Hikmet Arayışında Fıtrat ve İrade Etkileşimi


16.01.2015 - Bu Yazı 1236 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 -     İnsan, Evrende olup biteni kavrama üzerine düşünme eylemini gerçekleştirirken ve kendisini bir anlamda evrenin merkezine yerleştirerek anlama ve kavramaya soyunur. İnsanın bu anlama ve kavrama eylemi, insanı insan yapan temel yetileri ve öğeleri (bunlar sayısızca ve değişken de olabilirler)  belirleyebilmeyi mümkün kılar mı?

-     Bu öge insan aklının dışında bulunan maddesel bir varlık alanı mı yoksa varlıklar arası etkileşime dayalı, birbiri içine sarmalanmış ilişkiler düzleminde ortaya çıkma ihtimali olan farklı nitelikteki ağların etkileşimi midir?

-     İnsan tamamlanmış bir varlık mıdır dünya sahnesinde, yoksa sahnedeki ilişkiler düzlemi içerisinde tekâmülle doğru yol alan bir varlık mıdır?

İnsanın anlama, kavrama ve eylemsel yetileri üzerinde etkili olabilecek unsurlar söz konusu ise, insanın etkin veya edilgen varlık oluşuna sebebiyet veren durum açıklanmaya muhtaçtır. Bu gerekçelerin dayandığı arka plana bakmak gerekir. 

İnsanın edindiği kimlikler onda temelde var olmayan bozgunculuk niteliğini ortaya çıkarıyorsa, Bu onun eksikliğine (nakıslığına) delalettir. Dolayısıyla gün yüzüne çıkmamış yapısının bir yerinde gizlenmiş olan arzularının tahakkümüne açık (İblisin fısıldamasıyla Âdem de uyanan yasak meyveden yeme isteği ve orada sonsuza dek kalma arzusu gibi) bir yapıya sahip olduğunu söylemek mümkündür.

Bu durum insanın edilgen mi, yoksa etken bir varlık mı? Sorusunu tüm çıplaklığıyla karşımıza çıkarıyor.

İnsanın temel yapısı olarak kabul gören fıtratının edilgenliğinden söz edilebiliyorsak, bu onun sosyal çevre tarafından şekillendirildiğini ifade eder. Dolayısıyla masumiyetinin ihtivasına yönelmeyi de zorunlu kılar. Eğer İnsan, masumiyetini bir etki sonucu yitirme tehlikesiyle karşı karşıya ise fıtratının dış etkilere açık olduğuna kapı aralamış oluruz. Bu durumda Âdemin ilk hatasının fıtratı gereği olduğunu söylemekte bir beis olamaz.

Âdem İblisin fısıldamasına açık bir varlık idiyse, insanın şekillenmesini sağlayan sosyal ortamın belirleyiciliğinden söz edilebilir. Ancak sorun şu; aynı sosyal ortamın özdeş niteliklere sahip insanlar ortaya çıkarmadığı realitesiyle karşı karşıyayız. (Âdemin tedrisatından geçen Habil ve Kabil’in durumu gibi) Ki aynı sosyal ortamların farklı felsefi ve inançsal kodlara sahip bireyler ortaya çıkarması da bunu mümkün kılmamaktadır. Dolayısıyla insanın edilgen bir varlık olamayacağı sonucuna varılabilir.

Âdem hataya açık bir varlık idiyse, bu durumda mutlaka belirleme gücüne sahip olması gerekir.  Çünkü hatanın farkına varabilme niteliği (Ben nefsime zulm ettim) ancak belirleyebilme gücüyle açıklanabilir. Bu durum ise insanın zorunlu olarak irade gücüne sahip olması gerektiğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla eylemlerinde belirleme gücünün iradeden kaynaklandığı ileri sürülebilir. İradenin devreye girdiği bir varlığın etken olması zorunludur.

İnsanın, bir boyutu ile fıtratının etkisine açık diğer boyutu ile iradesinin belirleme gücüne açık ise, karmaşık bir varlık olduğunu ileri sürebiliriz. Öyleyse sorunu çözmenin yolu ise İrade ile fıtrat arasındaki ilişkide düğümleniyor. Fıtrat kesinlik arz eden biyolojik yasa hükmünde iken irade ise biyolojik varlığın sosyal yaşam alanında kullanılan özgürlüğüne tekabül etmektedir. Bu durum ise ikili arasında bir ilişkinin varlığını zorunlu kılmaktadır.  Ancak, bu ilişki, birbirini düzenleyen bir mantığa değil karşılıklı etkileşime açıklığı zorunlu kılmaktadır.  

İnsan açısından sorun bu ikili arasında meydana gelen sapmalarda düğümleniyor. Eğer, İrade fıtratla paralel istikamete yönelirse, sanki ortada bir sorunun olamayacağı görüntüsü çıkıyor. Ancak paralel istikamette sapma/hata söz konusu oluyorsa, bunun sınırlarının nereye kadar olduğu problemiyle karşı karşıya kalırız.

Bu durumda iki kavramın evrendeki karşılıklarını belirleme zorunluluğu ortaya çıkıyor. İnsan gerçekliğinin görünürde olmadığını kabul eden anlayış üzerinden hareket edince “fıtrat” Allah’ın bildiği ama yaratılmışların bilmediğine karşılık gelir. “İrade” ise görünüre tekabül eden insanın eylem dünyasındaki duyusal ve zihinsel kavrayışa açık alana karşılık gelir.

Fıtrat biyolojik yapıya tekabül ederken, irade insan olmanın ön koşulu olarak ortaya çıkıp belirleyici ve kaçınılmaz bir sonuç gibi duruyor. Çünkü irade aracılığıyla gerçekleşen tercihin yönü her zaman fıtratın belirlediği şekilde tezahür etmiyor. Mutlak Kudret bu açılım imkânı ile eksiklik içeren biyolojik varlığın kendi kendisini tamamlamasını arzuluyor. Ki bunun sonuçları üzerinden ödül ve ceza ile karşılaşacağını belirliyor. Dolayısıyla insan için belirleyici olanın fıtrat değil irade olduğu sonucuna varmak mümkün gibi duruyor.

O halde, iradenin temel görevi fıtrata gizlenmiş kodları çözerek tözü/hikmeti kavramaktır. “Hikmet” arayışı fıtratla değil irade aracılığıyla gerçekleştiğinden, insanın var edilmesindeki amaç irade aracılığıyla fıtratına yüklü hikmet arayışına yönelmesidir.

Ancak, hikmet/töz mutlak anlamda tek iken, insan formuna indirgendiğinde çoğullaşmaktadır. Ki Mutlak gücün insan iradesinden istediği şeyde tam bu noktada devreye girmektedir. Yani hikmetin tekliğinden yansıyan çoklukta arayışın yönünün ne olacağıdır. İrade, bu çoğullar arasında seçim yaparak yönelimi belirleyen alanı oluşturmaktadır. Ancak sorun iradenin bulduğunu varsaydığı hikmeti tekleştirmesi yine problemdir.

Problemin kaynağı insanın içindeki gizliye/arzuya tapınma eğilimiyle donatılmış olmasıdır. Ki İnsan bu tapınma arzusundan kaynaklanan isteklerle yürümeye zorlanarak kimlik kazanmaktadır. Bu nedenle sosyal yaşamda oluşturmaya çalıştığı kimliği/iradesi çoğu zaman arzularının/fıtratının kölesi durumuna düşer.

Böylece mutlak teklikten yansıyan çokluğu kendi boyutunda tekleştirerek onu mutlaklaştırmaya kalkar. Yani bulduğunu kendisi ve sosyal çevre için kesinleştirdiğinden, mutlak güç karşısında hadsizlik durumuna düşer. Oysa Mutlak gücün muradı bulduğunun kendi tercihi olduğunu itiraf etmesiydi. Fakat arzularına yönelerek bulduğuyla kendisinin mükemmel olduğu saplantısına yönelmeyi tercih etmeye kalkması hadsizlik içine düşmesini kaçınılmaz kılar.

Konuyu bu noktada Epistemolojik boyut üzerinden ele alma zorunluluğu var. İnsan sadece biyolojik yapıdan ibaret olmadığından devreye giren sosyal ortam onu tamamlayan görevi üstlenmektedir. Yani sosyal çevrede tezahür eden irade vasıtasıyla Mutlaklık karşısındaki konumu belirlendiğinden insan kendi formunda bulduğunu mutlaklaştırarak başkasına dayatma hakkına sahip olamaz. Ki insan üzerinden tekliğin çoğullaşması zorunlu olarak rolatifliği/göreceliliği doğurmaktadır. Allah, ise insanın bu göreceli tutumunu tek mutlaklık olarak ortaya koymasını (başkasına dayatmasını) kabul etmemektedir.

İnsan üzerinden farklılaşan mutlaklık, kavrayışa/anlamaya denk geldiğinden her birey zorunlu olarak kendi kavrayışından sorumlu olacaktır. Ancak bireysel kavrayış ise hikmetin sadece bir boyutunu kapsayabilir. Dolayısıyla İslam da dâhil tüm dinler insanların aynı kavrayışa ulaşması yerine onların kendi kavrayışlarını önemsemektedirler. Ki dayatmaya dönüşen bireysel kavrayış hakikat olmaktan çıkarak, fıtrata gizlenmiş arzunun hem kendisine hem de sosyal yaşama tahakkümü etmesine yol açar. Bu nedenle sosyal yaşamda dinlerden kaynaklandığı ileri sürülen sorun, dinlerin özü ile alakalı olmayıp arzu çerçevesinde ona yüklenilen anlamla alakalıdır.( Allah yolunda savaşanların gerçek bir iradenin ve sorgulamanın ürünüyle hareket etmekten çok, içlerindeki kin ve öfkenin dışa vurumuyla yaşayacağı mutluluğu ve hazzı tanrının emriyle örtmesi gibi)

O halde; Yapıya gizlenmiş arzunun Hikmetle ilişkisinin nasıl gerçeklik kazandığına bakmak gerekir. Arzu egemenlik oluşturma duygusunu temel aldığından, Hikmetle egemenlik arasındaki bağ üzerinden ele alınmalıdır. Hikmet bir anlamda bilinmezlik içerdiğinden, egemenlik/arzu bu bilinmezliğe kendi formunda çözüm ürettiği iddiasını dillendirerek onu dayatmaya çalışır. Yani iktidarına hikmet boyutu katarak onun bir hak olduğu algısını yaratıp sosyal yaşamı dizayn aracı olarak kullanır. ( Allah’ın Âdeme isimleri öğretmesi üzerinden kendisini de seçilmiş/belirlenmiş kişi/yapı olarak lanse eder. Tarihte birçok örneğine şahit olduğumuz bu durumun normalleştirilerek mutlak gereklilik olduğu inancının yerleştirilmeye çalışması gibi)

Sonuç.

Fıtrat biyolojik beşer formuna denk gelirken, irade sosyal yaşama indirgenmiş insan formunu ifade eder. Fıtrat iradeyi belirlese de İradenin hareket alanına müdahil olamaz. İradenin kullanılması insanın epistemolojik formuna delalettir. Böylece hikmet yürüyüşüne çıkan insan, onun çeşitli boyutlarından birini fark ederek tekâmüle doğru yelken açar. Ancak gerekli olan bunu hem kendisi hem de sosyal çevre için tek mutlaklığa çevirmemesidir. İşte arzunun beslediği iktidar aracılığıyla elde edilen egemenlik tam bu noktada iblisleşerek kendi bildiğini mutlaklık olarak dayatır.

Alusi tefsirinde Bakara 137. ve Nahl 15. Ayetlerinin tefsirine şu açıklamayı düşmüş. “Hedefin Vahdeti ve tek oluşu yolların ayrı ayrı olmalarına kesinlikle engel değildir. Zira Allah’a giden yollar mahlukatların adedi ve çokluğu kadardır.”

Facebook Yorumları

reklam
6.6.2018
Türkiye Seçimlerinin Kilidi Kürdler
29.5.2018
Neden Demirtaş ama HDP değil?
21.2.2018
Şeyh Said Kıyamında ve sonrasında neden Kırdlar/Zazalar hedef alındı - 1
13.10.2017
ALANSAL EGEMENLİK VE FELAKET SENARYOLARININ YAZARLARI
24.9.2017
Hewler Mitingi ve Arka Plan Mesajları
27.3.2017
Referandum mu? Yoksa korku ütopyası mı?
27.2.2017
İdeolojik Saplantılar ve Parçalanmış Kafalar..
16.2.2017
Kürdler Hem Sağdan Hem de Soldan Eritildi
31.1.2017
Aşiretlerin tarihsel dayanağı - 3
28.1.2017
Aşiretlerin tarihsel dayanağı-2
22.1.2017
Aşiretlerin tarihsel dayanağı
30.12.2016
Enerji bloklaşması karşısında Batı ve enerji ihtiyacı
25.12.2016
YAKARAK ÖLDÜRME (Katletme)
13.12.2016
Mantıksal şaşılık
22.11.2016
Kürdler birlik mi olmalı yoksa ortaklaşmalı mı?
16.11.2016
Yönetici Erdemli olmayınca…
11.11.2016
Çözüm Süreci var mıydı?
7.11.2016
General Muğlalı ve Kürdler (3)
31.10.2016
General Muğlalı ve Kürdler (2)
24.10.2016
General Muğlalı ve Kürdler (1)
16.10.2016
Ermeniler ve Kürdler neden kaybettiler? (4)
10.10.2016
Ermeniler ve Kürdler neden kaybettiler? (3
8.10.2016
Ermeniler ve Kürdler neden kaybettiler? (2)
5.10.2016
Ermeniler ve Kürdler neden kaybettiler? (1)
8.9.2016
Kürd Toplumsal Dinamiğinin Çökertilmesi -II-
5.9.2016
Kürdistan İllerin Türk Bayraklı Yürüyüşler
28.8.2016
KÜRD TOPLUMSAL DİNAMİKLERİNİN ÇÖKERTİLMESİ
20.8.2016
İtibarsızlaştırmanın Psikolojisi
2.8.2016
KÜRDLER EGEMENLİK Mİ VATANDAŞLIK MI İSTEMELİ?
17.5.2016
TÜRKİYE İSLAMCILIĞI NEYİ AMAÇLIYOR?
11.5.2016
KÜRD ORTA SINIFININÇÖKERTİLMESİ
21.4.2016
Erdemlilik Olmadan Olmaz
31.3.2016
Doğu ve Batı Ayrımı Karşısında Kürdlerin Özgünlüğü
16.3.2016
TÜRKİYE İSLAMCILIĞININ RİYAKÂRLIĞI
4.3.2016
Kurdlerde Hukuk ve Hakkı Üstün Kılma
23.2.2016
Sykes Picot’çu Türkiye İslamcılığı
15.2.2016
İsrail Devletinin Bağımsız Kürdistan Açıklamaları
12.2.2016
Türkiye İslamcılarının Kürdü Olmak
5.2.2016
Siyasette İttihatçı Mantıkla İtibarsızlaştırma Çabası
25.1.2016
İstilacı Bozkır Türkleri ve Varlığını Koruyan Kürdler
11.1.2016
Kürdistan’daki Çatışmalı Ortam Neyi Amaçlamaktadır?
5.1.2016
İslam ve İslamcılık
30.12.2015
İslamcıların Yanılgısı
7.12.2015
Sömürgeci ve Sömürülen İlişkisi
2.12.2015
Dört Ayaklı Minare Önünde Ansızın Gelen Ölüm
23.11.2015
Ümmeti Bölen! “Kürd ve Kürdistan”
18.11.2015
Meşruiyet Dayanağı ve Kürdler
9.11.2015
Kürdlerin Haklı Mücadelesini İtibarsızlaştırma Arayışı
22.10.2015
Sömürgecinin Amacı Zihinsel Benzetme ve Aldatmadır –II-
6.10.2015
Sömürgecinin Görevi, Aldatma ve Zihinsel Benzetmedir
27.9.2015
Kabristanımız Varsa Bilin ki Orası Bizim Vatanımızdır
18.9.2015
Toplumsal Anomi ve Yeni Arayış
31.8.2015
“Seni Başkan Yapacağız, Karşılığı Federal Sistem”
21.8.2015
Militarist Devletler ve Kürdistan’ın Doğum Sancısı
9.8.2015
Kürdlerde Sosyal Genetiğin Psikolojik Bağlılığa Dönüşmesi
30.6.2015
Arayıştaki Kent, Bingöl
18.6.2015
Ortadoğu’da Reddi Miras Geleneği ve Talan Ekonomisi
9.6.2015
7 Haziran’ı Doğru Okumak
23.5.2015
Kürdlerin Egemenlik Anlayışı
16.5.2015
Allah, Yasin Aktay’ın dediğinin aksini söylemektedir
9.5.2015
Siyasetin Doğası ve Rasyonel Davranış
23.4.2015
Kürdistan Mefküresi ve Siyasi Aktörler (İslamcı Cenah) -2
13.4.2015
Kürdistan Mefkûresi ve Siyasi Aktörler -1-
02.04.2015
YOKOLUŞU ENGELLEMEK
13.03.2015
İTTİHATÇILIĞA TESLİM EDİLEN KÜRD YAPILARI
07.03.2015
KÜRDLER NASIL ERİTİLDİ
25.02.2015
Siyaset ve düşüncede etik
19.02.2015
Temsiliyet sorunu ve Ortadoğu
04.02.2015
KÜRDLERİ SAĞDAN ERİTMEK -II-
28.01.2015
Gedik onarılmamalı bilakis büyütülmeli
23.01.2015
KÜRDLERİ SESSİZCE SAĞDAN ERİTMEK
16.01.2015
Hikmet Arayışında Fıtrat ve İrade Etkileşimi
11.01.2015
Hakikat Tek Olan Değildir, Tek Olan İblisçiliktir
05.01.2015
Kimliksel Varoluş ve Devletleşme Zorunluluğu
26.12.2014
Bariyere Dönüşen Öz
04.12.2014
Sosyal Genetik ve Kürd Siyaseti
03.12.2014
Duisburg Paneli Azadi Hareketinin Çözüm Önerileri
11.11.2014
KÜRDİSTAN HAKİKATİNİ İNŞA ETME HAREKETİ / AZADİ
02.11.2014
Türkiye Kürdistanından Peşmerge geçti
27.10.2014
Kürdler İçin Birlik Değil Birliktelik Anlamlıdır
22.10.2014
Akil adamlar tiyatrosu yeniden sahne aldı
13.10.2014
Kürdler saha egemenliğine oynamamalı
08.10.2014
KÜRDLERİN AYAK BAĞI/ PKK ve HİZBULLAH GERGİNLİĞİ
28.09.2014
Eylem düşünceyi şekillendirir.
13.09.2014
HEREKETA AZADÎNİN ROTASI
02.09.2014
Ulus Devlet Mantığı ve Kürdistan Sorunu
29.08.2014
Azadi Kongresi /İnisiyatiften Harekete
24.08.2014
Kürd Ulusal Mücadelesinde ŞUŞAR TOPLANTISI
13.08.2014
Kürd Müslümanların Yüzyıllık Serüveni
02.08.2014
İnsanlığın Turnusol Kağıdı: FİLİSTİN - II
24.07.2014
Hakkâri’de/CölemergNe oldu Ki…
19.07.2014
İnsanlığın Turnusol Kâğıdı: FİLİSTİN
07.07.2014
Hatip Dicle Ne Dedi ki…
02.07.2014
Hamidiye Alayları/ Devlet Aklının Zorunlu Yapıları
25.06.2014
Ümmetçi/İslamcı Kürdlerin Zihinsel Bakışı
13.06.2014
Kürdler“Öğrenilmiş Çaresizliğe” Mahkum Değildir
04.06.2014
Birlikteliğe evet, ama nasıl olacak
27.05.2014
Evrensel değer mi, ideolojik körlük mü?
23.05.2014
TARİHİ NASIL OKUYALIM / RESMİ ve YEREL TARİH
15.05.2014
Demokratik İslam Kongresi Kürd Hareketindeki Değişimi Nasıl Etkileyecek
08.05.2014
HDP Türklerle Kardeşlik Ya Kürdlerle…
04.05.2014
HAMİDİYE ALAYLARI VE ŞEYX SÊİD HAREKETİ - II -
27.04.2014
Hamidiye Alayları Ve Şeyx Seid Hareketi – I -
24.04.2014
KÜRD SİYASAL AKLI ve AZADİ
21.04.2014
Kürd Siyasal Aklı Ne Yapmamalı
18.04.2014
HALKA AİT HOŞGÖRÜNÜN GÖSTERGESİ BAŞUR
15.04.2014
SİYASAL ŞUURALTININ BAŞUR’DA DEĞİŞİMİ
10.04.2014
BAŞUR GÖZLEMLERİNDEN HALEPÇE ve DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
30.03.2014
İSLAMCILARIN İKTİDARLA İMTİHANI
25.03.2014
BİNGÖL SEÇİM İZLENİMLERİM
22.03.2014
EYLEMLERDE AHLAK / DEĞER İLİŞKİSİ
14.03.2014
TORNACI EĞİTİM ve ZİHİNSEL İĞFAL
07.03.2014
Âdemin İnsanı Varoluşa Ulaşması - II
05.03.2014
Ontolojik Ademin epistemolojik beşeriliğe ulaşması
02.03.2014
LİS DAĞI ÇATIŞMASI
23.02.2014
KÜRDLERİN TARİHSEL AÇMAZI
17.02.2014
YETMEZ Mİ ARTIK!...
15.02.2014
HEGEDERİ KATLİAMI 1927’nin KANAYAN YARASI
06.02.2014
ÇATIŞMA KÜRDLER İÇİN KADER DEĞİLDİR…
23.01.2014
Hani çözecektiniz!
11.01.2014
KÜRDİSTAN SİYASETÇİLERİ ve GENÇLİĞİ NASIL BAKMALI
26.12.2013
BUGÜN GÜNLERDEN ROBOSKÊDİR
14.12.2013
Kürdistan’ın her karış toprağı ayrı bir Roboskê’dir
1.12.2013
ULUSAL BİRLİK veya DAR KALIPLI DÜŞÜNSEL YAPI
15.11.2013
Toplum ürettiği değerlerle var olur
27.10.2013
Sorunun özü/ hayatın anlamı
08.10.2013
Eşitlik, O Ne ki! Kardeşlik Neyinize Yetmiyor?
20.09.2013
Anadilin zorunluluğu ve zihinsel şekillenme
04.09.2013
İnsan neden sorumluluk taşımak zorunda
26.08.2013
KÜRD SORUNUNDA ÇIKARILAMAYAN MİLLİ GÖRÜŞ GÖMLEĞİ
14.08.2013
Duyusal algı insani olanı zedeler
05.08.2013
Ulusal kongre sürecinde axina pışt
29.07.2013
RESMİ TARİHE KARŞI YEREL TARİH
20.07.2013
Psikososyal bir vakıa olarak Zazacılık:Bingöl Çewlik
13.07.2013
Psikososyal bir vakıa olarak Zazacılık
08.07.2013
SAYER YOKLAMASI YAPMA UMUDU HEP VAR OLSUN
24.06.2013
Kürtlerde bilinç kırılması
18.06.2013
Kürt kurumsal yapılarının birbirini görmeleri
08.06.2013
Kutuplaşmış gibi görünmek!
27.05.2013
DİL / LEHÇE İLİŞKİSİ
09.01.2013
Bilinmeyen Roboskê Guêw... Tahlil
04.01.2013
Bilinmeyen Roboské Guéw - ll
29.12.2012
BİLİNMEYEN ROBOSKÊ GUÊW…
06.05.2013
Kürtlerin varoluş dinamiği
30.04.2013
Kürtlerin aşiret yapısının dayanağı
26.04.2013
Kürt sorununu fiili durumla çözme isteği
18.04.2013
ZAZALARDA TOPLUM BİÇİMLENMESİ
13.04.2013
O HALDE, KÜRTLER NE YAPMALI…
11.04.2013
AKİLLERE AKIL
03.04.2013
BARIŞ SÜRECİ VE TARAFLAR…
31.03.2013
Barış sürecinde Kürtler nereye gidiyor…
26.03.2013
İnsaf Çağrısına İnsafsızlık Yapmak
22.03.2013
Bireysel Düşünebilme ve Bilgi...
16.03.2013
YOL AYRIMI…
12.03.2013
EVET, ÇÖZELİM AMA…
11.03.2013
Ötekini Anlamak...
09.03.2013
Yanlıştan Doğruya Varılmaz
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive