A.Esra YALAZAN



Bookmark and Share

Ramazan vakit ve sükûnet


21.6.2015 - Bu Yazı 8422 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Vakit, sadece kelime anlamıyla değil çağırdığı duygu ve düşünceler âlemiyle de günü saatlere, dakikalara, saniyelere bölen, zamanın akışını hatırlatan ölçülerden fazla ve elbette farklıdır. 

Doğumun, yaşamanın ve ölümün bir ‘vakti' olduğu gibi uyumanın, yürümenin, ağlamanın, büyümenin, sevmenin, kederlenmenin, vazgeçmenin, ibadetin, tesellinin, muhabbetin, tabiatın, vücudun,  nihayetinde bir bütün olarak varlığın kendine has bir vakit algısı vardır. Zamanı bölmek,  insanın eksikliğidir bana göre. Parçalanan ‘zaman' içinde anın hakikatini kavrayacak idrak gücünden yoksun kalır, hayatın savrulup gitmesini istemeden kabulleniriz çünkü.  Tabiatın usulca uyanışını, günbatımının ikizi olan şafak saatlerinde ruhun kızılın ötesine geçebilen vecd halini, teravihten çıkan ninenin dünyanın aksak ritmine ayak uyduran yürüyüşünü, iftar sofralarının doğal sükûnetini, şafak vakti ezana kulak veren kumruların sessizliğini kalple işitebilmek için vakti içerden hissedebilmek lazım. ,

KENDİMİZE DOĞRU DERûNİ BİR YOLCULUK

Ramazan ve bayram, sadece barış dilini, bağışlamayı, bir arada yaşama becerisini hatırlamak için değil insanın kendine doğru deruni bir yolculuk yapması için de kıymetli bir fırsattır. Gündelik hayatın kaosuyla, tefekkürün dinginliği arasında denge kurabilmek kolay değil elbet. Modern hayatın kurbanları olarak günün her saatinde bile isteye yakalandığımız ‘haber bombardımanından' uzaklaşırken, ‘nefis terbiyesinin' gücüyle başka bir âleme seyahat mümkün müdür? Vücudun hareketlerinde ve ihtiyaçlarında hissedilen ‘vaktin' değişik halleri, kalbi çatışmalarını önleyen sakin bir güven hissi kazandırabilir mi?

Ahmet Haşim, ‘Müslüman Saati' başlıklı denemesinde ‘ecnebi saatinden' bahsederken bizimkinin kısmen iptidai ve hatalı olduğunu kabul eder ama  yine de  ‘üslub-ı hayat'a göre ‘saat'lerimizin kıymetini hatırlatır. Ona göre fecir (şafak) saati, Müslüman için rüyasız bir uykunun nihayeti ve yıkanma, ibadet, neşe ve ümidin başlangıcıdır. “Kubbe ve minareleri, o alaca saatte görmemiş olan gözler, taşa en ilahi manayı veren o mimariyi anlamış değillerdir. Esmer camiler, fecirden itibaren semavi bir altın ve semavi bir çini ile kaplanır. Bütün mabetler içinde güneşten ilk ziya alan camidir.”

Haşim'in bahsettiği o ‘ecnebi', evrensel, öğrenilmiş saatin hayatlarımızı esir alan tahakkümü unutuldu. Doğrusu eski Ramazanlar ve bayramlar nostaljisini pek sevmem ama vakti, sükûneti, karşılığı olan ‘hoşgörü'yü bir erdem olarak yazarlarla anmanın şifa verdiğine inanırım. Abdülhak Şinasi Hisar'ın çocukluğunun Ramazan gecelerinde, camileri mahyalarıyla gök kubbeden inen parlak yıldızlara benzetmesi ‘çocukluğun' vaktini hatırlatır bana. Onunla beraber Haliç'ten Eyüp Sultan'a kayıkla geçer, oradaki uhrevi havayı solur, türbelerden, mezar taşlarından gelen öd ağacı, toprak, rutubet ve ölüm kokusunu içime çekerken şehrin vaktini benden önce yaşamış olan şairlerle, yazarlarla hissetmeyi özlerim.

Yazı sanatı, yoksunluğu olduğu gibi ifade edemez belki ama hayattan daha yeteneklidir. Yaşarken kaçırdığımız, avucumuzda ufalanıp giden hayat parçacıklarını gösterir bize. Sahip olduğumuz halde hissedemediğimiz bir incelik gibi hafiftir ‘vaktin' şiiri. Ve onu bize gösteren daha ziyade yazarlar, şairler, sanatçılardır. Yaşadığımız tek boyutlu ‘şimdiki zaman'da geçmiş, gelecek yoktur çünkü.  Zamanı değişik hareketlere ölçen aletlerden, saatlere yüklediğimiz yapay anlamlardan bağımsız bir iç sesimiz, hikâyemiz, ritmimiz var. Orada ‘vakit' uzuyor, kısalıyor, daralıyor, esniyor ve kendi dairesi içinde eriyip hatıralarıyla ebediyete kavuşuyor.

‘VAKT'İN HÂLLERİ

Yahya Kemal, bir Ramazan gecesi hatırladıklarını Tevhid-i Efkar için yazmış: “Bahar, Ramazan, gece, namaz vakti, fazla olarak da yağmurdan sonra serin bir saat, bu muhite anlatılmaz bir renk vermiş; o ışıklı avlu, o bin senelik çınarların gölgesi… Camiin haremi namaz saatinin hürmetiyle sessiz. Teravih kılınıyor.  Kapısına kadar kesif bir cemaatle dolu camiden, zaman zaman, müezzinlerin gür, pürüzsüz, berrak sesleri taşıyor; sonra yine muhit sakinleşiyor; yine aynı sesler daha yüksek bir vecitle yükseliyor, yine ruhanî bir sükût oluyor. Namaz bir ses feyezanıyla bitti. Ondan sonra ilahiler coştu.  Bu cemaat bir şevk saati geçiriyordu. Kalbimiz yıkanmış gibiydi. Eyub'ün bu saatini hiçbir zaman unutmayacağım.”

Yahya Kemal işittiği sesleri, sükûtu esrarengiz şair sezgilerinin tezahürüyle yazmış. Bir oda müziği dinler gibi hafızasına kaydettiği ‘vaktin' ondaki karşılığını idrak edebilmek için şair olmaya lüzum yok; belki sadece ‘sükût'un, susup kendini, hayatı dinlemenin hakiki manasını kavramaya ihtiyacımız var. Ancak böyle mutlak bir teslimiyetle kalp ‘iyilikle, hoşgörüyle, sadelikle' yıkanabiliyor sanırım. Tanpınar, böyle aydınlandığımız eski bir vakte dair yine tılsımlı bir resim çizmiş: “Eski İstanbul akşamdan sonra, kafeslerden ve perdelerden sızabilen mum aydınlıklarıyla bir müddet yakamozlu bir deniz gibi olduğu yerde ürperir, yatsı namazının kandilleri söner sönmez son fener izlerinde  -birkaç türbenin nezir ışığı hariç– kendi üstüne kapanırdı. Yalnız Ramazanlar ve kandillerde bazı şenlikler ve zaferler, koyu maviliğe mahyaların ışıktan asmalarını gererlerdi.”

Tıpkı mevsimler gibi döngüsel varlığıyla huzur veren, duyguları harekete geçiren Ramazan günlerinin, gecelerinin ve seherlerinin kendine has bir iklimi ve ‘vakti' var. Ve tabii o vaktin bir de sesi. İronik ve incelikli yazılarıyla her daim ürpertebilen Refik Halit Karay, çocukluğunun Ramazan ve bayram seslerini anlatıyordu 1941'te Tan gazetesinde yayımlanan yazısında:  “Evin alt katında, mermer döşemeler üzerinden şen, telaşlı nalın tıkırtıları gelirdi. Daha sonra herkes giyinmiş kuşanmış olduğundan ve hısım akraba da sökün etmeye başladığından selamlıkta, yan tarafları lastik parçalı, yepyeni rugan fotinlerin gıcırtısı duyulurdu; haremde odadan odaya, mobilyalık kumaşlar kadar dayanıklı, uzun etekli ipek elbiselerin, yeme koşan cami güvercinlerinin kanat seslerini andıran ılık rüzgarlı hışırtıları dolaşırdı.”

Ben Ramazan gecelerinde, teravihten çıkan kadınları, gençleri, ihtiyarları, erkekleri kucaklayan o ‘hışırtılı vakti' özlüyorum. O anda kainat, eşya, cami duruyor, biz önlerinden hatıralarımızla geçiyoruz sanki. Kendimizden, hislerimizden, ihtiraslarımızdan, günahlarımızdan, kendi ömrümüzden usulca geçip gidiyoruz.

ZAMAN

Facebook Yorumları

reklam
7.1.2017
John Berger’le iyimserlik diyarında “Hoşbeş”
12.12.2016
Flaubert’in Doğu’suna yolculuk
20.11.2016
Savaşın ‘Kadın’ yüzü ve Aleksiyeviç
11.10.2016
Hasan Ali Toptaş’ın merhametli romanı “Kuşlar Yasına Gider”
2.10.2016
Faşizmi sanatla sorgulayan besteci; Dimitri Şostakoviç ve J. Barnes
10.7.2016
Kokuların duygusu ve edebiyat
3.7.2016
Cahit Sıtkı’yla kelime deryasında yolculuk
26.6.2016
Yürümenin gücü
19.6.2016
Fanilik ve yazı
12.6.2016
Yalnızlığa Övgü ya da buruk bir sitem
5.6.2016
Kafka’yı mektuplarıyla anlamak
30.5.2016
Sebald ve Walser’in izinde yazı kardeşliği
22.5.2016
Galeano’nun ‘Ateş Anıları’yla tazelenmek
9.5.2016
An’ları genişletenler ve Proust
5.5.2016
Korkuyorlar
2.5.2016
Tabiat, insan ve Novalis
27.4.2016
Gerçekler ve laiklik
25.4.2016
Yazmak ve yolculuk
22.4.2016
Köle ticareti ve 'Misafir'
17.4.2016
Kayboluşun sırları ve bahar
5.4.2016
Kültürel soykırım, Sur ve Tahir Elçi
31.3.2016
Heyecanlı gazetecilik ve ‘Dava’
24.3.2016
Meslek onuru ve Çetin Altan
21.3.2016
Anne Frank’in kelimeleri ve korku
17.3.2016
Gerçeklikten kopuş ve Nevruz
14.3.2016
Werner Herzog, Rebeca Solnit ve kadınlarla umuda yürüyüş
10.3.2016
İsimlerini bakır telle yazan çocuklar ve ev
8.3.2016
İnsanlık tarihinin iz bırakan ‘Kadınlar’ı ve Galeano
7.3.2016
Gazetecilik, taraftarlar ve medya
21.2.2016
Savaş çığırtkanları ve hikayeler
7.2.2016
Araf'taki mültecilerin sonsuz ıstırabı
26.1.2016
Toprağın Tuzu: Gezegene yazılmış bir aşk mektubu
24.1.2016
‘Tarihe Düşülen Notlar' ve Akademi
10.1.2016
Gömülemeyenler ve ölmeden ölenler
30.12.2015
Roboski ve 'İstenmeyen Çocuklar'
27.12.2015
Susanlar değil ‘adalet savaşı' verenler hatırlanacak
8.11.2015
Gerçeğe bakma cesareti ve Günter Grass
11.10.2015
Yürüyüşün iklimi ve protesto
27.9.2015
'Eski Sevgiliye Yazılmış Mektuplar’ için…
20.9.2015
Linç kitle iktidar ve insan
6.9.2015
İnsanın tabiatla zorlu sınavı ve Hopa
23.8.2015
İyilikle ‘kötülüğün' bitmeyen mücadelesi ve Faust
9.8.2015
Beklerken yazma umudunun kitabı: Ağaçların Özel Hayatı
26.7.2015
Savaşın uğultusunda bölük pörçük yaşamlar
5.7.2015
Ihlamurlar, savaş ve Remarque
21.6.2015
Ramazan vakit ve sükûnet
7.6.2015
‘Söz’ yasakları Sokrat’ın savunması ve medya
24.5.2015
Ortadoğu’da medeniyet yangınları
3.5.2015
Göçmenlerin bitmeyen trajik yolculuğu
19.4.2015
Sinan Çağı’nın mimarî adabı nasıl değişti?
12.4.2015
Sevdiğimiz romanları ‘sırlarıyla’ anlatan bir kılavuz ve Selim İleri
05.04.2015
Refik Halit Karay’ın ‘Memleket Yazıları’yla iyileşmek
23.03.2015
Bahar bayramları ve barışın dili
22.03.2015
‘Kalp Zamanı’nın mektupları: Bachmann-Celan
15.03.2015
Duyguların anatomisi, eksik hayatlar ve Ahmet Altan
08.03.2015
Kadın tabiatının özü ve dilinin tılsımlı sesi
02.03.2015
Medeniyet yangınları ve ‘Körleşme’
01.03.2015
Medeniyet yangınları ve ‘Körleşme’
22.02.2015
Yürüyüşün mucizevî gücü ve Selma
15.02.2015
Suç, bağışlama ve yüzleşme
08.02.2015
Şehir ve yaşam kültürü kaybolurken
01.02.2015
Yaşlanmak mı sükunet mi?
25.01.2015
Skarmetá’nın kelimeleriyle diktatörlüğe ‘HAYIR’ !
04.01.2015
Stephen Hawking'le zamanda 'sonsuzluğa' yolculuk
28.12.2014
Roboski ve 'İstenmeyen Çocuklar'
21.12.2014
Net ve dikenli bir yazarla uzun bir söyleşi: Marguerite Duras
14.12.2014
Sempozyumda 'Mavi bir kelebek': Didem Madak
07.12.2014
Aşk, tarihi ve sırlarıyla neden hâlâ yasak bölge?
25.11.2014
Ulusal kimlikler nasıl oluşturuldu?
16.11.2014
Yazı yalnızlığı ve Hasan Ali Toptaş
02.11.2014
'Ağaç Diken Adam' ve umut
26.10.2014
Efes ve zamanın tozları
19.10.2014
Nabokov ve yazarların gizli tarihi
05.10.2014
Kelime avcıları ve defterler
28.09.2014
Yersiz yurtsuz Edward Said, Sürgünler, Mülteciler
21.09.2014
Kendini arayan insan ve 3. Mardin Bienali
07.09.2014
Platonov'un muhteşem dünyası
31.08.2014
Bir roman kahramanı olarak Colette
24.08.2014
Yazının acı iklimi
17.08.2014
İnsanı iyileştiren edebiyat
10.08.2014
Zeytin bütün ağaçların ilkidir, ilk aşk, ilk acı gibi
13.04.2014
Sahte ‘Gündüz Güzelleri’ ve Joseph Kessel
26.01.2014
Kötülüğün edebiyattaki zaferi; Doktor Faustus ve Thomas Mann
15.01.2014
Zamanın tozlarına karışan bir yönetmen: Theo Angelopoulos
23.12.2013
Bu roman Gide’in hikayesidir
14.08.2013
Dünyası kayboldu ama şiiri hala yaşıyor
03.08.2013
Aşklarını ‘Tanrılaştıran’ Bir Büyücü: Alma Mahler
18.07.2013
Aşk Coğrafya Tanımaz
02.07.2013
Savaşın Uğultusunda ‘Bölük Pörçük Yaşamlar’
15.06.2013
Karanlıkta ışıldayan bir söz kuyumcusu
08.05.2013
Ahlar Ağacı’nın Dili
25.04.2013
Tam o an, ‘Saatler’ ve ‘Mrs. Dalloway’…
09.12.2012
Bütün insanlar yalancıdır
25.11.2012
‘Yara İzleri’nin gizli hikâyeleri
18.11.2012
Bangır bangır ‘yazı’ çalıyor evde!
11.11.2012
Eskiz defterleri ve John Berger
04.11.2012
‘Ah’lar Ağacı’nın dili
28.10.2012
İskenderiye rüyası
21.10.2012
Sait Faik’le hep yeniden...
15.10.2012
Genç Pessoa’yı gördüm
15.10.2012
Savaşın kıyısında bekleyenler
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.