Yavuz BAYDAR



Bookmark and Share

Paris'te 'Kızıl' sergisi: Sovyet sanatının hüsranla biten yükselişi


27.05.2019 - Bu Yazı 357 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Sanat tutkunları için Paris bir cennet, bir nimet. Gitgide aklını yitiren, ruhunu kötülüğe teslim eden bu dünyada, kentin herhangi bir köşebaşında bir sergiye dalmak, nefes almak ve tazelenmek demek.

Her zamanki gibi sayısız sergi dönüyor Paris'te. Bayram tatilini kentte geçirmek isteyenleri Giacometti, Courtauld Kolleksiyonu (Vuitton Vakfı), Bührle Kolleksiyonu (Maillot), Sebastiao Salgado ve Ara Güler fotoğrafları, Bonnard, 'Gericault'dan Matisse'e Siyahi Modeller', Calder, 'Picasso ve Savaş', ayrıca ''Unutulmuş İmparatorluklar: Hititlerin Mirasçıları' bekliyor. Daha niceleri... Her biri ayrı bir alem, ruhu arındırıcı ilham kaynakları.

Moskova’da ‘Ekim Devrimi’ kutlamaları


Grand Palais'de 1 Temmuz'a kadar sürecek olan ''Kızıl: Sovyet Ülkesinde Sanat ve Ütopya' başlıklı sergi de, geçen yüzyıl başlarında muazzam bir sanatsal yaratıcılık patlaması eşliğinde yaşanan Bolşevik İhtilali'nin - 'Ekim Devrimi'nin - giderek kendi içindeki özgür, üretken çekirdeği yok edişini hatırlamak için önemli bir fırsat.

1895 - 1917 arasındaki dönemde Moskova ve St Petersburg'daki sanat çevrelerinden fışkıran dinamizmin boyutlarını biliyoruz. Avrupa'nın diğer merkezleriyle etkileşim içindeki formalistler, 'kübo-fütürist'ler, 'suprematist'ler, yapısalcılar, 'yeni-primitivist'ler... aslında, muazzam bir toplumsal değişimin öncü 'devrimcileri' idiler.

Fotomontaj yöntemi ile hazırlanmış tipik bir Sovyet afişi.


Jakobson, Maleviç, Lentulov, Matyuşin, Bely, Tretyakov, Chagall, Şklovksi gibi isimler, başka dünyaları hayal edip tasarlayan, bir rüyayı ütooya olarak yaşamakta olan sapasağlam bir 'Rus avant-garde'ının parçasıydılar.

Ama pek çoğu, hızla tekelcileşen bir partinin acımasız ve ilkel bir sanat mühendisliğine başvurduğu andan itibaren ya imha edildiler ya sessizliğe büründüler ya da kendilerini başka ülkelerde sürgünde buldular.

Çarlık rejimini yıkan 1917 ihtilali - aynen Türkiye'deki 1908 dönemi gibi - bu sanatçılar için özgürlüklerin fışkırdığı bir dönemi müjdelemişti. Başta Mayakovski ve Meyerhold olmak üzere, avant-garde'ın cesur isimleri, canla başla 'devrim'in yanında yer aldılar ve 1917-29 arasında, başta ABD, dünyanın pek çok köşesinde sanatsal bağlamda çığır açıcı yapıtlar, düşünceler ürettiler. Bugünkü dünya avant-garde'ının bir ucu işte o döneme çıkar.

‘Kadın silüeti’-Kazimir Maleviç (1928)


Sergi, 1917'nin düzeni altüst ederek yeni bir eşik oluşturan günlerinden başlayıp ilerliyor. Tercihi radikal sol'da yer alan sanatçılar, daha ilk anlardan itibaren devrimin yanında saf tutmakla beraber, yeni bir toplumsal hayat tarzı tasarımında sanatı rolünü tarif etme çabasına giren Komünist Parti'nin dayatmalarını benimsemediler.

Vladimir Mayakovski, Osip Brik ve Nikolay Punin gibi sanatçılardan oluşan kalabalık bir grup ise, 'burjuva' öz ve biçime karşı hararetli bir üretim faaliyetine girişti, sanayileşme ve kollektivizasyona katkıda bulunacak yeni 'bilinç hali'ne koşut ürünler ortaya koymaya başladı.

Yapısalcılar da mimaride, grafik sanatlarda ve sinemada öncülük rolünü sürdümek istedi, ancak 1920'lerin ortalarından itibaren devrimin siyaseten hizmetine giren 'partili sanatçı'lar ağır basınca, geri püskürtüldüler, giderek şeytanlaştırıldılar.

Moskova’da temsili devrim gösterileri...


Yeni yönetimin ilk adımlarından biri sanatı saraylardan, konaklardan, kütüphanelerden çıkartıp 'sokağa dökmek' olmuştu. Halk Eğitimi Komiseri Lunaçarski'nin 1918'deki kararnamesi ile tarif edilen 'sanatın demokratikleşmesi' dalgasında, meydanlar ve duvarlar coşku dolu tiyatro gösterilerine, montaj tekniğini farklı düzeylere çıkartan afiş ve posterlere sahne olmuştu. Chagall, Altman ve Maleviç'in etkin rol aldığı 1918-21 arasındaki üretimin en önemli simgesel yapıtlarından sayılan, Alexander Rodçenko'nun 'Kıpkızıl'ı da sergide baş köşede yer almakta.

 

 

‘Kıpkızıl’-Alexandre Rodçenko (1921)


Çok yönlü bir sanat dehası olan Rodçenko, o günlerin en önde gelen isimlerindendi. 1918'de 'sanatı proleteryaya yepyeni bir hayat sunmak için seferberliğe' çağıran Osip Brik, Yubov Popova, Vsevolod Meyerhold, Varvara Stepanova gibi 'yapısalcılar', 'hayatı sanatla buluşturmak' için olağanüstü bir faaliyete koyuldular. Sergide özel bir bölüm. o günlerdeki 'kollektif sanat' yaratcılığıyla günümüz deneysel tiyatrosunun temellerini atan Meyerhold' adanmış durumda.

Vsevolod Meyerhold tiyatro sahnesi


1920'lerin ortalarına gelindiğinde, genç Sovyet sanatı hala dallı budaklı, özgür, ütopyası, umutlu ve cesurdu. Alexander Deineka, Piotr Williams ve Viaçeslav Pakulin gibi ilericilerden oluşan bir grup, Alman ve Fransız modernizmi ve klasik tarzları, şehirleşme ve sanayi üretimi temaları ile bütünleştiren yapıtlarla iz bırakmayı seçmişlerdi. Yeni düzenin kurulmasıyla eşzamanlı süregiden çoğulcu sanatsal faaliyetler, 1920'lerin sonundaki 'Stalin Karanlığı'na kadar, '1917 Ruhu'nun kısa süreli yükselişini simgeliyordu. Herşey öyle hızlı gelişmişti ki, toplum, o hummalı 'sosyal inşaat' döneminde iktidar mücadelesinin hızla kişiselleştiğini, tek kişi etrafında örülü bir 'polis/parti devleti'ne dönüştüğünü görememişti. Ama partinin hızla devletleştiğini ve hızla muhafazakarlaştığını görebilenler de yok değildi. Örneğin, geçen yüzyılın en önde gelen dilbilimcilerinden Roman Jakobson, gidişatı sezerek 1920 sonunda Çekoslovakya'ya geçmişti. Bunu başkaları da izleyecekti.             

‘Bir atölye enstalasyonu’-Piotr Willams (1932)


Serginin ikinci bölümü, 1917 yaratıcılık patlaması ardından gelen 'Büyük Stalinist Büzülme'yi anlatmakta. Stalin'in Yeni Ekonomik Program'ı açıklamasından hemen sonra başlayan paranoya, parti içi tasfiyeler, ve bağımsız her türlü sanat akımının kriminalizasyonu dalgası, 1930'da kurulmaya başlanan Gulag toplama kampları sistemiyle eşzamanlıydı. 1932'de muhteşem bir çoğulculuk oluşturan sanat grupları dağıtıldı, onların yerine tekelci ideolojiyle belirlenmiş meslek sendikaları kuruldu. Devrim sonrası sanatının belkemiğini oluşturan 'eleştirel gerçeklik' tezi, yerini Stalin'in sağ kolu Andrei Jdanov'un sanatı devrimci mücadelenin propaganda aracına indirgeyen 'Sosyalist Gerçekçilik'e bıraktı. Sergiyi izlerken, SSCB'nin kaderini belirleyen kilit propaganda figürü Jdanov ile Hitler'in sağ kolu Joseph Göbbels arasındaki güçlü benzerlikler de sizi yakalıyor.

‘Stalin’in portresi’-Georgie Rublev (1935)


Serginin en ilginç bölümlerinden biri, SSCB sanatını Yunan klasikleri ile buluşturan 'Sağlam Kafa - Sağlam Vücut'  başlıklı olanı. Burada, Jdanov'un direktiflerinin izinden giden ressamların vücudu idealize eden, geleceği pırıl pırıl kılan, ama tek değeri Sovyet sanatının bir kesitini temsil etmekten ibaret olan çalışmaları var.

‘Yüzücü kadın’- Alexandre Deineka (1951)


Bir başka bölüm, 1934 ve sonrası ile ilgili. O yıllarda Parti ile özdeşleşme derecesinde yakınlık içinde olan Maksim Gorki'nin, sanatçılara 'coşkulu, mütebessim eserler üretin' çağrısı yapması ardından, Komünizm'in geleceği ile ilgili olağanüstü iyimserlik ifade eden, işçiyi halk kahramanı olarak sürekli idealize eden bir 'sosyalist gerçekçilik' dalgası patlıyor.

‘Gorki’, Stalin, Molotov, Voroçilov yoldaşlara genç kız ve ölümü okurken. 11 Ekim 1931 (1941)


Bölümün adı 'Parlak Gelecek'. Burada, elbette odak noktasında Stalin ve yine Stalin var.

‘Stalin, Gorki Park’ta politbüro üyeleri ve çocuklarla’ (1939)


Stalin'in önce parti içindeki hasımlarıyla başlayan ve hızla Yahudileri, entellektüelleri, Ukrayna'daki köylüleri ve en sonunda ordu subaylarını kapsayan 'Büyük Devlet Terörü' yılları, onu sanatta rakipsiz ve yüce bir obje kılıyor.

‘Stalin, Jdanov’un naşı başında’- Alexander Gerrasimov. (1948)


Örneğin Jdanov'un tabutu başında duruşunu gösteren, Aleksander Guerassimov imzalı bu tablo, SSCB sanatını iki yüzyıl öncesinin soylularını konu alan döneme geri götürüyor. Tabii bir önemli farkla: Bu bölümde izlenen eserlerin çoğu birer 'türev', ve açıkça birer 'resmi damgalı ve onaylı kitsch' niteliğinde.

'Kızıl' başlıklı sergi bununla bitmiyor, bir parça daha, 1950'li ve 60'lı yıllara ve ötesine uzanıyor, ama asıl önemli kısmı, dediğim gibi, 'süper nova' misali bu 'büyüme' ve 'büzülme' ile ilgili olanı.

Bayramda yolunuz Paris'e düşerse, bir saatinizi buna ayırın diyeceğim.

Facebook Yorumları

reklam
15.07.2019
Her yazın bir jazz'ı var: İşte Avrupa'nın festivalleri
26.06.2019
Erdoğan çıkmazı: Etme bulma dünyası
27.05.2019
Paris'te 'Kızıl' sergisi: Sovyet sanatının hüsranla biten yükselişi
14.05.2019
Erdoğan rahatça kazanabilir, işte sebebi…
1.3.2019
Beka ve konsolidasyon
10.2.2019
Selanik deyip geçmeyin, tadı damağınızda kalır!
12.10.2018
Oya Baydar 'Bize ne oldu?' diye soruyor, cevaplar belki burada
5.10.2018
Bu medya ve demokrasi: Erdoğan haklıdır
28.8.2018
Cumhuriyet okur temsilcisi, müebbet mahpus yazar Ahmet Altan'a karşı
15.8.2018
Bir Türkiye hastalığı: Zifiri karanlıkta 'muhalefetçilik' oynamak
11.7.2018
Ülkenin üzerine heyula gibi çöken 'şey' nedir?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive