Tayfun Atay

T24



Bookmark and Share

Cumhuriyet’i cezasıyla sevdik biz!


22.4.2019 - Bu Yazı 212 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 40 yıllık arkadaşım Can Dündar’ın davetiyle oldu bu.

Can, Cumhuriyet’in Genel Yayın Yönetmeni olarak göreve başlar başlamaz beni hem popüler kültür hem de din-siyaset-kültür ilişkisi üzerine yoğunlaşacak katkılarda bulunmam için gazeteye çekti.

Geldiğimin üçüncü ayında da bir yazı dizisi istedi benden… İktidarını “dinbazlık”la toplumsal rızaya dönüştüren bir partinin, cemaatler ve tarikatlarla “al takke ver külah” halde memleketin kaderine hâkimiyeti üzerine sosyal-antropolojik bir “röntgen” çekip tahlillerde bulunmam için… Böyle bir çalışmanın 7 Haziran 2015 seçimlerine giderken ilgi çekeceği, hatta gündem oluşturabileceği düşüncesiyle…

23 Mayıs 2015’te başlayan “Parti Tarikat Cemaat” yazı dizisi 7 gün sürdü. Dizinin son bölümünün yayımlandığı 29 Mayıs günkü gazete, aynı zamanda Can Dündar imzalı “MİT Tırları” haberi sekiz sütuna manşet ve “İşte Erdoğan’ın yok dediği silahlar” başlığıyla çıktı.

                                                                     ***

O günden itibaren korkunç bir iktidar gadri altında, kâh Silivri bahçelerinde ve görüşmelerinde, kâh Çağlayan koridorları ve duruşmalarında akıp giden bir cehennem hayatı içinde bulduk kendimizi.

Hiçbir şey bir daha eskisi gibi olmadı.

Tabii ki farklı dozlarda; kimimiz çok derinden, adeta bıçağın (kemiğe değmek ne kelime!) kemiği delip geçtiği bir eza ile; kimimiz de yakınlarının, arkadaşlarının, meslektaşlarının haksız yere kendilerinden kopartılmış olmasının üzüntü ve endişesi ile bu zulüm sürecini deneyimledik.

Kabaca özetlemek gerekirse, Can Dündar ve Erdem Gül’ün tutuklanmalarıyla başlayan ve Can’ın hayatına kastedilmesine yol açacak derecede resmi kışkırtmalarla katmerlenen;

15 Temmuz “Dabbe”si ardından da Akın Atalay’ın icra kurulu başkanlığı ile Murat Sabuncu’nun yayın yönetmenliğinde sürdürdüğümüz gazeteciliğe yönelik mesnetsiz suçlamalarla 12’si tutuklu 15 arkadaşımızın yargılanmalarıyla devam eden;

Nihayetinde vicdanları yaralayan, adaleti karartan kararlar ve bunların üst mahkemelere taşınmasıyla bugünlere kadar gelen bir süreçtir bu...

                                                               ***

Yaşananların sonucu net: Kimi aylarca, kimi bir yılı aşkın süre mahpus tutulup özgürlüklerinden koparılmış arkadaşlarımız…

Sevdiklerinden, canlarının yongalarından koparılmış arkadaşlarımız…

Neşelerinden, sevinçlerinden, sağlıklarından koparılmış arkadaşlarımız…

Ve tabii sürecin bir noktasında, 7 Eylül 2018’deki gazete yönetim değişikliği ardından bizim de Cumhuriyet’ten kopuşumuz var.

Gel gelelim biz Cumhuriyet’ten kopsak da Cumhuriyet bizden hâlâ kopmadı! “Resmiyet”, buna izin vermiyor!..

İşte o yüzden, yerel seçim sonrası süreçte ülke çapında inandırıcılığını iyiden iyiye yitirmiş iktidarın taptaze bir “müjde”siyle karşı karşıyayız biz: Tarihe adalet adına yüz kızartırcasına geçecek bir mahkeme süreci sonunda 5 yıla kadar cezaya çarptırılmış sekiz arkadaşımıza; Güray Öz, Emre İper, Musa Kart, Hakan Kara, Mustafa Kemal Güngör, Bülent Utku, Kadri Gürsel ve Önder Çelik’e, istinaf mahkemesinde onaylanan cezalarının UYAP’a yüklenmesiyle cezaevi yolu gözüktü bugün, yarın, öbür gün!..

                                                                            ***

Kritik nokta şu ki bu isimlerinin hiçbirinin şu anda Cumhuriyet Gazetesi ile bir bağı yok.

Onlar da ben de ve başka bir dolu isim de 7 Eylül’de vakıf ve gazete yönetim değişikliği sonrası gazeteden koptuk.

Cumhuriyet Gazetesi Davası’ndan hüküm giyip şimdi infaz edilen ama Cumhuriyet’ten kopmuş bir yumak iyi insan söz konusu.

Bir de onlar sanık olarak savcı ve hâkim karşısında canla başla, yüreklice, alınları ak, göğüsleri dik savunma yaparken, tanık olarak savcı iddianamesini, hakim kararlarını besleyenlerin denetim ve yönetiminde bir “Yeni Cumhuriyet” var.

                                                                                ***

İşte böyle bir şey!..

Cumhuriyet’ten kopmuş olsalar da Cumhuriyet’in “Gazetecilik” adına onuru ve yükü hâlâ omuzlarında olarak kimi hapse, kimi de hapis yolu gözlemeye koşulu yaşam sürenler var aramızda… 

Bugün saat 12’de İstanbul Barosu’nun İstiklal Caddesi’ndeki binasında onlarla birlikte “Cumhuriyet Gazetesi Davası”nın (aynı şekilde “Cumhuriyet’siz” kılınmış) diğer sanıkları ve avukatları basın açıklaması yapacaklar.

Sonra da koptukları/koparıldıkları gazetenin tarihine hiç kuşkusuz büyük bir onur nişanesi olarak geçecek gazetecilik pratiğinin bedelini an itibarıyla en ağır şekilde ödemek durumundaki arkadaşlarıyla, onları ceza evine uğurlamadan önce son bir kez kucaklaşıp helâlleşecekler.

Arkadaşlarımla kucaklaşmak ve onlara “Uğurlar olsun!” demek üzere ben de orada olacağım.

Eğer insanın iyiliğinden, doğruluğundan, güzelliğinden hâlâ ümidi kesmeyenlerdenseniz, lütfen siz de orada olun!..

Sonrası mı?..

Sonrası malûm; elbette devam edecek.

Aynen, Nâzım’ın “vatan hainliği” nasıl devam ettiyse…

“Eski Cumhuriyet”in “yeni mi yeni cezaları” da devam edecek!..

Kılıçdaroğlu’na saldırı

Cumhuriyet Gazetesi Davası’yla ilgili yukarıdaki yazıyı kaleme alma sürecinde haberdar oldum Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik Çubuk’taki saldırıdan… Ve bu yazıyı zor bitirdim!..

Daha doğrusu “Çubuk Linç Girişimi”ni değerlendirecek bir başka yazı yazıp yazmama arasında gittim geldim.

Yine de bu yazıyı yazmaya devam edip sona yaklaştığımda bu defa Devlet Bahçeli’nin, “Ne işin vardı senin orada Kılıçdaroğlu?” demeye getiren korkunç sözleri de düştü önüme…

Ülkenin Cumhurbaşkanı’ndansa ana muhalefet liderinin maruz kaldığı linç girişimine karşı ne bir kınama ne de Kılıçdaroğlu’na yönelik bir “Geçmiş olsun” mesajı geldi bu yazı editör masasına gönderilene kadar…

Bir tarafta Çubuk’ta, akla bu ülkenin yakın tarihinden Maraş’ı, Çorum’u, Sivas’ı getiren kalabalıklar…

Diğer tarafta İstanbul-Maltepe’de, Ankara-CHP Genel Merkezi önünde toplanmış kalabalıklar…

“Örtülü faşizm”i yaşadığı da “açık faşizm”in ayak seslerinin duyulduğu da söylenebilecek, ortasından “iki ayrı toplum”a yarılmış bir ülke…

“Kutuplaşma”ya oynayarak iktidar bekası peşinde olanların, ektiklerini biçtiklerini düşündüren bir sivil-faşizan şiddeti, kaybettikleri seçimin öfkesi eşliğinde hiçbir kaygı duymaksızın neredeyse meşrulaştırırcasına sarf ettikleri, insanı alabildiğine karamsarlığa sevk eden sözler…

Ve kutuplaşma siyaseti karşısında “melezleşme” seçeneğini hayata geçirme yolunda birleştirici-kucaklayıcı mahiyette 16 milyonluk bir mega şehrin bütününe yönelik, iyimserliği teşvik eden mesajlar…

Tam bir, “Yaprak döker bir yanımız//Bir yanımız bahar bahçe” tablosu…

Çarşamba günü irdeleyelim!..  

Facebook Yorumları

reklam
18.02.2020
Goebbels korosu söylüyor: "Her şey mükemmel efendim!"
11.02.2020
Goebbelsleşme karşısında muhalefeti sorgulamak!
27.01.2020
CHP ortanın solunda olduğu kadar muhafazakârlığın da kalbinde olacaktır!
23.01.2020
Cami ne kadar ibadethane, siz onu söyleyin!
9.01.2020
Kan davası
7.01.2020
Kerbela paradigması
5.01.2020
Çağımızın hâkim ideolojisi: Kıyametçilik
31.12.2019
Mehdiyi beklemek Godotyu beklemekten beterdir!
26.12.2019
AKP’yi kültürel körlük yedi bitirdi en çok!
22.12.2019
İnmesini bilmek ya da bilememek… Mesele bu!
12.12.2019
Romanları yazanlar, nutukları atanlardan daha güçlüdürler
10.12.2019
Ümmetin kurdu kendinden olur
5.12.2019
Toprak, Beton ve Kanal
3.12.2019
İrlandalı’nın Kızı
1.12.2019
Ya Alzheimer ya cinayet: Bir şaheserdir Şahsiyet!
19.11.2019
Büşra’nın mevlit-şovu
17.11.2019
Başlangıçta tiyatro vardı!
14.11.2019
Doğallaştırma
10.11.2019
Fenomenlik, domestiklikten evlâdır!
7.11.2019
‘Ne kaa homofobi, o kaa İslamofobi!’
5.11.2019
AKP Katolikliği, CHP Protestanlığı ve cadılaştırılan HDP
3.11.2019
Hayatta olmayanı kurgudan beklemek ayıptır
31.10.2019
Vahşet Tanrısı, Uygarlık Tasması
29.10.2019
Trumpın suratından Bağdadi akıyor!
27.10.2019
Cumhurbaşkanlığına özel antropoloji tedrisatı: Araplık, Kürtlük, çöl, dağ, kültür
24.10.2019
Mevlânâ sizden utanırdı!
22.10.2019
Al Trump’ı vur Şevki’ye şevkle şehvetle!
20.10.2019
Savaşın pornografisi
15.10.2019
Pınarınız ya IŞİDe can suyu olursa!..
8.10.2019
Tapılacak en kutsal varlık Doğadır!
3.10.2019
Komediden rezalete, Etnospor-Türkiye
1.10.2019
Etnospor komedisi: "Yâ Hak diye diye yunduk Yunandık!"
22.09.2019
Helâl teşhirde Türkiyenin gururu: Modanisa
12.09.2019
Bir insanlık yenilgisi: ‘Erkeklik’
25.08.2019
Yaratılmışların en şerefsizi: İnsan
20.08.2019
Amok koşusu
6.08.2019
Akif’in Akit’i normalleştirmesi
30.07.2019
Sen bahar toprağı gibisin Dersim, seni seviyorum!
26.07.2019
İthal ya da itlaf: Bütün mesele bu!
11.07.2019
Ümmet-i Muhabbet!
2.07.2019
Geç gelen doğruluk, doğruluk değildir
11.07.2019
Ümmet-i Muhabbet!
1.07.2019
Geç gelen doğruluk, doğruluk değildir
27.06.2019
AKP zarâfetle düşmesini bilecek mi?
25.06.2019
Bitmiş bir iktidarın yakın ölümü
20.06.2019
Dinbazlığı doğrulukla birleştirmek olanaksızdır
17.06.2019
Binali Yıldırım: Elde var hüzün…
10.06.2019
“Yeni Türkiye”de dinî hiyerarşi ve dinbaz sıkışıklık
9.06.2019
Mevzubahis iktidarsa ‘Kürdistan’ teferruatmış!
3.06.2019
Dinbazlığın kırılma noktası: Gezi
27.05.2019
Bir 'dinî-ortodoksi' deklarasyonu: Diyanet raporu
26.05.2019
‘Devletin Tunç-eli’ yine mi inecek Dersim üzerine?
23.05.2019
Yeni Zelanda İslam’ı!
19.05.2019
"Hasta Türk’ün gençleşmesi": 19 Mayıs
9.05.2019
Bir ‘Ümmet-i iktidar’ komedisi
22.4.2019
Cumhuriyet’i cezasıyla sevdik biz!
21.4.2019
İmamoğlu’nun işareti: Dünya dünyevî yaşanır!
18.4.2019
Ya Cumhurbaşkanı ya ‘Biz’!
15.4.2019
‘Erkeklik kabuğu’nu kıran adam: Şener Şen
14.4.2019
Etnografi ‘mızrağı’nın İslamcılık ‘çuvalı’na sığmadığı Sudan
11.4.2019
'AKP Katolisizmi', Cadılar ve Seçimler
7.4.2019
Doktorun iyisi ‘palyaço’ olur!
5.4.2019
Kürdün olduğu kadar kurdun da hakkını gözeten Fatih Başkan
2.4.2019
'Beka sorunu’nun sonucu: Balkondaki yalnızlık
31.3.2019
İslam’da ilk seçim: Halifelik
28.3.2019
Bir ‘kriko’ olarak AKP
25.3.2019
Reis’e İskenderpaşa vız gelir tırıs gider
22.3.2019
Hangi Erdoğan?
4.3.2019
İslamiyet’te evrim
1.3.2019
Evet, Türkistan yoksa Kürdistan da yoktur!
25.2.2019
Komünizm ve din
21.2.2019
Hukukun ‘intikam’ olduğu yer: Cumhuriyet davası
18.2.2019
Siz ‘insan’ olun, kadından imam da olur peygamber de!
14.2.2019
Bir ‘ağıt’ olarak Sevgililer Günü
10.2.2019
Dede’cim seni söylüyorum, Reis’im sen anla!
4.2.2019
Hazzı kazıyın, altından hüzün çıkar: ‘Sex Education’
3.2.2019
Gutenberg asıl şimdi ölürken…
24.1.2019
A’dan Z’ye hep ‘memuriyet’tir işimiz!
21.1.2019
Hız zehri
14.1.2019
Kamu spotlarının ‘Kamu'dan bîhaberliği!
10.1.2019
Katil, adın ‘Şöhret' olsun!
27.12.2018
Bugünün ‘Abuzer'i kim?
24.12.2018
Kim milyonlara rezil olmak ister?
20.12.2018
Murat ve Acun, papağan ve aslan: 7 farkı bulun!
17.12.2018
Kadın vaiz, imanınızı mı gevşetir?!
13.12.2018
‘Usta'ya veda!
29.11.2018
Geçin ‘helâl turizm'i, ‘helâl porno' kapıda!
26.11.2018
'BİSMİLLAH'
22.11.2018
“Mühendis olmuş, matematik bilmiyor hocam!”
19.11.2018
Çocuk, insanın babasıdır!
15.11.2018
Mısıroğlu meselesi: Galip kim, mağlup kim?
12.11.2018
Türkçe ezan kimin fikriydi?
10.11.2018
Atatürk, cesarettir
5.11.2018
Birbirimizi yaşamak
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive