Ahmet İNSEL

Cumhuriyet



Bookmark and Share

İsrail’de ulus-devlet temel yasası


13.10.2018 - Bu Yazı 117 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 19 Temmuz 2018’de İsrail parlamentosunda, birkaç aydan beri ülkede çok tartışılan bir temel yasa, 55 ret oyuna karşı 62 evet oyuyla kabul edildi. Bir anayasası olmayan İsrail’de, zaman içinde kabul edilmiş birçok temel yasa anayasa işlevi görüyor. 19 Temmuz’da kabul edilen on bir maddelik temel yasa, “İsrail, Yahudi Halkının Ulus-Devleti” başlığını taşıyor. Bu yasa, 1958’den beri kabul edilmiş on beşinci temel yasa. 

Yasanın ilk maddesi bir ayrımcılıkla başlıyor. Bu üç paragraflık birinci madde şöyle: 

“a- İsrail toprağı, üzerinde İsrail devletinin kurulduğu, Yahudi halkının tarihî vatanıdır.

b- İsrail devleti Yahudi halkının ulusal vatanıdır; bu vatan içinde Yahudi halkı kendi doğal, kültürel, dinî ve tarihî kaderini belirleme hakkını yerine getirir.

c- İsrail devleti içinde ulusal düzlemde kendi kaderini belirleme hakkı sadece Yahudi halkına mahsustur.” 

Sadece Yahudi halkına tanınan bu kendi kaderini belirleme hakkının, örneğin işgal edilmiş topraklarda da geçerli olup olmayacağı tartışmalı. Ama İsrail toprağını İsrail devletinden daha geniş bir coğrafya içinde tanımlayınca, ya da Batı Şeria’nın bir kısmını veya Doğu Kudüs’ü İsrail devleti toprağı ilan edince bu mümkün oluyor. Aynı topraklarda yaşayan ama Yahudi halkına ait olmayan halklara tanınmayan geniş bir kendi kaderini tayin hakkı, Yahudi halkına tanınıyor. 

Bu temel yasa ile getirilen ikinci değişiklik, 4. maddede devletin dilinin İbranice olduğunun belirtilmesi. Bu yasanın kabul edilmesine kadar İsrail devletinde Arapça da resmî dil sayılıyordu. Yeni yasa ile Arapça “devlet içinde özel bir statüye sahip dil” konumuna geçiyor. Nüfusun yüzde yirmisinin Arap olduğu ülkede, tek resmî dil dayatmasının yaratacağı tepkileri kısa vadede engellemek için bu dördüncü maddenin son paragrafına bir kayıt konmuş: “Bu ifade bu yasanın yürürlüğe girmesinden önce Arapçaya tanınan statüye halel getirmez”. Kısacası Arapça devlet dairelerinde veya yargıda kullanılan bir dil olmaya devam edecek ama bu sınırlı kalacak ve yeni kullanım alanları için geçerli olmayacak diyor temel yasa.

Yasanın başka bir maddesi ise önümüzdeki dönemde işgal edilmiş toprakların ilhakı kapısını ardına kadar açıyor. Yedinci madde, “Devlet Yahudi yerleşimlerinin gelişmesini bir ulusal değer olarak görür ve Yahudi yerleşimi yaratılmasını ve güçlendirilmesini teşvik etmek ve desteklemek için çalışır” ifadesiyle, yeni yerleşimlerin açılmasını anayasal bir hedef konumuna getiriyor.

İsrail’de bu yasaya karşı çıkanların ifadeleriyle ırkçı ve ayrımcı bu temel yasaya tepkileri yumuşatmak için, Başbakan Netanyahu bir yandan yasanın kabul edilmesini “İsrail devleti ve Siyonizm tarihinde hayati bir dönüm noktası” olarak tanımlarken, diğer yandan bu yasanın yaptırımcı değil, istişarî nitelikte olduğunu iddia ediyordu. Yasa tasarısında yer alan sadece Yahudilerin yaşayabileceği yerleşimler açılabileceği veya bir içtihat olmadığı durumlarda mahkemelerin Yahudi dininin esaslarına göre karar verebileceği gibi önlemler, cumhurbaşkanının, İsrail başsavcısının, Arap milletvekilleri ve muhalif sol İsrailli Yahudilerin tepkileri sonucu kaldırılmıştı. Ama kabul edilen on bir maddelik temel yasa dört dörtlük bir ırkçı, ayrımcı yasa olmaktan kurtulamadı.

Başbakan Netanyahu’ya göre, “İsrail demokrasisi içinde sivil haklara saygılı kalınacağının güvencesini vermeye devam” edeceklerdi ama “çoğunluğun da hakları vardı ve çoğunluk karar vermişti”. “Mutlak çoğunluk gelecek kuşaklar için devletimizin Yahudi niteliğini güven altına almak istiyordu” Netanyahu’ya göre. Bu nedenle bu temel yasa İsrail başbakanına göre, yaptırım amaçlı değil, istişari nitelikteydi. Diğer taraftan Likud partisi sözcüsü Avi Dichter, mecliste yasayı eleştiren Arap milletvekillerine hitaben işin özünü açıklıyordu: “Bu topraklarda biz sizden önce vardık, sizden sonra da ilelebet var olmaya devam edeceğiz.”   

Ulus-devlet yasası İsrail parlamentosunda kabul edilmeden önce, parlamento özgürlükleri kısıtlayan birkaç yasayı daha kabul etmişti. 16 Temmuz’da STK’ların orduyu eleştiren kamuya açık girişimlerini sınırlayan bir yasa kabul edildi. Ertesi gün işgal edilmiş topraklarda gayrimenkullerine el konan Filistinlilerin bu kararları Yargıtay nezdinde temyiz etme hakkını sınırlayan ama bu hakkı eksiksiz biçimde Yahudi yerleşimcilere ve İsrail vatandaşlarına tanıyan yasa kabul edildi. Sol muhalefetin “hukukî Apartheid” olarak tanımladığı bu karar Batı Şeria’nın ilhak edilmesi projesinin bir adımıydı aynı zamanda. Daha sonra parlamento “bekâr kadınların” taşıyıcı anne aracılığıyla çocuk sahibi olmalarını yasallaştırırken, aynı hakkı erkeklerden esirgedi. Böylece eşcinsel kadın çiftler bu yolla fiilen çocuk sahibi olma hakkına sahip olurken, eşcinsel erkekler için de Netanyahu’nun vaat ettiği bu hak dinci partilerin baskısı karşısında yasadan çıkarıldı. Aynı gün akşamı Yahudi ulus-devlet temel yasası parlamentoda gerekli çoğunluğu ucu ucuna yakalayarak geçti.

Yasanın yürürlüğe girmesinden bir buçuk ay sonra, eylül ayında, bir Kudüs hâkimi, Moşe Drori, “İsrail, Yahudi Ulus-Devleti” yasasında “İsrail devletinin zor durumda olan Yahudi halkının üyelerinin güvenliğini sağlamakla yükümlü olduğunu” belirten maddeye dayanarak, terörist bir saldırıda yaralanan bir Yahudi’ye, mağdurun maddi ve manevi zararını ispat etmesine gerek olmadan, sadece Yahudi olduğu için ilave tazminat ödenmesi gerektiğine karar verdi. 16 Eylül’de Haaretz gazetesinde yayımlanan yazısında Gideon Levi hâkimin verdiği bu kararın, “iki farklı kan değeri”nin İsrail’de yürürlükte olduğunun somut delili olduğunu söylüyor. 

Sözü Gideon Levi’ye bırakalım: 

“Ulus-devlet yasası üzerine mahkemenin yaptığı kaçınılmaz yoruma bakarsak artık gerçek bir ırkçı yasa var karşımızda. Bundan böyle İsrail’de iki tür kan hukuk metinlerinde bile var olacak: Yahudi kanı ve Yahudi olmayan kan. Bu iki kanın değeri de farklı. Yahudi kanının değeri paha biçilmez nitelikte. Mümkün olan her türlü yolla korunmalı. Yahudi olmayan kan ise ucuz, onu su gibi dökebilirsiniz. Böyle bir durum daha önce fiilen yürürlükteydi ve Yahudilere ve diğerlerine farklı normlar ve cezalar uygulanıyordu. Ama şimdi bu fark bir mahkeme kararıyla tescil edilmiş oluyor.

Yetmiş yıldır mağdurlara karşı yürütülen milliyetçilik ve ırkçılığın artık hukuki gerekçesi var. Bu yasanın doğasının sadece simgesel bir beyan olduğunu bize söylüyorlardı. Şimdi hâkim Drori bunu gayet iyi yorumlayarak gerçek anlamını ortaya çıkardı. Bu temel yasa Yahudi kanının üstünlüğünü ilan ediyor. Bundan böyle İsrail de bir ırk yasasına sahiptir.”

İsrail’in 1948’de ilan edilen Bağımsızlık Deklarasyonu’nun on üçüncü paragrafına göre İsrail devleti “bütün yurttaşların, inanç, ırk ve cinsiyet ayrımı gözetilmeksizin eksiksiz biçimde eşit siyasal ve sosyal haklara sahip olacakları” güvencesini veriyordu. Bu deklarasyonun yetmişinci yıldönümünde, on beşinci temel yasa, İsrail Yahudi Ulus-Devleti temel yasası, İsrail’de çoğunluğun iradesine dayandığını iddia ederek, Gideon Levi’nin kederle işaret ettiği gibi İsrail’in ırkçı ve ayrımcı bir devlet olduğunu tescil ediyor. İsrail parlamentosunun çoğunluğunun kabul ettiği ve belli ki toplumda da çoğunluğun benimsediği bu temel yasa, demokrasi sadece çoğunluk iradesi midir veya çoğunluğun özgür iradesi kendiliğinden demokratik midir sorularına somut bir yanıt veriyor.

Ahmet İnsel

(Birikim Haftalık)

Facebook Yorumları

reklam
13.10.2018
İsrail’de ulus-devlet temel yasası
10.9.2018
Cumhuriyet Gazetesinden Ayrılmama İlişkin Kısa Bilgi
5.9.2018
Hınç politikaları ve nihilizm
2.9.2018
Bir otokrat prototipi
30.8.2018
Trump'tan Önce Berlusconi Vardı
26.8.2018
Üzerine suç atmanın dayanılmaz hafifliği
22.8.2018
Trump ve yeni otoriterizm
15.8.2018
Büyük kriz gözüktü
12.8.2018
İş Allah’a kalınca....
8.8.2018
Anti-konformist gericilik ve yavaşlayan küreselleşme
5.8.2018
Yeni-patrimonyalizm üzerine
15.7.2018
Liberalizmden doğan otoriter kapitalizm
11.7.2018
Erdoğanizm Türkiyesi
8.7.2018
Post-komünist otoriter kapitalizm
4.7.2018
Otoriter kapitalizmin geleceği
2.7.2018
Erdoğanizm ve İki Türkiye
30.6.2018
Kindar nesil böyle yetiştirilir
27.6.2018
Durum budur…
24.6.2018
Yarın ve ötesi
22.6.2018
Bu Badireden Sükûnetle, Demokratik Yollarla Kurtulmak…
20.6.2018
Paçalardan akan ne?
17.6.2018
Kibrin otokrat hali
12.6.20183
Siyasette yalan ve yanlış
6.6.2018
Tayyip Erdoğan pişman mıdır?
3.6.2018
Gazeteci istihbaratçıyla işbirliği yapınca...
30.5.2018
Dindaş/ırktaş demokrasisi
27.5.2018
Cumhurbaşkanı koruması PÖH’e teslim
23.5.2018
Üfürükçü hoca analizleriyle ekonomiyi yönetmek
20.5.2018
HDP’nin alacağı oyun önemi
16.5.2018
AB Sayıştayı’ndan YİP uyarısı
13.5.2018
Enkaza işaret etmek yeterli değil
9.5.2018
Diktatörler seçimle gider mi?
6.5.2018
HDP kilit parti olabilir
1.5.2018
Seçim öncesi 1 Mayıs
25.4.2018
Uzatmalı iktidar Ermenistan’da beş gün sürdü
22.4.2018
Ahlak düşkünlüğü siyaseti ve huzur ihtiyacı
18.4.2018
Başkanlığı bir türlü bırakamayanlar
16.4.2018
Trump’ın kuyruğundaki Macron
15.4.2018
Fransa’da yeniden laiklik tartışması
11.4.2018
Satranççıya karşı tavlacı
8.4.2018
Seçimli tek adam olmanın bazı zorlukları
4.4.2018
Sessiz devrimden kültürel karşıdevrime
1.4.2018
Macron SDG’ye hangi vaatte bulundu?
28.3.2018
Irkçılığı besleyen yalan haberler
25.3.2018
Kürt halkının başına gelenler
24.3.2018
Rusya'da Boykot da Kaybetti
22.3.2018
Putin kazandı boykot kaybetti
19.3.2018
Düşük katılım oranı iktidarları yıpratmaz
14.3.2018
Yerli ve milli haset patlaması
11.3.2018
Muktedirler iktidarı kaybetmekten çok korkunca
7.3.2018
Faili meçhul suç şüphelisi!
25.2.2018
Seçim güvenliğini yitirmek
22.2.2018
“Devlet Benim”den “Ben Devletim”e!
21.2.2018
Hasetten beslenen kin
18.2.2018
Mısır’da El Sisi, Türkiye’de Erdoğan
13.2.2018
Eşitsizlikler dünyası
11.2.2018
‘Türk halkında savaşa karşı bir hissiyat vardır’!
4.2.2018
Seçimli otokrasiler
31.1.2018
İsrail gibi olmak?
27.1.2018
Savaş ve medeniyet kaybı
21.1.2018
Üç seçim türü karmaşası
17.1.2018
Tiranlık üzerine
14.1.2018
AYM kararı ve istibdat idaresi
11.1.2018
“Ah, Sersemler! Bir Bilseler…”
10.1.2018
Anlamak İstenmeyen durum berrak
7.1.2018
Diktatörlük el kitabı
24.12.2017
Demirtaş kararı ve düşman ceza hukuku
20.12.2017
Milliyetçi, muhafazakâr ve neoliberal Avrupa
18.12.2017
İstibdat rejimi manzarası
13.12.2017
Suriye’de kirli çamaşırlar ortaya çıkıyor
10.12.2017
AB Parlamentosu’nda Türkiye
5.12.2017
‘Tak şak’ davalarında yeni perde açıldı
2.12.2017
İktidar blokunun çimentosu ‘FETÖ’ silahı mı?
28.11.2017
İktidarın şüphelileri
26.11.2017
Çatışmaların Önlenmesi Ödülü Hrant Dink Vakfı’na
21.11.2017
2019’da nereden tam kopuş?
18.11.2017
Diktatörlük, demokrasi, gazetecilik
15.11.2017
Joseph Goebbels’in tavsiyeleri
12.11.2017
Silahlı terör örgütü üyeliği suçu
8.11.2017
Diktatör kime denir?
5.11.2017
Devlet terörü ve adli cinayet
31.10.2017
FETÖ suçlaması
29.10.2017
İktidarın ‘beka sorunu’
24.10.2017
Kürt’e ‘ağır yaptırım’ makbul mü?
21.10.2017
Bir demokrasi kültürü ‘kolaylaştırıcısı’
17.10.2017
Zengin dostu elit tahakkümü
15.10.2017
İşkenceye geniş tolerans zamanı
10.10.2017
‘Kokteyl terör’ terörü işbaşında
8.10.2017
Dinci milliyetçilik
3.10.2017
Yalanın egemenliği
1.10.2017
Türkiye’de ‘laiklik’ laik midir?
27.9.2017
Kürd referandumu, bir turnusol kâğıdı
19.9.2017
İki turlu seçime hazırlanmak
17.9.2017
Yerli ve milli kindarlık, faşizm
12.9.2017
Bütünüyle çökmüş bir dava
9.9.2017
Devlet terörü
6.9.2017
Portekiz’de sol ittifakın başarısı
3.9.2017
Reaksiyoner hınç
1.9.2017
Mevcut Rejim, İktidar veya Devlet Faşist midir?
30.8.2017
Otokrasi: Seçimli mi seçimsiz mi?
29.8.2017
Türkiye cumhurreisliği polis devleti
23.8.2017
İnsan hakları savunucuları hâlâ tutuklu
29.7.2017
Otokratlar bağımsız medya olabileceğine inanmazlar
26.7.2017
Rehin alınan Cumhuriyet çalışanları
23.7.2017
İktidarın rehin alma politikası
18.7.2017
Fransa’da OHAL’den ‘yumuşak despotizme’ geçiş mi?
15.7.2017
Endişeli bir AKP’li portresi
12.7.2017
Bu şiddet rejimi sürekli el yükseltmek zorundadır
8.7.2017
Şimdi yakın tehlike hak savunucuları mı?
4.7.2017
Adalet için açlık grevi
1.7.2017
Barışçı, etkili ve medeni bir yürüyüş
30.6.2017
Uzak Bir Diyardan Terör Gerekçeli İstibdat Manzarası
27.6.2017
Laik zımmi statüsü
24.6.2017
Sadece darbe yaparak anayasa ihlal edilmez
20.6.2017
En büyük parti sandığa gitmeyenler olunca?
17.6.2017
İstibdat idaresi ve Adalet Yürüyüşü
13.6.2017
Aşırı merkezin siyasette vakum etkisi
11.6.2017
Theresa May’in ters tepen hesabı
7.6.2017
Suriye’de bitmeyen kimyasal silah kullanımı
3.6.2017
Tayyip Erdoğan’ın kültür savaşı
31.5.2017
Hem suçlu hem güçlü
27.5.2017
Donald Trump azledilecek mi?
23.5.2017
Parti-devlet başkanını eleştirmek?
21.5.2017
Sivil itaatsizlik hem hak hem görevdir
17.5.2017
Basın ve ifade özgürlüğünde ileri aşama
13.5.2017
Çoğunlukçu tahakküm üzerine
10.5.2017
Fransa’da aşırı merkez zamanı
7.5.2017
‘Ben devletim!’: Bürlesk ve despotik otoriterizm
3.5.2017
Milli Reis dönemi başlarken
26.4.2017
Fransa’da Neoliberal İlericilik Kazanacak mı?
25.4.2017
Sağın ve solun kaybettiği bir seçim
22.4.2017
16 Nisan çöküşün miladı mı?
19.4.2017
Atı alan Üsküdar’dan öteye geçebilecek mi?
16.4.2017
Dayatılan badireye hayır!
11.4.2017
Tek Adam ve Tek Parti güzellemesinde saflar değişti
9.4.2017
‘Hayır’ herkesin geleceğinin güvencesidir
4.4.2017
Gerçeklik çatışması
1.4.2017
Hayır diyenler terörist değilse, zimmî!
29.3.2017
Günümüzde otokrasi üzerine
26.3.2017
Hapse atmasa da toplumdan tecrit ediyor!
21.3.2017
Demokrasi sonrası mahşerin üç atlısı
19.3.2017
AKP ve MHP seçmeninde kararsızlık
14.3.2017
‘Haydut devlet’ nasıl olunur?
12.3.2017
Sosyal-demokrasi ve liberal-milli küreselleşme
7.3.2017
Hollanda’dan ‘sınırları kapatalım’ çağrısı
5.3.2017
16 Nisan’da post-demokrasi oylanacak
1.3.2017
Siyasal travmayı hayır diyerek yenmek
22.2.2017
‘İktidarı bozan kaybetme korkusudur’
19.2.2017
Kolonizasyon insanlığa karşı suçtu!
15.2.2017
Taraflı ‘tarafsızlık’
12.2.2017
Eskiden vatan hainiydi, şimdi terörist oldu!
8.2.2017
‘Ermeni soykırımı’nı inkâr, suç olabilir mi?
6.2.2017
Fransa’da Solu Bölen Kavram: Laiklik
5.2.2017
Tek adam sistemi ve ikircikli AKP’liler
1.2.2017
Yumuşak uzlaşmanın sonu
29.1.2017
Yargısız infaz politikası
25.1.2017
Tarihi tecrübelere dayanarak ‘Hayır’
22.1.2017
Gerçek özgürlük nereden geçer?
19.1.2017
Başkancı muhafazakârmilliyetçi tahakküm
15.1.2017
Ahlaki çöküşün girdabında
11.1.2017
En kötü zaman
9.1.2017
Kesintisiz OHAL ya da Cumhurun Başkanlığı Rejimi
7.1.2017
Paris’te üç Kürt kadın öldürülmüştü...
28.12.2016
İktidardan gitmemek için mi?
25.12.2016
Halep kurtuldu mu, düştü mü?
20.12.2016
Anayasal diktatörlük
19.12.2016
Faşizmin sıradan yüzleri
14.12.2016
İntikam söylemi teröre yarar
11.12.2016
Üç milyar Avro’ya ne oldu?
7.12.2016
Post-gerçekle, nereye kadar?
4.12.2016
Kıbrıs’ta son tango?
2.12.2016
Portekiz’de Sol Koalisyonun Birinci Yılı
30.11.2016
2023 hedeflerinin başına gelenler
27.11.2016
‘Ortaklığı baştan bozamayız!’
23.11.2016
Rahat hareket etmenin bedeli
21.11.2016
Bir Yeni Türkiye İdeali Olarak Belarus
16.11.2016
Milliyetçimukaddesatçı iktidarın kökenleri
13.11.2016
Michael Moore’un öngörüsü ve önerileri
9.11.2016
Yeni Türkiye mamulü bir yaratık
6.11.2016
İslamcımilliyetçi blok işbaşında
2.11.2016
Gidişat hızlanıyor!
30.10.2016
Tarih tekerrür mü edecek?
26.10.2016
Diktatörlüğün turnusol kâğıdı
23.10.2016
Plebisite dayanan diktatörlükler
19.10.2016
Plebisiter diktatörlük ya da yerli faşizm
12.10.2016
Fransa’da OHAL tuzağı, Türkiye’de OHAL lütfu
9.10.2016
Keyfi yönetime karşı direniş hakkı
5.10.2016
İrredantizm üzerine
2.10.2016
Milliyetçi-İslamcı irredantizm ve örfi hukuk
28.9.2016
Güçlünün devleti güçlünün hukukudur
25.9.2016
Nihat Tuna’nın ardından
21.9.2016
Donald Trump seçimleri kazanabilir
18.9.2016
FETÖ/PDY iddianamesinin kör açısı
14.9.2016
Keyfi yönetim ve Zübük
8.9.2016
‘Bindik bir alamete...’
4.9.2016
Allah’ın lütfu, şok politikası
2.9.2016
Burkini Karşısında Kimlikçi Laikçilik
31.8.2016
Bir hınç ve şiddet tarihi
28.8.2016
Üst akıl muamması!
24.8.2016
IŞİD’i perdelemenin siyasal sorumluluğu
21.8.2016
Dünden bugüne cadı avı
17.8.2016
Terörden başka örgütlü suç olamaz mı?
15.8.2016
Yurtdışında darbeyle ilgili şüphelerin nedenleri
31.7.2016
Düşman ceza hukuku görev başında
27.7.2016
Darbeyle ilgili organize belirsizlik
19.7.2016
İç savaş, darbe ve otokrasi üçgeninden çıkmak
13.7.2016
Mülteci mümkün değil, vatandaşlık verelim!
10.7.2016
Sünni muhafazakâr kuşatma ve otoriter şiddet
8.7.2016
Panama Belgeleri: Yokmuş Gibi Yapma Zamanı!
6.7.2016
Total devlet ve önder
3.7.2016
İktidarın katliamlarla ilgili sorumluluğu
28.6.2016
Güvensizleşen AB’de insani güvenlik ihtiyacı
26.6.2016
AB’de genişleme değil, daralma zamanı!
22.6.2016
Tarihi rövanş hırsı ve muhafazakâr restorasyon
18.6.2016
Fransa’da ‘sol’ sola karşı
15.6.2016
Terörle iktidara üstü kapalı destek
11.6.2016
Hama’nın inleyen su çarkları
8.6.2016
Sağcı otoriter popülizmler ve İslamcı faşizm
5.6.2016
Holokost’un faillerinin çocukları konuştu
1.6.2016
Faşizm, diktatörlük ve geçiş dönemi
30.5.2016
Her şey açık ve net!
25.5.2016
Susun, Kılıçdaroğlu’nun bir bildiği var!
17.5.2016
Otoriterizm ötesine gidiş
14.5.2016
Davutoğlu geldiği usulle gönderildi
6.5.2016
Yerli ve milli destan yazımı
4.5.2016
Özgürlükçü laiklik
29.4.2016
Otoriter demokrasi uyumlu AB’ye doğru
27.4.2016
Yalan, inkâr ve aldatma rejimi
22.4.2016
CHP yönetimine ne göründü?
20.4.2016
Bektaşi’nin gözüyle İnsan Hakları Raporu
8.4.2016
Her şüpheli cezaevini tadacaktır!
6.4.2016
Uluslararası finansın kirli çamaşırları ortaya saçıldı
31.3.2016
Hâkimiyet kayıtsız ve şartsız liderdedir!
30.3.2016
‘Can isimli şahıs’ hep olağan şüpheli
26.3.2016
Görüşülmesi reddedilen barış ve demokrasi
23.3.2016
Demokratur
18.3.2016
Siyaseten terör suçu ve totalitarizm
16.3.2016
Kaostan hayır bekleyenler
11.3.2016
İnsanlığa karşı suç
8.3.2016
Otoriter rejimden daha ileri!
4.3.2016
İşkenceye müsamaha zamanı mı?
1.3.2016
Rastlantısal hukuk devleti bile ona lüks geliyor
29.2.2016
“Meclisten Atmak Yetmez, Ülkeden Kovulmalılar!”
23.2.2016
Bitmeyecek şiddetin ufkundayız...
18.2.2016
Güvenlik Konseyi’nde Türkiye kazandı mı?
16.2.2016
Artık hercümercin pivotuyuz
9.2.2016
Aşındırma siyaseti ve Bonapartist darbe
8.2.2016
1924 Anayasası TTBS mi?
4.2.2016
AB’nin yerine getiremeyeceği vaatleri
2.2.2016
Demokrasi açısından ilkesel beş tespit
27.1.2016
Yüzyılda bir olan durgunluk dönemi
22.1.2016
İslami parlamenter monarşi manzaraları
20.1.2016
Cumhurbaşkanı’nın sorunlu sorumsuzluğu
15.1.2016
Hangi halk ve hangi yönetim biçimi?
12.1.2016
Devlet şiddeti ve siyasal şiddet döngüsü
7.1.2016
Meydan okuma siyaseti
6.1.2016
Teşkilatı Mahsusa ruh hali
4.1.2016
Ümmetin Sesi ve Usta Kalemi
29.12.2015
Siyasal alana dönüş çabası önemsenmelidir
24.12.2015
Tarihin tekerrürü kader midir?
22.12.2015
‘Faydalı hukuksuzluk’ bezirgânları
18.12.2015
‘Özyönetim devrimi’: Demokratik siyasetle mi, silahla mı?
15.12.2015
Fransa uçurumun kenarında durdu
10.12.2015
Portekiz’de sol ittifak hükümeti
8.12.2015
Fransa’da aşırı sağ normalleşirken
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları