusu tekmili birden!
21.9.2017
TEOG sonrası senaryolar
13.9.2017
Yeni müfredat demeyin 'yeni' sanacaklar
6.9.2017
Bir haberin anatomisi: Tıp fakültesini kazanan meslek liseli
30.8.2017
Bir arzu nesnesine dönüşen eğitimi sorgulamak
23.8.2017
Süpermen’i beklerken
16.8.2017
Milletin irfanı tükenmez bir doğal kaynak mıdır?
10.8.2017
Toplu sözleşme görüşmeleri ve konfederasyonlara çağrı
2.8.2017
Gözyaşı vadisinden çıkmak
26.7.2017
Eğitim meselesi, yanlış sorular ve uzaklaşan cevaplar
19.7.2017
Birisi ÖSYM’ye 15 Temmuz’u anlatsın
12.7.2017
15 Temmuz’u unutmamanın tek bir yolu var
5.7.2017
Pedagojik Cinayeti Ben Anlatayım Size!
29.6.2017
Milyonlarca öğrenci hiçbir şey öğrenemiyor!
21.6.2017
UNICEF’in eğitim raporuna farklı bakmak
14.6.2017
Böyle Öğretmen Strateji Belgesi olmaz!
7.6.2017
Zorunlu eğitim 13 yıla çıkarken
31.5.2017
Din, ekran ve tele-ramazan
24.5.2017
Bilim ve Sanat Merkezleri Festivali
17.5.2017
Nasıl bir gençlik ya da dala bakan oğlak
10.5.2017
“Evraka!” demedim bir sor niye demedim?
3.5.2017
Öğretmenler de mutsuz!
26.4.2017
Öğrenciler mazoşist mi niye memnun olsunlar?
19.4.2017
Referandum sonucunu nasıl okumalı?
12.4.2017
Yaşam boyu öğrenme ama nasıl?
5.4.2017
Bitişik eğik - dik temel ya da zokayı yutmak!
29.3.2017
Yeni ruhbanlar: kişisel gelişimciler
22.3.2017
Avrupa’nın akıbetinden iyilik umabilir miyiz?
15.3.2017
Sevgili ÖSYM
8.3.2017
Milli Kültür Şûrası ve düşündürdükleri
1.3.2017
28 Şubat’ın hatırlattığı 15 Temmuz’un öğrettiği
22.2.2017
“Çözümü bulduk, şimdi sıra sorun bulmada!”
15.2.2017
“FETÖ’cü olduğumu kendimden nasıl sakladım?”
8.2.2017
Omletiniz nerede?
1.2.2017
Matrix ve müfredat
18.1.2017
Müfredatı değiştirelim ama önce paradigmayı değiştirelim!
11.1.2017
Adlandıramadığımız tehditler
4.1.2017
Online gençler, çevrimdışı yetişkinler ve eğitimin krizi (II)
28.12.2016
Online gençler, çevrimdışı yetişkinler ve eğitimin krizi (I)
21.12.2016
Küresel oyunu nasıl bozarız?
14.12.2016
İnsanlık musalla taşında!
7.12.2016
Hödüklük yükselirken!
30.11.2016
Gündemi Cumhurbaşkanı’nın sırtına yükleyen kifayetsizlik!
23.11.2016
MEB müsteşarı Yusuf Tekin ile röportaj
9.11.2016
Kültürel etkinlik kültüre engeldir!
2.11.2016
MEB II.Eğitim Kongresi’nde ne söyledi?
26.10.2016
Tarih Türkiye’yi Çağırıyor
22.10.2016
Kültür inkılabı
12.10.2016
Muhafazakâr medya eğitim tartışmasına neden Fransız?
5.10.2016
Eğitim sistemini mağdurları değil sahipleri savunsun
28.9.2016
FETÖ analizleri neyi perdeliyor?
22.9.2016
Türkiye’de eğitim sistemi bir yutturmacadır!
21.9.2016
Türkiye’de eğitim sistemi bir yutturmacadır!
14.9.2016
‘Aklım almıyor’ diyebilmeliyiz!
7.9.2016
Devletin namus borcu
31.8.2016
Kıyametin koptuğunu görseniz de…
27.8.2016
Çatı çökerse kimsenin yarını olmayacak!
13.4.2016
Milli Eğitim Bakanlığını savunmak tetikçi müfterilerin işi değildir!
30.3.2016
Kirlenmek güzeldir’ diyen domuzlar
23.3.2016
Tarafsızlık namussuzluktur!
18.3.2016
Türkiye’yi nasıl savunmalı?
9.3.2016
“Ağabey biz Avrupa değerlerini savunuyoruz!”
3.3.2016
Tarih bizim civarımızda akıyor!
2.3.2016
Tarih bizim civarımızda akıyor!
24.2.2016
Sizinki düpedüz Türkiye düşmanlığı!
17.2.2016
Ahmet Hakan’ın hazin sonu
10.2.2016
Ahmet Altan, Nuri Alço ve “ilaçlı gazoz”
3.2.2016
Kant’ı ciddiye almadılar
27.1.2016
Büyüyemeyen muhalefet, aydın ve siyaset
20.1.2016
Büyüyemeyen muhalefet, aydın ve siyaset
13.1.2016
Cuma genelgesi ve şartlı refleks
6.1.2016
Zehra, molotof ve gerçeklik sahiline vuran kelimeler
30.12.2015
HDP’yi kendi derekesinde bırakıp ufka bakalım!
23.12.2015
Kültür iyiydi, hoştu Allah rahmet eylesin !
16.12.2015
IŞİD olmasaydı namaza mı başlayacaktınız?
9.12.2015
Cebeci yerleşkesine hakikaten sahip çıkalım
2.12.2015
Yeni Başlayanlar İçin Özgür Eğitim-Sen
25.11.2015
Güvencesiz iş burada muhafazakârlar nerede?
18.11.2015
657: Ezberle gerçek arasında
11.11.2015
Nuri Pakdil, büyük kuraklık ve esas mesele
4.11.2015
Millet ders verdi
28.10.2015
Nabi Avcı Farkı
21.10.2015
Milli Eğitim Bakanı Sayın Nabi Avcı’ya Çağrımdır
14.10.2015
Bombalar patlamasın diye yapılacak 5 şey daha var!
7.10.2015
Boşuna beklemeyin tavşan şapkadan çıkmayacak
30.9.2015
Boş, yararsız ve umutsuz pratiğimize yeniden başladık
23.9.2015
Barış hendekte aranmaz
16.9.2015
Ak Parti ne söyleyecek?
9.9.2015
Maskeli balo bitti
2.9.2015
Ak Parti’nin Hikâyesi
26.8.2015
AKP nefretinden PKK muhipliğine
19.8.2015
Toplu sözleşmenin tek ilacı Özgür Eğitim-Sen’in çağrısı
12.8.2015
Kürt siyasetinin patolojisi: arkaik, anakronik, nostaljik
5.8.2015
İş işten geçmeden
29.7.2015
Tarihi fırsat kaçtı
22.7.2015
Toplum olma irademiz saldırı altında
15.7.2015
KCK savaş için sudan sebepler ileri sürmüş
8.7.2015
Mazlum olmak iyi olmak için yetmiyor
1.7.2015
Tarafsız bölgede bertaraf edilen Suriye Türkmen Meclisi Başkanı
24.6.2015
MHP’ye niye kızıyorlar?
17.6.2015
Eşik bu, aşacak mıyız?
10.6.2015
Hesabı sadece Ak parti mi verecek?
3.6.2015
Demirtaş’ın yolu: Post-siyasal patinaj
27.5.2015
“Konuşma lan! ”
20.5.2015
Yoldaki işaretler silinmez zulüm devam etmez
13.5.2015
Kenan Evren’in kızı ve canımı yakan düşünceler
6.5.2015
Yeni bir dünya talebi
30.4.2015
Tribüne koşanlar ve oyun kuranlar
22.4.2015
Yeni bir din doğuyor
15.4.2015
Mevcut ile ufuk arasında siyaset ve AK Parti
8.4.2015
#Yalovavalisigörevdenalınsın
01.04.2015
Vali’den yeni türkiye’ye sabotaj
25.02.2015
Şah Fırat bahane ufka vurmak şahane
18.02.2015
Kadın yakan tecavüzcü için fetva bekleyen yazar
11.02.2015
Yeni anayasaya yeni bir eğitim ufku ile bakmak
04.02.2015
Tsipras’a kimler beddua ediyor?
28.01.2015
Değerler eğitiminin şansı var mı?
21.01.2015
Hrant İçin Kendimiz İçin 19 Ocak 2007…
14.01.2015
Sartre olsa yüzlerine tükürürdü!
07.01.2015
Niçin Eğitim?
31.12.2014
“Nasıl”dan Önce “Niçin” Sorusu
24.12.2014
14 Aralık, kervan ve hafıza
17.12.2014
Şûranın ardından tespit, tenkit, teklif (2)
10.12.2014
Şûranın ardından tespit, tenkit, teklif (1)
04.12.2014
Cumhuriyet 91 Eğitim Kongresi 1 yaşında
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive