Ahmet İNSEL



Bookmark and Share

“Yeter Artık!” İsyanları


30.10.2019 - Bu Yazı 326 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Birkaç günden beri hem yurtdışında hem Türkiye’de aynı konuda yazılar, yorumlar, röportajlar art arda yayınlanmaya başladı. Hepsinin ortak konusu, dünyanın dört bir köşesinde, görünüşte farklı nedenlerle başlayan, halk isyanları. Şili ile Hong Kong’un, Cezayir’le Ekvator’un, Barselona ile Beyrut’un, Bağdad ve Konakri’nin ve daha birçok ülke ve kentin şahit olduğu barışçıl ama yer yer son derece kanlı biçimde bastırılmaya çalışılan bu sokak gösterilerinin ortak noktalarını farklı bakış açılarından ele almak mümkün. Neoliberal küreselleşmenin yarattığı sosyal yıkıma ve büyüyen eşitsizliklere, adaletsizliğe, iktidarın etrafında serpilip gelişen hiziplerin yolsuzluklarına, kötü yönetime, iktidara yapışıp kalan ve bunun için her türlü kumpası devreye sokan yöneticilere tepkiyi dile getiriyor bu halk hareketleri. 

Aralarındaki önemli farklara rağmen, bu halk hareketlerinin hepsi ortak bir ruh halini ifade ediyor: “Yeter Artık!”. 2014’te Buteflika’nın yeniden ve dördüncü defa Cezayir cumhurbaşkanlığına aday olmasına karşı başlayan “Barakat” hareketi, “yeter artık” sözcüğünü bir muhalefet hareketinin adına dönüştürmüştü. Beş yıl sonra Cezayir’de Buteflika beşinci kez aday olmaya kalkınca, barışçıl halk ayaklanması aynı sloganla rejimi temellerinden çatırdatmaya başladı. Aynı slogan geçtiğimiz günlerde Bolivya’da Evo Morales’in anayasayı ve halk oylaması sonuçlarını çiğneyerek, dördüncü kez başkanlık seçimine aday olmasına karşı da kullanılıyordu. Seçimin birinci turunu, seçim sonuçlarındaki bir puan farkla ve muhtemelen sayım sırasında yapılan son an müdahalesiyle kazanan Morales’in taraftarlarıyla bu duruma isyan edenlerin arasında başlayan sokak çatışmalarında da slogan, “Evo, Basta!”. Ekvator Ginesi’nde başkan Alpha Conde’nin, anayasal kuralı çiğneyerek üçüncü kez seçilmek için manevralar yapmaya başlamasını protesto eden, ülke nüfusunun ( 1,2 milyon) belki üçte birini oluşturan göstericiler de başkent Konakri’de Susu dilinde “Amulanfe!” (≠Amoulanfe) diye bağırarak yürüyorlar. Amulanfe, yani “bu artık yürümez!” Çıkan çatışmalarda şimdilik sekiz gösterici öldü.

Elbette her ülkenin kendi öznelliği içinde kendini ifade ediyor bu Yeter Artık isyanları. Haiti’de yoksulluk; Şili’de Pinochet ve Şikago çocuklarının ülkede yarattığı büyük sosyal tahribat ve diktatörlük devrildikten sonra bu tahribatın kurumlaşmasına devam eden hükümetlerin zengin dostu politikaları; Lübnan’da yolsuzluk ve cemaatler dengesine dayalı siyasal sistemin yarattığı koyu akraba/yandaş kayırmacılığı (nepotizm); Katalunya’da Kastillanların kibir, horgörü ve bürokratik savurganlığı; Cezayir’de petrol gelirlerinin başına çöreklenmiş asker-bürokrat-iş insanı kliğinin on yıllardır devam eden tahakkümü; Irak’ta kukla yönetimlerin yolsuzluk, kayırmacılık ve yağmacılık sarmalı ( Irak’ta 2003’ten beri yolsuzluğun toplam maliyetinin dört yüz milyar dolardan biraz fazla, iki yıllık ulusal gelire eşit olduğu tahmin ediliyor)…

Eşitsizliklerin giderek arttığı bir dünyada, haksızlıklara, yolsuzluklara, yönetimlerin çapsızlığına ve çapulculuğuna, yöneticilerin değiştirilememesine karşı yeter artık diyen bir ses, özellikle kentli kesim içinde giderek yayılarak yükseliyor. Irak’ta olduğu gibi iki yüzden fazla göstericinin öldürülmesi, gösterileri yatıştırmıyor. Sudan’da, ekmek fiyatının artmasının bardağı taşıran son damla olduğu halk hareketi, Tayyip Erdoğan’ın dostu diktatör El Beşir’in tutuklanmasını sağladıktan sonra, yüzden fazla insanın ölümüyle sonuçlanan sokak gösterilerinin ardından yeni bir rejim kurulması için sivil-asker ortaklığından bir geçiş dönemi başlatılmasını başardı. 

Yeter Artık hareketlerinin hepsi, farklı biçimlerde ifade etseler de, bir demokrasi talebini öne çıkartıyorlar. Siyaset sınıfı ile finans sınıfının iç içe geçmesinin yarattığı yolsuzluk, kamu kaynağı yağması ve yürütülen iktisat politikalarının alternatifinin olmadığı ideolojik saplantısına karşı tepki büyüyor. Diğer taraftan, piyasa ve finans güçlerinin tahakkümünün bir sonucu olarak siyasal alanın özerkliğini kaybetmesi, siyasal partiler, sendikalar, meslek örgütleri gibi siyasal-toplumsal ara kurumların da temsil kapasitelerini yitirmelerine yol açıyor. Fransa’da Sarı Yelekliler hareketi de, aynı ideolojik tornadan çıkmış, her şeyi bilir ve cumhurbaşkanı Macron’da cisimleşen siyasetçilerin kibrine karşı “Yeter Artık!” tepkisini dile getirirlerken, aynı zamanda bütün bu ara kurumlara şiddetle mesafeli durmayı da ön planda tutuyorlar. 

Şili’de on yıllardır devam eden, sağlıktan eğitime bütün ihtiyaç alanlarının özelleştirilmesinin yarattığı sosyal yıkıma ilaveten, büyüyen ekonominin giderek daha fazla bir avuç zengine yönelik çalışmasına karşı bardağı taşıran damla, metro biletinin fiyatının biraz artması oldu. Ayrıca bunu Şili’nin en zengin birkaç insanı arasında yer alan milyarder başkan Pinera hükümetinin yapması, özellikle gençlik kesiminde bir provokasyon olarak algılandı. Şili’de yirmiye yakın insanın ölümüne yol açan son ayaklanmalardan önce, 2018’de kadınlar egemen maçizme karşı “Basta Ya!” diyerek sokağa dökülmüşlerdi. Bugün başkan Pinera tam yol tornistan yapsa, “güçlü bir düşmanla karşı karşıyayız” dediği için özür dilese, bakanlarının hepsinin istifasını istese de, artık Yeter Artık! isyanında ok yaydan çıkmışa benziyor. 

Şili’de de halk hareketi, muhalif siyasal parti ve örgütlere karşı da şüpheci ve mesafeli bir duruş sergiliyor. Bu da bu tür hareketlerin yatay örgütlenmeye kendiliğinden yönelmelerine ve büyük önem vermelerine yol açarken, iktidarın müzakere masasına oturacağı bir muhatap bulamamasına da sebep oluyor. 

Aynı durum Lübnan için de geçerli. Lübnan nüfusunun dörtte birinden fazlası günlerdir sokağa dökülmüş durumda. Sadece başkent Beyrut değil, kuzeyinden güneyine bütün Lübnan’dan, istisnasız bütün yöneticilere karşı, Şii Hizbullah ve Emel örgütleri için olduğu gibi, başta cemaatlerin üyeleri tarafından dile getirilen “Hepiniz gidin” çığlığı yükseliyor. Başbakan Hariri bir dizi reform önerse, kendisi dâhil bütün bakan ve milletvekillerinin maaşlarını yarı yarıya hemen azaltmayı vaat etse de, sokaktan yükselmeye devam eden ses ısrarla “Hepiniz, yani He-pi-niz-!” diye haykırıyor. Bu baskı karşısında Lübnan Başbakanı Hariri istifa edeceğini ilan etmek zorunda kaldı.

Fransa’da, Cezayir’de, Lübnan’da, Sudan’da, Hong Kong’ta, farklı yoğunlukta olsa da, sokağa aynı ruh hali hâkim: “Hepsi gitsin!” Bu toptan süpürme arzusu, bazı yerlerde iktidarın geri adım atması, reform vaadinde bulunması gibi çabalarının halkı yatıştırmamasına, protesto eylemlerinin devam etmesine yol açıyor. Lübnan veya Şili’de halen olduğu gibi veya Cezayir’de yarım ağızla dile getirildiği gibi, yönetimdekiler reformdan bahsederlerken, “Yeter Artık!” hareketleri ise köklü bir değişim, bir altüst oluş, yer yer dile getirildiği gibi bir “devrim” beklentisi içindeler. Burada da ara siyasal kurumlara karşı duyulan güven kaybı kadar, inandırıcı alternatif siyasal programların olmayışının yarattığı bir boşluk söz konusu ve bu yatay örgütlenmelerin bir iktidar alternatifi oluşturmalarını da çoğu yerde imkânsız kılıyor. Bu konuda bir istisnaya, Sudan’da Meslekler Birliği’nin başını çektiği muhalefet koordinasyonunun bir temsil gücü elde ederek, İslâmcı-askerî iktidarla bir geçiş dönemi pazarlığını başarıyla sonuçlandırmış olmasına işaret etmeliyiz. 

Bu toplumsal hareketlerin bir kısmı küresel ısınma ve çevre yıkımına karşı yükselen hareketlerle de eklemleniyorlar. Bunun en anlamlı sloganlarından biri olan “ay sonu, dünyanın sonu, aynı mücadele” sloganı. Branko Milanovic’in yaptığı hesaplara göre, 1980-2016 arasında dünyada en zengin %1, dünya ekonomisinin toplam büyümesinin %2’sini ele geçirirken, en yoksul %50 bu büyümenin %13’ünü sadece elde etmiş. Bu büyümenin de artık tökezlemeye başlaması, neoliberalizmin giderek daha fazla otoriter yöntemlere sarılmasına da yol açıyor. Önümüzdeki yakın dönemde Brezilya’da proto-faşist Bolsonaro yönetimine karşı, Şili ve Ekvador’daki gelişmelerden etkilenen bir benzer Yeter Artık! hareketi başlaması ihtimali zayıf değil. 

Kadınların çoğu yerde en ön saflarda yer aldıkları bu barışçı Yeter Artık! hareketlerinin, gelişmiş ülkelerde giderek büyüyen çevre hareketleriyle ve dünya ölçeğinde uzun vadede en büyük toplumsal devrim olan kadınların eşitlik ve özgürlük mücadeleleriyle eklemlenmeleri, iktidar payandası olmayan emekçi örgütlerinin yeniden dirilmeye başlamaları, solun artık tarihte kaldığı iddialarını da yalanlıyor. Geleneksel sol partiler, örgütler bu hareketler karşısında kenarda kalabiliyorlar ama buna karşılık tabandan katıksız bir sol dalga yükseliyor. Kurumlaşmış ve kalıplaşmış sol örgütleri marjinal konuma düşüren, sol tahayyülün ana temalarını benimseyen ve bunların ışığında harekete geçen sol halk hareketleri, yöneticileri sorgularlar, “sistem”i eleştirir ve çarpıklıklarını teşhir ederlerken, yeter artık sloganını da farklı dil ve biçimlerde haykırıyorlar. Yöneticilerin serbest ve temiz seçimlerle seçilmeleri ilkesiyle yetinmeyip, başarılı olsalar da yöneticilerin belli aralıklarla değişmesini istiyorlar. 

Bunlar sol hareketler çünkü eşitliği, haysiyetli bir yaşamı ve çalışma ortamını, daha fazla sosyal adalet ve dayanışmayı, kısacası dünyada sosyalist tahayyülün iki yüzyıldan beri ifade ettiği ideal ve ilkeleri, yaşanmış deneyimler ışığında güncelleyerek, savunuyor, talep ediyorlar. Bazı yerlerde açıkça solcu olmasalar, sol jargonu kullanmasalar, hatta yerel sol örgütlere bazı yerlerde mesafeli dursalar bile, Yeter Atık! hareketleri hiç şüphesiz solda yer alıyorlar.

BİRİKİM

Facebook Yorumları

reklam
30.10.2019
“Yeter Artık!” İsyanları
27.09.2019
Kadınkırım
15.07.2019
Çin Devletinin "Doğru Haber"i
3.07.2019
Tökezledi Ama Halen Ayakta…
9.06.2019
Diktatörlerin Servetleri
28.05.2019
Atın Üsküdar’ı Geçmemesi İçin
10.4.2019
Erdoğanizm Rubicon’u Geçiyor mu?
28.3.2019
31 Mart’ta Oy Vermemenin Anlamı
6.2.2019
“Saldırgan Kimlikler” ve Çoğunlukçu Müslüman-Türklük
13.12.2018
Seçimli Otokrasilerde Seçimler Tuzak mıdır?
22.11.2018
Milliyetçilik Yurtseverliğe İhanet midir?
7.11.2018
Popülizm Demek Yeterli mi?
30.10.2018
Büyük Gözaltında İlerlerken
24.10.2018
Doğru ve Yanlışın Önemsizleşmesi
13.10.2018
İsrail’de ulus-devlet temel yasası
10.9.2018
Cumhuriyet Gazetesinden Ayrılmama İlişkin Kısa Bilgi
5.9.2018
Hınç politikaları ve nihilizm
2.9.2018
Bir otokrat prototipi
30.8.2018
Trump'tan Önce Berlusconi Vardı
26.8.2018
Üzerine suç atmanın dayanılmaz hafifliği
22.8.2018
Trump ve yeni otoriterizm
15.8.2018
Büyük kriz gözüktü
12.8.2018
İş Allah’a kalınca....
8.8.2018
Anti-konformist gericilik ve yavaşlayan küreselleşme
5.8.2018
Yeni-patrimonyalizm üzerine
15.7.2018
Liberalizmden doğan otoriter kapitalizm
11.7.2018
Erdoğanizm Türkiyesi
8.7.2018
Post-komünist otoriter kapitalizm
4.7.2018
Otoriter kapitalizmin geleceği
2.7.2018
Erdoğanizm ve İki Türkiye
30.6.2018
Kindar nesil böyle yetiştirilir
27.6.2018
Durum budur…
24.6.2018
Yarın ve ötesi
22.6.2018
Bu Badireden Sükûnetle, Demokratik Yollarla Kurtulmak…
20.6.2018
Paçalardan akan ne?
17.6.2018
Kibrin otokrat hali
12.6.20183
Siyasette yalan ve yanlış
6.6.2018
Tayyip Erdoğan pişman mıdır?
3.6.2018
Gazeteci istihbaratçıyla işbirliği yapınca...
30.5.2018
Dindaş/ırktaş demokrasisi
27.5.2018
Cumhurbaşkanı koruması PÖH’e teslim
23.5.2018
Üfürükçü hoca analizleriyle ekonomiyi yönetmek
20.5.2018
HDP’nin alacağı oyun önemi
16.5.2018
AB Sayıştayı’ndan YİP uyarısı
13.5.2018
Enkaza işaret etmek yeterli değil
9.5.2018
Diktatörler seçimle gider mi?
6.5.2018
HDP kilit parti olabilir
1.5.2018
Seçim öncesi 1 Mayıs
25.4.2018
Uzatmalı iktidar Ermenistan’da beş gün sürdü
22.4.2018
Ahlak düşkünlüğü siyaseti ve huzur ihtiyacı
18.4.2018
Başkanlığı bir türlü bırakamayanlar
16.4.2018
Trump’ın kuyruğundaki Macron
15.4.2018
Fransa’da yeniden laiklik tartışması
11.4.2018
Satranççıya karşı tavlacı
8.4.2018
Seçimli tek adam olmanın bazı zorlukları
4.4.2018
Sessiz devrimden kültürel karşıdevrime
1.4.2018
Macron SDG’ye hangi vaatte bulundu?
28.3.2018
Irkçılığı besleyen yalan haberler
25.3.2018
Kürt halkının başına gelenler
24.3.2018
Rusya'da Boykot da Kaybetti
22.3.2018
Putin kazandı boykot kaybetti
19.3.2018
Düşük katılım oranı iktidarları yıpratmaz
14.3.2018
Yerli ve milli haset patlaması
11.3.2018
Muktedirler iktidarı kaybetmekten çok korkunca
7.3.2018
Faili meçhul suç şüphelisi!
25.2.2018
Seçim güvenliğini yitirmek
22.2.2018
“Devlet Benim”den “Ben Devletim”e!
21.2.2018
Hasetten beslenen kin
18.2.2018
Mısır’da El Sisi, Türkiye’de Erdoğan
13.2.2018
Eşitsizlikler dünyası
11.2.2018
‘Türk halkında savaşa karşı bir hissiyat vardır’!
4.2.2018
Seçimli otokrasiler
31.1.2018
İsrail gibi olmak?
27.1.2018
Savaş ve medeniyet kaybı
21.1.2018
Üç seçim türü karmaşası
17.1.2018
Tiranlık üzerine
14.1.2018
AYM kararı ve istibdat idaresi
11.1.2018
“Ah, Sersemler! Bir Bilseler…”
10.1.2018
Anlamak İstenmeyen durum berrak
7.1.2018
Diktatörlük el kitabı
24.12.2017
Demirtaş kararı ve düşman ceza hukuku
20.12.2017
Milliyetçi, muhafazakâr ve neoliberal Avrupa
18.12.2017
İstibdat rejimi manzarası
13.12.2017
Suriye’de kirli çamaşırlar ortaya çıkıyor
10.12.2017
AB Parlamentosu’nda Türkiye
5.12.2017
‘Tak şak’ davalarında yeni perde açıldı
2.12.2017
İktidar blokunun çimentosu ‘FETÖ’ silahı mı?
28.11.2017
İktidarın şüphelileri
26.11.2017
Çatışmaların Önlenmesi Ödülü Hrant Dink Vakfı’na
21.11.2017
2019’da nereden tam kopuş?
18.11.2017
Diktatörlük, demokrasi, gazetecilik
15.11.2017
Joseph Goebbels’in tavsiyeleri
12.11.2017
Silahlı terör örgütü üyeliği suçu
8.11.2017
Diktatör kime denir?
5.11.2017
Devlet terörü ve adli cinayet
31.10.2017
FETÖ suçlaması
29.10.2017
İktidarın ‘beka sorunu’
24.10.2017
Kürt’e ‘ağır yaptırım’ makbul mü?
21.10.2017
Bir demokrasi kültürü ‘kolaylaştırıcısı’
17.10.2017
Zengin dostu elit tahakkümü
15.10.2017
İşkenceye geniş tolerans zamanı
10.10.2017
‘Kokteyl terör’ terörü işbaşında
8.10.2017
Dinci milliyetçilik
3.10.2017
Yalanın egemenliği
1.10.2017
Türkiye’de ‘laiklik’ laik midir?
27.9.2017
Kürd referandumu, bir turnusol kâğıdı
19.9.2017
İki turlu seçime hazırlanmak
17.9.2017
Yerli ve milli kindarlık, faşizm
12.9.2017
Bütünüyle çökmüş bir dava
9.9.2017
Devlet terörü
6.9.2017
Portekiz’de sol ittifakın başarısı
3.9.2017
Reaksiyoner hınç
1.9.2017
Mevcut Rejim, İktidar veya Devlet Faşist midir?
30.8.2017
Otokrasi: Seçimli mi seçimsiz mi?
29.8.2017
Türkiye cumhurreisliği polis devleti
23.8.2017
İnsan hakları savunucuları hâlâ tutuklu
29.7.2017
Otokratlar bağımsız medya olabileceğine inanmazlar
26.7.2017
Rehin alınan Cumhuriyet çalışanları
23.7.2017
İktidarın rehin alma politikası
18.7.2017
Fransa’da OHAL’den ‘yumuşak despotizme’ geçiş mi?
15.7.2017
Endişeli bir AKP’li portresi
12.7.2017
Bu şiddet rejimi sürekli el yükseltmek zorundadır
8.7.2017
Şimdi yakın tehlike hak savunucuları mı?
4.7.2017
Adalet için açlık grevi
1.7.2017
Barışçı, etkili ve medeni bir yürüyüş
30.6.2017
Uzak Bir Diyardan Terör Gerekçeli İstibdat Manzarası
27.6.2017
Laik zımmi statüsü
24.6.2017
Sadece darbe yaparak anayasa ihlal edilmez
20.6.2017
En büyük parti sandığa gitmeyenler olunca?
17.6.2017
İstibdat idaresi ve Adalet Yürüyüşü
13.6.2017
Aşırı merkezin siyasette vakum etkisi
11.6.2017
Theresa May’in ters tepen hesabı
7.6.2017
Suriye’de bitmeyen kimyasal silah kullanımı
3.6.2017
Tayyip Erdoğan’ın kültür savaşı
31.5.2017
Hem suçlu hem güçlü
27.5.2017
Donald Trump azledilecek mi?
23.5.2017
Parti-devlet başkanını eleştirmek?
21.5.2017
Sivil itaatsizlik hem hak hem görevdir
17.5.2017
Basın ve ifade özgürlüğünde ileri aşama
13.5.2017
Çoğunlukçu tahakküm üzerine
10.5.2017
Fransa’da aşırı merkez zamanı
7.5.2017
‘Ben devletim!’: Bürlesk ve despotik otoriterizm
3.5.2017
Milli Reis dönemi başlarken
26.4.2017
Fransa’da Neoliberal İlericilik Kazanacak mı?
25.4.2017
Sağın ve solun kaybettiği bir seçim
22.4.2017
16 Nisan çöküşün miladı mı?
19.4.2017
Atı alan Üsküdar’dan öteye geçebilecek mi?
16.4.2017
Dayatılan badireye hayır!
11.4.2017
Tek Adam ve Tek Parti güzellemesinde saflar değişti
9.4.2017
‘Hayır’ herkesin geleceğinin güvencesidir
4.4.2017
Gerçeklik çatışması
1.4.2017
Hayır diyenler terörist değilse, zimmî!
29.3.2017
Günümüzde otokrasi üzerine
26.3.2017
Hapse atmasa da toplumdan tecrit ediyor!
21.3.2017
Demokrasi sonrası mahşerin üç atlısı
19.3.2017
AKP ve MHP seçmeninde kararsızlık
14.3.2017
‘Haydut devlet’ nasıl olunur?
12.3.2017
Sosyal-demokrasi ve liberal-milli küreselleşme
7.3.2017
Hollanda’dan ‘sınırları kapatalım’ çağrısı
5.3.2017
16 Nisan’da post-demokrasi oylanacak
1.3.2017
Siyasal travmayı hayır diyerek yenmek
22.2.2017
‘İktidarı bozan kaybetme korkusudur’
19.2.2017
Kolonizasyon insanlığa karşı suçtu!
15.2.2017
Taraflı ‘tarafsızlık’
12.2.2017
Eskiden vatan hainiydi, şimdi terörist oldu!
8.2.2017
‘Ermeni soykırımı’nı inkâr, suç olabilir mi?
6.2.2017
Fransa’da Solu Bölen Kavram: Laiklik
5.2.2017
Tek adam sistemi ve ikircikli AKP’liler
1.2.2017
Yumuşak uzlaşmanın sonu
29.1.2017
Yargısız infaz politikası
25.1.2017
Tarihi tecrübelere dayanarak ‘Hayır’
22.1.2017
Gerçek özgürlük nereden geçer?
19.1.2017
Başkancı muhafazakârmilliyetçi tahakküm
15.1.2017
Ahlaki çöküşün girdabında
11.1.2017
En kötü zaman
9.1.2017
Kesintisiz OHAL ya da Cumhurun Başkanlığı Rejimi
7.1.2017
Paris’te üç Kürt kadın öldürülmüştü...
28.12.2016
İktidardan gitmemek için mi?
25.12.2016
Halep kurtuldu mu, düştü mü?
20.12.2016
Anayasal diktatörlük
19.12.2016
Faşizmin sıradan yüzleri
14.12.2016
İntikam söylemi teröre yarar
11.12.2016
Üç milyar Avro’ya ne oldu?
7.12.2016
Post-gerçekle, nereye kadar?
4.12.2016
Kıbrıs’ta son tango?
2.12.2016
Portekiz’de Sol Koalisyonun Birinci Yılı
30.11.2016
2023 hedeflerinin başına gelenler
27.11.2016
‘Ortaklığı baştan bozamayız!’
23.11.2016
Rahat hareket etmenin bedeli
21.11.2016
Bir Yeni Türkiye İdeali Olarak Belarus
16.11.2016
Milliyetçimukaddesatçı iktidarın kökenleri
13.11.2016
Michael Moore’un öngörüsü ve önerileri
9.11.2016
Yeni Türkiye mamulü bir yaratık
6.11.2016
İslamcımilliyetçi blok işbaşında
2.11.2016
Gidişat hızlanıyor!
30.10.2016
Tarih tekerrür mü edecek?
26.10.2016
Diktatörlüğün turnusol kâğıdı
23.10.2016
Plebisite dayanan diktatörlükler
19.10.2016
Plebisiter diktatörlük ya da yerli faşizm
12.10.2016
Fransa’da OHAL tuzağı, Türkiye’de OHAL lütfu
9.10.2016
Keyfi yönetime karşı direniş hakkı
5.10.2016
İrredantizm üzerine
2.10.2016
Milliyetçi-İslamcı irredantizm ve örfi hukuk
28.9.2016
Güçlünün devleti güçlünün hukukudur
25.9.2016
Nihat Tuna’nın ardından
21.9.2016
Donald Trump seçimleri kazanabilir
18.9.2016
FETÖ/PDY iddianamesinin kör açısı
14.9.2016
Keyfi yönetim ve Zübük
8.9.2016
‘Bindik bir alamete...’
4.9.2016
Allah’ın lütfu, şok politikası
2.9.2016
Burkini Karşısında Kimlikçi Laikçilik
31.8.2016
Bir hınç ve şiddet tarihi
28.8.2016
Üst akıl muamması!
24.8.2016
IŞİD’i perdelemenin siyasal sorumluluğu
21.8.2016
Dünden bugüne cadı avı
17.8.2016
Terörden başka örgütlü suç olamaz mı?
15.8.2016
Yurtdışında darbeyle ilgili şüphelerin nedenleri
31.7.2016
Düşman ceza hukuku görev başında
27.7.2016
Darbeyle ilgili organize belirsizlik
19.7.2016
İç savaş, darbe ve otokrasi üçgeninden çıkmak
13.7.2016
Mülteci mümkün değil, vatandaşlık verelim!
10.7.2016
Sünni muhafazakâr kuşatma ve otoriter şiddet
8.7.2016
Panama Belgeleri: Yokmuş Gibi Yapma Zamanı!
6.7.2016
Total devlet ve önder
3.7.2016
İktidarın katliamlarla ilgili sorumluluğu
28.6.2016
Güvensizleşen AB’de insani güvenlik ihtiyacı
26.6.2016
AB’de genişleme değil, daralma zamanı!
22.6.2016
Tarihi rövanş hırsı ve muhafazakâr restorasyon
18.6.2016
Fransa’da ‘sol’ sola karşı
15.6.2016
Terörle iktidara üstü kapalı destek
11.6.2016
Hama’nın inleyen su çarkları
8.6.2016
Sağcı otoriter popülizmler ve İslamcı faşizm
5.6.2016
Holokost’un faillerinin çocukları konuştu
1.6.2016
Faşizm, diktatörlük ve geçiş dönemi
30.5.2016
Her şey açık ve net!
25.5.2016
Susun, Kılıçdaroğlu’nun bir bildiği var!
17.5.2016
Otoriterizm ötesine gidiş
14.5.2016
Davutoğlu geldiği usulle gönderildi
6.5.2016
Yerli ve milli destan yazımı
4.5.2016
Özgürlükçü laiklik
29.4.2016
Otoriter demokrasi uyumlu AB’ye doğru
27.4.2016
Yalan, inkâr ve aldatma rejimi
22.4.2016
CHP yönetimine ne göründü?
20.4.2016
Bektaşi’nin gözüyle İnsan Hakları Raporu
8.4.2016
Her şüpheli cezaevini tadacaktır!
6.4.2016
Uluslararası finansın kirli çamaşırları ortaya saçıldı
31.3.2016
Hâkimiyet kayıtsız ve şartsız liderdedir!
30.3.2016
‘Can isimli şahıs’ hep olağan şüpheli
26.3.2016
Görüşülmesi reddedilen barış ve demokrasi
23.3.2016
Demokratur
18.3.2016
Siyaseten terör suçu ve totalitarizm
16.3.2016
Kaostan hayır bekleyenler
11.3.2016
İnsanlığa karşı suç
8.3.2016
Otoriter rejimden daha ileri!
4.3.2016
İşkenceye müsamaha zamanı mı?
1.3.2016
Rastlantısal hukuk devleti bile ona lüks geliyor
29.2.2016
“Meclisten Atmak Yetmez, Ülkeden Kovulmalılar!”
23.2.2016
Bitmeyecek şiddetin ufkundayız...
18.2.2016
Güvenlik Konseyi’nde Türkiye kazandı mı?
16.2.2016
Artık hercümercin pivotuyuz
9.2.2016
Aşındırma siyaseti ve Bonapartist darbe
8.2.2016
1924 Anayasası TTBS mi?
4.2.2016
AB’nin yerine getiremeyeceği vaatleri
2.2.2016
Demokrasi açısından ilkesel beş tespit
27.1.2016
Yüzyılda bir olan durgunluk dönemi
22.1.2016
İslami parlamenter monarşi manzaraları
20.1.2016
Cumhurbaşkanı’nın sorunlu sorumsuzluğu
15.1.2016
Hangi halk ve hangi yönetim biçimi?
12.1.2016
Devlet şiddeti ve siyasal şiddet döngüsü
7.1.2016
Meydan okuma siyaseti
6.1.2016
Teşkilatı Mahsusa ruh hali
4.1.2016
Ümmetin Sesi ve Usta Kalemi
29.12.2015
Siyasal alana dönüş çabası önemsenmelidir
24.12.2015
Tarihin tekerrürü kader midir?
22.12.2015
‘Faydalı hukuksuzluk’ bezirgânları
18.12.2015
‘Özyönetim devrimi’: Demokratik siyasetle mi, silahla mı?
15.12.2015
Fransa uçurumun kenarında durdu
10.12.2015
Portekiz’de sol ittifak hükümeti
8.12.2015
Fransa’da aşırı sağ normalleşirken
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive