A.Esra YALAZAN



Bookmark and Share

İtiraz günlüğü 'Jakop Von Gunten' ve Robert Walser


7.07.2019 - Bu Yazı 137 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Çocukluğu, gençliği tam yaşamadan, onu kendi tabiatıyla tecrübe etmeden, kitaplardan öğrendikleriyle hayata dâhil olmuş izlenimi bırakan yazarlar vardır. Ben ilk gençlik okumalarımdan beri onların tekinsiz, sürprizli dünyalarında dolaşmayı severim.  

Bazılarıyla gençliğin küstah coşkusunu hatırlamaya çalıştığım geç yaşlarda tanıştım. İsviçreli yazar Robert Walser, onlardan biri. Papini’nin meşhur romanını ‘Bitik Adam’ kahramanı gibi  “Ben hiç çocuk olmadım… Çocukluk aşktır, kaygısızlıktır ancak ben geçmişteki kendimi hep ayrık, mahzun, düşünceli görüyorum” diyordu sanki.  

Walser’in sadece yaşıtlarından değil dünyanın geri kalanından farklı hissetmesinin sebebini, okuduğum ilk romanı ‘Tanner Kardeşler’ sayesinde öğrendiğim hayat hikâyesiyle daha iyi kavradım. Bütün eserlerine doğal bir içgüdü ve tınıyla sızan otobiyografik özellikleri, gündelik yaşamın sıkıntılarını, burjuva hayatının sıkıcı ve kibirli sıradanlığını, uyumlu olmayı, toplumun kurallarına ve ahlaki değerlerine, güce, hâkimiyete itaat etmeyi reddeder ama Walser bu itirazların toplamından daha derin bir yerde, kendi kuytusunun derinliğinde yaşamış, yazmış bir yazar bana göre. 

1878 doğumlu yazar, ilk şiirlerini 20’li yaşlarda yayımlamıştı. O yıllara kadar nasıl bir gençlik yaşamıştı? Yabanıl, dalgın, yalnız, yaşam sevincinden mahrum bir genç miydi yoksa hayata, insana dair sorgulamaları sonradan bambaşka bir maceraya dönüşecek, onu yıllar boyu yazmaktan alıkoyacak hastalığıyla mı ilgiliydi? Berlin’de abisi aracılığıyla tanıştığı edebiyat, yayıncılık ve tiyatro dünyasının insanları ilk kitaplarına ve hayatına nasıl bir yön vermişti?  

Kahramanlarının kimlik arayışında hayatının eksik parçaları tamamlama çabasını da görmek mümkün. Mesela ilk romanın kahramanı Simon’a söylettikleri onun hangi yanını temsil ediyordu:

“Şu modern hayat koca bir kışla! Ama tam da bu tekdüzelik ne kadar güzel ve düşündürücü yine de. İnsan yaklaşan, önüne çıkmasını beklediği bir şeylerin özlemini çekiyor hiç durmadan. O denli yoksun, o denli zavallı bir yaratık; tüm o eğitimi, düzeni, dakikliği içinde o kadar kayıp görüyor kendini.”

Walser’in ilk bakışta kimilerine fazlasıyla keskin gelebilen sistem eleştirileri, çelişkilerden de beslenen, hayatın iç tutarlılığını gösteren tuhaf bir iyimserliğe sahip aynı zamanda. Herman Hesse’nin “Eğer Walser dünyayı yönetenler arasında yer alsaydı, artık savaş çıkmaz, onu 100 bin insan okusa dünya daha iyi, yaşanası bir yer olurdu” deyişinin hakiki bir karşılığı var. Kafka’nın da en çok sevdiği yazarların başında gelmesi boşuna değil. 

İlk kez 1909’da yayımlanan ‘Jakop Von Gunten’, kendisinden sonra gelen pek çok yazara da öncülük etmiş, anlatımı ve melesiyle özgün bir roman. Benjamenta Erkek Enstitütüsü’nün 17  yaşındaki öğrencisi Gunten’in, okulda kendine, arkadaşlarına, ailesine, otoriteyi temsil eden yöneticilerine dair olağanüstü gözlemleri onu edebiyat tarihinin unutulmaz karakterlerinden biri yapmış. Uzun zaman sonra Türkçede yeniden yayımlanması, bu anlamda yazarla ilk kez tanışacak okur açısından iyi bir fırsat. 

Kitaba geçmeden evvel hayatına sondan geriye doğru bakıp bu özel kitabı onun hikâyesiyle beraber değerlendirmeli:

Walser, 50 yaşına kadar aralıklarla da olsa şiir, öykü ve roman yazarak inandığı gerçekliğe tutunmuş. Sonrası herkes için biraz kayıp. Hayatının son yirmi altı senesini 1956’da ölünceye kadar Harisau’da bir akıl hastanesinde geçirmişti. Şizofreni teşhisinden sonra bir daha hiç yazmadığını sanmışlar ama ölümünden sonra bulunan el yazmaları, ipeksi ağlarıyla ördüğü kozasındaki ruh karmaşasını gün ışığına çıkardı. Hastaneye yatırıldığında “Buraya delirdiğim için geldim, yazmak için değil” notuyla yazmayı bıraktığını ilan etse de mikrogram diye bilinen bir yazma biçimi keşfetti. Her biri 1 mm. olan harflerle yazdığı 526 belgeyi özel yöntemlerle deşifre edip onlardan çok sayıda öykü ve roman çıkardılar. Tüm yazıların çözülmesi16 yıl sürdü ve altı cilt halinde yayımlandı. 

Bu bilgilere ulaştığımda heyecanlanmıştım. Günlerce önce kurşun kalemle daha sonra mürekkeple temize çektiği milimetrik işaretlerin fotoğraflarına baktım. Takvim yapraklarına, faturaların, kartpostalların boşluklarına, dergi sayfalarına sıkıştırılan yüzbinlerce küçük işaret. 

Gizli el yazmalarının sonu belirsiz yolculukları sarsıcı olabiliyor. Zamanın çatlaklarında yerlerini bulup okuyanların hayat akışını da değiştiriyorlar. Bu dünyadan geçip giderken yeryüzüne kazınan işaretlerle mütevazı bir anlam bütünlüğüne ulaşma tutkusu, o çabayı daha özel kılıyor. Belki ancak buna benzer var olma ısrarlarıyla büsbütün “yok olmayı” göze alabiliyoruz. 

Canetti, “Hiçbir edebiyatçı Walser kadar özgün bir karakter yaratamazdı” demekte haklı. Onun çocuksu, ironik, sert, şiirsel, zarif, genel geçer ölçülere aldırmayan müdanasız anlatımı bir parçası olduğu ekolün yazarlarına da pek benzemiyor. Gençliğinde güçlü şiirler yazmış Walser, zamanın tozlarını silkeleyip sözcüklerin valsiyle semaya yükselen bir şiir gibi iz bırakıyor hafızada.  

Tiyatroya meraklı Walser’in bu romanı yazdığı sırada uşak olarak bir malikânede çalıştığı söyleniyor. Eğer doğruysa başkalarına hizmet etme kavramını merak ettiği için bunu yaparak Jakop Von Gunten karakterini yaratmış olmasına şaşırmam doğrusu. 

Enstitüdeki sisteminin çürük yanlarını, eğitim anlayışına itaat eden  arkadaşları üzerinden kendine has acı ironisiyle anlatıyor Walser:

“Bizim okulun kurallarından biri ‘Az Ama Eksiksiz’dir. Tamam, işte, biraz kalın kafayla dünyaya gelen Kraus da tam bu kurala uygun biri. Az şey öğrenmek! Ve her seferinde aynı şeyi! Zamanla ben de bu sözcüklerin ardında ne kadar büyük bir dünyanın saklı olduğunu anladım. Bir şeyleri iyice, iyice kafana yazmak. Bunun ne kadar önemli, her şeyden önce ne kadar iyi ve onurlu bir şey olduğunu görüyorum… Fakat şimdi fark ediyorum da derinlerde gizlenmiş anlam var tüm bunlarda. Anladığım kadarıyla biz gençleri eğitmek ve kalıba sokmak istiyorlar, bilimlerle kafamızı doldurmak değil.”

Bu alaycı yaklaşım, Walser’in neredeyse bütün eserlerinde içerik ve anlatıma göre değişen oranlarda bir biçimde görünür. Benjamin’in “Peri masallarının bittiği yerde Walser” başlar demesinin sebeplerinden biri de bu olabilir. Katı gerçekliğin içinden seslenirken bile ömrü boyunca bir rozet gibi taşıdığı melankolisine eşlik eden “neşeli” ses, okuyanın dudaklarına müstehzi bir tebessüm yayabiliyor. Bu yetenek de onun mucizesi.  

Meseleleri mizahla yorumlamasının sebebi, davranış bozuklukların muktedirin dayattıklarının yanı sıra onu sorgusuz kabul eden toplumsal ya da bireysel zaaflarla ilgili olduğunu göstermek olabilir aynı zamanda: 

“Emir veren yasalar, zorlayan baskı, bize yön veren değişmez kurallar; büyük olan onlar, biz öğrenciler değil. Zaten sadece ve sadece küçük, zavallı, bağımlı, kurallara sadık kalmakla yükümlü cüceler olduğumuzu hepimiz biliyoruz; ben bile iliklerime kadar hissediyorum. Biz de öyle davranıyoruz: sıradan, fakat dışarıdan bakıldığında kendinden emin. İstisnasız hepimiz az da olsa enerji doluyuz, çünkü küçüklüğümüz ve içinde bulunduğumuz kötü durum elde ettiğimiz başarılara inanmamızı sağlıyor. Kendimize olan inancımız alçak gönüllülüğümüz. Eğer hiçbir şeye inanmasaydık ne kadar az olduğumuzu bilmezdik. Her şeye rağmen biz küçük insanlar da bir şeyiz. Hayal kurmamıza, düşlememize izin yok. İleriyi düşünmek yasak bize, bu da bizleri mutlu kılıyor ve her tür iş için kullanılabilir hale getiriyor.”

Roman boyunca kadınlar, özgürlük, paranın gücü, kurallar, yasa, adalet, bağnazlık, inanç, zaaflar, maskeler, ahlak, alışkanlık, beklenti, güven gibi kavram-temaları, küstahlığı ve kibriyle önce kendini bıçaklayan bir karakter yaratarak asla tekrara düşmeden sorguluyor. Jakob Von Gunten’i edebiyat tarihine kazıyan bu muhteşem dil kıvraklığı ve anlamı tersten gösterme inadı:

“Coşkulu, araştırmacı insanlar olduğumuz ve kendimizi aşağı gördüğümüz için birçok şey teselli veriyor bize. Kendisini yükseklerde gören kişi hor görülme ve aşağılanma karşısında asla güvende olamaz, çünkü öz bilinç sahibi kişinin karşısına bilinç karşıtı biri mutlaka çıkar. Buna rağmen biz öğrenciler de saygınlığı olmayan kişiler değiliz; fakat bizimkisi çok hareketli, küçük, eğilir, bükülür bir saygınlık. Ayrıca biz bu saygınlığı ihtiyaca göre ya takınıyoruz ya da takınmıyoruz.”

Robert Walser, bir Aralık gününde karlı bir tepenin üzerinde ölü bulundu. Yalnızlığıyla konuşan fötr şapkası bedeninin bir kaç adım ötesinde duruyormuş. Sağ kolu bir ağacı işaret eder gibi yana doğru açılmış, karların üzerine kopuk bir dal gibi devrilmişti. O gün her zamanki isyankâr, karmaşık düşünceleriyle mi yürüyüşe çıkmıştı? Zihninde, kalbinde kalan son duygu kırıntısı neye benziyordu? 

Ölümünden sonra edebiyat çevresi ve gazeteler ölümüyle yakından ilgilenmiş. İlk romanı Fritz Kocher’s Aufsaetze’de karlar üzerinde yatan bir ölü varmış. Hemen sonrasında yazdığı bu romanda da kendisiyle (Gunten’le) ve toplumla bir anlamda vedalaşıyor sanki:

“Tek başına biri olarak ben bir hiçim. Fakat artık elimden kalemi bırakıyorum; düşüncelerle yaşamayı da. Bay Benjamenta’yla çöle gidiyorum. Çölün orta yerinde de yaşam, nefes, varoluş, iyi olma ve iyi şeyler yapma arzusu var mı diye; oralarda da geceleri uyunur mu, rüyalar görünür mü diye merak ediyorum. Aman neler söylüyorum, artık hiçbir şey düşünmek istemiyorum.”

 * Jakop Von Gunen - Robert Walser / Jaguar Kitap 

Facebook Yorumları

reklam
7.07.2019
İtiraz günlüğü 'Jakop Von Gunten' ve Robert Walser
19.06.2019
Aşkın doğası, Marie Curie, Blanche ve Enquist
9.06.2019
'Çernobil Duası' ve kurgusal gerçekliğin öteki yüzü
4.06.2019
Marcel Proust’un 'gizli' yaşamı ve Edmund White
27.05.2019
'Karanlıktaki Umut' ve Rebecca Solnit
19.05.2019
Cezayir’de bir kitapçının-yayıncının hikayesi: 'Zenginliklerimiz'
12.05.2019
John Berger ile 'Manzaralar'a bakmak
21.4.2019
Zabel Yesayan’la ‘Yıkıntılar Arasında’ dolaşmak
14.4.2019
Devran: İnatçı bir umut ve Selahattin Demirtaş
7.4.2019
Savaş çocuklarının öyküleri: 'Son Tanıklar'
31.3.2019
'Kendiyle Dost Olmak' ve Hikayenin aslı
24.2.2019
Ret yazarlarının hikâyeleri ve Enrique Vila-Matas
10.2.2019
Yazarların takıntıları ve tuhaf alışkanlıkları
21.1.2019
Hermann Hesse'nin 'Ağaçlar'ı ve hafıza
24.12.2018
Steinbeck ve ‘Mektuplarda Bir Yaşam’
17.12.2018
Bir özgürleşme ihtimali olarak aşk ve Zabel Yesayan
26.11.2018
Yazarlarla 'Okuma Üzerine Yakın Okumalar'
12.11.2018
John Berger ve Jean Mohr’la göçmen işçilere bakmak
28.10.2018
Ishiguro'nun 'küçük ve mahrem' keşifleriyle Nobel yolculuğu
22.10.2018
Robert Musil’le ‘Aptallık Üzerine’ düşünmek
16.10.2018
'Şehirde Yürüyen Kadınlar' ve yazının flanözleri
8.10.2018
Patti Smith ‘Adanmışlık’la soruyor: Neden yazarız?
17.9.2018
George Orwell’le ‘Edebiyat Üzerine’
26.8.2018
Gorki’nin Tolstoy anıları ve hafıza
22.8.2018
Herman Hesse’nin ‘Görkemli Dünya’sı ve Yazı
6.8.2018
'Edebiyatın Kısa Tarihi’nde eğlenceli bir yolculuk
30.7.2018
'Denize Gömülenler' ve Umut
23.7.2018
‘Duygular Sözlüğü’nün efsunlu geçitlerinde dolaşmak
16.7.2018
‘Bildiğimiz Dünyanın Sonu’nda kimlikler ve sınırlar
1.7.2018
Patikalar ve Hikayeler üzerine bir keşif
24.6.2018
Skarmeta, Neruda ve Galeano’yla 'Biz Hayır diyoruz'
3.6.2018
Zweig’la Faşizm rüzgarının değiştirdiği Avrupa yolculukları
29.4.2018
Yusuf Atılgan'ın yaktığı romanları
7.1.2017
John Berger’le iyimserlik diyarında “Hoşbeş”
12.12.2016
Flaubert’in Doğu’suna yolculuk
20.11.2016
Savaşın ‘Kadın’ yüzü ve Aleksiyeviç
11.10.2016
Hasan Ali Toptaş’ın merhametli romanı “Kuşlar Yasına Gider”
2.10.2016
Faşizmi sanatla sorgulayan besteci; Dimitri Şostakoviç ve J. Barnes
10.7.2016
Kokuların duygusu ve edebiyat
3.7.2016
Cahit Sıtkı’yla kelime deryasında yolculuk
26.6.2016
Yürümenin gücü
19.6.2016
Fanilik ve yazı
12.6.2016
Yalnızlığa Övgü ya da buruk bir sitem
5.6.2016
Kafka’yı mektuplarıyla anlamak
30.5.2016
Sebald ve Walser’in izinde yazı kardeşliği
22.5.2016
Galeano’nun ‘Ateş Anıları’yla tazelenmek
9.5.2016
An’ları genişletenler ve Proust
5.5.2016
Korkuyorlar
2.5.2016
Tabiat, insan ve Novalis
27.4.2016
Gerçekler ve laiklik
25.4.2016
Yazmak ve yolculuk
22.4.2016
Köle ticareti ve 'Misafir'
17.4.2016
Kayboluşun sırları ve bahar
5.4.2016
Kültürel soykırım, Sur ve Tahir Elçi
31.3.2016
Heyecanlı gazetecilik ve ‘Dava’
24.3.2016
Meslek onuru ve Çetin Altan
21.3.2016
Anne Frank’in kelimeleri ve korku
17.3.2016
Gerçeklikten kopuş ve Nevruz
14.3.2016
Werner Herzog, Rebeca Solnit ve kadınlarla umuda yürüyüş
10.3.2016
İsimlerini bakır telle yazan çocuklar ve ev
8.3.2016
İnsanlık tarihinin iz bırakan ‘Kadınlar’ı ve Galeano
7.3.2016
Gazetecilik, taraftarlar ve medya
21.2.2016
Savaş çığırtkanları ve hikayeler
7.2.2016
Araf'taki mültecilerin sonsuz ıstırabı
26.1.2016
Toprağın Tuzu: Gezegene yazılmış bir aşk mektubu
24.1.2016
‘Tarihe Düşülen Notlar' ve Akademi
10.1.2016
Gömülemeyenler ve ölmeden ölenler
30.12.2015
Roboski ve 'İstenmeyen Çocuklar'
27.12.2015
Susanlar değil ‘adalet savaşı' verenler hatırlanacak
8.11.2015
Gerçeğe bakma cesareti ve Günter Grass
11.10.2015
Yürüyüşün iklimi ve protesto
27.9.2015
'Eski Sevgiliye Yazılmış Mektuplar’ için…
20.9.2015
Linç kitle iktidar ve insan
6.9.2015
İnsanın tabiatla zorlu sınavı ve Hopa
23.8.2015
İyilikle ‘kötülüğün' bitmeyen mücadelesi ve Faust
9.8.2015
Beklerken yazma umudunun kitabı: Ağaçların Özel Hayatı
26.7.2015
Savaşın uğultusunda bölük pörçük yaşamlar
5.7.2015
Ihlamurlar, savaş ve Remarque
21.6.2015
Ramazan vakit ve sükûnet
7.6.2015
‘Söz’ yasakları Sokrat’ın savunması ve medya
24.5.2015
Ortadoğu’da medeniyet yangınları
3.5.2015
Göçmenlerin bitmeyen trajik yolculuğu
19.4.2015
Sinan Çağı’nın mimarî adabı nasıl değişti?
12.4.2015
Sevdiğimiz romanları ‘sırlarıyla’ anlatan bir kılavuz ve Selim İleri
05.04.2015
Refik Halit Karay’ın ‘Memleket Yazıları’yla iyileşmek
23.03.2015
Bahar bayramları ve barışın dili
22.03.2015
‘Kalp Zamanı’nın mektupları: Bachmann-Celan
15.03.2015
Duyguların anatomisi, eksik hayatlar ve Ahmet Altan
08.03.2015
Kadın tabiatının özü ve dilinin tılsımlı sesi
02.03.2015
Medeniyet yangınları ve ‘Körleşme’
01.03.2015
Medeniyet yangınları ve ‘Körleşme’
22.02.2015
Yürüyüşün mucizevî gücü ve Selma
15.02.2015
Suç, bağışlama ve yüzleşme
08.02.2015
Şehir ve yaşam kültürü kaybolurken
01.02.2015
Yaşlanmak mı sükunet mi?
25.01.2015
Skarmetá’nın kelimeleriyle diktatörlüğe ‘HAYIR’ !
04.01.2015
Stephen Hawking'le zamanda 'sonsuzluğa' yolculuk
28.12.2014
Roboski ve 'İstenmeyen Çocuklar'
21.12.2014
Net ve dikenli bir yazarla uzun bir söyleşi: Marguerite Duras
14.12.2014
Sempozyumda 'Mavi bir kelebek': Didem Madak
07.12.2014
Aşk, tarihi ve sırlarıyla neden hâlâ yasak bölge?
25.11.2014
Ulusal kimlikler nasıl oluşturuldu?
16.11.2014
Yazı yalnızlığı ve Hasan Ali Toptaş
02.11.2014
'Ağaç Diken Adam' ve umut
26.10.2014
Efes ve zamanın tozları
19.10.2014
Nabokov ve yazarların gizli tarihi
05.10.2014
Kelime avcıları ve defterler
28.09.2014
Yersiz yurtsuz Edward Said, Sürgünler, Mülteciler
21.09.2014
Kendini arayan insan ve 3. Mardin Bienali
07.09.2014
Platonov'un muhteşem dünyası
31.08.2014
Bir roman kahramanı olarak Colette
24.08.2014
Yazının acı iklimi
17.08.2014
İnsanı iyileştiren edebiyat
10.08.2014
Zeytin bütün ağaçların ilkidir, ilk aşk, ilk acı gibi
13.04.2014
Sahte ‘Gündüz Güzelleri’ ve Joseph Kessel
26.01.2014
Kötülüğün edebiyattaki zaferi; Doktor Faustus ve Thomas Mann
15.01.2014
Zamanın tozlarına karışan bir yönetmen: Theo Angelopoulos
23.12.2013
Bu roman Gide’in hikayesidir
14.08.2013
Dünyası kayboldu ama şiiri hala yaşıyor
03.08.2013
Aşklarını ‘Tanrılaştıran’ Bir Büyücü: Alma Mahler
18.07.2013
Aşk Coğrafya Tanımaz
02.07.2013
Savaşın Uğultusunda ‘Bölük Pörçük Yaşamlar’
15.06.2013
Karanlıkta ışıldayan bir söz kuyumcusu
08.05.2013
Ahlar Ağacı’nın Dili
25.04.2013
Tam o an, ‘Saatler’ ve ‘Mrs. Dalloway’…
09.12.2012
Bütün insanlar yalancıdır
25.11.2012
‘Yara İzleri’nin gizli hikâyeleri
18.11.2012
Bangır bangır ‘yazı’ çalıyor evde!
11.11.2012
Eskiz defterleri ve John Berger
04.11.2012
‘Ah’lar Ağacı’nın dili
28.10.2012
İskenderiye rüyası
21.10.2012
Sait Faik’le hep yeniden...
15.10.2012
Genç Pessoa’yı gördüm
15.10.2012
Savaşın kıyısında bekleyenler
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive