Tuncer KÖSEOĞLU

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

Begonvil…


2.04.2020 - Bu Yazı 514 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Begonvil boy vermiştir şimdi

 Yasemen basmıştır Bodrum’u

 Kokusu geldi rüzgarın

 Bi yasemen öptü boynumu.  Sezen Aksu, Begonvil şarkısı

 

Çok bencilce gelecek belki şu anda en çok küçük bahçeme diktiğim biber, domates, salatalık ve patlıcan fidanlarıyla babaannemden görerek ektiğim dört fasulye ocağının geleceğiyle ilgiliyim. Küçük fidelerin gelişimini izlemek için her sabah heyecan içinde çıkıyorum bahçeye. Fideler boy veriyor, toprağa ektiğim fasulyeler henüz ortaya çıkmadı. Babaannem Nafiye fasulye ocakları açarken acaba kaygı duymuş muydu, bilmiyorum. O ocak yapıp ekerdi, salatalık, fasulye ve mısırı, sonra boy verirdi filizleri. Çocukluğumda ben de ona inek gübresi taşırdım, özenle ocakların etrafına dökerdi bir çocuğu sever gibi. Bütün deneyimim de bundan ibaretti. 

 

Yapabilir miyim diye endişelerim vardı, özellikle fasulyeler için. Benden çok daha deneyimli olan kız kardeşimi arayarak yardım istedim. O çok rahat bir sesle ‘ne var bunda’ der gibi tarif etti ne yapacağımı. Bilemedi benim için olmak ya da olmamak meselesi olduğunu…

 

Öyle ya; koronavirüs günlerindeydik dünya bir salgınla boğuşurken, kendisinden daha bilgili olduğunu sandığı dünyanın birçok yerini görmüş ağabeyi fasulyeyi nasıl dikeceği konusunda yardım istiyordu. Kendimi korona virüsün dünyayı sardığı günlerde, ‘yaşam ve gelecek’ adına böyle yaptığımı söyleyerek savunabilirim. Ama yapmam çünkü; virüs daha ortada yokken planlamıştım bunu. Yaşamı savunmaktan, geleceği kurgulamaktan ziyade, kendi karantinamla ilgisi vardı daha çok. Aylar önce gönüllü olarak yoldan çıkmış, kendimi karantinaya almaya karar vermiştim. Birlikte yoldaş olacağım insanla…

 

Bu karantinaya alma halleri kolay olmadı. Çocukluğunu küçük bir Karadeniz köyünde geçirdikten sonra yaşamını İstanbul’da geçiren, o kalabalıklar içinde kaybolan, anılarını biriktiren birinin hiç tanımadığı küçük bir Ege kasabasına yerleşmesi.  En çok da yakın arkadaşlarım tepki gösterdi bu duruma.  “Sana en fazla iki ay veriyoruz. Geri dönersin buraya” diyenler oldu. Çok da haksız sayılmazlardı aslında geri dönme konusunda, kalabileceğimden ben bile emin değildim. Aslına bakarsanız hala da emin değilim. Benim açımdan bakınca oldukça ezik bir durum da yok değil hani. Yeni yerleştiğimiz yerde, beraber yürüdüğüm Dilek’in çiçekleri ve iki kedisinden sonra Atilla İlhan’ın şiirindeki gibi üçüncü şahıs olmak. Yıllarca haber yapan, gazetelerde yöneticilik, hasbelkader yazan biri olarak hafiften de egomuz var icabında, pek belli etmesek de. Zor işler bunlar, bir çiçeği yanlışlıkla ezdiğinizde ‘ne olacak yani’ dersiniz, ama Dilek için yaşamın kendisidir o çiçeği yaşatma arzusu. Her bitkiye kendinden yaşam katar çünkü…

 

Böyle anlarda Rizeli olmanın genlerde yarattığı avantaj olmalı ki, kolayca uyum sağladım. Yakın dostların benim adıma ‘kaç ayda geri döner’ şeklinde üzerime bahis oynamalarına aldırmadan bu küçük balıkçı kasabasında yaşamanın yollarını buldum. (Bu arada dünyayı saran koronavirüs salgınından evde kalmaktan sıyrılmak isteyip, bu taraflara gelmek isteyenlere büyük bir uyarı. Sakın gelmeyin, virüsü kapmış olabilirsiniz ya da burada kapabilirsiniz. Bulunduğum yerde sizi tedavi edecek yeterlilikte hastane yok, en iyisi yaşadığınız yerde kalmanız.)

 

 Bu sosyal mesajı verdikten sonra hikayeye döneyim. Derdim, ‘Korona günlerinde aşkı’ yazmak değil elbette. Gabriel Garcia Marquez alasını yazmış zaten, böyle zamanlarda okumamış olanlar okusun. Bundan altı ay önce aldığımız iki begonvil fidanının sizin için belki de hiçbir anlamı olmayan hikayesini anlatacağım. Begonvilleri İzmir dönüşü bir yakınımızın Ödemiş’deki fidanlığından almıştık. Kırmızı ve pembe… İlk şoku orada yaşadık zaten, bunları “Nisan ayında dikeceksiniz” dedi, fidanlık sahibi. O zamana kadar saksıda kalsınlar diye de ekledi. Öyle dediği halde niye aldık bilmiyorum, aldık işte… Çok soğuk havalarda çocuk uyurken yorgan örtercesine üzerine naylon örttük. Şubat ortasında ise ikimizde sabredemeyip saksılarından çıkarıp diktik begonvilleri bahçenin iki köşesine…

 

O günden sonra sürekli izlemeye başladık, diktiğimiz begonvil fidanlarını. Öyle ya; toprağa tutunacaklar mıydı fidanlar. Bir de bize inat havalar soğuk gitmeye başladı. Mart ayının ortalarına doğru dünyada ve ülkemizde korona virüs salgını yayılırken, bahçenin sol tarafında diktiğimiz kırmızı begonvil tomurcuklar vermeye başladı, Dilek’de bir mutluluk halleri. Ama yarım kalan bir mutluluk, çünkü sağ tarafta diktiğimiz begonvilde hiçbir hayat emaresi yok…

 

Salgın giderek yaygınlaşıyor ülkemizde, haberler yürek yakıcı. İki gün önce her sabah kalkar kalkmaz yaptığım gibi televizyonda, salgınla ilgili dünyada ve ülkemizde yaşanan gelişmeleri izliyor,bir yandan da haber sitelerini tarıyorum bilgisayarımda. Bahçeden Dilek’in çığlığını duydum. Ne olduğunu anlayamadım. Bana eliyle bir yeri işaret ediyordu, sağ tarafa diktiğimiz begonvilin dallarının birinin altında minik bir tomurcuk çıkmış, begonvil yaşamayı seçmişti. O tomurcuk beni bir anda çocukluğuma götürdü. Karadeniz de bahar, toprak kokusuyla gelir, dereler başka çağlar. Kızılağaçlar tomurcuk verirken kuş sesleri yerdeki menekşelere selam durur. O tomurcukta çocukluğumdaki masumiyeti gördüm.

 

Aynı zamanda bir sağlık çalışanı olan Dilek’in kaygılı ve depresif hallerini de giderdi o minicik tomurcuk. Dünya denen gezegende, insanlık tarihindeki en büyük kaygı ve korkularından birini  yaşarken,doğanın kendi yaşamsal döngüsünü hiç aksatmadan devam ettiğini de. İnsanlık için bundan daha büyük bir umut mu olur…  

Facebook Yorumları

reklam
11.04.2020
İtiraf ediyorum:Bidon kafalıyım
2.04.2020
Begonvil…
29.11.2019
Öğretmen gibi oturmak…
18.11.2019
Kasaba...
12.11.2019
Cinayet süsü!
1.11.2019
Haydarpaşa ve Sirkeci’nin raconu!!!
19.10.2019
Bir anlaşmadan geriye kalanlar...
28.08.2019
Emanet!
20.03.2020
Bir doktoru özür dilemeye zorlamak…
28.06.2019
Nankörler!
16.06.2019
Babalar ve uşakları (*)
12.05.2019
Çürüme…
27.04.2019
Seçimler ve rutinlerimiz…
13.3.2019
Beyoğlu’nun en güzel abisi
24.1.2019
Baba’nın ardından…
26.7.2018
Türkiye’nin ‘’Mesut’’ halleri…
12.7.2018
Paramparça...
1.7.2018
Dünya Kupası üzerine bir çeşitleme
6.4.2018
Yaşamına virgül koyup gitti,
14.1.2018
Denizler Altında 20 Bin Fersahtan Milli ve Yerliliğe
6.11.2017
Sahne kötülerin
22.9.2017
‘’Şu mektepler olmasaydı’’…
3.8.2017
Çınar…
27.7.2017
İmparatore!
19.7.2017
Ya evde yoksan…
21.5.2017
Çuval...
13.5.2017
Fıtrat…
5.5.2017
Al Jazeera Türk…
22.4.2017
Demokrasinin menemenle imtihanı
11.3.2017
Bir mahalleye kök salmak…
26.2.2017
En alttakiler
19.2.2017
Çocuklar bizi gözetliyor…
12.2.2017
Hatalıysak aramızda kalsın!
2.2.2017
Aşıklar Şehri’nin büyüsü…
28.1.2017
Sana ne…
22.1.2017
10. yıl…
12.1.2017
Öküzün boynuzunda…
31.12.2016
Heykel…
24.12.2016
Teferruat
8.12.2016
Kapıları kilitlemek…
1.12.2016
İstanbul’dan gitmek…
20.11.2016
İnsanın içi üşür oğul…
16.11.2016
West World
1.11.2016
Eşyalar, insanlar ve düşünceler…
23.10.2016
Duvardaki sarmaşık...
9.10.2016
Kırmızı perşembe…
1.10.2016
Yozgat Blues
23.9.2016
Mesele ağaç, anladınız mı?
13.9.2016
Eylül’de bayram
29.8.2016
Vay Babako…
24.8.2016
Katilleri ayırmak
13.8.2016
Devrimin ‘idam’ sesleri
6.8.2016
Bayrak…
19.7.2016
12 Eylül’den 15 Temmuz’a…
15.4.2016
Bir katilin ardından…
27.11.2015
Memleket!
7.11.2015
Ha buni bize kim etti? (2)
22.10.2015
Çakma otomobil!
14.10.2015
*Vesikalık
8.10.2015
İnsanlık suçu ve gerçek!
3.10.2015
HDP siyasi parti olabilecek mi?
16.9.2015
Yurtsuz kalmak…
28.8.2015
PKK iki halkın da düşmanı!
11.7.2015
Sıradan faşizm…
20.6.2015
Sınır…
14.6.2015
Ha buni bize kim etti?
6.6.2015
Büyük insanlık!
31.5.2015
Numara 37
23.5.2015
Oyumu sana vermeyeceğim
8.5.2015
İlahi penguen!
1.5.2015
Soykırım!
25.4.2015
Muasır Medeniyetin Vicdanı
18.4.2015
Amen
12.4.2015
Ölü Kahramanlar Derneği
04.04.2015
Yaşamı savunmak mı ölümü kutsamak mı?
02.04.2015
En büyük hayali başbakan olmakmış
29.03.2015
Emekliliğin belgesi!
22.03.2015
Kanaviçe
17.02.2015
Sallandıracaksın birkaç tanesini !
18.01.2015
Vicdanlı olmak kolay, peki ya adaletli olmak?
12.01.2015
‘Benim adım Tuncer, Müslümanım ve terörist değilim’
19.12.2014
Özgür basın susturulamaz!
03.12.2014
Bir delilik yapmak…
13.11.2014
Toprağın üstünü savunmak, hayatı savunmaktır
22.10.2014
Linç !
04.10.2014
‘Sarıkız’ın öyküsü…
19.09.2014
Futbolumuzun ‘marka’ halleri
08.09.2014
Özgür basın bunu da yazın
27.08.2014
Kadınlar plajı ve horon tepenler
14.08.2014
Aydınlanma ve eşitlik
31.07.2014
Elma ağacı ve ayrık otu
10.07.2014
Vatan, toprak ve taze fasulye
06.07.2014
Apiça’da Remezan
20.06.2014
Beyin felciyle ‘yaşamak’
02.06.2014
Beyin felciyle ‘yaşamak’
18.05.2014
Çürümüş vicdan
03.05.2014
İyi bayramlar
27.04.2014
Andon’un acı suyu
18.04.2014
Makas
09.04.2014
Sivil cumhurbaşkanı adayım
25.03.2014
Çöplük
23.03.2014
“Tivitır”
15.03.2014
Ekmek
08.03.2014
Habu akan dereler
27.02.2014
Kasetli demokrasi
20.02.2014
Yine yakmış yar mektubun ucunu
06.02.2014
Ölün ulan siz!
21.01.2014
Teferruata takılan adalet!
30.12.2013
Madalya ve adalet…*
27.12.2013
Oyuncak demokrasi
20.12.2013
Babamın mandalinaları
22.11.2013
Biz Ahmet Kaya’yı “siyasetsiz” sevdik
15.11.2013
‘Gavat’ kafa, ‘Yorgo’ mermer…
22.06.2013
"Kahrolsun bağzı şeyler"
16.06.2013
Dereler Gezi’ye akar…
09.06.2013
Gezi Parkı’na Kasımpaşa’dan bakınca…
02.06.2013
Gezi Parkı sadece birkaç ağaçtan ibaret değil!
04.05.2013
Hoşçakalın
26.04.2013
Tahtacı
19.04.2013
Atatürk kimdir
22.03.2013
Bayram
08.03.2013
Milli gazetecilik
22.02.2013
Berfo Ana
15.02.2013
Medyanın generalleri
01.02.2013
Apiça’dan sevgiler
11.01.2013
Bindirilmiş kıtalar
04.01.2013
Başka Tanrı’nın çocukları
28.12.2012
Kızılağaç
21.12.2012
Madalya ve adalet
18.12.2012
Misyon
14.12.2012
Adıyaman’dan darbeye
07.12.2012
Karadeniz karadur
30.11.2012
Kasım çağrışımları
23.11.2012
Köprüde illüzyon
16.11.2012
İflas
09.11.2012
Baba dili
02.11.2012
Genç ihtiyarlar rahatsız
26.10.2012
Nazargül
19.10.2012
Görmeyen gözler
12.10.2012
Alfa 25
12.10.2012
Peki, şimdi biz...
12.10.2012
Aborjin
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive