Ümit Fırat

basnews.com



Bookmark and Share

Bir ayıptan kurtulmak!


4.7.2018 - Bu Yazı 586 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Bugünkü yazımda esas olarak genel seçimlerde HDP’nin Kürt illerindeki oy kaybı ve AK Parti ile MHP’nin bölgedeki oylarının beklenmeyen artışı hakkında yazmak istiyordum. Ne var ki, kimi zaman ağaçlara takılıp, ormanı görememek gibi bir meselemiz olduğu için, seçim sonuçları hakkında yapılan tartışma ve değerlendirmelerin daha epey süreceğini dikkate alarak, ağırlıklı olarak yüzde 10 seçim barajı hakkında bir şeyler yazmayı tercih ettim.

1983’te Kenan Evren ve askeri cuntası, sadece kendi kurdurdukları 2 siyasi parti ile seçimlere gidilmesini hedeflemişlerdi. Ancak Turgut Özal’ın kurduğu Anavatan Partisi (ANAP) ortaya çıkınca, düşündükleri planda bir değişiklik yapmak zorunda kalmış ve hiç olmazsa bu partiyi yüksek bir baraj koyarak engellemek istemişlerdi. Ama öyle olmadı. Baraj altında tutmak istedikleri Turgut Özal’ın ANAP’ı yüzde 45 oy alarak, 400 üyeli parlamentoya 211 üye ile girmeyi başarmıştı.

Cuntanın kurdurduğu partilerden Emekli Orgeneral Turgut Sunalp’ın MDP’si, 1986’da, bir sonraki genel seçimlere bile katılamadan dağıldı. Bir bölüm milletvekili Mehmet Yazar başkanlığında Hür Demokrat Parti (HDP) adında bir parti kurduysa da, bir varlık gösteremedi ve 1987 genel seçimlerinden önce DYP’ye katıldı.

Cuntanın, CHP oylarını toparlaması için Başbakanlık Müsteşarı Necdet Calp’e kurdurttuğu Halkçı Parti’nin ömrü de bir sonraki genel seçimlere kadar sürmedi. 1985’te Erdal İnönü’nün liderliğindeki SODEP’le birlikte kendini feshederek Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) çatısı altında birleşti.

1983 seçimlerine icazetli olarak katılmalarına izin verilen sadece 3 partinin yüzde 10 barajını aşmasını bir veri olarak saymazsak, 1987’de itibaren tam 10 kez genel seçim gerçekleşti. Bu 10 genel seçim boyunca, ilk kez 2002 seçimlerine katılan AK Parti ve ilk kez 2015 seçimlerine katılan HDP dışındaki bütün partiler istisnasız olarak yüzde 10 barajına takılıp temsil haklarından mahrum bırakıldı.

Ancak HDP’nin mirasçısı olduğu HADEP, DEHAP, DTP ve BDP gibi partiler de elbette baraj mağduru partiler arasındadır.

Geçen yıllar içerisinde, seçim barajının korunması için 1974-80 dönemindeki olumsuz koalisyon örnekleri gerekçe gösterilerek, küçük partilerin parlamentoya girmelerinin yine koalisyon hükümetleri devrine yol açacağı, bu tür hükümetlerin yeterli hizmetlerde bulunamayacağı ve birtakım sıkıntıların ortaya çıkacağı gibi bahaneler ileri sürüldü. Ne var ki, Türkiye 1991 yılı sonu ile 2002 yılı sonu arasında 3 genel seçim ve kesintisiz 11 sene boyunca yine de koalisyonlarla yönetildi.

Her ne kadar baraj engeline takılarak parlamento dışında kalan CHP, MHP, SP ve bazı küçük partiler siyasi varlıklarını sürdürüyor olsalar da, 2002 seçimleriyle birlikte ANAP, DYP, DSP gibi çeşitli dönemlerde iktidar olmuş, koalisyon hükümetleri kurmuş bazı büyük partilerin siyasi hayatları ise sona erdi. Ama her ne hikmetse bu baraj meselesi, adeta “değiştirilmesi teklif dahi edilemez” kabilinden bir hüküm gibi görülüp bir türlü dokunulmayan bir kural olarak varlığını korumakta.

Son olarak 24 Haziran seçimleriyle birlikte bir kez daha görüldü ki, 35 yıl önce Kenan Evren’in askeri cuntası tarafından seçim kanununa yerleştirilen yüzde 10 seçim barajı, geniş kitlelerin siyasi tercihlerine dönük bir gasptır ve ne adaletle, ne de siyasi etikle bağdaşır bir yanı yoktur.

Bir ülkenin seçme hakkı olan yurttaşları, genel seçimlerde sandığa gittiklerinde, taraftarı oldukları, kendi siyasi taleplerine uyan ve kendisini temsil etmesini arzuladığı bir partiye oylarını verirler. Ama bu ülkede böyle olmuyor. Sandık başına gidip bir partiye oy veriyorsunuz ve eğer bu parti 5 milyon oy almışsa, bütün bu milyonlarca oy, karşı partinin hanesine yazılıyor. Bir küçük ülke nüfusu sayılabilecek kadar oy, geçersiz sayılıyor. Sadece geçersiz sayılmakla kalmıyor, seçtiğiniz bütün milletvekillikleri iptal edilerek, onların yerine rakip parti milletvekili elde etmiş sayılarak, sizi temsil eden partinin parlamentoya girme hakkı elinden alınıyor; yani sizin parlamentoda temsil hakkınız rakibiniz tarafından gasp ediliyor.

Böylesi bir baraj sisteminin son derece adaletsiz ve temsil hakkını engellediği yıllardır söylenip tartışılıyor, ama tabii yıllardır da bir arpa boyu yol alınmıyor. 35 yıl önce hâkim olan bir zorbalık rejiminin adaletsiz ve keyfi bir tasarrufuydu.

Son olarak geçtiğimiz Nisan ayında partiler arasında ittifak kurulmasını sağlayan yasa değişikliği ise, bir siyasi kurnazlıktan öte bir anlam taşımıyor ve böylesi değişiklerle böylesi bir ayıbın örtülmesi de mümkün değildir.

Bu ayıptan kurtulmanın yegâne yolu, seçim kanunundaki yüzde 10 barajını tamamen kaldırmak, ya da toplumun makul bulacağı ve temsilde adaleti zedelemeyecek makul bir baraj tespitinde bulunmaktır. Hala yürürlükte bulunan bu gayrı meşru seçim barajı nedeniyle ortaya çıkabilecek haksız sonuçlar karşısında, insanların sandığa gidip hiçte kendilerine yakın bulmadıkları bir partiye oy vermeleri, ne sağlıklı bir sonuç yaratır, ne de sağlıklı bir toplum ilişkisine yol açar.

Türkiye’de 1920-46 arasındaki tek parti dönemini saymazsak, 72 senelik çok partili dönemde ikisi parlamentoyu basıp dağıtan sayısız askeri darbeler yaşandı. Buna rağmen tam 20 defa genel seçim gerçekleştiği halde, hala doğru dürüst bir seçim kanununa bile sahip olunamadı.

Alelacele bir erken genel seçim karar alındı. Kurnazlıkla düzenlenip çıkarılmış bir kanundan yararlanılarak, sözüm ona bazı benzerlerle bazı benzemezler arasında ittifaklar kuruldu ve seçimlere gidildi. Bunlara dâhil edilmeyen ve dışlanan partiler oldu. Sonuçta ortaya çıkan duruma göre, pek çok siyasetçi, siyaset bilimci araştırmacı ve yorumcu, seçim tahminleri veya öngörülerinde yanıldılar.

Şimdi oturmuş beklenmeyen sürprizlere ve çıkan sonuçlara bakarak, kimin kime emanet oy verdiği tartışılıyor. Tayyip Erdoğan HDP’yi baraj altında bırakıp, kazanacağı bütün milletvekillerini kendi partisi hesabına yazdırmak isterken, batı illerinde yaşayan birtakım partisiz insanlar veya CHP’li seçmenler de, baraj altında kalmasın diye HDP’ye oy verdi.

Peki, sormak gerekmez mi, Tayyip Erdoğan kurmak isteyip de başaramadığı bir tuzakla ne kazanmış oldu. Belki CHP birkaç milletvekili az çıkardı, ama 67 milletvekili elde ederek karlı çıkan HDP olmadı mı? Böylesi bir baraj olmasaydı, acaba HDP’nin oyu Selahattin Demirtaş’ı geride bırakıp yüzde 11,7 olabilir miydi? Ben böyle olamayacağını düşünenlerdenim.

Diğer taraftan bir özeleştiride de bulunmak istiyorum. Tayyip Erdoğan’ın Kürdistan Referandumu ve Kerkük politikası sonrasında AK Parti’nin Kürtlerden önceki seçimlere göre biraz oy kaybına uğrayacağını düşünmüştüm. Ama doğrusu AK Parti’den kopacağını düşündüğüm Kürtlerin oylarını kime vereceklerini de fazla kestirememiştim. Yanılmışım, AK Parti’ye oy veren Kürtler yine AK Parti’ye oy verdiği gibi, AK Parti’nin bu seçimlerde Kürt oylarında dikkate değer bir artış da sağladığına şahit olduk.

Keza ben genel olarak MHP’nin büyük bir oy kaybı yaşayacağını beklerken, MHP genelde oy oranını korurken, Kürt illerinde dikkat çekici bir oy artışı sağladı. Bu artışın en büyük nedeni, son dönemde sözkonusu yerlerde oldukça yüksek sayılara ulaşan devlet personeli ve asker-polis güvenlik görevlilerinin MHP eğilimli oldukları gerçeğinden kaynaklanabilir, ama sadece bundan kaynaklı olarak açıklamak yeterli değil elbette.

Şırnak dışında çok büyük düşüşler olmasa da, HDP’nin Kürt şehirlerinde oy kaybetmiş olması da pek sürpriz sayılmaz. Keza Haziran 2015’le Kasım 2015 arasında da düşüş yaşamıştı. AK Parti’nin Türkiye genelinde yüzde 7 gibi çok büyük bir oy kaybı yaşarken, Kürt illerinde sembolik sayılacak kadar da olsa oyunu arttırması ve HDP’nin de oy kaybediyor olmasının üzerinde durmak gerektiğini geçen haftaki yazımda da ifade etmiştim. Bu bahsi görmezden gelemeyeceğimizi ve daha çok şey yazıp söylemek gerektiğini de belirtmeliyim.

İyi haftalar diliyorum

*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.

Facebook Yorumları

reklam
15.1.2019
Bir mahalli seçim hatırası
9.1.2019
Mahalli seçimler yaklaşırken
26.12.2018
Biz mi hafızadan yoksunuz, ABD mi ihanet etti?
18.12.2018
Açlık grevleri yeniden yaygınlaştırılırken
15.12.2018
Aynı nehirde iki defa yıkanılmaz
29.11.2018
Tanrılar su içerse
20.11.2018
Kirov’un Öldürülmesi
14.11.2018
100 yıl önce sadece bir ateşkes mi olmuştu?
6.11.2018
Andımız yeniden gündeme gelirken
30.10.2018
HDP ve Demirtaş
23.10.2018
HDP’nin 6 yılı
1710.2018
Ceza indirimi mi, özel af mı?
11.10.2018
Cinayet işleme hakkı…
4.10.2018
Kürdistan Referandumu 1 yaşında
26.9.2018
21. yüzyıl için 21 ders
20.9.2018
Ruh sağlığınıza dikkat
13.9.2018
12 Eylül 1980, hala hafızalarımızda taze
10.9.2018
Keenlemyekûn
28.8.2018
Cumartesi Anneleri’nin bitmeyen çilesi
15.8.2018
Terzi Niyazi Usta haklı çıktı
8.8.2018
Önce Vatan
31.7.2018
‘Değerli’ vasiyet!
25.7.2018
Söz darbelerden açılmışken
17.7.2018
Ruslar Kiğı’ya ilerlediğinde
10.7.2018
67’sinden 25’i mi Kürt?
4.7.2018
Bir ayıptan kurtulmak!
27.6.2018
24 Haziran ya da ‘cümleten geçmiş olsun!’
19.6.2018
Dünya Kupası ve makûs talih!
13.6.2018
Bizans’ın son günleri gibi…
10.6.2018
Bir Kürt seçmenin zor kararı
3.6.2018
Ağabeyim AHMED ARİF
29.5.2018
HDP’nin Dramı
26.5.2018
Adaylar ve Tercihler
15.5.2018
Seçimlere Gidilirken Kürtler
8.5.2018
Başlarken
31.10.2017
İhsan Aksoy'a veda ederken
26.10.2017
Kerkük: Ne ilk ihanet, ne de tarihin sonu
19.10.2017
Mehmed Uzun’u anarken
10.10.2017
Modern zamanın mukaddes toprakları
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive