A.Esra YALAZAN



Bookmark and Share

'Son tetikçi' Hitler'in düşündüren portresi ve Haffner


9.09.2019 - Bu Yazı 109 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Edebiyat, gizemi, derinlikleri, hatıraların loş bahçelerini, ilk bakışta anlamsız gibi görünen silik izleri, şiirlere, romanlara karışan “yıkım ve yaratım” efsanelerini sever. Olup bitenin kendisinden ziyade hadiseleri sahneye taşıyan kişisel hikayelerin sırlarını merak eder. Gücünü daha ziyade bilinmezliğin sihrinden alır. Tarihsel anlatılarda, genellikle bu türden katmanlı yolculuklara pek rastlanmaz. 

Çok okunan tarih kitaplarının yazarı, hukuk doktoru, gazeteci Sebastian Haffner, öncelikle bu anlamda farklı. ‘Hitler Üzerine Notlar’a ayrıntılı bir önsöz yazan gazeteci, yazar Guido Knopp’un “Entelektüel bir provokatör, dahiyane bir arabulucu-tarih bilimi ile kamu oyu arasında bir aracı” diye tarif ettiği Haffner, savaş sonrası makaleleri ve kitaplarıyla bir “halk yazarına” dönüşüp farklı bir tarih bilinci oluşturmuş. 

Onun farkını geçen sene burada ilgiyle karşılanan ‘Bir Alman’ın Hikayesi - Hatırladıklarım (1914-1933)’ı okuduğumda şaşırarak farketmiştim. O kitap hakkındaki yazının başlangıcını hatırlamakta fayda var; 

Sebastian Haffner’in hikayesini okumaya başladığımda, tarihin en yakıcı dönemlerinden birine tanıklık etmiş, ilgi alanı tarih olan bir gazetecinin “hatıralarından” ibaret olmadığını farkettim. Anlattıklarının toplumda, gayri resmi tarihte, kişisel hayatında anlamlı bir karşılığı olsun istemiş.

Toplumlar da insanlar gibidir. Hastalanırlar, yozlaşırlar, çürürler, değişirler, dönüşürler, parçalanıp savrulurlar ve sonra bir gün o parçaları bir araya getirip yeni bir hayat, başka türlü bir dünya tasavvuru inşa etmek için yeniden mücadele etmeye başlarlar.  

Haffner’in anlattığı sıradan bir Nazizm tarihi olsaydı eğer,  “mitleştirilen” filmlerden, romanlardan, anlatılardan bir farkı kalmazdı. Onun yaklaşımındaki farklılık, toplumun, umutları, korkuları, zaafları, milliyetçilik fikriyle beslenen zehirli hırsları ve sapkın düşünceleriyle Nazi iktidarını bilerek, bazen de hiç farkında olmadan “yaratma” hikayesi. Ve bu hikayenin gündelik hayattaki çarpıcı karşılığı. 

Her şey olup bittikten çok sonra, o sırada tam olarak ne olduğunu kavramak, yaşadıklarından ders almayı bilemeyenler için bile önemlidir. Gözden kaçan ayrıntılardan süzülen bilgiler,  sağlam bir bakış, meşakkatli hakikatle yüzleşme sürecinde, hayatın karanlıkta kalmış kısmına incecik bir ışık huzmesi sızdırır. 

Bu anlamda Haffner’ın bu kitabı da, onlarca biyografi, sayısız bilimsel çalışma ve makaleden sonra kitapta açıkladığı sebepler nedeniyle sadece Hitler’in hayatıyla değil dönemine dair icraatler, başarıları, yanılgıları, hataları ve suçlarıyla karanlıkta kalan yönleriyle okura bir yüzleşme imkanı sunuyor. “Yüzleşme” demem boşuna değil. Kitabının niyetlerinden birini iyi açıklıyor. 

Knopp da uyarıyor: “Yetmişli yılların ortalarından itibaren Almanya’da tuhaf bir Hitler patlaması yaşanmıştı ve bu patlamanın çekimine kapılanlar, yanlış yorumlanmış vatanseverlik saikleriyle Holocaust’un korkunç boyutlarını küçültmeye, onu önemsizleştirmeye çalışıyorlardı”. 

Her iki kitap da bunu tersine çevirmeye yönelik özgün ve düşündürücü bir bakışı içeriyor ama elbette bu yaklaşımla sınırlı değil. 

Knopp’un bu kitap özelinde başka bir tespiti kitap bittikten sonra daha iyi kavranıyor:

“Dönemin moda ‘tarihi yapan insanlar değil sosyoekonomik yapılardır’ düsturunun Hitler için geçerli olmadığını son derece etkileyici bir biçimde gösterdi….Bulaşıcı “Hitleteris” hastalığına karşı en iyi ilaç, geçmişte de bugün de Hitler hakkında bilgilenmektir. Hitler ile Almanlar arasındaki hikaye Hitler’in ölümüyle sona ermedi”. 

Haffner, Nazi iktidarının oluşmasına katkı sağlayan - kendi yakın çevresi de dahil - toplumu resmettiği kitapta, (Bir Alman’ın Hikayesi) bütün politik grupları, sınıfları, ideolojileri gerekçeleriyle kıyasıya eleştiriyordu. Haffner’in toplumu, insanları felaketlere hazırlayan nedenlerle tarihi olaylar arasında kurduğu bağlar, münferit hikayeler, felsefi, psikolojik, siyasi tespitlerindeki isabetli yorumlar, üzerinde yeniden düşünmeye değer nitelikte, demiştim. 

‘Hitler Üzerine Notlar’da benzeri bir yaklaşımın sıra dışı Hitler portresi için geçerli olduğunu söylemek mümkün. Ancak bu defa daha riskli bir işe kalkışmış bana kalırsa. Yakın tarihin en karanlık figürünün icraatlarında kullandığı yöntemleri, iktidarını korumak için yaptıklarını, Almanya, Avrupa ve Rusya’nın geleceğini, farklı ırk ve ulusları dönüştürüşünü, “kitlesel kırımı hayata geçirmek için harp ilan etmesi” gibi ispatı mümkün olmayan tezlerle anlatırken, mevcut kaynakların sınırlarını aşan bir yöntemle onu tabu haline getirenlere, “kutsallaştıranlara”, yanlış bilgilerle hakkındaki gerçekleri unutturanlara adeta savaş açmış. Knopp, tam da bu yüzden kitabın girişinde, “Eğer Hitler’in rehineleri olarak kalmak istemiyorsak Hitler denen bu Alman travmasıyla kozlarımızı paylaşmak zorundayız; biz onu ne kadar unutmaya çalışırsak o bizi o kadar taciz edecektir. Ondan kaynaklanan musibete bakabilmek için bundan daha iyi bir kitap yok” diyor. 

Kitabın farkını ve bugünden bakınca önemini gösteren, yorum ve tespitler arasında en çarpıcı olanlardan biri, onun en başından beri son derece bilinçli bir şekilde her şeyi kendi ikame edilmezliğinin üzerine bina etmiş olması, sonsuza dek sürecek “ya ben ya kaos” tavrından hiç vazgeçmemesi. Bunun tipik bir özellik olmadığını, uygulamaları açısından diğer gaddar liderlerden farkını Haffner hikayeleriyle aktarıyor. Buna elbette o zamana kadar siyasi rakiplerini yok etmek için kullandığı yöntemin sonucu ekleniyor; “Her şeye hakim, anayasa ya da kuvvetler ayrılığı ilkesiyle dizginlenemeyen, hiçbir yetki ve sorumluluk paylaşımıyla kısıtlanmayan, ebedi bir diktatör”. 

Ne askeri ne sivil hiçbir şahsiyetin kendi yerini dolduramayacağına inanan Hitler’i Haffner’ın deyişiyle yarı cahil olmasında şaşılacak bir yan yok belki ama “Antisemitizmi en başından beri doğumdan gelen bir kambur gibi sürekli benliğinde taşıdığı” ifadesiyle örtüşen bir anlamı var; Karakteri hiç olgunlaşmayan, sevilesi hiçbir yanı olmayan, Haffner’ın deyişiyle bir insanın hayatına normal şartlar altında “sıcaklık, haysiyet ve saygınlık” katacak her şeyden; eğitimden, meslekten, aşktan, arkadaşlıktan, evlilikten, babalıktan yoksun ve siyasi nutuklar bir yana bırakıldığında tümüyle içerikten yoksun bir hayat.  

Haffner’in Hitler’in asla bir devlet adamı olamayışını ısrarla hatırlatmasının sebebi, onu diğer liderlerle mukayese etmekten ibaret değil. O vurguda siyasi bilgisinin gazete okumakla sınırlı kaldığı gerçeği var; “Her şeyi her zaman herkesten iyi bilen ve sağdan soldan edindiği yarım yamalak ve yanlış bilgileri her fırsatta etrafındaki herkese, ama özellikle tamamen cahil oldukları için bu anlattıklarıyla ciddi şekilde etkileyebildiği kendi kitlesine sayıp döken bir yarı cahil”. 

Bu ifadelerden onu sıradanlaştırdığı sonucu çıkmamalı zira daha sonra Almanya’nın yaşamasını ve ölümünü, kendi hayatına tabi görmeye hakkı olduğunu düşünen, onlarca yıl Almanları etkilemiş, büyük insanlık suçlarının yanısıra dünyanın nefesini kesmiş icraatlarının neden tarihte iz bırakmadığını anlatmak için onu böyle tasvir ediyor. Arada onu yanlış nedenlerle lanetleyenleri de uyarıyor: “Sefil ve gülünç yanları da olan Hitler’i küçümsemenin ciddi şekilde baştan çıkarıcı etkisi vardı hep. İnsanların bu etkiye kapılmaktan kendilerini korumaları gerekir”. 

Politikaya atıldığından beri hep fetih ve savaş çıkarmak peşinde olan, oluşturduğu büyük Alman İmparatorluğuyla bile yetinmeyen, iktidarını, zehirli gücünü hep daha büyük bir imparatorluğa sıçramak için kullanan bu “antika adama” Almanlar neden hayran olmuştu? Eğitimli, zevk sahibi, inançlı ya da Marksist olan eski Hitler karşıtlarına, eleştirlerinde daha ihtiyatlı olmaları gerektiği tereddütünü yaşatan sebep neydi? Hitler’in kişiliği Alman ulusal karakterine uyum sağlamadığı halde neden şaşkınlıkla karışık bir hayretle karşılamışladı onu? Önceleri “başarılı” icraatlerine bakıp onu bir mucize gibi mi görmeye başlamışlardı. 

Haffner, buna benzer soruların cevabını ilk kitapta ayrıntılarıyla anlatmıştı. Bu kitabın sonunda daha genele ilişkin daha net bir cevabı var: 

“Almanları seviyor muydu Hitler? O Almanya’yı kendisi için seçmişti - pek de tanımadan ve aslında hiçbir zaman gerçek anlamıyla tanımadı da. Almanlar Hitler için seçilmiş ulustu, çünkü doğuştan gelen iktidar içgüdüsü manyetik bir pusula iğnesi gibi, Avrupa’nın o dönemdeki en büyük güç potansiyeli olarak Almanları gösteriyordu ki gerçekten de öyleydiler. Almanlar Hitler’i sadece bir iktidar aracı olarak ilgilendirdi”. 

Peki, “Eğer Alman ulusu bir gün gelir de mevcudiyeti için kanını akıtacak kadar güçlü ve fedakâr olmazsa o zaman o da geçip gider ve daha güçlü başka bir ulus tarafından yok edilir. Bu durumda, Alman ulusu için tek damla gözyaşı akıtmam” diyen bu adamı Almanlar neden sevdi? 

Haffner’ın “..Birer Hitler sempatizanı veya Führer mümini haline geldiler. Ve bunlar Führer’e imanın zirveye ulaştığı dönemlerde, kuvvetle muhtemel bütün Almanların yüzde doksanından fazlasını oluşturuyorlardı” diye tarif ettiği iklimde, daha sonra korkunç suçlar işlenirken neden sustular? “Hayatta kalabilmek” gibi rasyonel gerekçelerin yanısıra, Yahudilerin toplanma kamplarına gönderilmesinden habersiz gibi davranmalarının gerçek sebebi neydi? Neden ona gerçekten muhalefet edebilenler, sosyal demokratlar, liberallar değil de muhafazakarlardı?

Hitler, yazarın iddia ettiği gibi 1918 devriminin neticesi miydi? Hitler olmasaydı İkinci Dünya savaşı yaşanır mıydı? Haffner’a göre bu sorunun cevabından emin olmak mümkün değil ama şundan emin: “Savaş eğer yine de vuku bulsaydı tamamen farklı bir akışı olurdu. Bugün yaşadığımız dünya, beğensek de beğenmesek de Hitler’in eseridir”. 

Kitabın sonundaki “Suçları” bölümündeki bilgiler arasındaki yorumlar ve yaklaşım da bu metni benzerlerinden farklı kılıyor; 

“Bugün Hitler’in otuz beş sene önce insanların kanını donduran gerçek cürümlerini, savaşın normal pisliği denebilecek kocaman ve karmakarışık bir yumaktan binbir zahmetle ayıklamak gerekiyor”. 

Haffner’ın bir gazeteci olarak okurun bakışını esnetmesini önemsiyorum doğrusu. Suçlarından, hıyanetinden önce yanılgılarının, hatalarının hatta bir toplumu uçuruma sürükleyen “başarılarının” bilinmesinin önemine inanıyor çünkü. Ancak o şekilde şu katı gerçekliğin daha iyi anlaşılacağını biliyor: 

“Hitler’in bütün “Arilerin” yok edilmesini hedefleyen evrensel Yahudi komplosu, aşikar bir şekilde sadece bir yanılgı değil paranoyak bir cinnettir. Hatta o bile değildir, çok önceden planlanarak taammüden işlenecek bir cinayetin hezeyanlı bir rasyonelleştirmesidir sadece”. 

Bu kitap, milyonlarca insanın, bir ulusun ölümüne neden olan, tarihin akışını değiştiren bir “seri katilin” ya da “tarihin son suikastçısının” portresi olarak okunmamalı sadece. Zihin açan yorumları, ezber bozan yaklaşımı, çarpıcı eleştirleriyle bundan çok daha fazlası çünkü. Kafası karışık, hırslı, çaresiz toplumların “yıkımı” davet eden rejimleri ve liderleri nasıl ve neden onayladığını da gösteriyor. Üstelik de Knopp’un dediği gibi yayınlanmasından üzerinden geçen yirmi yıla rağmen Haffner’ın yorumları hala taze. 

 “Önce tarih Hitleri, sonra Hitler tarihi” şekillendirmişti” ifadesinin çok yönlü açılımları da, bugün yaşadığımız koşulları, dünyayı daha iyi anlamamız için isabetli bir uyarı. 

* Sebastian Haffner - Hitler Üzerine Notlar - Çev. Hulki Demirel /  İletişim Yayınları 

Facebook Yorumları

reklam
9.09.2019
'Son tetikçi' Hitler'in düşündüren portresi ve Haffner
25.08.2019
Diyarbakır Hikâyeleri, kelimeler ve Murat Özyaşar
13.08.2019
‘Ötekilerin Kökeni’, ırkçılık ve Toni Morrison
7.07.2019
İtiraz günlüğü 'Jakop Von Gunten' ve Robert Walser
19.06.2019
Aşkın doğası, Marie Curie, Blanche ve Enquist
9.06.2019
'Çernobil Duası' ve kurgusal gerçekliğin öteki yüzü
4.06.2019
Marcel Proust’un 'gizli' yaşamı ve Edmund White
27.05.2019
'Karanlıktaki Umut' ve Rebecca Solnit
19.05.2019
Cezayir’de bir kitapçının-yayıncının hikayesi: 'Zenginliklerimiz'
12.05.2019
John Berger ile 'Manzaralar'a bakmak
21.4.2019
Zabel Yesayan’la ‘Yıkıntılar Arasında’ dolaşmak
14.4.2019
Devran: İnatçı bir umut ve Selahattin Demirtaş
7.4.2019
Savaş çocuklarının öyküleri: 'Son Tanıklar'
31.3.2019
'Kendiyle Dost Olmak' ve Hikayenin aslı
24.2.2019
Ret yazarlarının hikâyeleri ve Enrique Vila-Matas
10.2.2019
Yazarların takıntıları ve tuhaf alışkanlıkları
21.1.2019
Hermann Hesse'nin 'Ağaçlar'ı ve hafıza
24.12.2018
Steinbeck ve ‘Mektuplarda Bir Yaşam’
17.12.2018
Bir özgürleşme ihtimali olarak aşk ve Zabel Yesayan
26.11.2018
Yazarlarla 'Okuma Üzerine Yakın Okumalar'
12.11.2018
John Berger ve Jean Mohr’la göçmen işçilere bakmak
28.10.2018
Ishiguro'nun 'küçük ve mahrem' keşifleriyle Nobel yolculuğu
22.10.2018
Robert Musil’le ‘Aptallık Üzerine’ düşünmek
16.10.2018
'Şehirde Yürüyen Kadınlar' ve yazının flanözleri
8.10.2018
Patti Smith ‘Adanmışlık’la soruyor: Neden yazarız?
17.9.2018
George Orwell’le ‘Edebiyat Üzerine’
26.8.2018
Gorki’nin Tolstoy anıları ve hafıza
22.8.2018
Herman Hesse’nin ‘Görkemli Dünya’sı ve Yazı
6.8.2018
'Edebiyatın Kısa Tarihi’nde eğlenceli bir yolculuk
30.7.2018
'Denize Gömülenler' ve Umut
23.7.2018
‘Duygular Sözlüğü’nün efsunlu geçitlerinde dolaşmak
16.7.2018
‘Bildiğimiz Dünyanın Sonu’nda kimlikler ve sınırlar
1.7.2018
Patikalar ve Hikayeler üzerine bir keşif
24.6.2018
Skarmeta, Neruda ve Galeano’yla 'Biz Hayır diyoruz'
3.6.2018
Zweig’la Faşizm rüzgarının değiştirdiği Avrupa yolculukları
29.4.2018
Yusuf Atılgan'ın yaktığı romanları
7.1.2017
John Berger’le iyimserlik diyarında “Hoşbeş”
12.12.2016
Flaubert’in Doğu’suna yolculuk
20.11.2016
Savaşın ‘Kadın’ yüzü ve Aleksiyeviç
11.10.2016
Hasan Ali Toptaş’ın merhametli romanı “Kuşlar Yasına Gider”
2.10.2016
Faşizmi sanatla sorgulayan besteci; Dimitri Şostakoviç ve J. Barnes
10.7.2016
Kokuların duygusu ve edebiyat
3.7.2016
Cahit Sıtkı’yla kelime deryasında yolculuk
26.6.2016
Yürümenin gücü
19.6.2016
Fanilik ve yazı
12.6.2016
Yalnızlığa Övgü ya da buruk bir sitem
5.6.2016
Kafka’yı mektuplarıyla anlamak
30.5.2016
Sebald ve Walser’in izinde yazı kardeşliği
22.5.2016
Galeano’nun ‘Ateş Anıları’yla tazelenmek
9.5.2016
An’ları genişletenler ve Proust
5.5.2016
Korkuyorlar
2.5.2016
Tabiat, insan ve Novalis
27.4.2016
Gerçekler ve laiklik
25.4.2016
Yazmak ve yolculuk
22.4.2016
Köle ticareti ve 'Misafir'
17.4.2016
Kayboluşun sırları ve bahar
5.4.2016
Kültürel soykırım, Sur ve Tahir Elçi
31.3.2016
Heyecanlı gazetecilik ve ‘Dava’
24.3.2016
Meslek onuru ve Çetin Altan
21.3.2016
Anne Frank’in kelimeleri ve korku
17.3.2016
Gerçeklikten kopuş ve Nevruz
14.3.2016
Werner Herzog, Rebeca Solnit ve kadınlarla umuda yürüyüş
10.3.2016
İsimlerini bakır telle yazan çocuklar ve ev
8.3.2016
İnsanlık tarihinin iz bırakan ‘Kadınlar’ı ve Galeano
7.3.2016
Gazetecilik, taraftarlar ve medya
21.2.2016
Savaş çığırtkanları ve hikayeler
7.2.2016
Araf'taki mültecilerin sonsuz ıstırabı
26.1.2016
Toprağın Tuzu: Gezegene yazılmış bir aşk mektubu
24.1.2016
‘Tarihe Düşülen Notlar' ve Akademi
10.1.2016
Gömülemeyenler ve ölmeden ölenler
30.12.2015
Roboski ve 'İstenmeyen Çocuklar'
27.12.2015
Susanlar değil ‘adalet savaşı' verenler hatırlanacak
8.11.2015
Gerçeğe bakma cesareti ve Günter Grass
11.10.2015
Yürüyüşün iklimi ve protesto
27.9.2015
'Eski Sevgiliye Yazılmış Mektuplar’ için…
20.9.2015
Linç kitle iktidar ve insan
6.9.2015
İnsanın tabiatla zorlu sınavı ve Hopa
23.8.2015
İyilikle ‘kötülüğün' bitmeyen mücadelesi ve Faust
9.8.2015
Beklerken yazma umudunun kitabı: Ağaçların Özel Hayatı
26.7.2015
Savaşın uğultusunda bölük pörçük yaşamlar
5.7.2015
Ihlamurlar, savaş ve Remarque
21.6.2015
Ramazan vakit ve sükûnet
7.6.2015
‘Söz’ yasakları Sokrat’ın savunması ve medya
24.5.2015
Ortadoğu’da medeniyet yangınları
3.5.2015
Göçmenlerin bitmeyen trajik yolculuğu
19.4.2015
Sinan Çağı’nın mimarî adabı nasıl değişti?
12.4.2015
Sevdiğimiz romanları ‘sırlarıyla’ anlatan bir kılavuz ve Selim İleri
05.04.2015
Refik Halit Karay’ın ‘Memleket Yazıları’yla iyileşmek
23.03.2015
Bahar bayramları ve barışın dili
22.03.2015
‘Kalp Zamanı’nın mektupları: Bachmann-Celan
15.03.2015
Duyguların anatomisi, eksik hayatlar ve Ahmet Altan
08.03.2015
Kadın tabiatının özü ve dilinin tılsımlı sesi
02.03.2015
Medeniyet yangınları ve ‘Körleşme’
01.03.2015
Medeniyet yangınları ve ‘Körleşme’
22.02.2015
Yürüyüşün mucizevî gücü ve Selma
15.02.2015
Suç, bağışlama ve yüzleşme
08.02.2015
Şehir ve yaşam kültürü kaybolurken
01.02.2015
Yaşlanmak mı sükunet mi?
25.01.2015
Skarmetá’nın kelimeleriyle diktatörlüğe ‘HAYIR’ !
04.01.2015
Stephen Hawking'le zamanda 'sonsuzluğa' yolculuk
28.12.2014
Roboski ve 'İstenmeyen Çocuklar'
21.12.2014
Net ve dikenli bir yazarla uzun bir söyleşi: Marguerite Duras
14.12.2014
Sempozyumda 'Mavi bir kelebek': Didem Madak
07.12.2014
Aşk, tarihi ve sırlarıyla neden hâlâ yasak bölge?
25.11.2014
Ulusal kimlikler nasıl oluşturuldu?
16.11.2014
Yazı yalnızlığı ve Hasan Ali Toptaş
02.11.2014
'Ağaç Diken Adam' ve umut
26.10.2014
Efes ve zamanın tozları
19.10.2014
Nabokov ve yazarların gizli tarihi
05.10.2014
Kelime avcıları ve defterler
28.09.2014
Yersiz yurtsuz Edward Said, Sürgünler, Mülteciler
21.09.2014
Kendini arayan insan ve 3. Mardin Bienali
07.09.2014
Platonov'un muhteşem dünyası
31.08.2014
Bir roman kahramanı olarak Colette
24.08.2014
Yazının acı iklimi
17.08.2014
İnsanı iyileştiren edebiyat
10.08.2014
Zeytin bütün ağaçların ilkidir, ilk aşk, ilk acı gibi
13.04.2014
Sahte ‘Gündüz Güzelleri’ ve Joseph Kessel
26.01.2014
Kötülüğün edebiyattaki zaferi; Doktor Faustus ve Thomas Mann
15.01.2014
Zamanın tozlarına karışan bir yönetmen: Theo Angelopoulos
23.12.2013
Bu roman Gide’in hikayesidir
14.08.2013
Dünyası kayboldu ama şiiri hala yaşıyor
03.08.2013
Aşklarını ‘Tanrılaştıran’ Bir Büyücü: Alma Mahler
18.07.2013
Aşk Coğrafya Tanımaz
02.07.2013
Savaşın Uğultusunda ‘Bölük Pörçük Yaşamlar’
15.06.2013
Karanlıkta ışıldayan bir söz kuyumcusu
08.05.2013
Ahlar Ağacı’nın Dili
25.04.2013
Tam o an, ‘Saatler’ ve ‘Mrs. Dalloway’…
09.12.2012
Bütün insanlar yalancıdır
25.11.2012
‘Yara İzleri’nin gizli hikâyeleri
18.11.2012
Bangır bangır ‘yazı’ çalıyor evde!
11.11.2012
Eskiz defterleri ve John Berger
04.11.2012
‘Ah’lar Ağacı’nın dili
28.10.2012
İskenderiye rüyası
21.10.2012
Sait Faik’le hep yeniden...
15.10.2012
Genç Pessoa’yı gördüm
15.10.2012
Savaşın kıyısında bekleyenler
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive