Yıldız Ramazanoğlu

Karar gazetesi



Bookmark and Share

İnsan olamadıktan sonra yazarlık nafile


15.8.2018 - Bu Yazı 147 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Yaşar Kemal “En büyük yazarların kitapları bile ölümlüdür, insan olamadıktan sonra yazarlığımın hiçbir kıymeti yok” diyor. Onun Çukurova’yı ve insanlarını anlatışındaki sevgiyi saygıyı görünce “önce insan” la karşılaştığımızı anlıyoruz. Gerçek hayattan alıp kurguladığı kahramanlarından malzeme diye söz etmeyen, balıkçıyla balıkçı, işçiyle işçi ve bütün insanlarla hemderd olan bir adam.

Yazarın her anı insanın içli ve dramatik dünya macerasından gerçek sahnelerle dolu yaşamından küskünlük ve öfke değil edebiyat yükselmiş.  Asıl adı Kemal Sadık Gökçeli olan Kemal’in ailesi Birinci Dünya Savaşı’ndaki Rus işgali yüzünden, Van Gölü yakınlarındaki Ernis köyünden Kadirli ilçesine bağlı Hermite köyüne göç etmek zorunda kalmış. Üç yaşındayken kurban kesen eniştesinin kayan bıçağıyla kazara sağ gözünü kaybetmiş, Dört yaşındayken caminin ortasında babası öldürülmüş. Köy ortamlarının bir geleneği olarak amcasıyla evlenen annesi tek hazinesi. İmkansızlıklar yüzünden ortaokuldan sonra okuyamamış. Fakat sevgiyle hasretle andığı Arif Dino sayesinde sistemli bir okuma yaparak edebiyatın şahikalarıyla buluşabilmiş. Ressam ve şair olan Dino’nun İstanbul’dan Adana’ya sürgün edilmesi yazar için büyük şans olmuş tabii. 

Şu günlerde sinema salonlarında oynayan bir belgeseli film tadında izlemek mümkün. Yönetmen Aydın Orak’ın Yaşar Kemal Efsanesi belgeseli göçle başlıyor. Geldikleri köyde Kızılkan Türkmen aşiretiyle karşılaşıyor aile. Onların da buralara Seydişehir, Bursa ya da Kafkasya’dan geldiklerine dair rivayetler var. Hatta aşiretin bazı bölümleri İran’daki köylere dağılmış. Yazarın Van muhaciri ailesine Türkmenlerin yaptığı evi anlatışını dinlemek lazım; kamışlardan sazlardan bize güzel bir ev yaptılar, sıvadılar rengarenk boyadılar, doğduğum bu Türkmen köyünde bizi Kürt diye hiç ayrı saymıyorlardı, biz de kendimizi onlardan ayırmıyorduk, bütün köylülerle akraba gibiydik.

Çocukluğunun krallığı Çukurova’ya vardıkları zamanlarda Van Diyarbakır savaşlarla çöle dönerken bölgenin bütün insanları kıyıma uğramış. Azeriler, Türkler, Kürtler, Ezidiler, Ermeniler, Nasturiler, Asuriler, Süryaniler… Ortalık her milletten yetimle kaynıyormuş.  Yaşar Kemal dört yaşındayken, bir çalının altında yarı ölü vaziyette titreyen Yusuf’u eve getirip evlat edinen babasının, camide namaz kılarken bu oğul tarafından bıçaklanarak öldürülmesine dört yaşındayken şahit olmuş. Bir daha düzgünce konuşamadım, kekeme oldum ta ki oniki yaşıma kadar diyor. Hayatının her anına yayılan bu travma öfke ve kırgınlıkla geçen yıllardan sonra anlama çabasına evrilmiş. Yusuf’un bunu neden yaptığını anlayabilmek için çok kitaplar yazdım diyor içi burkularak. Ona yüzlerce kitap taşıyan Dino’yu hayırla yadediyor her vesileyle. Fakat konuşmalarından anlıyoruz ki onu bir yazar olarak asıl besleyen ozanlardan dengbejlerden dinlediği hikayeler, şiirler, eşkıya anlatıları ve efsaneler. Zamanla kendisi de genç yaşında efsaneler anlatmış, şiirler yazıp okumuş, hatta Köroğlu anlatıcısı olarak nam salmış. Öte yandan dünyanın geri kalanından uzak olmanın getirdiği bir yalnızlık ta daha onyedi yaşında yazarın şiirine vurmuştur: Su olsan kimse içmez/Yol olsan kimse geçmez/Çın çın ötüyor yüreğimde şu dünyanın ıssızlığı/Tanrı kimsenin başına vermesin böyle bir yalnızlığı.

***

Kürtçe yazmadığı için yapılan eleştirilere bir halkın dili baskı altında olmamalı yazmalı konuşmalı eğitimini görmeli fakat benim tecrübem böyle gelişti diyor. Belgeselde yer almayan bir matbu söyleşisinde Kürtçeyi nasıl anlamaya başladığımı Türkçeyi nasıl öğrendiğimi hatırlamıyorum fakat Türkçe yazıp anlatabiliyorum demesi son derece insani. Bir Türkmen köyündeki tek Kürt ailesi içinde büyümek, burada okula gitmek sonuçta koşulların ortaya çıkardığı bir tecrübe. Yazmak’ın ne olduğunu köye gelen bir çerçiden öğreniyor yazar, kadınlara veresiye tuhafiye eşyaları veren adamın, isim ve borçları bir kağıda kaydettiğini görünce kağıt kalem sevgisi, yazma arzusu doğuyor içinde. İlkokuldan sonra Adana’ya gidip çırçır fabrikalarında çalışarak orta sona kadar okuyabilen yazar, otuzdan fazla meslekte çalışmak zorunda kalır. Vekil öğretmenlikten tutun da pamuk tarlalarında batozlarda ırgatlık, traktör sürücülüğü, kütüphane memurluğu, çeltik tarlalarında kontrolörlüğe kadar. Bu arada destancı dengbej Abdela Zeynike’den ne kadar etkilenmişse Donkişot okumaları da başka bir dünyayla karşılaşma bakımından hayatında bir o kadar dönüm noktası. Saz çalma hevesi ise kendi emeğiyle aldığı sazları annesinin her seferinde ekmek tandırına ya da sacın altına odun niyetine atmasıyla sonuçlanmış. Bunu anlatırken annesi Nigar hatunu sevgiyle yadetmekten geri durmuyor. Kahramanlarına merhametle yaklaşan yazar ben bir kavga adamıyım diyor bir yandan da. Kavgası eşitlik adalet ve insanlık onuru için. Belgeselde kitaplarından tiyatroya aktarılan oyunlardan, işçi ve emekçilerin hakları için yaptığı konuşmalardan, yazıları yüzünden açılan davalardaki mahkeme konuşmalarından kesitler var. 2008’de zamanın cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün elinden Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülünü alırken yaptığı konuşmada yazmaya ve hayata bakışını özetlemiş. 2015’te kaybettiğimiz yazar sevgi dostluk ve savaşa düşmanlık için yazmış.

Facebook Yorumları

reklam
19.9.2018
Meczuplar deliler ve dahiler
12.9.2018
Genç yazarlar için bir hikaye
5.9.2018
Avrupa'nın iyi insanları
29.8.2018
Çağla uyumsuzluğun derin sularında
22.8.2018
Kurban: Tevessülle teslimiyet arasında
15.8.2018
İnsan olamadıktan sonra yazarlık nafile
8.8.2018
Bizi birleştiren nehirler, köprüler otlu peynirler
1.8.2018
Yaşayan edebiyat
25.7.2018
Iraklı sanatçılar
18.7.2018
O Suriyeli bir çocuk
11.7.2018
Gülzar Haydar İstanbul’da
5.7.2018
‘George Orwell Arkadaşımdı’
27.6.2018
Seçim izlenimleri
20.6.2018
Elektriksiz şehirde film çekmek
13.6.2018
Viyana İstanbul hattında bir ressam Betül Burnaz
6.6.2018
Tarlabaşı, Şehzadebaşı ve Üsküdar’da kalbe değen iftarlar
30.5.2018
İslam’ın kızı İslam’ın erkeği
23.5.2018
Tahayyül ve tefekkür arasında İslamcı dergiler
16.5.2018
Filistin kurtulur mu?
9.5.2018
Naci el Ali, Rachel Benjamin, Noor…
2.5.2018
Kolombiyalı kadınlar: Siriri ve Anka kuşları
25.4.2018
Ahde vefa toplantısı
18.4.2018
Nasıl bir dünyada yazıyoruz
11.4.2018
Dindar nesil meselesi
4.4.2018
Arakan sızısına diriltici ağıt festivali
21.3.2018
Neyi ispatlamaya çalışıyorsunuz?
14.3.2018
Irmak şehri Tokat sakin ve derin
7.3.2018
Vicdan konvoyu sessizlerin sesi
1.3.2018
28 Şubat: Masum değiliz hiçbirimiz
14.2.2018
Depresyona girmiş hayvanlar
7.2.2018
Konuşma zemini
31.1.2018
Evsizler tinerciler kimsesizler ve aşhane
24.1.2018
Vincent’ı ya da tek bir insanı sevmek
10.1.2018
Füreya’nın topraktan gelen sanatı
3.1.2018
Nefretleşmek şiddettir, suçtur
27.12.2017
İşgal Mimarisi: Oyuk Topraklar
20.12.2017
Filistinli kadınlar
13.12.2017
Filistin Akademisi
6.12.2017
Kudüs hakkında söz söylemek
29.11.2017
Türkan Şoray
22.11.2017
Aşk mucize mi hormon mu
15.11.2017
Karanlıkta seni görmek o kadar kolay ki
8.11.2017
Eğitim kanat taksın çocuklara
1.11.2017
İstanbul kurtulur mu?
27.10.2017
Beton canavarı
18.10.2017
Mardin’de gündelik hayat
11.10.2017
Kutucuklar içinde özgürlük çağı
4.10.2017
Bienalde İslam dünyasından sanatçılar
27.9.2017
Orouba Berakat ve Hulla’nın cenaze namazı
20.9.2017
Müslüman dünyanın Aida Begiç’i
13.9.2017
İnsan hakları savunucuları
6.9.2017
Arakan: Kendini tanımlamak güç istiyor
30.8.2017
Mecidiyeköy’de fal bakmalı
23.8.2017
Afette nerede toplanacak şehir halkı
16.8.2017
Ele geçirilen çocuklar
9.8.2017
Işık Doğubeyazıt’tan yükseldi
2.8.2017
‘Bir ulus ikinci bir ulusa üçüncü bir ulusun toprağını vaat etti’
26.7.2017
Yeni dünyanın Müslüman kadınları
19.7.2017
Köprüde yeni yurttaşlık bilinci
5.7.2017
Ölüm, bayram ve hakkaniyet
29.6.2017
Ölüm orucu ve etrafındaki hale
21.6.2017
‘Aradığınız ev kadını artık burada oturmuyor’
14.6.2017
Kudüs’ün yaralarına dokunmak
7.6.2017
Kültür Aynası: Mekan Hikayeleri
31.5.2017
Akif Emre: Kıymeti bilindi aslında
24.5.2017
Savaş dansına karşı sağlam hikayemiz
11.5.2017
Sürekli dijital devrim ve mültecilerin temsili
3.5.2017
Müslüman yazarlar buluşması
26.4.2017
Sanat tapınaklarından MoMA
19.4.2017
Siyaset sınırlarına dayandı
5.4.2017
Öteki Avrupa: Casa nostra casa vostra
29.3.2017
Hüseyin Su’dan Gülşefdeli Yemeni
22.3.2017
Avrupa sıkıntısı
15.3.2017
Melâmet hırkası
9.3.2017
Hüsrev ile Şirin kavuşsa bir türlü kavuşmasa bir türlü
2.3.2017
Taksim'e cami dilemması
16.2.2017
Tünel
8.2.2017
Dijital ortamda mimarlık
2.2.2017
Şehircilik Şurası
25.1.2017
Kadınlara reva görülen programlar
19.1.2017
Muhammed Esed’in yola çıkışı
12.1.2017
İrlanda kadın koalisyonu izlenimleri
5.1.2017
Gerçekten sonrası barış mı tufan mı?
29.12.2016
Şiirin birleştiren ipliği
22.12.2016
Semra Çekmegil tefsiri
15.12.2016
Ülkesini yazarak müdafaa eden adam
8.12.2016
Halep ve Şam yeşerecek yeniden
1.12.2016
Bana git de
23.11.2016
Cebir olmayan istismar
17.11.2016
Bizim klasiklerimiz var mı, yok mu?
3.11.2016
Kayda değer bir hikayemiz var
27.10.2016
Birbirimizi yeterince tanımıyoruz
19.10.2016
Müslümanların meselelerinde çare mümkün
13.10.2016
Vesayet ve insaniyet arasında Suriye
6.10.2016
Şehitlerin kıymetini bilme muamması
29.9.2016
Kadınlara vahşetle medeniyet kuranlar
22.9.2016
Birlikte varoluş tasavvuru yitirilirse…
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.