A.Esra YALAZAN



Bookmark and Share

George Orwell’le ‘Edebiyat Üzerine’


17.9.2018 - Bu Yazı 160 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Bazı yazarlar henüz yaşarken kendi dönemlerinin çok ötesinde olduklarını hissettirirler. Henüz tarih olmamış bir “şimdiki zamanın” içinden geleceğe seslenirken, sadece eserleriyle değil çağa aykırı, genellikle çok eleştirilen düşünceleriyle kalıcı olacaklarını sezerler. Eserlerinin zarar görme ihtimaline aldırış etmedikleri için cesur değiller. Başka türlü olmayı, yaşamayı, yazmayı beceremeyen bir “asilik” onlarınki. Bu öyle kurgulanabilen bir gelecek tasavvuru da değil. Ancak o yazara bir hediye gibi bağışlanmış doğal dürtülerle beliriyor ve zamanın müphem haritasında kendiliğinden şekilleniyor.

Edebiyat, tarih, sistem eleştirileriyle en çok tartışılan yazarlardan birisi olan George Orwell, neden yazmaya ihtiyaç duyduğunu açıklıyordu; “Katıksız egoizm, estetik coşku, tarihsel dürtü ve politik amaç”. Bunların ararsında onun yazma tutkusunu açıklayan güçlü nedenlerden birisi; “Şeyleri oldukları gibi görme, onlar hakkında doğru bilgilere erişip bunları gelecek nesiller için biriktirme arzusu” bana göre.

Orwell her ne kadar eserlerine baktığında politik bir amaçtan yoksun olduğu zaman ruhsuz kitaplar yazdığını düşünse de makalelerini, romanlarını, eleştirileri ve günlüklerini de içeren külliyatında edebiyatın eğlenceli olduğunu vurgular; “Yazmak ciddi bir iş değildir. Bir keyiftir o, bir kutlamadır. Yazarken eğleniyor olmalısınız. Eyvah şimdi hangi kelime? Aman Tanrım...’ diye kasılan yazarlara kulak asmayın. Cehennemin dibine kadar yolları var. Bu bir iş değil. Eğer iş olarak görüyorsanız derhal başka bir şe yapın”.

Orwell’in eleştirmenlerin, okurun ve hatta yakın çevresinin yorumlarına aldırış etmeksizin düşüncelerini ifade etme biçimine bağlılığı ve net olmaktaki ısrarı bugün hala onu en çok okunan yazarlardan biri kıldı.

1948’de yazdığı ‘1984’ü komünizm eleştirisi olarak algılayan, distopik bir gelecek tahayyülü olarak gören, onu sosyalizm karşıtı bir ‘ajan’ olmakla suçlayan Stalin’e, bütün totaliter rejimlere itiraz olarak okuyan veya salt edebiyat tutkusu nedeniyle seven hemen herkesin buluştuğu nokta, karamsarlığına rağmen geleceği sezebilme yeteneği ve gerçeği dile getirme tutkusu.

Türkçede ‘Edebiyat Üzerine’ başlığıyla yayınlanan makaleleri okurken hala onun gibi epey dikenli ama sadece adalet bilinci ve vicdanını ölçü alan yazarların hala dünyada ne kadar az olduğunu düşündüm. Sistemi, kitapları, yazarları, siyasetçileri eleştirirken arkasına saklanacağı mazeretler üretmekten hoşlanmıyor Orwell. Tribune’de yazdığı ‘Edebiyat ve Sol’ başlıklı makalesinde (1943) yine oldukça net:

“Solun ‘entellektüellere’ - yani biçimsel deneylere girişen tüm yazar ve sanatçılara - yaklaşımı sağın gösterdiği yaklaşımdan daha dostane değildir. Örneklemek için uzun bir liste sıralayabilirim ama aklımda daha ziyade Joyce, Yeats, Lawrence ve Eliot var. Bilhassa Eliot, neredeyse Kipling gibi, solcu eleştirmenler tarafından gözü kapalı bir şekilde tenkit edilir. Üstelik aynı eleştirmenler sadece birkaç sene önce Sol Kitap Kulübü’nün şimdiden unutulup giden başyapıtlarına methiyeler düzmüşlerdir”.

Orwell’in esas hedefi solun o dönemdeki edebiyat algısı değil. Tıpkı 1984’de yaptığı gibi yanlış yaklaşımların insanı düşünmeye zorlayan zihin uyanıklığına, edebiyata, nihai olarak okura zarar verdiğini hatırlatıyor:

“Sosyalist hareketin, edebiyatçıları kendinden uzaklaştırarak ne kadar kayba uğradığını kestirmek mümkün değil. Gelgelim, kısmen siyaset üzerine yazılmış makaleleri edebiyat saydığı için, kısmen de hümanistik kültüre yer açması nedeniyle sosyalist hareket gerçekten edebiyatçıları kendinden uzaklaştırmıştır. Herkes gibi yazarlar da İşçi Partisi’ne oy verebilir fakat yazar sıfatıyla sosyalist hareketin bir parçası olmaları epey zordur”.

Orwell başında hatırlattığım gibi “sanatla politika yan yana durmaz” türünden klişelere sıkışmış bir yazar değil ama Komünist harekete katılıp ‘burjuva entelektüellerini’ küçümseyen yazarların Muhafazakar Parti’ye katılanlardan hiçbir farkı olmadığını teslim eden berrak bir dünya görüşüne sahip.

Ben bu yaklaşımını romanları kadar önemsiyorum doğrusu. ‘1984’de, “Geçmişi denetim altında tutan, geleceği de denetim altında tutar; şimdiyi denetim altında tutan, geçmişi de denetim altında tutar” diyordu anlatıcı.

Bu makalelerde de, gerçeğin bilinçli olarak perdelenmesine, çarpıtılmasına, baskıya, sansüre her fırsatta itiraz ettiği görülüyor. Meselesi ideolojilerden ziyade sistemin yarattığı sorunlar. Aynı yazıda kariyerlerinin başındaki genç apolitik yazarların pasifist ve faşizme meyilli olduğunu, sosyalist hareketin büyüsüne kapılmadıklarını da haklı sebepleriyle hatırlatıyor. Ve yazıyı ironik bir anektodla bitiriyor. Shakespeare hakkında uzun bir konuşma yapan yazara sonunda tek bir soru sorulmuş; “Shakespeare kapitalist miydi?”. Orwell, “Bu hikayenin en acıklı tarafı sahiden de yaşanmış olma ihtimalidir” diyor.

O ne yazarsa yazsın entelektüel dürüstlüğünden hiç taviz vermemiş. Edebiyat üzerine yazdıklarını okurken daha iyi kavradım. Irkçılık, milliyetçilik, savaş, sosyalizm, yeni kelimeler, şiir, yazmanın bedeli, basın özgürlüğü, roman eleştirisi, kitapların pahalılığı, mizahın inceliği bu kitapta değerlendirdiği konulardan bazıları. Bu çeşitliliğin merkezinde iktidar karşısında taviz vermeyen sesinin bugün daha iyi anlaşılan güçlü yankıları işitiliyor.

Orwell bugün ‘Hayvan Çiftliği’nin, ‘1984’ün öngördüğü faşizmin, baskı rejimlerinin yaygınlaştığına tanık olsa muhtemelen çok şaşırmazdı ama 70 yıl sonra insanlığın benzer sorunlarla mücadele ettiğini görse öfkelenebilirdi.

İnsan değiştiremeyeceğini bilse bile değiştirme umudunu koruyabilmek için yazar çünkü. Edebiyat, her zaman görüşlerini paylaşmasak da başkalarının zihinleriyle, iç dünyalarıyla kurduğumuz köprülerdir. Sadece “hoş ve yürek burkan” hikayeler uydurma ve anlatma sanatı değil aynı zamanda nereye doğru yol aldığımız hakkında bizi düşünmeye zorlayan zihin kamaştıran bir disiplindir. Ve kuşkusuz her türlü bedel ödemeyi göze almak demektir.

1946’da Horizon Dergisi yazma süreciyle ilgili sorular göndermiş Orwell’e. “Azimli bir yazarın yazdıklarıyla geçinmek için ihtiyaç duyduğu gelire kavuşabileceğini düşünüyor musunuz” sorusuna okurun alışık olduğu kışkırtıcı tonuyla cevap vermiş:

“Hayır düşünmüyorum. Bildiğim kadarıyla Birleşik Krallık’ta hayatını sadece kitap geliriyle idame ettiren yazar sayısı en iyi tahminle birkaç yüz insanla sınırlı ve bu insanların önemli bir kısmı muhtemelen polisiye gibi türlerde yazıyor. Bir bakıma Ethel M. Dell gibi insanların (Aşk romanları yazarı) fuhuş batağından uzak durması, ciddi bir yazarın fuhuştan uzak durmasından kolaydır”.

Kolayca tahmin edilebileceği gibi Orwell’in o dönemde de azılı düşmanları hiç eksik olmamış. Edebiyat sansüründen, İngiliz aydınlarına, kötü eleştirmenlerden Stalin’i savunanlara uzanan geniş bir alanda hemen herkes onun ‘acı veren’ eleştirilerinden payını almış. ‘Hayvan Çiftliği’ fikrinin nasıl ortaya çıktığı ve devamındaki süreci anlatan yazısında, yine sorgulamadan itaat eden toplumu ve sistemin çürüyüşünü eleştiriyor:

“Yayıncılar ve editörlerin belli konuları basmaya yanaşmamaları, kovuşturmaya uğramaktan değil, kamuoyundan korktukları içindir. Bu ülkede yazarın ve gazetecinin karşı karşıya kaldığı en büyük düşman düşünsel korkaklıktır... Asıl endişe verici olan durum, SSCB ve asıl izlediği siyaset söz konusu olduğunda, görüşlerini çarpıtmak için hiçbir baskı altında olmayan ilerici yazarlardan ve gazetecilerden aklı başında bir eleştiri ya da dürüst bir tutum bekleyemeyecek oluşumuzdur. Stalin dokunulmazdır ve izlediği siyaset tartışılmazdır!”.

Orwell’in bahsettiği baskı, korku, otosansür ikliminin bugün adı “demokrasi” olan rejimlerdeki görüntüsünün çok tanıdık olması hazin elbette. Ama onun haklı çıkması, yazının diktatörlüklerden, kötü eleştirmenlerden daha kalıcı gösteriyor ve bu hiç değilse edebiyatın gücüne dair umut veriyor. =

Asıl adı ‘Avrupadaki Son İnsan’ olan ‘1984’de anlattığı baskıcı rejim (SSCB) 89’da dağıldığı için onun yanıldığı iddia edilir. Halbuki tersine öngördüğü gibi diktatörlükler, otoriter rejimler farklı koşullarda varlıklarını sürdürüyor ve başka türlü felaketlere neden oluyor.

Bir başka sistem eleştirisi olan ‘Hayvan Çiftliği’ne dönecek olursak, Orwell o yazıda, “Bekleneceği üzere, kötüleme sanatına aşina olan eleştirmenler kitabımı siyasi gerekçelerle değil edebi gerekçelerle topa tutacak... Liderlerine (Stalin) kara çalıp davaya (onlara göre) zarar verdiği için bu kitaba itiraz edecek” demiş.

Evet onu küçümsediler, yazdıklarının kağıt israfı olduğunu söylenler oldu. Zulmeden Stalin rejimini eleştirdiği için kızdılar. Ama bugün edebiyat tarihinin en çok okunan ve hala tartışılan romanlarını yazan Orwell, bir kez daha haklı çıktı. İngiliz aydınını ve toplumunu hiç çekinmeden eleştiren Orwell, edebiyatıyla İngilizceye yeni bir sözcük kazandırdı; ‘Orwellyen’. Kitapta, “neden yeni kelimeler türetmeli” meselesine değindiği yazısı bu bilgilerle beraber okunduğunda daha anlamlı oluyor.

O “Özgürlüğün tek bir anlamı varsa o da insanlara duymak istemedikleri şeyleri söyleyebilme hakkıdır” düşüncesine sıkıca tutunduğu için yazıları ve romanlarıyla yaşıyor. O hakka inananlar, edebi mirasına sahip çıkanlar varlığını “edebiyat yazılarıyla” taçlandıracaktır.

* George Orwell - Edebiyat Üzerine / Sel Yayıncılık

Facebook Yorumları

reklam
17.9.2018
George Orwell’le ‘Edebiyat Üzerine’
26.8.2018
Gorki’nin Tolstoy anıları ve hafıza
22.8.2018
Herman Hesse’nin ‘Görkemli Dünya’sı ve Yazı
6.8.2018
'Edebiyatın Kısa Tarihi’nde eğlenceli bir yolculuk
30.7.2018
'Denize Gömülenler' ve Umut
23.7.2018
‘Duygular Sözlüğü’nün efsunlu geçitlerinde dolaşmak
16.7.2018
‘Bildiğimiz Dünyanın Sonu’nda kimlikler ve sınırlar
1.7.2018
Patikalar ve Hikayeler üzerine bir keşif
24.6.2018
Skarmeta, Neruda ve Galeano’yla 'Biz Hayır diyoruz'
3.6.2018
Zweig’la Faşizm rüzgarının değiştirdiği Avrupa yolculukları
29.4.2018
Yusuf Atılgan'ın yaktığı romanları
7.1.2017
John Berger’le iyimserlik diyarında “Hoşbeş”
12.12.2016
Flaubert’in Doğu’suna yolculuk
20.11.2016
Savaşın ‘Kadın’ yüzü ve Aleksiyeviç
11.10.2016
Hasan Ali Toptaş’ın merhametli romanı “Kuşlar Yasına Gider”
2.10.2016
Faşizmi sanatla sorgulayan besteci; Dimitri Şostakoviç ve J. Barnes
10.7.2016
Kokuların duygusu ve edebiyat
3.7.2016
Cahit Sıtkı’yla kelime deryasında yolculuk
26.6.2016
Yürümenin gücü
19.6.2016
Fanilik ve yazı
12.6.2016
Yalnızlığa Övgü ya da buruk bir sitem
5.6.2016
Kafka’yı mektuplarıyla anlamak
30.5.2016
Sebald ve Walser’in izinde yazı kardeşliği
22.5.2016
Galeano’nun ‘Ateş Anıları’yla tazelenmek
9.5.2016
An’ları genişletenler ve Proust
5.5.2016
Korkuyorlar
2.5.2016
Tabiat, insan ve Novalis
27.4.2016
Gerçekler ve laiklik
25.4.2016
Yazmak ve yolculuk
22.4.2016
Köle ticareti ve 'Misafir'
17.4.2016
Kayboluşun sırları ve bahar
5.4.2016
Kültürel soykırım, Sur ve Tahir Elçi
31.3.2016
Heyecanlı gazetecilik ve ‘Dava’
24.3.2016
Meslek onuru ve Çetin Altan
21.3.2016
Anne Frank’in kelimeleri ve korku
17.3.2016
Gerçeklikten kopuş ve Nevruz
14.3.2016
Werner Herzog, Rebeca Solnit ve kadınlarla umuda yürüyüş
10.3.2016
İsimlerini bakır telle yazan çocuklar ve ev
8.3.2016
İnsanlık tarihinin iz bırakan ‘Kadınlar’ı ve Galeano
7.3.2016
Gazetecilik, taraftarlar ve medya
21.2.2016
Savaş çığırtkanları ve hikayeler
7.2.2016
Araf'taki mültecilerin sonsuz ıstırabı
26.1.2016
Toprağın Tuzu: Gezegene yazılmış bir aşk mektubu
24.1.2016
‘Tarihe Düşülen Notlar' ve Akademi
10.1.2016
Gömülemeyenler ve ölmeden ölenler
30.12.2015
Roboski ve 'İstenmeyen Çocuklar'
27.12.2015
Susanlar değil ‘adalet savaşı' verenler hatırlanacak
8.11.2015
Gerçeğe bakma cesareti ve Günter Grass
11.10.2015
Yürüyüşün iklimi ve protesto
27.9.2015
'Eski Sevgiliye Yazılmış Mektuplar’ için…
20.9.2015
Linç kitle iktidar ve insan
6.9.2015
İnsanın tabiatla zorlu sınavı ve Hopa
23.8.2015
İyilikle ‘kötülüğün' bitmeyen mücadelesi ve Faust
9.8.2015
Beklerken yazma umudunun kitabı: Ağaçların Özel Hayatı
26.7.2015
Savaşın uğultusunda bölük pörçük yaşamlar
5.7.2015
Ihlamurlar, savaş ve Remarque
21.6.2015
Ramazan vakit ve sükûnet
7.6.2015
‘Söz’ yasakları Sokrat’ın savunması ve medya
24.5.2015
Ortadoğu’da medeniyet yangınları
3.5.2015
Göçmenlerin bitmeyen trajik yolculuğu
19.4.2015
Sinan Çağı’nın mimarî adabı nasıl değişti?
12.4.2015
Sevdiğimiz romanları ‘sırlarıyla’ anlatan bir kılavuz ve Selim İleri
05.04.2015
Refik Halit Karay’ın ‘Memleket Yazıları’yla iyileşmek
23.03.2015
Bahar bayramları ve barışın dili
22.03.2015
‘Kalp Zamanı’nın mektupları: Bachmann-Celan
15.03.2015
Duyguların anatomisi, eksik hayatlar ve Ahmet Altan
08.03.2015
Kadın tabiatının özü ve dilinin tılsımlı sesi
02.03.2015
Medeniyet yangınları ve ‘Körleşme’
01.03.2015
Medeniyet yangınları ve ‘Körleşme’
22.02.2015
Yürüyüşün mucizevî gücü ve Selma
15.02.2015
Suç, bağışlama ve yüzleşme
08.02.2015
Şehir ve yaşam kültürü kaybolurken
01.02.2015
Yaşlanmak mı sükunet mi?
25.01.2015
Skarmetá’nın kelimeleriyle diktatörlüğe ‘HAYIR’ !
04.01.2015
Stephen Hawking'le zamanda 'sonsuzluğa' yolculuk
28.12.2014
Roboski ve 'İstenmeyen Çocuklar'
21.12.2014
Net ve dikenli bir yazarla uzun bir söyleşi: Marguerite Duras
14.12.2014
Sempozyumda 'Mavi bir kelebek': Didem Madak
07.12.2014
Aşk, tarihi ve sırlarıyla neden hâlâ yasak bölge?
25.11.2014
Ulusal kimlikler nasıl oluşturuldu?
16.11.2014
Yazı yalnızlığı ve Hasan Ali Toptaş
02.11.2014
'Ağaç Diken Adam' ve umut
26.10.2014
Efes ve zamanın tozları
19.10.2014
Nabokov ve yazarların gizli tarihi
05.10.2014
Kelime avcıları ve defterler
28.09.2014
Yersiz yurtsuz Edward Said, Sürgünler, Mülteciler
21.09.2014
Kendini arayan insan ve 3. Mardin Bienali
07.09.2014
Platonov'un muhteşem dünyası
31.08.2014
Bir roman kahramanı olarak Colette
24.08.2014
Yazının acı iklimi
17.08.2014
İnsanı iyileştiren edebiyat
10.08.2014
Zeytin bütün ağaçların ilkidir, ilk aşk, ilk acı gibi
13.04.2014
Sahte ‘Gündüz Güzelleri’ ve Joseph Kessel
26.01.2014
Kötülüğün edebiyattaki zaferi; Doktor Faustus ve Thomas Mann
15.01.2014
Zamanın tozlarına karışan bir yönetmen: Theo Angelopoulos
23.12.2013
Bu roman Gide’in hikayesidir
14.08.2013
Dünyası kayboldu ama şiiri hala yaşıyor
03.08.2013
Aşklarını ‘Tanrılaştıran’ Bir Büyücü: Alma Mahler
18.07.2013
Aşk Coğrafya Tanımaz
02.07.2013
Savaşın Uğultusunda ‘Bölük Pörçük Yaşamlar’
15.06.2013
Karanlıkta ışıldayan bir söz kuyumcusu
08.05.2013
Ahlar Ağacı’nın Dili
25.04.2013
Tam o an, ‘Saatler’ ve ‘Mrs. Dalloway’…
09.12.2012
Bütün insanlar yalancıdır
25.11.2012
‘Yara İzleri’nin gizli hikâyeleri
18.11.2012
Bangır bangır ‘yazı’ çalıyor evde!
11.11.2012
Eskiz defterleri ve John Berger
04.11.2012
‘Ah’lar Ağacı’nın dili
28.10.2012
İskenderiye rüyası
21.10.2012
Sait Faik’le hep yeniden...
15.10.2012
Genç Pessoa’yı gördüm
15.10.2012
Savaşın kıyısında bekleyenler
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.