Süleyman Seyfi Öğün

Yeni Şafak



Bookmark and Share

ABD kötülüğü seçti (1)


16.8.2018 - Bu Yazı 162 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Devr-i Trump ile birlikte ABD sistematik veyâ fevrî sâiklerle tekmil dünyâya ârıza çıkarmaya başladı. Kanada’yla, Almanya ile itişen kakışan bir ABD’den bahsediyoruz. Bugüne kadar anlaştığı yegâne rejimin Kuzey Kore; liderin ise Kim Jong -Un olması da tam bir kara mizah konusu. Gündeminde ise Türkiye var.

Kimileri, bunun ârızî olduğunu; Trump gidince -en az 2 sene var- durumun düzeleyeceğini iddia ediyorlar. Dilerim haklı çıkarlar. Ama bu satırların yazarı öyle düşünmüyor. ABD, dünyâ hegemonyasını kurduğu târihten bu tarafa mislinin olmadığını düşündüğüm bir dönüşüm yaşadı: ABD kötülüğü seçti.. Bunu ince ince açmam lâzım geldiğini biliyorum. Onun için bu yazıda bir alt yapıyı kurmaya çalışacağım…

Sık sık kendime ve sohbet ettiğim dostlarıma söylemişimdir: Eğer diyalektik olmasaydı, düşünmeye değer ne kalırdı? Düşünmeye heyecan katan, karşıtlar arasındaki beklenmeyen geçişlerdir. Eğer her şey kendisinden ibâret kalsaydı; belki düşünce târihi devâm ederdi ama işin tadı kaçardı.Cümle mistisizmlerde bu vardır ama aklıma tasavvuf geldi. İnsan tasavvufî metinleri okurken, rüyâ ve hakikât arasındaki perdenin ince geçişlerle nasıl da kalktığını; aşama aşama ,rüyânın hakikâte; hakikâtin rüyâya evrildiğini görür. Hem bireysel, hem de toplumsal târih böyle işliyor. Belki de kültür olarak adlandırdığımız süreçler bu geçişlerin billurlaşmasına, yansımasına işâret ediyor.

Hâl böyleyken; öz nitelendirmelere fazlaca güvenmemek gerekiyor. Açalım…Bir öz nitelendirme aslında, mutlak manâda özle sınırlı değildir. Bundan mâdâ; öz’ün dışında kalan dünyâ ve kişilerle bir tarz ilişki kurmayı ifâde eder. Bir öz nitelendirme, bizim “ne olduğumuza” olduğu kadar, başkalarıyla bunu ne derecede paylaştığımıza ; ama daha mühimi diğerlerinin “ne olmadığına” yapılan bir göndermedir.

Evvelâ paylaşıma bakalım. Bir öz nitelemenin paylaşılması özü tekil olmaktan çıkarır ve benzerler arasında paylaştırır. Bu bir bakıma; öz’ün büyütülmesidir.. Meselâ “Ben mühendisim” demekle “Biz mühendisiz” demek arasındaki geçiş gibi. Öz nitelemeler genellikle sınırlıdır. Belli bir sınıra kadar işler ve tutarlılıkların korunabildiği ölçeklerde kalır.

Şimdi ikinci husûsa bakalım: “Biz mühendisiz” demek, öyle olmayanın; yâni mühendis olmayanların olumsuzlanması; yâni onlara “siz değilsiniz” demektir.

Evet; nitelendirmelerin ve buna dayalı olarak sınıflandırmaların bizlere içinde farkındalık kazanmak gibi bir avantajı hediye ettiğini reddecek değilim. Ama bana öyle geliyor ki farkındalık ,çok defâ sınırların farkındalığıdır. Yâni çok ufuk açıcı değildir. Dahası bir risk içerir. Risk farklılık konu ve algısının , nesnel dâireden çıkması ve değersel bir donanım kazanmasıdır. “Sen mühendis değilsin” demekle “Sen adam değilsin” demek aynı değildir. Diğer taraftan öz niteleme, bir olumlama olarak başlayabileceği gibi bir olumsuzlama olarak da başlayabilir. “Ben adamım” demek yerine, “Sen adam değilsin” demek daha pratiktir. Olumsuzlamaya dayalı ; yâni dolaylı öz nitelendirmelerin , doğrudan olanlara göre daha yaygın olduğunu düşünüyorum. Dünyânın , insanların kötülüklerini ilân etmek, benim “iyi” olduğumu imâ etmektir. Doğrudan yapılan öz nitelendirmeler ne kadar meydan okuyuculuğa, hoyratlığa açılıyorsa; dolaylı yapılanlar da, farkında olunsun veyâ olunmasın bir o kadar riyâyı çağrıştırıyor.

Değersel kavrayış seviyesinde bir sınırın farkına varmanın, varlıkları içe doğru büktüğünü ,orta vâdede bir kütlük doğurduğunu çeşitli tecrübelerden çıkarsayabiliyoruz. Soyut düşüncenin peşinde koşmak ;“daha derinde “ olduğunu varsaydığımız ; daha özlü ortak paydaları yakalamaya çalışmak, aslında işbu öz nitelendirmelerden arınmak içindir. Bu, neticede zaman ve zemin dışı bir insanlık söyleminde son sınırına gelir. “Hepimiz insanız” demek ferahlatıcı görünür. Ama bir vakit sonra bunun hipotetik kaldığını,dramatik-trajik durumlar dışında bir karşılığının olmadığını görürüz. Trajik-dramatik hâllerini bilmeden başka hiç kimseye duygu geliştiremeyen insanları buna misâl verebilirim. “Birisini sevebilmem için ona acımam lâzım” diyen kişiler vardır. Sanki bir insanı değil, onun yaralarını severler. İnsanlığımızı büyük felâketlerde hatırlamak da böyle değil midir? Yaralar iyileşince ,herşey aslına döner…Yâni kabuklarımıza döneriz..

Hepimizin insan olması, aramızdaki farklılıkları ortadan kaldırmıyor. İnsanlar arasındaki farklılıklar her defâsında dirençli çıkmış; soyut düşüncenin birleştirici , yapıştırıcı etkilerini darmadağın etmiştir.. Kaldı ki, bunları dile getirenlerin bile iddialarına kalbî olarak sâhip çıkabildiklerinden şüpheliyim. “İnsanlık” söylemini güzellerken bile zihnimizin kapalı devrelerinde bu söylemi berhavâ eden yırtıcı kıyaslamalar mekik dokur..

Hâsıl-ı kelâm; bizi dış dünyâya karşı soğutan; ama içimizdeki ateşi de insafsızca harlayan farklılıklarımızdır. Farklılıkların bunaltıcı abartısıyla ,farksızlığın fetişizmi arasında savrulup gidiyoruz. Farklılıkların bastırılması ile gönülü aşılmak istenmesi arasındaki manâlı bir geçiş bulmak bile bana artık çok zor geliyor. Farklılıkların ayyuka çıkartılması ise, pratik olarak tecrit ve öztapınma ihtiyâcı dışında bugüne kadar bir şey vaad etmiş değil. Devam edeceğiz…

Facebook Yorumları

reklam
12.11.2018
Yaşama sevinci
8.11.2018
Siyaset, popülizm ve vasatlar
5.11.2018
Kadına şiddet
1.11.2018
Toprak…
11.10.2018
Kötülük yarışı
8.10.2018
Tecritçilik ve Türkiye’nin yolu
4.10.2018
Bağımlılığın serencâmı
1.10.2018
Öznenin nesnesi, nesnenin nesnesi
28.9.2018
Küreselleşmenin sonu…
24.9.2018
Endişeli düşünceler…
20.9.2018
Soçi sonrası
17.9.2018
Öz ve biçim üzerine…
13.9.2018
Rusya; Quo Vadis?
10.9.2018
Tahran Zirvesi’nden sonra
6.9.2018
Buharlaşma…
3.9.2018
Amerikan sosyalizmi mi?
30.8.2018
Kahramanlar ve körler
27.8.2018
Herkes oradaydı...
23.8.2018
Bir western hikâyesi
20.8.2018
ABD kötülüğü seçti(2)
16.8.2018
ABD kötülüğü seçti (1)
13.8.2018
Dünyânın düşündürdükleri..
9.8.2018
21. Asrın sonuna doğru…
2.8.2018
CHP dogmatizmi…
30.7.2018
Delilik
16.7.2018
15 Temmuz’un sene-i devriyesinde…
12.7.2018
Dönüşüm
5.7.2018
Tarafsızlık
28.6.2018
Seçim ve sonrasına dair
18.6.2018
Siyasetten soğumak
14.6.2018
G7 ve ABD-Kuzey Kore anlaşması
4.6.2018
Siyasal kısırlık ve muhalefet
31.5.2018
Ahlaki isyan ve isyan ahlakı
28.5.2018
Para oyunları
24.5.2018
Demokrasi
17.5.2018
İşler karışıyor, tablo değişiyor
14.5.2018
İstanbul: Siluet ve muhit
10.5.2018
Post oryantalizm
7.5.2018
Siyasal hikâyeler
30.4.2018
Sistem değişiminin düşündürdükleri
26.4.2018
Parametreler
23.4.2018
Dünyadan savrulmak
16.4.2018
Adâletin bu mu dünyâ?
12.4.2018
Kimyasal…
9.4.2018
Acılar, sevinçler ve geçişler…
5.4.2018
Yeni baş belâmız Fransa (2)
2.4.2018
Yeni baş belâmız Fransa (1)
29.3.2018
Erken final yok
26.3.2018
Mare Nostrum
22.3.2018
Yeni ittifak dizilimleri (2)
19.3.2018
Yeni ittifak dizilimleri(1)
15.3.2018
Şahinler savaşı başlıyor…
12.3.2018
Evrenselcilik ve yercilik
8.3.2018
Bir entelektüel hesaplaşma
5.3.2018
Körlük
1.3.2018
Saçmalama ve aşırılaştırma
26.2.2018
Iskalama…
22.2.2018
Kirli savaş
19.2.2018
Kökler
12.2.2018
Kâhinler ve hikâye anlatıcılar
8.2.2018
ABD algısı
29.1.2018
İmzalar ve bildiriler
25.1.2018
Satılık fikirler…
4.1.2018
Ekmek, özgürlük ve İran
1.1.2018
İran…
25.12.2017
Homolar savaşı
21.12.2017
Trump’ın yeni güvenlik stratejisindeki tuhaflıklar
18.12.2017
Mevlânâ, yani şu dönme muhabbetini çıkaran adam…
14.12.2017
Bir ideolojik bulanmanın serencamı
11.12.2017
Trump’ın yalnızlığı
7.12.2017
Post-IŞİD devir üzerine
4.12.2017
Siyasal davalar
27.11.2017
Değişen suretler
23.11.2017
NATO ve Türkiye
20.11.2017
Özür…
13.11.2017
Uluslararası ilişkiler…
9.11.2017
Suud baharı
26.10.2017
Âfitab-ı tanbur Necdet Yaşar’ın ardından…
23.10.2017
Engellenmemişlik…
19.10.2017
Gençlik imgesi ve siyaset
12.10.2017
Akıl tutulması
9.10.2017
Hudutların kanunu
5.10.2017
Utanmak…
2.10.2017
Şehirler, kasabalar ve köyler
28.9.2017
Referandumun ardından
18.9.2017
Muhtasar yakın devir tarihi - 2
14.9.2017
Muhtasar yakın devir tarihi (1)
11.9.2017
Şerif Bey…
7.9.2017
Kuzey Kore saldırır mı?
28.8.2017
Entel dantel bir mevzu…
24.8.2017
Halk adamı olmak
21.8.2017
Kıt’aların geleceği
14.8.2017
Distopya
10.8.2017
Hayvan dostlarımız
7.8.2017
Okuyup da adam ol(ama)mak
3.8.2017
İnanç ve umut
31.7.2017
Küçük düşünmek….
27.7.2017
Sosyal Darvinizm
24.7.2017
Almanya Türkiye ilişkileri kopuyor mu?
20.7.2017
İşler ve günler
17.7.2017
15 Temmuz: Tarihsel bir eşik
13.7.2017
15 Temmuz’un sene-i devriyesi üzerine
10.7.2017
Sistem karşıtı hareketler
6.7.2017
Adalet
3.7.2017
Savaşan dünyanın kültürel iklimi üzerine
29.6.2017
Sivil itaatsizlik
26.6.2017
Bayram ve dolaşımdaki kimlikler
22.6.2017
Ortadoğu; kördüğüm ve bazı tahminler
19.6.2017
Yürüyüş…
15.6.2017
Tahayyülü olmayan dünyada bekâ sorunu
12.6.2017
Savaşlar…
8.6.2017
Hiper reelpolitik
5.6.2017
Çıkarlar…
1.6.2017
Romantizm ve terör
29.5.2017
Terörün yol haritası
25.5.2017
Âkif Emre için
22.5.2017
Yenileşme ve yenilenme
18.5.2017
Erdoğan ve ABD
11.5.2017
Sıkışan coğrafya
8.5.2017
Yeni sistemler ve partiler
4.5.2017
Riskler ve fırsatlar
27.4.2017
Defarges, bilgi ve Sakallı Celal
24.4.2017
Referandum ve partilerin durumu
20.4.2017
Oran ve sayıların düşündürdükleri
17.4.2017
Seçmek
13.4.2017
Dizilimler ve çatlaklar
10.4.2017
Ortadoğu’da yeni dönem
6.4.2017
CHP’nin referandum stratejisi
3.4.2017
Dünya düzeni
31.3.2017
İnanç, silah ve para
27.3.2017
Avrupa: Olmayacak bir dua...
23.3.2017
Rockefeller
21.3.2017
Türkiye'nin Batı macerası
16.3.2017
Nedir bu Avrupalılık?
13.3.2017
AB çökerken…
9.3.2017
Almanya: Acı vatan
6.3.2017
III. Milli Kültür Şûrâsı’nın ardından
2.3.2017
Bir başlığın düşündürdükleri
27.2.2017
Keyif ve zevk âleminde kültür
23.2.2017
Sarkaç (2)
20.2.2017
Sarkaç(1)
16.2.2017
Batı cephesinde yeni bir şey var mı?
9.2.2017
Trump dönemi belirginleşiyor
6.2.2017
Kavimler Göçü
2.2.2017
Bazı tarihsel hatırlatmalar
30.1.2017
Neo-Merkantilizm
26.1.2017
Trump karşıtı gösteriler
19.1.2017
Siyasal pozisyonlar….
16.1.2017
Amerikalar
12.1.2017
Tadı kaçan dünyaya dair
9.1.2017
Bu defa farklı…
5.1.2017
Yaşam tarzı…
2.1.2017
Reina katliamının düşündürdükleri
29.12.2016
Trump, Avrupa ve Rusya
26.12.2016
Tekil düşünüşün zaafları
22.12.2016
Sûikast ve sonrası
15.12.2016
Tarihsel kritik eşik
12.12.2016
Terör
8.12.2016
Doğucular
5.12.2016
Batıcılar (2)
28.11.2016
Avrupa ve Asya denkleminde Türkiye
24.11.2016
Mücadele sürüyor
21.11.2016
Çölleşme…
17.11.2016
Kazananlar ve kaybedenler
14.11.2016
Siyasal çoğunluk, siyasal çoğulculuk
10.11.2016
Trump: Belirsizlik kazandı
7.11.2016
Tarihsel havzasıyla buluşan Türkiye
3.11.2016
Silah ve para
31.10.2016
Toplum, ekonomi ve kurumsal siyaset
27.10.2016
Parlamenter sistemi güçlendirme ne demektir?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları