A.Esra YALAZAN



Bookmark and Share

Yazarlar anlatıyor: İlham, yaratıcılık ve o kristal an


30.11.2019 - Bu Yazı 709 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 İnsanın kelimelerle ifade edebileceğinden çok daha karmaşık bir yapıya sahip olduğunu bilmesinin kederli ama sağaltıcı bir yanı var. “Sonlu” bir varlık olduğunun bilinciyle anlam dünyasını genişletmeye çalışırken büsbütün kaybolmamak için sezgilerini, bildiklerini kelimelere dökme çabasından hiç vazgeçmiyor.  

Hayatın, tabiatın, zamanın, düşüncenin anlamının asla tam olarak kavranamayacağını söyleyen o büyük muamma aynı zamanda kışkırtıcı. Sislerle kaplı bir ormanda yürürken, incecik bir ışık huzmesi misali beliren kaynağı belirsiz bir his, bir düşünce kırıntısı, ani bir zihin kamaşması, açıklanmaz sanılan o “karanlığı” bir süreliğine aydınlatıyor. Ya da biz öyle sanıyoruz. O uyanışın içinde kristalize olan anlar, bazılarına acının şekil değiştirmesiyle karmaşık duygulara dönüşen bir yaratım süreci olarak dönüyor. Bazıları da o anlarla ne yapacaklarını tam bilemedikleri için onları hep en derininde saklıyor. Ne zaman ortaya çıkacağı belli olmayan kayıp ruhlar gibi “sahiplerine” son ana kadar eşlik ediyor o dilsiz anlar. Yazı sanatının yüzlerce farklı tarifinde bu hakikatin bir parçası görünür.  

Huysuzluğuyla da meşhur Nabokov’un, sanatın basit ve içten olduğunu söyleyenlere cevabı keskindir; “Bu kaba saçmalığı kim yumurtladı acaba; Ohio’da sert mizaçlı bir öğretmen mi; New York’ta ilerici bir eşek mi? Çünkü en harika biçimiyle sanat elbette fantastik derecede aldatıcı ve karmaşıktır”. 

Elbette öyledir tıpkı hayatın kendisi gibi. Peki, aynı zamanda birer okur olan yazarlar, yazı sanatının “karanlığını” aydınlatan o anları nasıl hatırlıyor, kendilerine ilham olan o yazarı, kitabı, edebiyatın labirentimsi yollarını nasıl anlatıyorlar. Kendilerini dönüştüren o zihin kamaşmasını tarif etme yöntemleri kendi eserlerine ve edebiyata dair ne söylüyor? Okurla yazarın buluştuğu sihirli bahçede, kelimeler hayata ya da hayat kelimelere nasıl karışıyor? Müthiş bir ilgi ve merakla okuduğum 'Karanlığı Aydınlat’ bu sorulardan çok daha fazlasına cevap veriyor. 

Kitabı yayına hazırlayan Joe Fassler, The Atlantic için hazırladığı 150’den fazla söyleşinin ve bu kitap için (Karanlığı Ayınlat) özel olarak yaptığı 43 yazar söyleşisini bitmeyen bir öğrencilik olarak tarif ediyor. 

Diyor ki, “Esas olarak yaratıcı yazarlık ve edebiyat öğrendim ama aynı zamanda sosyoloji, psikoloji ve siyaset bilimi öğrencisi de oldum…Buradaki yazıların hepsinin merkezinde okumanın dönüştürücü olduğu anlar yatıyor. İnsanın hayatını değiştirecek bir güce sahip, kısa ama ustalıkla yazılmış bir dizi kelimeyle yaşanan o karşılaşma anı. O hayati buluşma ister yıllar önce yaşanmış olsun ister daha geçen hafta, bu kitaba katkıda bulunan herkes aslında aynı hikayenin başka bir versiyonunu anlatıyor”.  

O buluşmalara geçmeden evvel hemen uyarmalıyım. Bu kitap “yazar tavsiyeleri” listeleyen bir sıradanlıktan ya da okuru kavramlarla, kuramlarla boğan “yüksek edebiyat hocalığı” pozisyonundan seslenmiyor. Alt başlık da (Yazarlar anlatıyor: Yaratıcılık, İlham ve Sanatsal Yaratım Süreci) bu zengin içeriği tam karşılamıyor aslında. Bu yazarlar, ilham veren o ilgili romanın, hikayenin, şarkının ya da bir sesin, imgenin ne olduğunu anlatmıyor sadece. O buluşmaların etrafında şekillenen duygu, düşünce, tecrübe ve bilgi birikimini olabildiğince doğal ve içten br dille aktararak hayatla yazma eylemi arasında kurulan bağın gücünü de gösteriyorlar. Tabii bir de yazının onu severek “okuyanla" birlikte köpürerek çoğalmasını. 

Fassler

Fassler’ın giriş yazısında Orhan Pamuk’un o meşhur, ironik cümlesini kullanması- “Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatın değişti” -  tesadüf değil tabii. Ona göre bu derlemedeki yazarlar, bir sanat eserinin kendisini dönüştürdüğünü hissetmiş herkes gibi, bunun gerçek hayatta da pekala yaşanabileceğini biliyorlar. Onun sorusu kitabın ruhunu kısmen açıklıyordu. 

“Peki ama ‘bu kitap hayatımı değiştirdi’ dediğimiz zaman sahiden ne demiş oluyoruz? Okuduğumuz kitaba ilgimizin coştukça coştuğu, sanki ayaklarımızın yerden kesildiği o anlarda tam olarak ne yaşanıyor. Yıllarca yazar söyleşileri yaptıktan sonra sonunda en basit tarifi buldum sanırım: Bilim insanının ‘evraka’ dedikleri şeyle akraba: Karmaşık bir sorunun çözümünün netlik kazandığı o an. Bu kitaptaki her bölüm o tuhaf, yoğun hisle ve çok önemli bir şeyin idrak edildiği anki duyguyla hesaplaşıyor”. 

 

O çok önemli şeyin idrak edildiği “o anın” hakiki tesiri çoğu zaman daha sonradan hissedilir. Dolayısıyla doğru kelimeler, imgeler ve çağrışımlarla ne zaman veya hangi metinde karşılaşıldığını bilmek kadar o anın hatırlanma biçimi ve yazı sanatına katkısını görebilmek de önemli. 

“Yaratıcı aydınlanma anı” diye tarif edilen, onun gelişimini, sonuca giden yollarını gösteren süreç, her yazar ve sanatçı için biriciktir. Ortak özelliklerine ve birbirlerinden esinlenme eğilimlerine rağmen “ne kadar çok yazar varsa o kadar çok yazma biçimi vardır” gerçeği, en çıplak okuma yazma tecrübelerinden biri sanırım. Bu gerçeklik, başka yazarların çizdiği yol haritasıyla buluştuğunda o kristal aydınlanma anı, durgun bir göle atılan taş misali halka halka büyüyor. Ve ben o geniş anın içinde dolaşırken edebiyatı sihirli kılan “sırları” keşfetmeyi  seviyorum. 

Bahsettiğim keşif hazzı, karakter yaratımı, olay örgüsü, ritm duygusu, kelime seçimi, ilham almak gibi teknik meselelerle sınırlı değil. O meselenin zanaat kısmı ve elbette değerli ama bu kitabı benzerlerinden ayıran, “mucizevi” bir farkındalıkla kendi dünyalarının dışına çıkan yazarların hissettiği değişimi ve o kırılma anının eserlerine katkısını gösteren saf bakış. 

Okumaya isimlerine ve kitaplarına aşina olduğum yazarlardan başladım. Stephen King, Junot Diaz, Jonathan Frazen, Neil Gaiman, David Mitchell, Khalad Hosseini, Tom Perrota sayfalarını işaretledim önce ama okudukça daha çok ilgimi çekenler, Fassler’ın sorularına cevap veren isimlerden ziyade kendilerine ilham olan yazarları ve metinleri anlatma biçimini sevdiklerim oldu. 

 

Romancı Amy Tan’in Walt Whitman’ın şiirinden hareketle anlattıkları, Junot Diaz’ın Tony Morrison’ın ‘Sevilen’ romanının edebiyat anlayışına katkısını hatırlattığı yazısı, Mary Gaitskell’in ‘Anna Karenina’ gibi büyük bir romanın baştan çıkarıcılığının okura ne yaptığını açıklayan denemesi, şair Biily Collins’in W.B. Yetas’ın bir şiirinden yola çıkarak sesin, kelimelerle, ezberlemekle ve şiirin doğasıyla ilgisini açıkladığı yazısı iz bırakanlardan bazıları.  

 

Bu yazıların çoğunda ürperten ortak his, derinden sezdiğim halde derli toplu cümlelerle dillendiremediklerimi, henüz kitaplarını bile okumadığım yazarların bana incelikli ve samimi bir dille anlatmaları oldu. Okurken sıklıkla “İşte tam da bu yüzden şiirin, edebiyatın görünmeyen ruhunu seviyorum” diye mırıldanırken yakaladım kendimi. O anların “kutsallığını” hissettiğim anda onlarla birlikte “başkalaşma” sürecini yaşadım. Okumanın dönüştürücü gücü ve yazma eyleminin imkanları üzerine tekrar düşündüm. Kendi okuma geçmişime dair puslu bir yolculuğa çıktım. Orada gizemli, unutulmuş, üstü gürültülü cümlelerle örtülmüş olanlara açıklık kazandıran karmaşık duygularla hesaplaştım. 

O kristal anların uzantısında gelişen hikayelerden alıntılarla, okur-yazar ilişkisinin mahrem ilişkisini gösteren cümlelerle böyle bir “sırdaşlığın” ne kadar kıymetliği olduğunu daha geniş anlatabilmek isterdim doğrusu. Heyecanlandıran içeriğinden öte, tecrübelerini içtenlikle aktaran yazıların, edebi eserler kadar önemli olduğunu bilmek de edebi yaratım sürecinin önemli bir parçası çünkü. 

Kitaba ismini veren hikayenin anlatıcısı Aimee Bender, roman ve öyküleri onlarca dile çevrilmiş, yaratıcı yazarlık dersleri de veren bir yazar. Wallace Stevens’ın o dizesini ilk kez bir cenazede duyduğunu söyleyerek başlıyor anlatısına. Konusunu gizemlerden alan o şiiri sonradan arayıp bulmak isteyeceğini hemen anlamış. Şiiri ezberleyince içini müthiş bir coşku kaplamış. Şiirin büyülü yapısından neden etkilendiğini anlatıyordu; 

“Şiirin anlamı değişti benim için. Başta o çok sevdiğim mısra ‘Diyoruz ki Tanrı ve hayal gücü birdir’ gözüme gittikçe daha karanlık görünmeye başladı. İnsan olmanın sınırlılığını kendimizi avutmak için nasıl da bir şeyler yarattığımızı anlatıyor diye düşünmeye başladım. İşte tam da o an, tamamen görmezden geldiğim bir sonraki mısra kendini gösterdi: “Karanlığı aydınlatan o en uzun mum taneleri ta nerelere kadar uzanır”. 

Bender’in Stevens’ın şiir üzerinden kendine ve okura hatırlattığı “en derin meselelerimizin kendi içimizde olduğu” gerçeğinin edebiyatla kesişen diğer disiplinlerde de anlamlı bir karşılığı var. Onu açıklıyor; 

“Wallace Stevens Tanrı ya da kendimizden büyük bir şeylerin varlığı fikrinin de sadece bizim zihnimizde varolduğunu söylemiş oluyor. 

Bize, bizden daha büyük bir şey varmış gibi geliyor ama hayır, öyle değil, hepsi bizim zihnimizde. Yine de aynı mısra, bu düşünceyi de dönüştürüyor. Kendi insani sınırlarımız içinde bile aslında ne kadar güzeliz. Hala ufak bir mum, evet ama nereye uzanıyor? Güzelliğimize, düşünme ve hissetme kabiliyetimize, birlikte var olabilmemize”.  

Edebiyatın dönüştüren bazen iyileştiren, başka diyarlara, hayat ihtimallerine taşıyan onlarca özelliğini yazarların farklı  yaklaşımlarıyla okumak insanın iç görüsüne belirgin bir esneklik kazandırıyor. 

Dilin gizemini sevmek, onun gerçeği aşarak metafizik olana ulaşabildiğini bilmek, yazmanın keşifle ilgili olduğunu hissedebilmek, yazınsal buluşmalarda tesadüflere inanmak, yazarın kelimeleriyle sağlam tutan “dostluğuna” güvenmek, yazma eyleminin aynı zamanda başka ifade biçimlerine, ayrıntılara açık olmak anlamına geldiğini kavramak, en büyük hediye olan okunma hazzıyla birlikte yanlış anlaşılmaktan korkmamak, muğlak duyguların peşine takılmak, yazarken düşünmemek, sesini değiştirmek ve her şeye rağmen yine “sese” tutunmak, başka insanların hayatına sızmak, hayal gücünün sınırsızlığına inanmak…

Yazı sanatı böylesine cazip kılan, bütün bu ihtimalleri ve hatta tahayyül bile edemediğimiz ifade biçimlerini doğasında saklı tutması. O ihtimallerin kime ne zaman hangi koşullarda görüneceğini bilmemek edebiyatı daha da cazip kılıyor. 

Kathryn Harrison “N’olur Bırak Düşünmeyi” başlıklı yazısını tam da duymak istediğim gibi bitiyordu; 

“Aklıma hep şu müthiş Kafka alıntısı geliyor: ‘Bir kitap içimizdeki donmuş denize inen bir balta olmalı’. Sanat, o balta olsun istiyorum. Sanat karanlıkla aydınlık arasındaki örtüyü yırtıp geçsin istiyorum. Sanat böyle varolmak zorunda…Bir kitap ilhamını karanlıktan alabilir ama sonuçta kelimelerden oluşan somut bir şey. Benim yaptığım da bir ressamın yaptığı iş de bundan farklı değil. Herhangi bir yaratıcı faaliyette bulunmak demek tam da o noktada karanlıkla aydınlık arasındaki çizgide bir denge bulmak demek”. 

Hayat bir kitapla, bir açılış cümlesiyle, büyülü bir mısrayla, iyi tasarlanmış bir hikayeyle değişir mi emin değilim. Ama zihnimizi, duygularımızı, düşüncelerimizi biraz olsun dönüştürme ihtimali bile muazzam bir hediye. Bunu iyi biliyorum.  

kitap

*Joe Fassler - ‘Karanlığı Aydınlat’ Çev. Erdem Avşar / hep kitap 

Facebook Yorumları

reklam
30.11.2019
Yazarlar anlatıyor: İlham, yaratıcılık ve o kristal an
18.11.2019
Victor Jara, umut ve 'Yarım Kalan Şarkı'
11.11.2019
Okurla kurgunun buluştuğu 'Çarpıtma Sanatı' ve Vasquez
3.11.2019
‘İçimizdeki Ermeni’, Yüzleşme ve Yesayan
28.10.2019
Kendini doğuran Furuğ Ferruhzad’ın dünyasında yolculuk
20.10.2019
Ferrante’yle hayatı ve yazıyı sorgulamak: ‘Tesadüfi Buluşlar’
6.10.2019
'Ötekilerin yolculuğu' ve Ulrich Alexander Boschwitz
9.09.2019
'Son tetikçi' Hitler'in düşündüren portresi ve Haffner
25.08.2019
Diyarbakır Hikâyeleri, kelimeler ve Murat Özyaşar
13.08.2019
‘Ötekilerin Kökeni’, ırkçılık ve Toni Morrison
7.07.2019
İtiraz günlüğü 'Jakop Von Gunten' ve Robert Walser
19.06.2019
Aşkın doğası, Marie Curie, Blanche ve Enquist
9.06.2019
'Çernobil Duası' ve kurgusal gerçekliğin öteki yüzü
4.06.2019
Marcel Proust’un 'gizli' yaşamı ve Edmund White
27.05.2019
'Karanlıktaki Umut' ve Rebecca Solnit
19.05.2019
Cezayir’de bir kitapçının-yayıncının hikayesi: 'Zenginliklerimiz'
12.05.2019
John Berger ile 'Manzaralar'a bakmak
21.4.2019
Zabel Yesayan’la ‘Yıkıntılar Arasında’ dolaşmak
14.4.2019
Devran: İnatçı bir umut ve Selahattin Demirtaş
7.4.2019
Savaş çocuklarının öyküleri: 'Son Tanıklar'
31.3.2019
'Kendiyle Dost Olmak' ve Hikayenin aslı
24.2.2019
Ret yazarlarının hikâyeleri ve Enrique Vila-Matas
10.2.2019
Yazarların takıntıları ve tuhaf alışkanlıkları
21.1.2019
Hermann Hesse'nin 'Ağaçlar'ı ve hafıza
24.12.2018
Steinbeck ve ‘Mektuplarda Bir Yaşam’
17.12.2018
Bir özgürleşme ihtimali olarak aşk ve Zabel Yesayan
26.11.2018
Yazarlarla 'Okuma Üzerine Yakın Okumalar'
12.11.2018
John Berger ve Jean Mohr’la göçmen işçilere bakmak
28.10.2018
Ishiguro'nun 'küçük ve mahrem' keşifleriyle Nobel yolculuğu
22.10.2018
Robert Musil’le ‘Aptallık Üzerine’ düşünmek
16.10.2018
'Şehirde Yürüyen Kadınlar' ve yazının flanözleri
8.10.2018
Patti Smith ‘Adanmışlık’la soruyor: Neden yazarız?
17.9.2018
George Orwell’le ‘Edebiyat Üzerine’
26.8.2018
Gorki’nin Tolstoy anıları ve hafıza
22.8.2018
Herman Hesse’nin ‘Görkemli Dünya’sı ve Yazı
6.8.2018
'Edebiyatın Kısa Tarihi’nde eğlenceli bir yolculuk
30.7.2018
'Denize Gömülenler' ve Umut
23.7.2018
‘Duygular Sözlüğü’nün efsunlu geçitlerinde dolaşmak
16.7.2018
‘Bildiğimiz Dünyanın Sonu’nda kimlikler ve sınırlar
1.7.2018
Patikalar ve Hikayeler üzerine bir keşif
24.6.2018
Skarmeta, Neruda ve Galeano’yla 'Biz Hayır diyoruz'
3.6.2018
Zweig’la Faşizm rüzgarının değiştirdiği Avrupa yolculukları
29.4.2018
Yusuf Atılgan'ın yaktığı romanları
7.1.2017
John Berger’le iyimserlik diyarında “Hoşbeş”
12.12.2016
Flaubert’in Doğu’suna yolculuk
20.11.2016
Savaşın ‘Kadın’ yüzü ve Aleksiyeviç
11.10.2016
Hasan Ali Toptaş’ın merhametli romanı “Kuşlar Yasına Gider”
2.10.2016
Faşizmi sanatla sorgulayan besteci; Dimitri Şostakoviç ve J. Barnes
10.7.2016
Kokuların duygusu ve edebiyat
3.7.2016
Cahit Sıtkı’yla kelime deryasında yolculuk
26.6.2016
Yürümenin gücü
19.6.2016
Fanilik ve yazı
12.6.2016
Yalnızlığa Övgü ya da buruk bir sitem
5.6.2016
Kafka’yı mektuplarıyla anlamak
30.5.2016
Sebald ve Walser’in izinde yazı kardeşliği
22.5.2016
Galeano’nun ‘Ateş Anıları’yla tazelenmek
9.5.2016
An’ları genişletenler ve Proust
5.5.2016
Korkuyorlar
2.5.2016
Tabiat, insan ve Novalis
27.4.2016
Gerçekler ve laiklik
25.4.2016
Yazmak ve yolculuk
22.4.2016
Köle ticareti ve 'Misafir'
17.4.2016
Kayboluşun sırları ve bahar
5.4.2016
Kültürel soykırım, Sur ve Tahir Elçi
31.3.2016
Heyecanlı gazetecilik ve ‘Dava’
24.3.2016
Meslek onuru ve Çetin Altan
21.3.2016
Anne Frank’in kelimeleri ve korku
17.3.2016
Gerçeklikten kopuş ve Nevruz
14.3.2016
Werner Herzog, Rebeca Solnit ve kadınlarla umuda yürüyüş
10.3.2016
İsimlerini bakır telle yazan çocuklar ve ev
8.3.2016
İnsanlık tarihinin iz bırakan ‘Kadınlar’ı ve Galeano
7.3.2016
Gazetecilik, taraftarlar ve medya
21.2.2016
Savaş çığırtkanları ve hikayeler
7.2.2016
Araf'taki mültecilerin sonsuz ıstırabı
26.1.2016
Toprağın Tuzu: Gezegene yazılmış bir aşk mektubu
24.1.2016
‘Tarihe Düşülen Notlar' ve Akademi
10.1.2016
Gömülemeyenler ve ölmeden ölenler
30.12.2015
Roboski ve 'İstenmeyen Çocuklar'
27.12.2015
Susanlar değil ‘adalet savaşı' verenler hatırlanacak
8.11.2015
Gerçeğe bakma cesareti ve Günter Grass
11.10.2015
Yürüyüşün iklimi ve protesto
27.9.2015
'Eski Sevgiliye Yazılmış Mektuplar’ için…
20.9.2015
Linç kitle iktidar ve insan
6.9.2015
İnsanın tabiatla zorlu sınavı ve Hopa
23.8.2015
İyilikle ‘kötülüğün' bitmeyen mücadelesi ve Faust
9.8.2015
Beklerken yazma umudunun kitabı: Ağaçların Özel Hayatı
26.7.2015
Savaşın uğultusunda bölük pörçük yaşamlar
5.7.2015
Ihlamurlar, savaş ve Remarque
21.6.2015
Ramazan vakit ve sükûnet
7.6.2015
‘Söz’ yasakları Sokrat’ın savunması ve medya
24.5.2015
Ortadoğu’da medeniyet yangınları
3.5.2015
Göçmenlerin bitmeyen trajik yolculuğu
19.4.2015
Sinan Çağı’nın mimarî adabı nasıl değişti?
12.4.2015
Sevdiğimiz romanları ‘sırlarıyla’ anlatan bir kılavuz ve Selim İleri
05.04.2015
Refik Halit Karay’ın ‘Memleket Yazıları’yla iyileşmek
23.03.2015
Bahar bayramları ve barışın dili
22.03.2015
‘Kalp Zamanı’nın mektupları: Bachmann-Celan
15.03.2015
Duyguların anatomisi, eksik hayatlar ve Ahmet Altan
08.03.2015
Kadın tabiatının özü ve dilinin tılsımlı sesi
02.03.2015
Medeniyet yangınları ve ‘Körleşme’
01.03.2015
Medeniyet yangınları ve ‘Körleşme’
22.02.2015
Yürüyüşün mucizevî gücü ve Selma
15.02.2015
Suç, bağışlama ve yüzleşme
08.02.2015
Şehir ve yaşam kültürü kaybolurken
01.02.2015
Yaşlanmak mı sükunet mi?
25.01.2015
Skarmetá’nın kelimeleriyle diktatörlüğe ‘HAYIR’ !
04.01.2015
Stephen Hawking'le zamanda 'sonsuzluğa' yolculuk
28.12.2014
Roboski ve 'İstenmeyen Çocuklar'
21.12.2014
Net ve dikenli bir yazarla uzun bir söyleşi: Marguerite Duras
14.12.2014
Sempozyumda 'Mavi bir kelebek': Didem Madak
07.12.2014
Aşk, tarihi ve sırlarıyla neden hâlâ yasak bölge?
25.11.2014
Ulusal kimlikler nasıl oluşturuldu?
16.11.2014
Yazı yalnızlığı ve Hasan Ali Toptaş
02.11.2014
'Ağaç Diken Adam' ve umut
26.10.2014
Efes ve zamanın tozları
19.10.2014
Nabokov ve yazarların gizli tarihi
05.10.2014
Kelime avcıları ve defterler
28.09.2014
Yersiz yurtsuz Edward Said, Sürgünler, Mülteciler
21.09.2014
Kendini arayan insan ve 3. Mardin Bienali
07.09.2014
Platonov'un muhteşem dünyası
31.08.2014
Bir roman kahramanı olarak Colette
24.08.2014
Yazının acı iklimi
17.08.2014
İnsanı iyileştiren edebiyat
10.08.2014
Zeytin bütün ağaçların ilkidir, ilk aşk, ilk acı gibi
13.04.2014
Sahte ‘Gündüz Güzelleri’ ve Joseph Kessel
26.01.2014
Kötülüğün edebiyattaki zaferi; Doktor Faustus ve Thomas Mann
15.01.2014
Zamanın tozlarına karışan bir yönetmen: Theo Angelopoulos
23.12.2013
Bu roman Gide’in hikayesidir
14.08.2013
Dünyası kayboldu ama şiiri hala yaşıyor
03.08.2013
Aşklarını ‘Tanrılaştıran’ Bir Büyücü: Alma Mahler
18.07.2013
Aşk Coğrafya Tanımaz
02.07.2013
Savaşın Uğultusunda ‘Bölük Pörçük Yaşamlar’
15.06.2013
Karanlıkta ışıldayan bir söz kuyumcusu
08.05.2013
Ahlar Ağacı’nın Dili
25.04.2013
Tam o an, ‘Saatler’ ve ‘Mrs. Dalloway’…
09.12.2012
Bütün insanlar yalancıdır
25.11.2012
‘Yara İzleri’nin gizli hikâyeleri
18.11.2012
Bangır bangır ‘yazı’ çalıyor evde!
11.11.2012
Eskiz defterleri ve John Berger
04.11.2012
‘Ah’lar Ağacı’nın dili
28.10.2012
İskenderiye rüyası
21.10.2012
Sait Faik’le hep yeniden...
15.10.2012
Genç Pessoa’yı gördüm
15.10.2012
Savaşın kıyısında bekleyenler
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive