Tuncer KÖSEOĞLU

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

İmparatore!


27.7.2017 - Bu Yazı 800 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Maiyetindekilerle birlikte sefere çıktı İmparator. Öfkeliydi. Nasıl öfkeli olmasın, damadına ait işyerinin yanındaki kebapçı paravan koyup önünü kapatmıştı. Kuzgunla haber saldı önce “Tez yıkıla o paravan” diye… Karşı kuzgundan haber geldi, “Gücün yetiyorsa gel sen yık” diye.  Bir de ‘Sen kimsin’ meselesi var ki üzerine enstitü kurulsa yeridir. Herkesin çoook önemli olduğu yerde, ‘Sen kimsin’ dendiğinde, akan sular durur, küçük çaplı bir savaş çıkardı. Kim olduğunu cihana duyurma adına…

İmparator Halikarnasos’tan sefere çıkarken, Alaçatı’daki kebapçı boş durmuyor; Adana, Urfa kebaplarının yanında lahmacunları yığınak yaparak savunma hattını güçlendiriyordu. Bu yığınak sayesinde İmparatorun gece baskınını geri püskürten kebapçı bir anda ülke gündemine oturuyor, art arda televizyonlara “Delikanlıysan tekrar gel” röportajları veriyordu… Bunlar yaşanırken İmparator birkaç gün sessiz kaldıktan sonra basının karşısına çıktı. Yenilmiş bir mağdurdan çok mağrurdu. Ki, onun kitabında yenilmek şöyle dursun, kendini Tanrı katına yakın bir yerde görüyordu. Yaptıkları için özür dilemedi; aksine olaya ailesini katarak, “Yine yaparım” deyip geçiştirdi. Unutulmasını istedi bu başarısız seferin. Unutulabilirdi unutulmasına ancak olaya karışan kişi Türk Futbolu’nun ‘tek’ yöneticisi, her şeyin ondan sorulduğu Fatih Terim olmasaydı eğer…

Terim de hiçbir şey olmamış gibi davranılmasını istiyordu; çünkü Türk halkının ona vefa borcu vardı. Öyle ya; İmparatorluk kavramının doğduğu, kısa süre çalıştığı topraklarda bir anda kendini Julius Caesar katında bulmuştu. İtalyan futboluna verdikleri karşılığında kendisine İtalya’nın güneyi (Çizme kısmı) teklif edilmiş, ama o bunu reddetmişti. Koca İmparator, ne etsin  fakir güneyi, o doğuştan kuzeyliydi. Bunu yerine ülkesine dönüp bizim çocukken top oynadığımız, dere geldiğinde yeri sıklıkla değişen toprak çakıl karışımı sahanın da içinde olduğu her yerin sahibi olmak istemişti. Bu isteği de yerine getirildi. Bu ülkede futbol ne varsa her şey Terim sayesinde oldu gibi bir egoyla duruyor karşımızda. Öyle bir mağrurluk ki bu, Batı Roma’nın büyük İmparatoru Sezar bile boynu bükük durur, karşısında ezilir…

Hal böyle olunca bir yalan sarmalının içinde debelenip gidiyoruz. Futbolumuzun yapılan onca tesisler ve yatırımlara karşın giderek dibe oturmasını içimiz acıyarak izlemek bir yana, sporun evrensel değerlerinden de giderek uzaklaşıyoruz.  Futbolumuzun en tepe noktasındaki Terim, hem yaptığı mafyavari baskının görülmemesini istiyor hem de “Bir daha olsa yine yaparım” diyor. Diyebiliyor. Buna rağmen yerinde hiçbir şey olmamış gibi oturabiliyor.

Bu olaydan sonra medyada Terim’in istifa etmesi gerektiği söylendi-yazıldı. Bunu yazanlardan biri de memleketin yetiştirdiği en iyi kalecilerden biri olan Rüştü Reçber oldu. Reçber, Hürriyet Gazetesi’ndeki köşesinde son derece nazik bir dille Terim’in istifa etmesi gerektiği, etmediği takdirde ise görevden alınması gerektiğini yazdı.  Vay sen misin bunu yazan! Terim, baştan sona Rüştü’yü aşağılayan bir mektup yazdı. Mektubun özünü, “Sen benim kim olduğumu biliyor musun? Sen kimsin?” tavrı oluşturuyordu. Öyle ki, Rüştü’ye neredeyse “Ben senin sünnetli halini bilirim” demeye getirdi. Hele bir dilbilgisi dersi var ki, evlere şenlik… Terim’in engin dilbilgisiyle Rüştü’yü aşağılamasını Ahmet Hamdi Tanpınar ya da Yahya Kemal Beyatlı gibi Türk dilinin üstadları okusa mezarlarından kalkar, İmparator’un karşısında el pençe dururlardı, kuşkusuz!

Yeni bir futbol sezonuna giriyoruz. Dolar’lar, Euro’lar havada uçuşuyor. Uçaklar iniyor kalkıyor, bir göz boyamadır gidiyor sahalarda.  Giderek dibe oturan futbolun en tepesindeki insanın istifa etmek yerine kükrediği günleri yaşıyoruz. Bizler ise çok sevdiğimiz futbolu kâh içimiz acıyarak kâh sevinerek kâh üzülerek seyredeceğiz. Önümüze konulan mönüye bakıp yemeye çalışacağız ki, futbolu yönetenler ne hikmetse her defasında aynı yemeği yediriyor bizlere…

Yazarken bile zaman zaman sinirlendiğim yazıyı bu memleketin topraklarında doğduğu ve bizlere geleceğin anahtarını deyişlerle verdiği için minnet duyduğum “İki kapılı bir handa” yaşayıp giden Aşık Veysel’le bitirmek istiyorum. Ne diyordu büyük halk ozanı: “Beni hor görme kardeşim, sen altınsın ben tunç muyum? Aynı vardan var olmuşuz, sen topraksın ben baç mıyım?”.

Facebook Yorumları

reklam
25.08.2020
Bakan’ın, ‘Dere gün gelir hakkını alır’ diyen bir dedesi olmamış!
1.08.2020
Kadınlar erkeklere neden güvensin?
21.07.2020
Karanlık…
9.07.2020
Fıtrat ve yemek…
11.04.2020
İtiraf ediyorum:Bidon kafalıyım
2.04.2020
Begonvil…
29.11.2019
Öğretmen gibi oturmak…
18.11.2019
Kasaba...
12.11.2019
Cinayet süsü!
1.11.2019
Haydarpaşa ve Sirkeci’nin raconu!!!
19.10.2019
Bir anlaşmadan geriye kalanlar...
28.08.2019
Emanet!
20.03.2020
Bir doktoru özür dilemeye zorlamak…
28.06.2019
Nankörler!
16.06.2019
Babalar ve uşakları (*)
12.05.2019
Çürüme…
27.04.2019
Seçimler ve rutinlerimiz…
13.3.2019
Beyoğlu’nun en güzel abisi
24.1.2019
Baba’nın ardından…
26.7.2018
Türkiye’nin ‘’Mesut’’ halleri…
12.7.2018
Paramparça...
1.7.2018
Dünya Kupası üzerine bir çeşitleme
6.4.2018
Yaşamına virgül koyup gitti,
14.1.2018
Denizler Altında 20 Bin Fersahtan Milli ve Yerliliğe
6.11.2017
Sahne kötülerin
22.9.2017
‘’Şu mektepler olmasaydı’’…
3.8.2017
Çınar…
27.7.2017
İmparatore!
19.7.2017
Ya evde yoksan…
21.5.2017
Çuval...
13.5.2017
Fıtrat…
5.5.2017
Al Jazeera Türk…
22.4.2017
Demokrasinin menemenle imtihanı
11.3.2017
Bir mahalleye kök salmak…
26.2.2017
En alttakiler
19.2.2017
Çocuklar bizi gözetliyor…
12.2.2017
Hatalıysak aramızda kalsın!
2.2.2017
Aşıklar Şehri’nin büyüsü…
28.1.2017
Sana ne…
22.1.2017
10. yıl…
12.1.2017
Öküzün boynuzunda…
31.12.2016
Heykel…
24.12.2016
Teferruat
8.12.2016
Kapıları kilitlemek…
1.12.2016
İstanbul’dan gitmek…
20.11.2016
İnsanın içi üşür oğul…
16.11.2016
West World
1.11.2016
Eşyalar, insanlar ve düşünceler…
23.10.2016
Duvardaki sarmaşık...
9.10.2016
Kırmızı perşembe…
1.10.2016
Yozgat Blues
23.9.2016
Mesele ağaç, anladınız mı?
13.9.2016
Eylül’de bayram
29.8.2016
Vay Babako…
24.8.2016
Katilleri ayırmak
13.8.2016
Devrimin ‘idam’ sesleri
6.8.2016
Bayrak…
19.7.2016
12 Eylül’den 15 Temmuz’a…
15.4.2016
Bir katilin ardından…
27.11.2015
Memleket!
7.11.2015
Ha buni bize kim etti? (2)
22.10.2015
Çakma otomobil!
14.10.2015
*Vesikalık
8.10.2015
İnsanlık suçu ve gerçek!
3.10.2015
HDP siyasi parti olabilecek mi?
16.9.2015
Yurtsuz kalmak…
28.8.2015
PKK iki halkın da düşmanı!
11.7.2015
Sıradan faşizm…
20.6.2015
Sınır…
14.6.2015
Ha buni bize kim etti?
6.6.2015
Büyük insanlık!
31.5.2015
Numara 37
23.5.2015
Oyumu sana vermeyeceğim
8.5.2015
İlahi penguen!
1.5.2015
Soykırım!
25.4.2015
Muasır Medeniyetin Vicdanı
18.4.2015
Amen
12.4.2015
Ölü Kahramanlar Derneği
04.04.2015
Yaşamı savunmak mı ölümü kutsamak mı?
02.04.2015
En büyük hayali başbakan olmakmış
29.03.2015
Emekliliğin belgesi!
22.03.2015
Kanaviçe
17.02.2015
Sallandıracaksın birkaç tanesini !
18.01.2015
Vicdanlı olmak kolay, peki ya adaletli olmak?
12.01.2015
‘Benim adım Tuncer, Müslümanım ve terörist değilim’
19.12.2014
Özgür basın susturulamaz!
03.12.2014
Bir delilik yapmak…
13.11.2014
Toprağın üstünü savunmak, hayatı savunmaktır
22.10.2014
Linç !
04.10.2014
‘Sarıkız’ın öyküsü…
19.09.2014
Futbolumuzun ‘marka’ halleri
08.09.2014
Özgür basın bunu da yazın
27.08.2014
Kadınlar plajı ve horon tepenler
14.08.2014
Aydınlanma ve eşitlik
31.07.2014
Elma ağacı ve ayrık otu
10.07.2014
Vatan, toprak ve taze fasulye
06.07.2014
Apiça’da Remezan
20.06.2014
Beyin felciyle ‘yaşamak’
02.06.2014
Beyin felciyle ‘yaşamak’
18.05.2014
Çürümüş vicdan
03.05.2014
İyi bayramlar
27.04.2014
Andon’un acı suyu
18.04.2014
Makas
09.04.2014
Sivil cumhurbaşkanı adayım
25.03.2014
Çöplük
23.03.2014
“Tivitır”
15.03.2014
Ekmek
08.03.2014
Habu akan dereler
27.02.2014
Kasetli demokrasi
20.02.2014
Yine yakmış yar mektubun ucunu
06.02.2014
Ölün ulan siz!
21.01.2014
Teferruata takılan adalet!
30.12.2013
Madalya ve adalet…*
27.12.2013
Oyuncak demokrasi
20.12.2013
Babamın mandalinaları
22.11.2013
Biz Ahmet Kaya’yı “siyasetsiz” sevdik
15.11.2013
‘Gavat’ kafa, ‘Yorgo’ mermer…
22.06.2013
"Kahrolsun bağzı şeyler"
16.06.2013
Dereler Gezi’ye akar…
09.06.2013
Gezi Parkı’na Kasımpaşa’dan bakınca…
02.06.2013
Gezi Parkı sadece birkaç ağaçtan ibaret değil!
04.05.2013
Hoşçakalın
26.04.2013
Tahtacı
19.04.2013
Atatürk kimdir
22.03.2013
Bayram
08.03.2013
Milli gazetecilik
22.02.2013
Berfo Ana
15.02.2013
Medyanın generalleri
01.02.2013
Apiça’dan sevgiler
11.01.2013
Bindirilmiş kıtalar
04.01.2013
Başka Tanrı’nın çocukları
28.12.2012
Kızılağaç
21.12.2012
Madalya ve adalet
18.12.2012
Misyon
14.12.2012
Adıyaman’dan darbeye
07.12.2012
Karadeniz karadur
30.11.2012
Kasım çağrışımları
23.11.2012
Köprüde illüzyon
16.11.2012
İflas
09.11.2012
Baba dili
02.11.2012
Genç ihtiyarlar rahatsız
26.10.2012
Nazargül
19.10.2012
Görmeyen gözler
12.10.2012
Alfa 25
12.10.2012
Peki, şimdi biz...
12.10.2012
Aborjin
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive