Tuncer KÖSEOĞLU

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

Numara 37


31.5.2015 - Bu Yazı 2138 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Ah, şimdi hatıralar mahallesinde

Misak-ı Milli Sokak No.37

Orası bütün evler, bütün ömür içinde,

Mesut olduğumuz evdi

Ziya Osman Saba (1950)

Geçer gideriz sokaklardan, ayaklarımızın izleri başka ayak izlerine karışır. Farkında olmadan değişir yaşadığımız mahalle; sokaklar başkalaşır, geriye anıların biriktiği hüzün kalır. Hastalığının ileri aşamasında, ölümünden çok az bir süre önce yazdığı şiiri, Selim İlerinin yazdığı ‘İstanbul Kitaplığı’serisinin 6. cildinde, geç de olsa okumasaydım eğer, ünlü şair Ziya Osman Saba ile yolumun kesiştiğini bilemeyecektim elbette. 1930’lu yılların başında nişanlısıyla ev arayan Saba, Misak-ı Milli Sokak, No.37’de bulduğu iki oda bir salon, cumbalı evi, ömrünün sonuna dek unutamaz. Bir süre sonra taşındığı ev ve mahalle, şairin içine işlemiş olacak ki ölüm döşeğinde “Hayatımın en mesut günlerini geçirdim” dediği evin şiirini yazar. 1957 yılında 47 yaşındayken hayata gözlerini yuman Saba da mahallenin değişiminden yakınarak şöyle devam eder o şiirde:

Bir çocukluk oyunu mu oynardık orada?

Sen gelin olmuştun, ben güvey.

Sen öyle güzel ben daha genç.

Yepyeni, taptazeydi her şey.

Söz birliği etmiş, şimdi saksılar, perdeler.

Elektrik lambasıyla değiştirilen fener.

O sokağa ne zaman yolum düşse bir ses:

Günler geçti, geçti, geçti… der.

 

Şairin bir ömre sığdırdığı ve şiirini yazdığı sokaktaki değişimi, birkaç yıla sığdırdım desem yalan olmaz. Sürekli geçip gittiğim sokak ve mahalle sihirli bir el değmişçesine değişiyor, anılara yer bırakmadan. Işık hızıyla yaşadığımızdan mıdır nedir, Ziya Osman Saba’lar da çıkmıyor artık. Bir 10 yıldan fazladır şiirin geçtiği sokağın olduğu Yeldeğirmeni Mahallesi’nde yaşıyorum. Mahalleyle tanışmamsa 30 yıldan fazladır. Dün akşam geçerken Misak-ı Milli Sokak’tan, özellikle baktım 37 numaraya, bir iş hanı olmuş. O kadar sıradan ki özellikle bakmasam bilemeyecektim orada ne olduğunu. Zaten sokakta bir ya da iki cumbalı eski ev kaldı. Şairin,

Akşamlar iner, ‘kaymak yoğurt’çularla,

Kaldırımlar benim için gölgelenirdi.

Saatler ilerler bozacılarla,

Derken bir komşu seslenirdi” diye tarif ettiği sokakta, pavyonlardan yükselen elektro bağlama sesleri duyuluyor daha çok. 90’lı yılların ortalarından itibaren tek tekçi meyhanelerin yerini ‘türkü bar’ adı altında birbiri ardına açılan pavyonlar aldı. Birkaç yıl öncesine kadar, geceleri gürültü sesine silah sesleri karışırdı. Herkes kendi yerini sabitlemiş olacak ki silah sesleri duyulmuyor, cinayet işlenmiyor artık Misak-ı Milli Sokak’ta…

Bütün nobranlığa karşın, İstanbul’un en çok eski evinin olduğu mahalle, özellikle son birkaç yıldır hızlı bir değişimin içine girdi. Kiralar ucuz diye açılan sanat atölyeleriyle beraber, kafeler çoğaldı. Öyle çoğaldı ki Yeldeğirmeni sakini bir arkadaşım geçen gün “Bugün Yeldeğirmeni’nde yeni bir kafe açılmadı…” diye tweet attı ki gerçekten haber değeri vardı bunun. Mahallenin eski sakinleri uzaktan izliyor bu değişimi; bakkalları, terzileri, tesisatçıları gidiyor bir bir…

Bu kış, kartopu oynarken bıçaklanarak öldürülen sevgili dostum Nuh Köklü’nün öldürüldüğü yerde kafe açıldığını gördüm dün. Yıllarca aktar olarak çalışan dükkânın etrafı, cinayetten sonra sacla kapatıldı. Önünden geçmek istemediğim sokağa girdiğimde ne göreyim, örtünün altından bir kafe çıkmış. Katil içeride, kafede gençler oturuyor. Belli ki el değiştirmiş… Zamanın ruhu bunu gerektiriyor demek.  

Bilenler bilir Yeldeğirmeni’nin denize uzanan dikey sokaklarının arası gizli bahçedir. İki sokak arası nefes alınacak yeşillik sunar sakinlerine betona inat. Benim oturduğum sokak da öyle. Evimin hemen karşısında, iki ayrı ahşap ev vardı, virane. Yıllar yılı, biri onarsa diye bakıp durdum. Derken biri onardı ahşap evlerden birini. Güzel de oldu. Aradan bir yıl geçti, bahçeye Arnavut kaldırımı döşedi evi yapanlar. Herhalde üzerine toprak döküp güzel bir bahçe haline getirecekler diye düşündüm. Safmışım… Bir gece aniden demir profillerle kapadılar bahçeyi, üzerine de beyaz bir çatı. Adam bahçeyi eve kattı belli ki, ortada hilkat garibesi bir zengin kondu oluştu. Kadıköy Belediyesi’ne haber verdi mahalleli. Fotoğrafını çekip gönderdik. Aradan bir ay geçti, ne gelen var ne giden. Bahçeye bakmak gelmiyor içimden… ‘Kentsel dönüşüme’ girdi bizim sokağın bahçesi. Asıl işi müteahhitlik olan belediye başkanından onay almışlar belli ki uğrayan eden yok. Saba gibi yeteneğimiz yok ki hüzünlü bir dize yazalım. Yine de bu durumu en iyi Neyzen Tevfik anlatırdı eminim…

Yazıya oturdum, malum seçimler eli kulağında. Yüksek siyasetten dem vurup afili kelam edecektim. Demokrasi, seçim, şu, bu, falan, filan. Yaşadığı yeri bir seyirci gibi izleyen bir faniyim sonuçta. Ama aklıma düştü, geçen sabah Paris Mahallesi’nden geçerken senenin ilk dutunu yedim. Rüzgâr vardı, dutlar döküldü Arnavut kaldırımlı sokağa. Yol arkadaşım iç çekerek mırıldandı: “Şöyle sofra bezi olacak büyük. Silkeleyecek biri dallarını. Oturup afiyetle yiyeceksin. Kalabalık olacak bezin etrafındakiler.”

Toplayanın edenin olmadığı sokaktaki dutlardan birini elime aldım. Arkadaşımın 'sakın yeme' serzenişine aldırmadan hafifçe üfleyip ağzıma attım. Sonra, yürüdüm gittim yoluma…

Facebook Yorumları

reklam
11.04.2020
İtiraf ediyorum:Bidon kafalıyım
2.04.2020
Begonvil…
29.11.2019
Öğretmen gibi oturmak…
18.11.2019
Kasaba...
12.11.2019
Cinayet süsü!
1.11.2019
Haydarpaşa ve Sirkeci’nin raconu!!!
19.10.2019
Bir anlaşmadan geriye kalanlar...
28.08.2019
Emanet!
20.03.2020
Bir doktoru özür dilemeye zorlamak…
28.06.2019
Nankörler!
16.06.2019
Babalar ve uşakları (*)
12.05.2019
Çürüme…
27.04.2019
Seçimler ve rutinlerimiz…
13.3.2019
Beyoğlu’nun en güzel abisi
24.1.2019
Baba’nın ardından…
26.7.2018
Türkiye’nin ‘’Mesut’’ halleri…
12.7.2018
Paramparça...
1.7.2018
Dünya Kupası üzerine bir çeşitleme
6.4.2018
Yaşamına virgül koyup gitti,
14.1.2018
Denizler Altında 20 Bin Fersahtan Milli ve Yerliliğe
6.11.2017
Sahne kötülerin
22.9.2017
‘’Şu mektepler olmasaydı’’…
3.8.2017
Çınar…
27.7.2017
İmparatore!
19.7.2017
Ya evde yoksan…
21.5.2017
Çuval...
13.5.2017
Fıtrat…
5.5.2017
Al Jazeera Türk…
22.4.2017
Demokrasinin menemenle imtihanı
11.3.2017
Bir mahalleye kök salmak…
26.2.2017
En alttakiler
19.2.2017
Çocuklar bizi gözetliyor…
12.2.2017
Hatalıysak aramızda kalsın!
2.2.2017
Aşıklar Şehri’nin büyüsü…
28.1.2017
Sana ne…
22.1.2017
10. yıl…
12.1.2017
Öküzün boynuzunda…
31.12.2016
Heykel…
24.12.2016
Teferruat
8.12.2016
Kapıları kilitlemek…
1.12.2016
İstanbul’dan gitmek…
20.11.2016
İnsanın içi üşür oğul…
16.11.2016
West World
1.11.2016
Eşyalar, insanlar ve düşünceler…
23.10.2016
Duvardaki sarmaşık...
9.10.2016
Kırmızı perşembe…
1.10.2016
Yozgat Blues
23.9.2016
Mesele ağaç, anladınız mı?
13.9.2016
Eylül’de bayram
29.8.2016
Vay Babako…
24.8.2016
Katilleri ayırmak
13.8.2016
Devrimin ‘idam’ sesleri
6.8.2016
Bayrak…
19.7.2016
12 Eylül’den 15 Temmuz’a…
15.4.2016
Bir katilin ardından…
27.11.2015
Memleket!
7.11.2015
Ha buni bize kim etti? (2)
22.10.2015
Çakma otomobil!
14.10.2015
*Vesikalık
8.10.2015
İnsanlık suçu ve gerçek!
3.10.2015
HDP siyasi parti olabilecek mi?
16.9.2015
Yurtsuz kalmak…
28.8.2015
PKK iki halkın da düşmanı!
11.7.2015
Sıradan faşizm…
20.6.2015
Sınır…
14.6.2015
Ha buni bize kim etti?
6.6.2015
Büyük insanlık!
31.5.2015
Numara 37
23.5.2015
Oyumu sana vermeyeceğim
8.5.2015
İlahi penguen!
1.5.2015
Soykırım!
25.4.2015
Muasır Medeniyetin Vicdanı
18.4.2015
Amen
12.4.2015
Ölü Kahramanlar Derneği
04.04.2015
Yaşamı savunmak mı ölümü kutsamak mı?
02.04.2015
En büyük hayali başbakan olmakmış
29.03.2015
Emekliliğin belgesi!
22.03.2015
Kanaviçe
17.02.2015
Sallandıracaksın birkaç tanesini !
18.01.2015
Vicdanlı olmak kolay, peki ya adaletli olmak?
12.01.2015
‘Benim adım Tuncer, Müslümanım ve terörist değilim’
19.12.2014
Özgür basın susturulamaz!
03.12.2014
Bir delilik yapmak…
13.11.2014
Toprağın üstünü savunmak, hayatı savunmaktır
22.10.2014
Linç !
04.10.2014
‘Sarıkız’ın öyküsü…
19.09.2014
Futbolumuzun ‘marka’ halleri
08.09.2014
Özgür basın bunu da yazın
27.08.2014
Kadınlar plajı ve horon tepenler
14.08.2014
Aydınlanma ve eşitlik
31.07.2014
Elma ağacı ve ayrık otu
10.07.2014
Vatan, toprak ve taze fasulye
06.07.2014
Apiça’da Remezan
20.06.2014
Beyin felciyle ‘yaşamak’
02.06.2014
Beyin felciyle ‘yaşamak’
18.05.2014
Çürümüş vicdan
03.05.2014
İyi bayramlar
27.04.2014
Andon’un acı suyu
18.04.2014
Makas
09.04.2014
Sivil cumhurbaşkanı adayım
25.03.2014
Çöplük
23.03.2014
“Tivitır”
15.03.2014
Ekmek
08.03.2014
Habu akan dereler
27.02.2014
Kasetli demokrasi
20.02.2014
Yine yakmış yar mektubun ucunu
06.02.2014
Ölün ulan siz!
21.01.2014
Teferruata takılan adalet!
30.12.2013
Madalya ve adalet…*
27.12.2013
Oyuncak demokrasi
20.12.2013
Babamın mandalinaları
22.11.2013
Biz Ahmet Kaya’yı “siyasetsiz” sevdik
15.11.2013
‘Gavat’ kafa, ‘Yorgo’ mermer…
22.06.2013
"Kahrolsun bağzı şeyler"
16.06.2013
Dereler Gezi’ye akar…
09.06.2013
Gezi Parkı’na Kasımpaşa’dan bakınca…
02.06.2013
Gezi Parkı sadece birkaç ağaçtan ibaret değil!
04.05.2013
Hoşçakalın
26.04.2013
Tahtacı
19.04.2013
Atatürk kimdir
22.03.2013
Bayram
08.03.2013
Milli gazetecilik
22.02.2013
Berfo Ana
15.02.2013
Medyanın generalleri
01.02.2013
Apiça’dan sevgiler
11.01.2013
Bindirilmiş kıtalar
04.01.2013
Başka Tanrı’nın çocukları
28.12.2012
Kızılağaç
21.12.2012
Madalya ve adalet
18.12.2012
Misyon
14.12.2012
Adıyaman’dan darbeye
07.12.2012
Karadeniz karadur
30.11.2012
Kasım çağrışımları
23.11.2012
Köprüde illüzyon
16.11.2012
İflas
09.11.2012
Baba dili
02.11.2012
Genç ihtiyarlar rahatsız
26.10.2012
Nazargül
19.10.2012
Görmeyen gözler
12.10.2012
Alfa 25
12.10.2012
Peki, şimdi biz...
12.10.2012
Aborjin
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive