28 Şubat devlet gücünü kullanılarak muhafazakâr hayat tarzına ve değerlere yapılan ağır baskı ve hak ihlalleri dönemiydi. Şimdi de muhafazakâr iktidar elindeki devlet gücünü kullanarak muhaliflere ağır baskı ve hak ihlalleri yapıyor.

En önemli husus, Türkiye’de hak ve hürriyetlerin güvencesi olması gereken hukukun ve yargının, siyasi güç karşısında eğilmesi, bükülmesidir.

HUKUKUN EZİLMESİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir şiir okuduğu için hapsedildiğini hatırlatıyor.

Erdoğan o zaman mahkum edildiğinde saygın hukuk bilginimiz Sami Selçuk “Özlenen Hukuk” kitabında, “Yargıtay hukuku temelinden yıktı… yargıya inancı sarstı, yargıyı yıprattı” diyerek eleştirmişti. (sf. 237-248)

Hukuk, siyasi güç karşısında böyle eğilip bükülmüştü.

O dönemde “sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığına dayanarak, halkı birbirine karşı kin ve düşmanlığa teşvik” suçu, siyasi amaçla çarpıtılarak soruşturmalar açıldı, mahkumiyetler verildi…

Aziz dostum merhum Hasan Celal Güzel, askeri eleştirdiği için bu suçtan mahkum edilmişti.

On binlerce gencecik kızların hayatı karartılmış, sınıftan kovularak, kapıdan çevrilerek aşağılanmışlardı…

Hakim ve savcıları Genelkurmay’a çağırıp “irtica brifingi”ni dinletmişlerdi!

Parti kapatma davası açan savcılar, generaller tarafından makamında ziyaret edip kutlanmıştı!

Kamudaki “irticacıları” sorgusuz, sualsiz, yargısız işten atmak için hazırlanan kıyım kararnamesini Cumhurbaşkanı Sezer, “yargı kararı olmadan olmaz” diyerek imzalamadığı için bir bu eksik kalmıştı.

MUHAFAZAKÂR İKTİDAR

Muhafazakâr iktidar da “yargı kararı olmadan” on binlerce insanı KHK ile kamudan attı, yoksul bıraktı, toplumda da onları “damgalı” hale getirdi.

Dün “şiir okudu” deniliyordu… Bugün “tivit attı” diye binlerce mahkumiyet veriliyor. 2019 sonuna kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret suçundan dolayı açılan dava sayısı 27.717’dir, mahkumiyet sayısı 9 bin küsurdur. (https://www.gazeteduvar.com.tr/cumhurbaskanina-hakaret)

Eskiden cumhurbaşkanına hakaret suçları birkaç yüzde kalırdı.

Bunda Erdoğan’ın parti lideri olarak girdiği sert polemiklerin etkisi önemlidir ama Erdoğan’ın yargı üzerindeki nüfuzu inkar edilemez.

Meselenin hukuki yönü hakkında Doç. Dr. Sinan Kocaoğlu’nun “Hakaret Suçu, Uluslararası ve Ulusal Yargı İçtihatları Çerçevesinde” adlı kitabını tavsiye ederim.

Siyasi yön şuradan da bellidir ki, Canan Kaftancıoğlu’nun, beş yıl önce suç sayılmayan tivitlerini, il başkanı olunca suç sayılarak ceza davası açıldı.

Üstelik yargı kararları üzerinde Cumhurbaşkanının etkisi, AİHM kararlarında belirtilmektedir. (2. Daire, no. 28749/18, § 172, 210)

‘ELVEDA ANAYASA’

Asıl vurgulamak istediğim husus, Türkiye’de hemen her dönemde hukukun siyasi güç karşısında eğilmiş, bükülmüş olmasıdır.

Siyasi hareketlerimizin temel dokümanlarına bakın, hukukun üstünlüğü kavramı ya hiç yoktur yahut pek cılızdır. Solda “devrim”, sağda “dava” hukuku ezmiştir.

Hukukun üstünlüğü olmayınca, işte, bir türlü “orta gelir tuzağını” aşamıyoruz.

AK Parti’nin “2023 Hedefleri”ne bakın, hem hukuk hem eğitim standartları yoktu. Sonuç meydanda: Milli gelirimiz 12 bin dolardan 8 bin dolara düştü.

Dünün mazlumları muktedir olduklarında nasıl bir hukuki düzen yarattıklarını görmek için Prof. Kemal Gözler’in “Elveda Anayasa” kitabını mutlaka okumak gerekir.

Uluslararası sıralamalardaki yerimiz de kimsenin yüzünü ağartacak durumda değildir.

BEŞTEPE’DE TÖREN

Bugün yine Beştepe’de yine görkemli bir törenle “İnsan hakları Eylem Planı” açıklanacak.

Tabii iyi vaadler olacak fakat şu kesin: Siyasi gücün yargıya, özgürlüklere, temel haklara müdahalesine artık son verecek bir reform, mesela HSK’yı bağımsızlaştıracak bir anayasa değişikliği yoksa, beklenen iyileşmeyi sağlamaz.

Zaten sorun kanunlarımızdan değil, siyasi gücün hukuka müdahalesinden kaynaklanıyor.

Artık birbirimizi yok edemeyeceğimizi, hukukun üstünlüğü altında birlikte özgür yaşamaktan başka yol olmadığı görmeliyiz.

Vatanseverliğin gereği de birbirimizi ezmek değil, hukuk devletinin güvencesinde birlikte yaşayarak ‘gelişmiş ülke’ düzeyine çıkabilmektir.