Zekeriya Kurşun

Yeni Şafak



Bookmark and Share

Diplomasi tarihimizden dersler


1.10.2018 - Bu Yazı 372 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Türkiye uzun bir devlet mirasına sahip olmasına rağmen, modern diplomaside aynı geleneğe sahip değildir. Askeri gücü ile asırlarca dünya siyasetinde aktör olan Osmanlı Devleti, ‘kadim dost’ olarak bildiği Fransa’nın 1798’de Mısır’ı işgali akabinde modern diplomasi ile tanışmıştır. Daha doğrusu Avrupa devletlerinin 17. yüzyıldan beri takip ettikleri diplomasi yöntemlerini Osmanlı Devleti, 19. yüzyılın başından itibaren, ilk defa, Fransa’ya karşı İngiliz ve Ruslar ile kurduğu üçlü ittifakta kullanmaya başlamıştır. Tarihi devlet geleneğinin sağladığı avantajı kullanan Osmanlı devlet adamlarının, modern diplomasiye de müthiş bir kıvraklıkla adapte olduklarını söylemek mümkündür. Daha ilk yıllardan itibaren bugüne ders olacak pek çok örnekler sergilemişlerdir. Gerçi, öğrendikleri ve uygulamaları çöküşü önleyememiştir ama diplomasi ile devletin ömrünü en az bir yüzyıl daha uzatabilmişlerdir.

DİPLOMASİ BİR GELENEKTİR

Türkiye Cumhuriyeti bu diplomasi mirasını devralmıştır. Ancak zaman içinde ve özellikle NATO süreci ile birlikte bu gelenekten kopmuştur. Bu yüzden yazılarımda, Hariciyemize defalarca önerdim ve bir kere daha öneriyorum: “Diplomasi tarihimizi kendi orijinal diliyle öğretin ve bu konuda yeterli donanımı kazanmayanı da diplomat yapmayın.”

Almanya temasları sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Merkel ile görüşmesi akabinde yapılan basın toplantısında; kapalı toplantıda yapılan konuşmaların tekrar gündeme getirilmesine taaccüp ederek, zorunlu açıklamalarda bulunması, bana diplomasi tarihimizdeki bazı örnekleri hatırlattı. Almanların güçlü bir Prusya geleneği olsa da Merkel’in batı diplomasi geleneğini ne kadar temsil ettiğinde kuşkum var. Hala yetiştiği Doğu Bloku mantığına, ayrıca ona biçilen ‘dünyanın en güçlü kadını’ rolüne uygun ve ‘taarruza’ yatkın olduğunu düşünüyorum. Bu durumda iki liderin basın toplantılarının başlıklarını da belirlemek de diplomatlara düşerdi, kanaatindeyim. Neyse, bu konuya devam etmek yerine sizi tarihteki örneklerine götürelim:

200 YILDIR AYNI KONULAR GÜNDEMDE

Yıl 1814. Sultan Mahmut’un önüne, dönemin İngiltere büyükelçisi ile Reisülküttabın (Hariciye Nazırı), yaptığı bir görüşmenin raporu konulur. Sultan raporu okuduktan sonra üzerine aşağıdaki notu düşer:

Bu Efrenç (Avrupalı) milleti acayiptir. Mükaleme (Görüşme) mazbatasını (tutanağını) dikkatle mütalaa eyledim. İfade eylediği maddelerde mükaleme talep edecek bir cesim (önemli/büyük) madde yoktur. Bundan meram nedir? anlayamadım.

Sultanın bu sözleri, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Merkel ile yaptığı basın toplantısındaki şikayete benzemiyor mu?

İngiltere büyükelçisi, bir Kurban bayramı sonrası tebrik maksadıyla randevu talebinde bulunup, Reisülküttap ile uzun bir görüşme yapar. Görüşmede, elçi iki tarafın üç yüz yıllık dostluğundan dem vurarak, sözü Sultan Mahmut’un “bu konuları” görüşmeye ne gerek vardı? dediği konulara getirir.

Aslında problemlerin kaynağı 1809 yılında Osmanlı Devleti ile İngiltere arasında yapılan Çanakkale (Kale-i Sultaniye) Anlaşmasıdır. İngiltere bu anlaşmaya dayanarak, Osmanlı topraklarında istediği gibi hareket etme arzusu ortaya koyarken; Osmanlı Devletinin Fransa ve Rusya ile ilişkilerine de ayar vermeye çalışır. 13 Eylül 1814’te yapılan bu buluşmada, durumun farkında olan Reisülküttap, lafı uzatmadan görüşme talebinin asıl sebebini sorunca, elçinin dili çözülür. Ticaretten, İngiliz tüccarlarının çifte vergilendirilmesine, gümrük tarifesinden, konsolosluklara kadar Osmanlı kanunları ile tezat teşkil eden bir dizi taleplerini art arda sıralar.

Hepsini burada tekrarlamak mümkün değildir. Ama bir-iki örnek verelim: Çanakkale Anlaşmasındaki maddelerin muğlaklığından istifade ile İngiltere, elde ettiği bazı Osmanlı vatandaşlarını çeşitli yerlere konsolos/temsilci olarak atamaktaydı. O konsoloslar da İngiltere’nin gücüne dayanarak, ticarette Osmanlı kanunlarına aykırı, usulsüz işler yapıyorlardı. Özellikle gemi işletmecilerine ve bazı tüccarlara bir takım belgeler vererek, devleti zarara uğratıyorlardı. Oysa, Osmanlı Devleti, kendi vatandaşlarının İngiltere himayesine girip, konsolos olmalarını yasaklamıştı. İngiltere elçisi, bu yasaklamanın yapılan anlaşmalara aykırı ve yaptıkları tayinlerin de geçerli olduğunu iddia ediyordu. Reisülküttap anlaşmada, Osmanlı vatandaşlarının değil; yabancılardan olan “beratlı tüccarların” kastedildiğini açık bir dil ile söylemesi, elçinin geri adım atmasına sebep oldu. Bu sefer, hiç değilse, bir devlet teamülü olarak, tayin edilenlerin ölümlerine kadar bu uygulamadan istisna edilmelerini istedi. Bu talep de, daha önce yapılan bildirimde gerekli sürenin verildiği gerekçesiyle reddedilince elçi, konuyu başka bir mecraya taşıdı. Daha önce Antalya taraflarında İngiltere konsolosu olarak tayin edilen bir Osmanlı vatandaşının yanlış tasarruflarına karşı devletin aldığı tedbirleri tenkit ederek; “haber verseydiniz ben kovardım” siteminde bulunup, konsoloslarının haksız yere idam edildiğini iddia etti.

Oysa işin aslı bambaşkaydı. Usulsüz olarak konsolos tayin ettikleri şahıs, bazı yanlış uygulamalara imza atınca faaliyetleri durdurulmuş ve sorgulanmak üzere Akdeniz Kaptanlığı tarafından çağrılmıştır. Ancak yolda iken vefat etmiştir. Yetersiz istihbarat ve bilgiye dayanan elçi, meseleyi idam olarak değerlendirdiği gibi, kişinin malları ile ilgili de bazı iddialarda bulunmuştur. Reisülküttap, bütün bu taleplerin yersizliğini; ayrıca kişinin usulsüz olarak İngiltere konsolosu atanmış olsa da Osmanlı vatandaşı olduğunu; mallarının ise diğer Osmanlı vatandaşları gibi kanunlara uygun olarak varislerine verileceğini beyan ederek, konuyu kapatmıştır.

Aslında konu kapanmamıştır. Tıpkı Merkel’in eksik bilgi ile Enver Altaylı’yı talep etmesi gibi benzeri konular diplomaside hep var olagelmiştir. Eski dilde Mükaleme Mazbataları denilen görüşme tutanaklarında yığınla öğretici dersler bulunmaktadır. Bu eşsiz diplomasi tarihi örnekleri -bir faydası olur düşüncesiyle- zaman zaman burada okuyucularım ile paylaşılacaktır.

Facebook Yorumları

reklam
1.4.2019
Seçilenler unutmasın! Sorumluluk tarihi bir mirastır
18.3.2019
18 Mart
18.2.2019
Usule mugayir acayip şey: Varşova Ortadoğu Konferansı
4.2.2019
Ürdün Kralı Abdullah yol ayrımında
10.1.2019
ABD, YPG karşılığında ne istiyor?
3.1.2019
2019’da Ortadoğu gündemi
17.12.2018
Yeni Vehhabi destanı mı yazılıyor?
22.11.2018
Mustafa Kemal’den Afrika dersleri
12.11.2018
Yüzyıl sonra Ortadoğu’da sınırlar ve bayraklar
18.10.2018
Cemal Kaşıkçı olayına tarihten bakmak
15.10.2018
Misyonerlik suç mu?
11.10.2018
Ka’be baskını niye yapıldı?
8.10.2018
Trump, Muhammed bin Selman ve Cemal Kaşıkçı
4.10.2018
Eğitim tarihimizden manzaralar ve bugünkü halimiz
1.10.2018
Diplomasi tarihimizden dersler
28.9.2018
Trump ne diyor?
24.9.2018
Türkiye’nin temsili meselesi: Zorunlu hatırlatmalar
20.9.2018
Kerbela’yı yâd etmek
17.9.2018
Malay Dünyası ve Türkiye
13.9.2018
Makyavelizm ve diplomasinin ince ayarı
10.9.2018
İdlib’de bir pencere
6.9.2018
Yemen’deki çocuk ölümlerinin sorumlusu kimdir?
3.9.2018
“Kisve bahâsı” ya da Osmanlı Arşivleri meselesi
30.8.2018
30 Ağustos İslam jeopolitiğinin başlangıç tarihidir
27.8.2018
26 Ağustos’un sırrı
23.8.2018
Çölde ‘iz’ aramak
20.8.2018
Türkiye Katar ilişkileri on beş milyar dolar ile sınırlı değildir
16.8.2018
Devlet arşivlerinde neler oluyor?
13.8.2018
ABD’nin bilmediği: “Bu da geçer yâhû”
9.8.2018
Dolar musibetinden hayır çıkarmak
2.8.2018
İran nefreti Arap Natosu için yeterli mi?
30.7.2018
Papazın öğrettikleri: Türkiye daha büyük tehdit altında
26.7.2018
Yükselen güç olmak fırsattan değil bilgiden geçer
23.7.2018
Yahudi Ulus Devleti nasıl kuruldu?
16.7.2018
15 Temmuz ibretlik halimizi değiştirdi: Unutmayalım!
12.7.2018
Yeni sistemde politika üretme kurulları
9.7.2018
Yeni hükümet sisteminden beklentiler
5.7.2018
Suriye-Ürdün sınırında Der’a’dan yükselen feryat
28.6.2018
Yeni devir ve ‘kültürel inşa’ mecburiyeti
21.6.2018
Seçim sistemlerimiz ve yüzde elli bir
18.6.2018
Bayram’ı hak ettik mi?
4.6.2018
Yüzyıl önce Hoy’da bir ramazan ortası
31.5.2018
İslam ülkelerinin ortak tarihi: Fetih ve Fatih
28.5.2018
Şantajcı Batı basını ve II. Abdülhamid
24.5.2018
Filistin neresidir, Kudüs ne taraftadır?
21.5.2018
İİT İstanbul toplantısı ve Kudüs’ün geleceği
17.5.2018
Kudüs’ü unutmayın, sadece unutmayın!
10.5.2018
Ortadoğu, Balkanlar ve Aliya İzzetbegoviç
3.5.2018
İran Türkiye’yi merak ediyor
30.4.2018
Hariciyeci mi, hariç mi?
23.4.2018
Arap Ordusu mu Arap Lejyonu mu?
16.4.2018
Suud Veliahdı’nı Türkiye’ye davet ediyorum
9.4.2018
Osmanlı’da Vehhâbîlik
5.4.2018
Suud veliahdı Muhammed bin Selman ne diyor?
26.3.2018
Tarihin en zor on beş yılı
12.3.2018
Türk Arap ilişkilerinde Zeytin Dalı
8.3.2018
Körfez’de sahneye yeni filmler konuluyor
5.3.2018
Halifelik kaldırıldı mı?
19.2.2018
ABD Afrin ve Menbiç’te ne yapabilir?
12.2.2018
İnsan mı Sultan mı?
1.2.2018
Saddam, Kaddafi, Esed ve Soçi
8.1.2018
Türkiye dünya gündemini takip edebiliyor mu?
1.1.2018
Türkiye’nin yüzyıl önceki ve yüzyıl sonraki gündemi
25.12.2017
Türkler ve Araplar tarihlerini yeniden okumak zorundadır
11.12.2017
Kudüs’ün statüsünü kim belirleyebilir?
13.11.2017
İslam dünyasında siyaset ve toplumsal cinsiyet meselesi
7.11.2017
Suudi Arabistan’da iç hesaplaşma mı yaşanıyor?
30.10.2017
Türkiye Cumhuriyeti’ni 100. yıla hazırlama kılavuzu
26.10.2017
ABD’nin eski konsolosluk elemanını kurtarma operasyonu
23.10.2017
Türkiye’nin “Kerkük Meselesi” yoktur
19.10.2017
Filistin devleti Gazze'de mi kurulacak?
16.10.2017
Türkiye’nin İdlib’te ne işi var, harekattan neler beklenebilir?
12.10.2017
Türkiye ABD ilişkilerinde medler ve cezirler
9.10.2017
Kral Selman’ın Rusya ziyareti ve değişen bölgesel güvenlik dengeleri
5.10.2017
İbret almazsan ibretlik olursun: İdrisî’nin kısa hikâyesi
2.10.2017
Devletçilik oyunu mu, devletler oyunu mu?
28.9.2017
İhanete prim vermek Türkiye’nin geleceğini rehin almaktır
21.9.2017
Barzani Kürtleri ateşe mi atıyor?
18.9.2017
Üniversiteler dış politikaya ne kadar katkı sunuyor?
14.9.2017
Ortadoğu’da yeni düzeni hangi değer belirleyecek?
11.9.2017
Körfez krizinde eski ve yeni düzen: Diplomasi ve genç liderler
7.9.2017
Hac, siyaset ve meşruiyet
5.9.2017
Türkiye’nin bölgesel ve küresel krizlerde alternatif arayışları
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive