Ahmet İNSEL



Bookmark and Share

Tökezledi Ama Halen Ayakta…


3.07.2019 - Bu Yazı 452 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Tayyip Erdoğan’ın 20 Ağustos 2017’de söylediği, bıkkınlık verecek kadar tekrarlanan cümlesi, “İstanbul’da teklersek, Türkiye’de tökezleriz” idi. “İstanbul’da metal yorgunluğu olursa, Türkiye’de paslanırız” diyerek devam etmişti. AKP Genel Başkanı tökezleme benzetmesini kendi iktidarları için başka vesilelerle de kullandı. 27 Şubat 2019’da, “Biz tökezleyecek olursak, yeni oyunlar çevirenler bayram eder” diye partisini ve seçmenlerini uyardı. 

Birkaç yıldır Erdoğan’ın tökezleme, paslanma endişesi taşıdığı açık. Bunun lafını etmekle kalmadı; iktidarının sadece dış dünyada değil, ülke içinde de irtifa kaybettiğini fark ederek, kendine göre tedbirler aldığını gördük. Bazı belediye başkanlarını, il sorumlularını zorla istifa ettirmesi bunun dışarıya vuran yönüydü. Diğer taraftan, “ipler elimizden kaçar” endişesiyle, baskı rejimini daha da katmerleştirdi. Ama görünen o ki, metal yorgunluğu her şeyden önce Erdoğan’ın kendisi için geçerli olması gereken bir benzetmedir. Partisinin adayının saçma sapan gerekçelerle tekrarlattığı seçimleri daha büyük bir farkla kaybedeceği aşikâr iken, İBB seçiminin iptal ettirilmesine ikna olması, metal yorgunluğunun paslanma aşamasına dönüştüğünün bir işareti olarak değerlendirilebilir. Buna karşılık, AKP’nin reisinin sözcükleriyle ifade etmeye devam edersek, tekleyen, tökezleyen, paslanma emareleri gösteren Erdoğanizm’in düştüğünü, çöktüğünü, çalışamaz hale geldiğini söylemek için daha çok erken.

Erdoğanizm’in çöküşüne artık bir fiske kaldığına gerçekten inanan var mıdır, bilmiyoruz, ama şunu akılda tutmakta yarar var: İstanbul’da tekrarlanan seçimde iki aday arasındaki farkın bu kadar açılmasını sağlayan en önemli etmen, seçimin iptal edilmesine karşı seçmen topluluğunun duyduğu tepkidir. Cumhur İttifakı’nın liderlerinin, sözcülerinin bu akıl almaz hatası, kaybetme paniği içinde irrasyonel davranışlar sergilenmesinin somut örneklerinden birini oluşturuyor. Bunu seçimden üç gün önce şapkadan çıkarılan Öcalan mektubu senaryosu da teyit etti. 31 Mart’ta Cumhur İttifakı, Türkiye genelinde oyların yarıdan çok az fazlasını almış olsa da, belli başlı büyük şehirlerde başkanlığı kaybederek, moral üstünlüğü yitirmişti. İstanbul’da ise İmamoğlu fotofinişte önde gelmişti. İstanbul Türkiye’nin ortalamasını yansıtır iddiası doğruysa, sonuçta iki rakip ittifak başa baş gelmişlerdi. Ilımlı muhafazakâr seçmenlerde, orta sınıfta AKP’nin güven sermayesinin ciddi biçimde eridiğini ama tükenmediğini sonuçlar gösteriyordu. İptal edilen seçim sonrası AKP ve MHP sözcülerinin, İttifak’ın adayının akıl sınırlarını zorlayan iddiaları, suçlamaları, girişimleri eklenince, yenilgi hezimete dönüştü. İktidar bloğunun aklının dibi göründü. Böylece AKP yönetimi Ekrem İmamoğlu’na ikinci defa çok büyük bir farkla seçilerek, birinci seçimde sahip olmadığı kadar büyük ve güçlü bir meşruiyet elde etme imkânı hediye etti. Diğer taraftan Türkiye’de demokrasinin elde kalan son çıpasının, seçmenlerin büyük çoğunluğunun sandıktan çıkan sonucun meşruiyetine büyük önem vermesi olduğu açıkça ortaya çıktı. Gelecek demokrasi mücadeleleri açısından bu son derece önemli bir olgudur.

Ekrem İmamoğlu’nun bu seçim başarısını, Cumhur İttifakı yöneticilerinin verilen komuta artık yanıt vermeyen uçağın levyesini panik halinde her yöne çekiştirmeleriyle açıklamakla yetinmek elbette yanlış olur. Bu başarının, her şeyden önce, Millet İttifakı’nın adayına, onu destekleyen diğer çevrelere, CHP il yönetimine ait olduğu kuşkusuzdur. Muhalefetin serinkanlı ve azimli tavrı, Erdoğanizm’in geleneksel seçim taktiklerinin boşa çıkarılmasında büyük rol oynadı. Buna İmamoğlu’nun dinamik, sakin, gülümseyen ve kararlı halini hiç bozmaması ilave oldu. Ekonomik krizin derinleşmesi ve yaygınlaşmasının, ekonomi konusunda iktidar ekibinin artık topluma hiç güven vermiyor olmasının, hatta tersine iktisadi aktörlerin gelecek beklentisini karartıyor olmalarının etkisi ilave oldu.

Bu hezimete dönüşmüş seçim yenilgisi sonrasında Erdoğanizm’in muhalefete karşı daha yumuşak bir tavır takınması, rasyonel kalıplar içerisinde düşünülünce, makul bir beklentidir. Ancak Erdoğanizm’in başat özelliği keyfiliktir ve yönetimin merkezinin rasyonel davranması için gerekli olan doğru bilgilenme kanalları büyük ölçüde tıkalı durumdadır. İktidar bloğunun küçük ortağının, bu sarsıntılı zamanda kendi desteğinin daha kıymete bineceği düşüncesiyle yaptığı el arttırmayı, şirretleşmeyi de dikkate alırsak, Erdoğanizm’in girdiği patikadan çıkması zor görünüyor. Kaybetme paniği içinde daha fazla sertlik politikasına sarılması ihtimali, bunun tersini yapması kadar güçlü bir ihtimal. Hatta belki bu ihtimal biraz daha güçlü çünkü diktatörlerin patika bağımlılığı olarak tanımlanacak bir olgu vardır. Kaybetmenin çok ağır bir bedeli olacağı endişesi, bütün diktatörlük benzeri rejimlerin başındakileri baskı, hak ihlali, şiddet, keyfi yönetim patikasını terk etmemeye sevk eder. Bu tavrı sadece otokrata karşı olan muhalefetin hesap sormasından korktukları için değil, kendi yakın çevrelerinin telaş içinde gemiyi terk etmemeleri, “ihanet etmeye” yeltenmemeleri için de yaparlar. Türkiye’de de durum buna benziyor büyük ölçüde. Kemal Can, GazeteDuvar’da, Erdoğan’ın 23 Haziran sonrası yaptığı ilk meclis grup konuşmasında, geçmişte yapılan ve en başta kendi yaptığı hatalar üzerinden değil, iktidarı açısından hissettiği tehlikeler üzerinden önlemler almaya yatkın olduğu izlenimini verdiğine işaret ediyor (GazeteDuvar Kemal Can). 

Tökezlemiş ama düşmemiş olmasına rağmen, AKP iktidarının iniş döneminin hızlandığını görüyoruz. Tayyip Erdoğan, 2018 seçimlerini ve 2017 halkoylamasını ancak MHP desteğiyle kazandı. “Koalisyonlara son verdik” diye övünen AKP lideri, iki buçuk yıldır bir koalisyon sayesinde iktidarını yürütüyor. Bir yandan da AKP’nin kendi oyunun yüzde kırkın altına düştüğü, büyük şehirlerde birinciliği kaybettiği bir aşağı doğru eğim giderek belirginleşiyor. Bu eğimin simgesel başlangıç noktası Gezi protestolarıdır. 2015 Haziran genel seçiminde gidişat simgesel olmaktan çıkıp somutlaştı. Erdoğanizmin şiddet, baskı yöntemlerini artarak benimsemesi de buna bağlı olarak gelişti. İktidar bloğu 2017 halk oylamasını ite kaka kazanırken büyük şehirlerde çoğunluğu kaybediyordu. 2018 seçimlerini ise MHP’nin desteği sayesinde kazandı. Erdoğanizm’in iktidarda tutunma stratejisi açısından son başarılı kararı, düşme eğimini görüp, 2019 sonunda yapılması gereken milletvekili ve cumhurbaşkanı seçimlerini, aniden erkene almasıydı. İktisadi krizin derinleşmeye başlaması, dış politikadaki birden fazla gerginliğin ülke içine yansıyan etkileri ve aşırı partizan Cumhurbaşkanı’nın her gün sabah akşam beslediği gergin ortama karşı gelişen tepki, düşüş eğimini arttırıyordu. Ama buna rağmen, 2019 yerel seçimlerinde esas değişen olgu, iktidar bloğunun karşısına muhalefetin eskisiyle kıyaslanmayacak bir ortaklık içinde çıkması ve çoğu yerde doğru adaylar etrafında birleşmesi oldu. Erdoğanizm’in düşüşünü bundan sonra hızlandıracak etmenlerden biri iktisadi krizin derinleşmeye devam etmesi ise, diğeri, esas olarak Erdoğanizm karşıtlığı etrafında oluşan bu muhalefet cephesinin pozitif bir alternatif ortak projeye dönüşebilmesi olacaktır.

ANAP’ın, bugünlerde çok sık hatırlatılan, 1989’dan itibaren başlayan düşüşü ile Erdoğanizm’in düşüşü arasında çok önemli bir fark var. Tökezleyen Erdoğanizm, kuvvetler ayrılığının tamamen ortadan kalktığı, medyanın çok büyük bölümünün iktidarın doğrudan denetiminde olduğu, geri kalanın da büyük ölçüde susturulduğu ve devletin bütün kurumlarıyla, bütün olanaklarıyla bir adama bağlandığı bir otokrasidir. Direnme kapasitesi hâlâ çok büyüktür. Diğer taraftan ANAP’ın düşüşü bir iktidar alternatifinin önünü açarken, Erdoğanizm’in düşüşü kurduğu ucube rejimin değişmesini gündeme getiriyor. Bu da hükümet değişikliğinden çok daha kapsamlı bir değişim programı, demokratik bir rejimin kuruluşu üzerinde muhalefetin anlaşmasını gerektiriyor. Erdoğanizm’in kaybetme paniği içinde daha fazla irrasyonel davranışlar sergilemesi, daha fazla saldırganlaşması ve iktisadi-siyasal yıkımın boyutlarını çok daha büyütmesi, karşısında serinkanlı ve uzun erimli bir ittifakın oluşmasını da zorlaştırabilir. 

AKP içinde varlığı bilinen ve giderek gün yüzüne çıkan Erdoğanizm’den memnun olmayanların ayrı bir siyasal oluşum kurma adımı atacakları söylentisinin kuvveden fiile geçmesi durumunda, atılan adımın AKP’nin siyasal hegemonyasını hızla bozup bozmayacağını şimdiden kestirmek zor. İktidarla çok ciddi çıkar ilişkileri içinde birbirine eklemlenmiş bir topluluğun, o iktidar ayakta kaldığı sürece, eldekini kaybetme pahasına hızla ve yaygın biçimde başka bir mecraya yönelmesini beklemek çok gerçekçi değildir. Rejimin başı, böyle bir girişimi ulufe dağıtarak engelleyemezse, şapkadan çıkarması muhtemel olan tehdit unsurlarının ne kadar etkili olacağını bilmiyoruz. Bütün bunlara rağmen, AKP’nin içinden çıkacak bir ayrılık somutlaşırsa, elbette Türkiye’de siyaset alanı genişleyecek ve Erdoğanizm’in hareket alanı kısmen daralacaktır. Saadet Partisi ve İYİ Parti’nin muhafazakâr ve milliyetçi seçmen bloğunda yarattığı oran olarak az ama marjinal ağırlığı yüksek kırılma AKP’nin liberal-muhafazakâr seçmenleri arasında da gerçekleşirse AKP hegemonyası sona erebilir. Tayyip Erdoğan buna karşı pragmatik bir refleksle manevra yapıp, daha ılımlı ve uzlaşmacı bir yol izlemeye yeltenecek mi? Yukarıda bahsettiğim diktatörün patika bağımlılığı varsayımı ışığında bunun şimdilik zayıf bir ihtimal olduğunu düşünebiliriz.

Erdoğanizm’in direnme, karşı hamle yapma kapasitesinin hâlâ büyük olduğu gerçeğini toplumsal muhalefetin tüm katmanlarının dikkate alarak, bir mücadele hattı belirlemeleri elzemdir. Önemli olan yalnız Erdoğanizm’in sonunun gelmesi değil, onun yerine her konuda keyfiliğin son bulduğu bir hukuk devletinin ayağa kalktığı, kurumlara demokratik ilkelerin hâkim olduğu bir Türkiye’ye geçişi sağlayacak bir yönetimin oluşmasıdır. Demokrasinin, hukuk devletinin, barış ve diyalogun, gerçek kamu yararının, temel hak ve özgürlüklere mutlak saygının, sosyal devletin merkezinde olduğu bir ittifakın toplumsal tabanını genişletmenin ve bunu pekiştirmenin nasıl mümkün olduğunu son yerel seçimlerde kısmen gördük. Bunu kibre, öç almaya ve mağduriyetten mutlak haklılık ve üstünlük üretme refleksine kapılmadan, sakin ama kararlı ve azimli biçimde becerebilirsek, o zaman otokrasiden, diktatörlükten demokrasiye seçimle, demokratik yollarla geçen çağımızın ender ülkelerinden biri olma başarısını hep birlikte gerçekleştirebiliriz. Demokrasi yalnız seçimle gelmek demek değildir. Başka bir dizi gereğin yanında seçimle iktidar değiştirmenin her zaman mümkün olması ve bunun sadece lafta kalan bir kural değil somut bir potansiyel gerçek olarak herkes tarafından bilinmesi ve kabul edilmesidir. Özgürlükçü sosyalistler için, eşitlik ve özgürlük ideali ışığında yürütülen toplumsal mücadelenin zemini demokrasidir.

birikim

Facebook Yorumları

reklam
15.07.2019
Çin Devletinin "Doğru Haber"i
3.07.2019
Tökezledi Ama Halen Ayakta…
9.06.2019
Diktatörlerin Servetleri
28.05.2019
Atın Üsküdar’ı Geçmemesi İçin
10.4.2019
Erdoğanizm Rubicon’u Geçiyor mu?
28.3.2019
31 Mart’ta Oy Vermemenin Anlamı
6.2.2019
“Saldırgan Kimlikler” ve Çoğunlukçu Müslüman-Türklük
13.12.2018
Seçimli Otokrasilerde Seçimler Tuzak mıdır?
22.11.2018
Milliyetçilik Yurtseverliğe İhanet midir?
7.11.2018
Popülizm Demek Yeterli mi?
30.10.2018
Büyük Gözaltında İlerlerken
24.10.2018
Doğru ve Yanlışın Önemsizleşmesi
13.10.2018
İsrail’de ulus-devlet temel yasası
10.9.2018
Cumhuriyet Gazetesinden Ayrılmama İlişkin Kısa Bilgi
5.9.2018
Hınç politikaları ve nihilizm
2.9.2018
Bir otokrat prototipi
30.8.2018
Trump'tan Önce Berlusconi Vardı
26.8.2018
Üzerine suç atmanın dayanılmaz hafifliği
22.8.2018
Trump ve yeni otoriterizm
15.8.2018
Büyük kriz gözüktü
12.8.2018
İş Allah’a kalınca....
8.8.2018
Anti-konformist gericilik ve yavaşlayan küreselleşme
5.8.2018
Yeni-patrimonyalizm üzerine
15.7.2018
Liberalizmden doğan otoriter kapitalizm
11.7.2018
Erdoğanizm Türkiyesi
8.7.2018
Post-komünist otoriter kapitalizm
4.7.2018
Otoriter kapitalizmin geleceği
2.7.2018
Erdoğanizm ve İki Türkiye
30.6.2018
Kindar nesil böyle yetiştirilir
27.6.2018
Durum budur…
24.6.2018
Yarın ve ötesi
22.6.2018
Bu Badireden Sükûnetle, Demokratik Yollarla Kurtulmak…
20.6.2018
Paçalardan akan ne?
17.6.2018
Kibrin otokrat hali
12.6.20183
Siyasette yalan ve yanlış
6.6.2018
Tayyip Erdoğan pişman mıdır?
3.6.2018
Gazeteci istihbaratçıyla işbirliği yapınca...
30.5.2018
Dindaş/ırktaş demokrasisi
27.5.2018
Cumhurbaşkanı koruması PÖH’e teslim
23.5.2018
Üfürükçü hoca analizleriyle ekonomiyi yönetmek
20.5.2018
HDP’nin alacağı oyun önemi
16.5.2018
AB Sayıştayı’ndan YİP uyarısı
13.5.2018
Enkaza işaret etmek yeterli değil
9.5.2018
Diktatörler seçimle gider mi?
6.5.2018
HDP kilit parti olabilir
1.5.2018
Seçim öncesi 1 Mayıs
25.4.2018
Uzatmalı iktidar Ermenistan’da beş gün sürdü
22.4.2018
Ahlak düşkünlüğü siyaseti ve huzur ihtiyacı
18.4.2018
Başkanlığı bir türlü bırakamayanlar
16.4.2018
Trump’ın kuyruğundaki Macron
15.4.2018
Fransa’da yeniden laiklik tartışması
11.4.2018
Satranççıya karşı tavlacı
8.4.2018
Seçimli tek adam olmanın bazı zorlukları
4.4.2018
Sessiz devrimden kültürel karşıdevrime
1.4.2018
Macron SDG’ye hangi vaatte bulundu?
28.3.2018
Irkçılığı besleyen yalan haberler
25.3.2018
Kürt halkının başına gelenler
24.3.2018
Rusya'da Boykot da Kaybetti
22.3.2018
Putin kazandı boykot kaybetti
19.3.2018
Düşük katılım oranı iktidarları yıpratmaz
14.3.2018
Yerli ve milli haset patlaması
11.3.2018
Muktedirler iktidarı kaybetmekten çok korkunca
7.3.2018
Faili meçhul suç şüphelisi!
25.2.2018
Seçim güvenliğini yitirmek
22.2.2018
“Devlet Benim”den “Ben Devletim”e!
21.2.2018
Hasetten beslenen kin
18.2.2018
Mısır’da El Sisi, Türkiye’de Erdoğan
13.2.2018
Eşitsizlikler dünyası
11.2.2018
‘Türk halkında savaşa karşı bir hissiyat vardır’!
4.2.2018
Seçimli otokrasiler
31.1.2018
İsrail gibi olmak?
27.1.2018
Savaş ve medeniyet kaybı
21.1.2018
Üç seçim türü karmaşası
17.1.2018
Tiranlık üzerine
14.1.2018
AYM kararı ve istibdat idaresi
11.1.2018
“Ah, Sersemler! Bir Bilseler…”
10.1.2018
Anlamak İstenmeyen durum berrak
7.1.2018
Diktatörlük el kitabı
24.12.2017
Demirtaş kararı ve düşman ceza hukuku
20.12.2017
Milliyetçi, muhafazakâr ve neoliberal Avrupa
18.12.2017
İstibdat rejimi manzarası
13.12.2017
Suriye’de kirli çamaşırlar ortaya çıkıyor
10.12.2017
AB Parlamentosu’nda Türkiye
5.12.2017
‘Tak şak’ davalarında yeni perde açıldı
2.12.2017
İktidar blokunun çimentosu ‘FETÖ’ silahı mı?
28.11.2017
İktidarın şüphelileri
26.11.2017
Çatışmaların Önlenmesi Ödülü Hrant Dink Vakfı’na
21.11.2017
2019’da nereden tam kopuş?
18.11.2017
Diktatörlük, demokrasi, gazetecilik
15.11.2017
Joseph Goebbels’in tavsiyeleri
12.11.2017
Silahlı terör örgütü üyeliği suçu
8.11.2017
Diktatör kime denir?
5.11.2017
Devlet terörü ve adli cinayet
31.10.2017
FETÖ suçlaması
29.10.2017
İktidarın ‘beka sorunu’
24.10.2017
Kürt’e ‘ağır yaptırım’ makbul mü?
21.10.2017
Bir demokrasi kültürü ‘kolaylaştırıcısı’
17.10.2017
Zengin dostu elit tahakkümü
15.10.2017
İşkenceye geniş tolerans zamanı
10.10.2017
‘Kokteyl terör’ terörü işbaşında
8.10.2017
Dinci milliyetçilik
3.10.2017
Yalanın egemenliği
1.10.2017
Türkiye’de ‘laiklik’ laik midir?
27.9.2017
Kürd referandumu, bir turnusol kâğıdı
19.9.2017
İki turlu seçime hazırlanmak
17.9.2017
Yerli ve milli kindarlık, faşizm
12.9.2017
Bütünüyle çökmüş bir dava
9.9.2017
Devlet terörü
6.9.2017
Portekiz’de sol ittifakın başarısı
3.9.2017
Reaksiyoner hınç
1.9.2017
Mevcut Rejim, İktidar veya Devlet Faşist midir?
30.8.2017
Otokrasi: Seçimli mi seçimsiz mi?
29.8.2017
Türkiye cumhurreisliği polis devleti
23.8.2017
İnsan hakları savunucuları hâlâ tutuklu
29.7.2017
Otokratlar bağımsız medya olabileceğine inanmazlar
26.7.2017
Rehin alınan Cumhuriyet çalışanları
23.7.2017
İktidarın rehin alma politikası
18.7.2017
Fransa’da OHAL’den ‘yumuşak despotizme’ geçiş mi?
15.7.2017
Endişeli bir AKP’li portresi
12.7.2017
Bu şiddet rejimi sürekli el yükseltmek zorundadır
8.7.2017
Şimdi yakın tehlike hak savunucuları mı?
4.7.2017
Adalet için açlık grevi
1.7.2017
Barışçı, etkili ve medeni bir yürüyüş
30.6.2017
Uzak Bir Diyardan Terör Gerekçeli İstibdat Manzarası
27.6.2017
Laik zımmi statüsü
24.6.2017
Sadece darbe yaparak anayasa ihlal edilmez
20.6.2017
En büyük parti sandığa gitmeyenler olunca?
17.6.2017
İstibdat idaresi ve Adalet Yürüyüşü
13.6.2017
Aşırı merkezin siyasette vakum etkisi
11.6.2017
Theresa May’in ters tepen hesabı
7.6.2017
Suriye’de bitmeyen kimyasal silah kullanımı
3.6.2017
Tayyip Erdoğan’ın kültür savaşı
31.5.2017
Hem suçlu hem güçlü
27.5.2017
Donald Trump azledilecek mi?
23.5.2017
Parti-devlet başkanını eleştirmek?
21.5.2017
Sivil itaatsizlik hem hak hem görevdir
17.5.2017
Basın ve ifade özgürlüğünde ileri aşama
13.5.2017
Çoğunlukçu tahakküm üzerine
10.5.2017
Fransa’da aşırı merkez zamanı
7.5.2017
‘Ben devletim!’: Bürlesk ve despotik otoriterizm
3.5.2017
Milli Reis dönemi başlarken
26.4.2017
Fransa’da Neoliberal İlericilik Kazanacak mı?
25.4.2017
Sağın ve solun kaybettiği bir seçim
22.4.2017
16 Nisan çöküşün miladı mı?
19.4.2017
Atı alan Üsküdar’dan öteye geçebilecek mi?
16.4.2017
Dayatılan badireye hayır!
11.4.2017
Tek Adam ve Tek Parti güzellemesinde saflar değişti
9.4.2017
‘Hayır’ herkesin geleceğinin güvencesidir
4.4.2017
Gerçeklik çatışması
1.4.2017
Hayır diyenler terörist değilse, zimmî!
29.3.2017
Günümüzde otokrasi üzerine
26.3.2017
Hapse atmasa da toplumdan tecrit ediyor!
21.3.2017
Demokrasi sonrası mahşerin üç atlısı
19.3.2017
AKP ve MHP seçmeninde kararsızlık
14.3.2017
‘Haydut devlet’ nasıl olunur?
12.3.2017
Sosyal-demokrasi ve liberal-milli küreselleşme
7.3.2017
Hollanda’dan ‘sınırları kapatalım’ çağrısı
5.3.2017
16 Nisan’da post-demokrasi oylanacak
1.3.2017
Siyasal travmayı hayır diyerek yenmek
22.2.2017
‘İktidarı bozan kaybetme korkusudur’
19.2.2017
Kolonizasyon insanlığa karşı suçtu!
15.2.2017
Taraflı ‘tarafsızlık’
12.2.2017
Eskiden vatan hainiydi, şimdi terörist oldu!
8.2.2017
‘Ermeni soykırımı’nı inkâr, suç olabilir mi?
6.2.2017
Fransa’da Solu Bölen Kavram: Laiklik
5.2.2017
Tek adam sistemi ve ikircikli AKP’liler
1.2.2017
Yumuşak uzlaşmanın sonu
29.1.2017
Yargısız infaz politikası
25.1.2017
Tarihi tecrübelere dayanarak ‘Hayır’
22.1.2017
Gerçek özgürlük nereden geçer?
19.1.2017
Başkancı muhafazakârmilliyetçi tahakküm
15.1.2017
Ahlaki çöküşün girdabında
11.1.2017
En kötü zaman
9.1.2017
Kesintisiz OHAL ya da Cumhurun Başkanlığı Rejimi
7.1.2017
Paris’te üç Kürt kadın öldürülmüştü...
28.12.2016
İktidardan gitmemek için mi?
25.12.2016
Halep kurtuldu mu, düştü mü?
20.12.2016
Anayasal diktatörlük
19.12.2016
Faşizmin sıradan yüzleri
14.12.2016
İntikam söylemi teröre yarar
11.12.2016
Üç milyar Avro’ya ne oldu?
7.12.2016
Post-gerçekle, nereye kadar?
4.12.2016
Kıbrıs’ta son tango?
2.12.2016
Portekiz’de Sol Koalisyonun Birinci Yılı
30.11.2016
2023 hedeflerinin başına gelenler
27.11.2016
‘Ortaklığı baştan bozamayız!’
23.11.2016
Rahat hareket etmenin bedeli
21.11.2016
Bir Yeni Türkiye İdeali Olarak Belarus
16.11.2016
Milliyetçimukaddesatçı iktidarın kökenleri
13.11.2016
Michael Moore’un öngörüsü ve önerileri
9.11.2016
Yeni Türkiye mamulü bir yaratık
6.11.2016
İslamcımilliyetçi blok işbaşında
2.11.2016
Gidişat hızlanıyor!
30.10.2016
Tarih tekerrür mü edecek?
26.10.2016
Diktatörlüğün turnusol kâğıdı
23.10.2016
Plebisite dayanan diktatörlükler
19.10.2016
Plebisiter diktatörlük ya da yerli faşizm
12.10.2016
Fransa’da OHAL tuzağı, Türkiye’de OHAL lütfu
9.10.2016
Keyfi yönetime karşı direniş hakkı
5.10.2016
İrredantizm üzerine
2.10.2016
Milliyetçi-İslamcı irredantizm ve örfi hukuk
28.9.2016
Güçlünün devleti güçlünün hukukudur
25.9.2016
Nihat Tuna’nın ardından
21.9.2016
Donald Trump seçimleri kazanabilir
18.9.2016
FETÖ/PDY iddianamesinin kör açısı
14.9.2016
Keyfi yönetim ve Zübük
8.9.2016
‘Bindik bir alamete...’
4.9.2016
Allah’ın lütfu, şok politikası
2.9.2016
Burkini Karşısında Kimlikçi Laikçilik
31.8.2016
Bir hınç ve şiddet tarihi
28.8.2016
Üst akıl muamması!
24.8.2016
IŞİD’i perdelemenin siyasal sorumluluğu
21.8.2016
Dünden bugüne cadı avı
17.8.2016
Terörden başka örgütlü suç olamaz mı?
15.8.2016
Yurtdışında darbeyle ilgili şüphelerin nedenleri
31.7.2016
Düşman ceza hukuku görev başında
27.7.2016
Darbeyle ilgili organize belirsizlik
19.7.2016
İç savaş, darbe ve otokrasi üçgeninden çıkmak
13.7.2016
Mülteci mümkün değil, vatandaşlık verelim!
10.7.2016
Sünni muhafazakâr kuşatma ve otoriter şiddet
8.7.2016
Panama Belgeleri: Yokmuş Gibi Yapma Zamanı!
6.7.2016
Total devlet ve önder
3.7.2016
İktidarın katliamlarla ilgili sorumluluğu
28.6.2016
Güvensizleşen AB’de insani güvenlik ihtiyacı
26.6.2016
AB’de genişleme değil, daralma zamanı!
22.6.2016
Tarihi rövanş hırsı ve muhafazakâr restorasyon
18.6.2016
Fransa’da ‘sol’ sola karşı
15.6.2016
Terörle iktidara üstü kapalı destek
11.6.2016
Hama’nın inleyen su çarkları
8.6.2016
Sağcı otoriter popülizmler ve İslamcı faşizm
5.6.2016
Holokost’un faillerinin çocukları konuştu
1.6.2016
Faşizm, diktatörlük ve geçiş dönemi
30.5.2016
Her şey açık ve net!
25.5.2016
Susun, Kılıçdaroğlu’nun bir bildiği var!
17.5.2016
Otoriterizm ötesine gidiş
14.5.2016
Davutoğlu geldiği usulle gönderildi
6.5.2016
Yerli ve milli destan yazımı
4.5.2016
Özgürlükçü laiklik
29.4.2016
Otoriter demokrasi uyumlu AB’ye doğru
27.4.2016
Yalan, inkâr ve aldatma rejimi
22.4.2016
CHP yönetimine ne göründü?
20.4.2016
Bektaşi’nin gözüyle İnsan Hakları Raporu
8.4.2016
Her şüpheli cezaevini tadacaktır!
6.4.2016
Uluslararası finansın kirli çamaşırları ortaya saçıldı
31.3.2016
Hâkimiyet kayıtsız ve şartsız liderdedir!
30.3.2016
‘Can isimli şahıs’ hep olağan şüpheli
26.3.2016
Görüşülmesi reddedilen barış ve demokrasi
23.3.2016
Demokratur
18.3.2016
Siyaseten terör suçu ve totalitarizm
16.3.2016
Kaostan hayır bekleyenler
11.3.2016
İnsanlığa karşı suç
8.3.2016
Otoriter rejimden daha ileri!
4.3.2016
İşkenceye müsamaha zamanı mı?
1.3.2016
Rastlantısal hukuk devleti bile ona lüks geliyor
29.2.2016
“Meclisten Atmak Yetmez, Ülkeden Kovulmalılar!”
23.2.2016
Bitmeyecek şiddetin ufkundayız...
18.2.2016
Güvenlik Konseyi’nde Türkiye kazandı mı?
16.2.2016
Artık hercümercin pivotuyuz
9.2.2016
Aşındırma siyaseti ve Bonapartist darbe
8.2.2016
1924 Anayasası TTBS mi?
4.2.2016
AB’nin yerine getiremeyeceği vaatleri
2.2.2016
Demokrasi açısından ilkesel beş tespit
27.1.2016
Yüzyılda bir olan durgunluk dönemi
22.1.2016
İslami parlamenter monarşi manzaraları
20.1.2016
Cumhurbaşkanı’nın sorunlu sorumsuzluğu
15.1.2016
Hangi halk ve hangi yönetim biçimi?
12.1.2016
Devlet şiddeti ve siyasal şiddet döngüsü
7.1.2016
Meydan okuma siyaseti
6.1.2016
Teşkilatı Mahsusa ruh hali
4.1.2016
Ümmetin Sesi ve Usta Kalemi
29.12.2015
Siyasal alana dönüş çabası önemsenmelidir
24.12.2015
Tarihin tekerrürü kader midir?
22.12.2015
‘Faydalı hukuksuzluk’ bezirgânları
18.12.2015
‘Özyönetim devrimi’: Demokratik siyasetle mi, silahla mı?
15.12.2015
Fransa uçurumun kenarında durdu
10.12.2015
Portekiz’de sol ittifak hükümeti
8.12.2015
Fransa’da aşırı sağ normalleşirken
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive