Ahmet İNSEL



Bookmark and Share

Otantik Faşizmin Hegemonyası


21.12.2020 - Bu Yazı 6155 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Bir 20. yüzyıl vakası olan faşizm, yüz yıla yakın bir süredir tarihçilerin ve siyasetbilimcilerin ilgi odağında olmaya devam ediyor. Bir kısım araştırmacıya göre faşizm ortaya çıktığı 1920’lerden bu yana dünya üstünde aralıksız varlığını sürdürüyor. Başka araştırmacılar ise faşizmin geçen yüzyıldaki iki dünya savaşı arasının özel koşullarının ürünü olduğunu, bunun her türlü baskı rejimini tanımlayan çok genel bir kavram haline gelmesinin bir dizi yeni olgunun ve bunlara karşı yürütülecek mücadele yöntemlerinin gözden kaçması olasılığına dikkat çekiyorlar. Bütün bu farklı değerlendirmeler ve tartışmalar devam ederken, son on yılda faşizm kavramının çok daha yoğun bir şekilde geri gelişine şahit oluyoruz.

ABD’de dört yıl iktidarda kalan Donald Trump faşizmin yeni tezahürü müydü? Seçim kaybederek giden bir faşizm pek yok. Trump da seçimi kaybetmesine rağmen kaybettiğini inkâr etmeye devam etti ama iktidarı bırakmaya mecbur kaldı. Trump’ın faşizan bir zihniyet dünyasına sahip olduğu söylenebilir ama rejim olarak faşizmi yerleştirdiği söylenemez. Ukranya’da iktidara karşı yakın tarihte ayaklananların faşist oldukları iddia edildi. Aynı iddiayı Belarusya’da Lukaşenko ve yandaşları, son derece şaibeli seçim sonuçlarını protesto edenlere karşı kullandılar. Buna karşılık muhalefet de Lukaşenko’nun otantik bir faşist olduğunu iddia ediyor. Putin faşist bir rejimin başında mı? Putinizm’e faşist etiketi yapıştırmak o kadar kolay değil ama Brezilya’da elli yedi milyon seçmenin oyunu alabilen Bolsonaro’nun faşist rejim hayranlığı aşikâr ve bu yıllardan beri biliniyor. Ama Brezilya’da iktidardaki rejimin asli niteliğinin faşizm olduğunu söylemek o kadar kolay değil. En azından devletin federal yapısı nedeniyle, bir dizi eyalet Bolsonaro politikasına karşı direnebiliyor. Bolsonaro yönetiminin ülkedeki kadim ırkçı damardan beslenen, köktendinci evanjelist akıma dayanan, saldırgan bir neoliberal otoriterizmi temsil ettiği kuşkusuz.

Günümüzde otantik faşizmin kendi ülkelerinde yerli kopyaları olan siyasal hareketler de elbette var. Yakın çevremizde kalırsak, Yunanistan’da Altın Şafak, Macaristan’da Daha İyi Bir Macaristan Hareketi (Jobbik), İtalya’da İtalya’nın Kardeşleri (Fratelli d’Italia), Sırbistan’da Sırp Eylemi (Srbska Akcija), Romanya’da Rumenlerin Birliği İttifakı (Aur) gibi partileri otantik faşist partiler olarak tanımlamak yanlış olmaz.

Bunların yanında organik bir demokrasi anlayışını benimseyen ve iktidara gelmek için kendini radikal sağ kulvarda merkez sağın çekim alanına yerleştiren Fransa’da Ulusal Birleşme (eski Ulusal Cephe), Avusturya’da Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ), Almanya’da Almanya İçin Alternatif (AfD) gibi partiler de içlerinde faşist/Nazi geçmişlerinin bazı temalarını korumakla beraber, günümüzün kimlik bunalımlarına uygun yeni iç düşmanlar, yeni nefret nesneleri yaratarak toplumun siyasal tahayyül dünyasında etkileyici konumda olmaya çalışıyorlar. Post-faşizm kavramı bu hareketleri tanımlamak için kullanılıyor. Enzo Traverso’nun 2017’de Fransa’da yayımlanan Faşizmin Yeni Yüzleri başlıklı kitabı post-faşizm kavramından hareketle, bunun günümüzde geçerli olduğu alanları inceliyor. Batı toplumlarında postfaşizmin omurgasını, antisemitizm ve antikomünizm değil, kimlikçi, reaksiyoner ve saplantılı ulusal egemenlikçi bir karışım oluşturuyor ve elbette içinde faşist hareketlerin tahayyül dünyasından parçalar taşıyor. Postfaşizm, liberal demokrasilerin yorgunluğundan, neoliberal politikaların demokrasinin soluğunu tüketmesinden ve Batı ekonomilerinin içine girdikleri uzun ekonomik durağanlıktan besleniyor. 20 yüzyılda faşizmler kitleleri büyük ortak mitoslar etrafında harekete geçirmeye çalışmışlardı. Postfaşizm esas olarak eski iktisadi, ahlaki ve toplumsal düzeni yeniden tesis etme amacıyla hareket ediyor. 

Türkiye’de son dönemde yaşanan gelişmeler, AKP-MHP iktidarı ve kurduğu nevi şahsına münhasır rejim postfaşizmin birçok niteliğini sergiliyor. Koyu bir otokrasinin hâkim olduğu, hukuk devletini bir kenara bırakalım, kanun devleti olarak bile nitelenmesi mümkün olmayan bu keyfî devlet yönetimi yerli faşizmin özgün partisinin salgıladığı ırkçı, katliamcı ve şiddet sevici temaların açık ve yakın etkisi altında artık. İslamcı-milliyetçi Erdoğanizm’in bu yerli faşizmin desteğine ne kadar bağımlı olduğu gerçeği her geçen gün daha belirginleşiyor. MHP’nin lideri ve yöneticileri partilerinin fabrika ayarlarına hızla dönerlerken, otantik faşizmin siyasal temalarını, dilini, dünya görüşünü Türkiye toplumunun tarihi-kültürel özellikleri içinde artık fütursuz biçimde dile getiriyorlar. Milliyetçi-mukaddesatçı muhafazakâr Türklük dünyasında bu dünya görüşünün çok yadırganmadığını, yaban bulunmadığını yakın tarihimizdeki birçok kanlı şiddet olaylarından biliyoruz.

Bu durumun herhangi bir tartışmaya, “ama…. fakat” sözcüklerine yer bırakmayan apaçık kanıtı, MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın’ın söylemeye cüret ettiği “HDP/PKK kamilen itlaf edilmesi gereken bir haşere sürüsüdür” cümlesidir. Böyle bir söze kendi partisinden ve müttefiki AKP’den hiç ses çıkmaması, sessiz biçimde bu katliam çağrısını fikren onayladıklarını, bunun söylenmesinden ciddi bir rahatsızlık duymadıklarını ve en önemlisi bu iş fikirden eyleme dönüştüğünde nerede yer alacaklarının, ne yapacaklarının belli olduğunu açıkça gösterir. Toplumumuzun hâlâ canlı olan yakın hafızasında bu itlaf çağrısının ne anlama geldiğini geçmiş itlaf operasyonlarının mağdurları ve onların çocukları sadece değil, o operasyonların failleri ve onların çocukları da çok iyi bilirler.

Mithat Sancar, T24’te Murat Sabuncu’yla yaptığı söyleşide (https://www.youtube.com/watch?v=dpXjYne-uXo) bunu bütün açıklığıyla ortaya koyarken, 1994’de Rwanda’da Tutsilere yönelik soykırımın başlangıç işaretlerinden birinin radyodan yapılan, sonra yandaş gazetelerin tekrarladığı, herkesin “hamamböceklerini (iyenzi yani Tutsileri) itlaf etmesi” için yapılan çağrı olduğunu hatırlattı. Ne hikmetse ana muhalefet partisi ve ortağından bile yerli faşizmin bu soykırım türü bir katliam çağrısına karşı ses çıkmadı. Naziler de Yahudiler için “fareler” benzetmesini kullanıyor ve Alman toplumunun büyük bir kısmı bu benzetmeyi açıkça ya da sesiz biçimde onaylıyordu.

Sadece bir MHP üst yöneticisi değil, yerli faşizmin günümüzdeki lideri MHP Genel Başkanı’nın “HDP’yi Türk siyasetinin taşıma ve hazmetme kapasitesi dolmuştur” diyerek, “ya terörizm ya temizlik” sloganı eşliğinde HDP’nin kapatılması çağrısını ısrarla tekrarlaması da otantik faşizmin yerli yankısı değil midir? İtlaf radikal temizlemedir. MHP bugün bir dizi siyasal konuda iktidar ortağına yol gösteriyor, ayar veriyor, kışkırtıyor ve böylece siyasal sorumluluğu olmadan geniş yetkilere sahip olma ayrıcalığını sonuna kadar kullanıyor. AKP’nin de artık bu yerli faşizmin çekim alanına bütünüyle girdiğini, yerli faşizmin tahayyül dünyasından, söylemlerinden etkilendiğini, İçişleri Bakanı’nın şahsında bunun en etkili biçimde cisimleştiğini görüyoruz. ATVSabah grubunun Yeni Akit’i zaman zaman geride bırakan yayınlarıyla bunu nasıl desteklediğini, kışkırttığını ve yönlendirdiğini, yeni kuşak AKP yöneticilerinin ve AKP’li cumhurbaşkanının yakın çevresini oluşturanların nasıl bu yerli faşizmin temalarını benimseyebildiğini başka bir vesilede ele almak gerekiyor. Birikim’de bu gidişin 1914 arifesinde Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü ve kitlesel katliamların, soykırımın kapısını aralayan İttihat ve Terakki iktidarının tasavvur dünyasına benzediğini belirtmiştim (Birikim, sayı: 378, “Yeni ittihatçı ittifak”).  

Bugün Türkiye’de otantik faşizmin gücü oy oranı olarak büyük değil. Ama Erdoğanizm için bu oy oranının marjinal değeri çok büyük. Diğer yandan, otantik faşizmin siyasal-toplumsal tahayyül dünyasını etkileme, bunlara karşı oluşacak tepkileri bastırma ve sindirme kapasitesi olarak önemli bir gücü var. Buna irredantist hevesleri kabaran ulusalcı-laikçi çevrelerin sessiz ama derinden desteklerini de ilave edince, yerli faşizmin günümüzde hegemonya kurduğunu söylemek abartılı olmaz. Bu hegemonyanın somut bir örneği, CHP’li Maltepe Belediyesi’nin İYİ Partili bir belediye meclisi üyesinin önerisini kabul ederek, bir yeşil alana, Hitler hayranlığı tescilli, ırkçılığı, antisemitizmi bilinçle ve ısrarla savunmuş, Türk siyasal düşünce tarihinin en otantik faşistinin, Nazi hayranlarından birinin adını vermeyi gıkı çıkmadan oylamasıdır. Bu aşamaya gelindiğinde artık yerli faşizmi marjinal bir siyasal düşünce, üç beş haytanın, sırtı derin devlet aktörleri tarafından zaman zaman sıvazlanan bir avuç tosuncuğun höykürmesi olarak ele almak mümkün değildir. Günümüzde yerli faşizm, Türk siyasal alanına yön veren, Türk siyasal tasavvuruna kısmen de olsa hükmetme kapasitesine sahip olan bir kavram repertuarı ve bir sözdizimi sunuyor.

Erdoğanizm bir keyfi otokrasi rejimi olarak bir yandan kamusal alanı, eğitim ve kültür dünyasını muhafazakâr Sünni İslam’ın giderek daha fazla tahakkümü altına alma amacı güderken, diğer yandan kendi seküler ideolojik boşluğunu artan bir hızla yerli faşizmin çekim alanına giren milliyetçi/ulusalcı akut kaşıntıyla doldurmaya çalışıyor. Artık kanunun da değil, sadece Beştepe’nin buyruğunun yegâne geçerli kural olduğu Türkiye Cumhuriyeti, 21. yüzyıl faşizmlerinin önde gelen bir örneği olma yolunda kararlı adımlarla ilerliyor. Bunun herkes için son derece bir ağır bedeli olacağını tarihî tecrübelerden biliyoruz. 

BİRİKİM      

Facebook Yorumları

reklam
21.12.2020
Otantik Faşizmin Hegemonyası
27.11.2020
Ceza Yargısı İktidarın Hizmetinde Olunca
12.10.2020
İktisat Biliminin Kadük Yasaları ve Batıl İtikatları (II)
2.10.2020
İktisat Biliminin Kadük Yasaları ve Batıl İtikatları (I)
7.07.2020
Erdoğanizm: El Arttıran Keyfilik Yönetimi
31.03.2020
Coronavirüs Bazı Ezberleri Bozarken...
4.02.2020
Komplo Anlatısının Dayanılmaz Hafifliği
12.12.2019
Yerli ve Milli Nomenklatura
28.11.2019
Bolivya’da Özeleştiri Zamanı: “Evo Olmazsa Her Şeyin Çökeceğine İnanıyorduk!”
1.11.2019
“Yeter Artık!” İsyanları
27.09.2019
Kadınkırım
16.07.2019
Çin Devletinin
4.07.2019
Tökezledi Ama Halen Ayakta…
15.07.2019
Çin Devletinin "Doğru Haber"i
3.07.2019
Tökezledi Ama Halen Ayakta…
9.06.2019
Diktatörlerin Servetleri
28.05.2019
Atın Üsküdar’ı Geçmemesi İçin
10.4.2019
Erdoğanizm Rubicon’u Geçiyor mu?
28.3.2019
31 Mart’ta Oy Vermemenin Anlamı
6.2.2019
“Saldırgan Kimlikler” ve Çoğunlukçu Müslüman-Türklük
13.12.2018
Seçimli Otokrasilerde Seçimler Tuzak mıdır?
22.11.2018
Milliyetçilik Yurtseverliğe İhanet midir?
7.11.2018
Popülizm Demek Yeterli mi?
30.10.2018
Büyük Gözaltında İlerlerken
24.10.2018
Doğru ve Yanlışın Önemsizleşmesi
13.10.2018
İsrail’de ulus-devlet temel yasası
10.9.2018
Cumhuriyet Gazetesinden Ayrılmama İlişkin Kısa Bilgi
5.9.2018
Hınç politikaları ve nihilizm
2.9.2018
Bir otokrat prototipi
30.8.2018
Trump'tan Önce Berlusconi Vardı
26.8.2018
Üzerine suç atmanın dayanılmaz hafifliği
22.8.2018
Trump ve yeni otoriterizm
15.8.2018
Büyük kriz gözüktü
12.8.2018
İş Allah’a kalınca....
8.8.2018
Anti-konformist gericilik ve yavaşlayan küreselleşme
5.8.2018
Yeni-patrimonyalizm üzerine
15.7.2018
Liberalizmden doğan otoriter kapitalizm
11.7.2018
Erdoğanizm Türkiyesi
8.7.2018
Post-komünist otoriter kapitalizm
4.7.2018
Otoriter kapitalizmin geleceği
2.7.2018
Erdoğanizm ve İki Türkiye
30.6.2018
Kindar nesil böyle yetiştirilir
27.6.2018
Durum budur…
24.6.2018
Yarın ve ötesi
22.6.2018
Bu Badireden Sükûnetle, Demokratik Yollarla Kurtulmak…
20.6.2018
Paçalardan akan ne?
17.6.2018
Kibrin otokrat hali
12.6.20183
Siyasette yalan ve yanlış
6.6.2018
Tayyip Erdoğan pişman mıdır?
3.6.2018
Gazeteci istihbaratçıyla işbirliği yapınca...
30.5.2018
Dindaş/ırktaş demokrasisi
27.5.2018
Cumhurbaşkanı koruması PÖH’e teslim
23.5.2018
Üfürükçü hoca analizleriyle ekonomiyi yönetmek
20.5.2018
HDP’nin alacağı oyun önemi
16.5.2018
AB Sayıştayı’ndan YİP uyarısı
13.5.2018
Enkaza işaret etmek yeterli değil
9.5.2018
Diktatörler seçimle gider mi?
6.5.2018
HDP kilit parti olabilir
1.5.2018
Seçim öncesi 1 Mayıs
25.4.2018
Uzatmalı iktidar Ermenistan’da beş gün sürdü
22.4.2018
Ahlak düşkünlüğü siyaseti ve huzur ihtiyacı
18.4.2018
Başkanlığı bir türlü bırakamayanlar
16.4.2018
Trump’ın kuyruğundaki Macron
15.4.2018
Fransa’da yeniden laiklik tartışması
11.4.2018
Satranççıya karşı tavlacı
8.4.2018
Seçimli tek adam olmanın bazı zorlukları
4.4.2018
Sessiz devrimden kültürel karşıdevrime
1.4.2018
Macron SDG’ye hangi vaatte bulundu?
28.3.2018
Irkçılığı besleyen yalan haberler
25.3.2018
Kürt halkının başına gelenler
24.3.2018
Rusya'da Boykot da Kaybetti
22.3.2018
Putin kazandı boykot kaybetti
19.3.2018
Düşük katılım oranı iktidarları yıpratmaz
14.3.2018
Yerli ve milli haset patlaması
11.3.2018
Muktedirler iktidarı kaybetmekten çok korkunca
7.3.2018
Faili meçhul suç şüphelisi!
25.2.2018
Seçim güvenliğini yitirmek
22.2.2018
“Devlet Benim”den “Ben Devletim”e!
21.2.2018
Hasetten beslenen kin
18.2.2018
Mısır’da El Sisi, Türkiye’de Erdoğan
13.2.2018
Eşitsizlikler dünyası
11.2.2018
‘Türk halkında savaşa karşı bir hissiyat vardır’!
4.2.2018
Seçimli otokrasiler
31.1.2018
İsrail gibi olmak?
27.1.2018
Savaş ve medeniyet kaybı
21.1.2018
Üç seçim türü karmaşası
17.1.2018
Tiranlık üzerine
14.1.2018
AYM kararı ve istibdat idaresi
11.1.2018
“Ah, Sersemler! Bir Bilseler…”
10.1.2018
Anlamak İstenmeyen durum berrak
7.1.2018
Diktatörlük el kitabı
24.12.2017
Demirtaş kararı ve düşman ceza hukuku
20.12.2017
Milliyetçi, muhafazakâr ve neoliberal Avrupa
18.12.2017
İstibdat rejimi manzarası
13.12.2017
Suriye’de kirli çamaşırlar ortaya çıkıyor
10.12.2017
AB Parlamentosu’nda Türkiye
5.12.2017
‘Tak şak’ davalarında yeni perde açıldı
2.12.2017
İktidar blokunun çimentosu ‘FETÖ’ silahı mı?
28.11.2017
İktidarın şüphelileri
26.11.2017
Çatışmaların Önlenmesi Ödülü Hrant Dink Vakfı’na
21.11.2017
2019’da nereden tam kopuş?
18.11.2017
Diktatörlük, demokrasi, gazetecilik
15.11.2017
Joseph Goebbels’in tavsiyeleri
12.11.2017
Silahlı terör örgütü üyeliği suçu
8.11.2017
Diktatör kime denir?
5.11.2017
Devlet terörü ve adli cinayet
31.10.2017
FETÖ suçlaması
29.10.2017
İktidarın ‘beka sorunu’
24.10.2017
Kürt’e ‘ağır yaptırım’ makbul mü?
21.10.2017
Bir demokrasi kültürü ‘kolaylaştırıcısı’
17.10.2017
Zengin dostu elit tahakkümü
15.10.2017
İşkenceye geniş tolerans zamanı
10.10.2017
‘Kokteyl terör’ terörü işbaşında
8.10.2017
Dinci milliyetçilik
3.10.2017
Yalanın egemenliği
1.10.2017
Türkiye’de ‘laiklik’ laik midir?
27.9.2017
Kürd referandumu, bir turnusol kâğıdı
19.9.2017
İki turlu seçime hazırlanmak
17.9.2017
Yerli ve milli kindarlık, faşizm
12.9.2017
Bütünüyle çökmüş bir dava
9.9.2017
Devlet terörü
6.9.2017
Portekiz’de sol ittifakın başarısı
3.9.2017
Reaksiyoner hınç
1.9.2017
Mevcut Rejim, İktidar veya Devlet Faşist midir?
30.8.2017
Otokrasi: Seçimli mi seçimsiz mi?
29.8.2017
Türkiye cumhurreisliği polis devleti
23.8.2017
İnsan hakları savunucuları hâlâ tutuklu
29.7.2017
Otokratlar bağımsız medya olabileceğine inanmazlar
26.7.2017
Rehin alınan Cumhuriyet çalışanları
23.7.2017
İktidarın rehin alma politikası
18.7.2017
Fransa’da OHAL’den ‘yumuşak despotizme’ geçiş mi?
15.7.2017
Endişeli bir AKP’li portresi
12.7.2017
Bu şiddet rejimi sürekli el yükseltmek zorundadır
8.7.2017
Şimdi yakın tehlike hak savunucuları mı?
4.7.2017
Adalet için açlık grevi
1.7.2017
Barışçı, etkili ve medeni bir yürüyüş
30.6.2017
Uzak Bir Diyardan Terör Gerekçeli İstibdat Manzarası
27.6.2017
Laik zımmi statüsü
24.6.2017
Sadece darbe yaparak anayasa ihlal edilmez
20.6.2017
En büyük parti sandığa gitmeyenler olunca?
17.6.2017
İstibdat idaresi ve Adalet Yürüyüşü
13.6.2017
Aşırı merkezin siyasette vakum etkisi
11.6.2017
Theresa May’in ters tepen hesabı
7.6.2017
Suriye’de bitmeyen kimyasal silah kullanımı
3.6.2017
Tayyip Erdoğan’ın kültür savaşı
31.5.2017
Hem suçlu hem güçlü
27.5.2017
Donald Trump azledilecek mi?
23.5.2017
Parti-devlet başkanını eleştirmek?
21.5.2017
Sivil itaatsizlik hem hak hem görevdir
17.5.2017
Basın ve ifade özgürlüğünde ileri aşama
13.5.2017
Çoğunlukçu tahakküm üzerine
10.5.2017
Fransa’da aşırı merkez zamanı
7.5.2017
‘Ben devletim!’: Bürlesk ve despotik otoriterizm
3.5.2017
Milli Reis dönemi başlarken
26.4.2017
Fransa’da Neoliberal İlericilik Kazanacak mı?
25.4.2017
Sağın ve solun kaybettiği bir seçim
22.4.2017
16 Nisan çöküşün miladı mı?
19.4.2017
Atı alan Üsküdar’dan öteye geçebilecek mi?
16.4.2017
Dayatılan badireye hayır!
11.4.2017
Tek Adam ve Tek Parti güzellemesinde saflar değişti
9.4.2017
‘Hayır’ herkesin geleceğinin güvencesidir
4.4.2017
Gerçeklik çatışması
1.4.2017
Hayır diyenler terörist değilse, zimmî!
29.3.2017
Günümüzde otokrasi üzerine
26.3.2017
Hapse atmasa da toplumdan tecrit ediyor!
21.3.2017
Demokrasi sonrası mahşerin üç atlısı
19.3.2017
AKP ve MHP seçmeninde kararsızlık
14.3.2017
‘Haydut devlet’ nasıl olunur?
12.3.2017
Sosyal-demokrasi ve liberal-milli küreselleşme
7.3.2017
Hollanda’dan ‘sınırları kapatalım’ çağrısı
5.3.2017
16 Nisan’da post-demokrasi oylanacak
1.3.2017
Siyasal travmayı hayır diyerek yenmek
22.2.2017
‘İktidarı bozan kaybetme korkusudur’
19.2.2017
Kolonizasyon insanlığa karşı suçtu!
15.2.2017
Taraflı ‘tarafsızlık’
12.2.2017
Eskiden vatan hainiydi, şimdi terörist oldu!
8.2.2017
‘Ermeni soykırımı’nı inkâr, suç olabilir mi?
6.2.2017
Fransa’da Solu Bölen Kavram: Laiklik
5.2.2017
Tek adam sistemi ve ikircikli AKP’liler
1.2.2017
Yumuşak uzlaşmanın sonu
29.1.2017
Yargısız infaz politikası
25.1.2017
Tarihi tecrübelere dayanarak ‘Hayır’
22.1.2017
Gerçek özgürlük nereden geçer?
19.1.2017
Başkancı muhafazakârmilliyetçi tahakküm
15.1.2017
Ahlaki çöküşün girdabında
11.1.2017
En kötü zaman
9.1.2017
Kesintisiz OHAL ya da Cumhurun Başkanlığı Rejimi
7.1.2017
Paris’te üç Kürt kadın öldürülmüştü...
28.12.2016
İktidardan gitmemek için mi?
25.12.2016
Halep kurtuldu mu, düştü mü?
20.12.2016
Anayasal diktatörlük
19.12.2016
Faşizmin sıradan yüzleri
14.12.2016
İntikam söylemi teröre yarar
11.12.2016
Üç milyar Avro’ya ne oldu?
7.12.2016
Post-gerçekle, nereye kadar?
4.12.2016
Kıbrıs’ta son tango?
2.12.2016
Portekiz’de Sol Koalisyonun Birinci Yılı
30.11.2016
2023 hedeflerinin başına gelenler
27.11.2016
‘Ortaklığı baştan bozamayız!’
23.11.2016
Rahat hareket etmenin bedeli
21.11.2016
Bir Yeni Türkiye İdeali Olarak Belarus
16.11.2016
Milliyetçimukaddesatçı iktidarın kökenleri
13.11.2016
Michael Moore’un öngörüsü ve önerileri
9.11.2016
Yeni Türkiye mamulü bir yaratık
6.11.2016
İslamcımilliyetçi blok işbaşında
2.11.2016
Gidişat hızlanıyor!
30.10.2016
Tarih tekerrür mü edecek?
26.10.2016
Diktatörlüğün turnusol kâğıdı
23.10.2016
Plebisite dayanan diktatörlükler
19.10.2016
Plebisiter diktatörlük ya da yerli faşizm
12.10.2016
Fransa’da OHAL tuzağı, Türkiye’de OHAL lütfu
9.10.2016
Keyfi yönetime karşı direniş hakkı
5.10.2016
İrredantizm üzerine
2.10.2016
Milliyetçi-İslamcı irredantizm ve örfi hukuk
28.9.2016
Güçlünün devleti güçlünün hukukudur
25.9.2016
Nihat Tuna’nın ardından
21.9.2016
Donald Trump seçimleri kazanabilir
18.9.2016
FETÖ/PDY iddianamesinin kör açısı
14.9.2016
Keyfi yönetim ve Zübük
8.9.2016
‘Bindik bir alamete...’
4.9.2016
Allah’ın lütfu, şok politikası
2.9.2016
Burkini Karşısında Kimlikçi Laikçilik
31.8.2016
Bir hınç ve şiddet tarihi
28.8.2016
Üst akıl muamması!
24.8.2016
IŞİD’i perdelemenin siyasal sorumluluğu
21.8.2016
Dünden bugüne cadı avı
17.8.2016
Terörden başka örgütlü suç olamaz mı?
15.8.2016
Yurtdışında darbeyle ilgili şüphelerin nedenleri
31.7.2016
Düşman ceza hukuku görev başında
27.7.2016
Darbeyle ilgili organize belirsizlik
19.7.2016
İç savaş, darbe ve otokrasi üçgeninden çıkmak
13.7.2016
Mülteci mümkün değil, vatandaşlık verelim!
10.7.2016
Sünni muhafazakâr kuşatma ve otoriter şiddet
8.7.2016
Panama Belgeleri: Yokmuş Gibi Yapma Zamanı!
6.7.2016
Total devlet ve önder
3.7.2016
İktidarın katliamlarla ilgili sorumluluğu
28.6.2016
Güvensizleşen AB’de insani güvenlik ihtiyacı
26.6.2016
AB’de genişleme değil, daralma zamanı!
22.6.2016
Tarihi rövanş hırsı ve muhafazakâr restorasyon
18.6.2016
Fransa’da ‘sol’ sola karşı
15.6.2016
Terörle iktidara üstü kapalı destek
11.6.2016
Hama’nın inleyen su çarkları
8.6.2016
Sağcı otoriter popülizmler ve İslamcı faşizm
5.6.2016
Holokost’un faillerinin çocukları konuştu
1.6.2016
Faşizm, diktatörlük ve geçiş dönemi
30.5.2016
Her şey açık ve net!
25.5.2016
Susun, Kılıçdaroğlu’nun bir bildiği var!
17.5.2016
Otoriterizm ötesine gidiş
14.5.2016
Davutoğlu geldiği usulle gönderildi
6.5.2016
Yerli ve milli destan yazımı
4.5.2016
Özgürlükçü laiklik
29.4.2016
Otoriter demokrasi uyumlu AB’ye doğru
27.4.2016
Yalan, inkâr ve aldatma rejimi
22.4.2016
CHP yönetimine ne göründü?
20.4.2016
Bektaşi’nin gözüyle İnsan Hakları Raporu
8.4.2016
Her şüpheli cezaevini tadacaktır!
6.4.2016
Uluslararası finansın kirli çamaşırları ortaya saçıldı
31.3.2016
Hâkimiyet kayıtsız ve şartsız liderdedir!
30.3.2016
‘Can isimli şahıs’ hep olağan şüpheli
26.3.2016
Görüşülmesi reddedilen barış ve demokrasi
23.3.2016
Demokratur
18.3.2016
Siyaseten terör suçu ve totalitarizm
16.3.2016
Kaostan hayır bekleyenler
11.3.2016
İnsanlığa karşı suç
8.3.2016
Otoriter rejimden daha ileri!
4.3.2016
İşkenceye müsamaha zamanı mı?
1.3.2016
Rastlantısal hukuk devleti bile ona lüks geliyor
29.2.2016
“Meclisten Atmak Yetmez, Ülkeden Kovulmalılar!”
23.2.2016
Bitmeyecek şiddetin ufkundayız...
18.2.2016
Güvenlik Konseyi’nde Türkiye kazandı mı?
16.2.2016
Artık hercümercin pivotuyuz
9.2.2016
Aşındırma siyaseti ve Bonapartist darbe
8.2.2016
1924 Anayasası TTBS mi?
4.2.2016
AB’nin yerine getiremeyeceği vaatleri
2.2.2016
Demokrasi açısından ilkesel beş tespit
27.1.2016
Yüzyılda bir olan durgunluk dönemi
22.1.2016
İslami parlamenter monarşi manzaraları
20.1.2016
Cumhurbaşkanı’nın sorunlu sorumsuzluğu
15.1.2016
Hangi halk ve hangi yönetim biçimi?
12.1.2016
Devlet şiddeti ve siyasal şiddet döngüsü
7.1.2016
Meydan okuma siyaseti
6.1.2016
Teşkilatı Mahsusa ruh hali
4.1.2016
Ümmetin Sesi ve Usta Kalemi
29.12.2015
Siyasal alana dönüş çabası önemsenmelidir
24.12.2015
Tarihin tekerrürü kader midir?
22.12.2015
‘Faydalı hukuksuzluk’ bezirgânları
18.12.2015
‘Özyönetim devrimi’: Demokratik siyasetle mi, silahla mı?
15.12.2015
Fransa uçurumun kenarında durdu
10.12.2015
Portekiz’de sol ittifak hükümeti
8.12.2015
Fransa’da aşırı sağ normalleşirken
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive