BERİN UYAR: 15-16 Haziran 1970

20.06.2020 - Bu Yazı 2397 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

BERİN UYAR: 15-16 Haziran 1970

 Berin Uyar (16.06.2020)

(Facebook - 17.06.2020)

Üniversiteyim. Dev-Gençliyim. DGSA (Devlet Güzel Sanatlar Akademisi-Fındıklı) kantininde devrimin nereden başlayacağını tartışıyoruz. Kentlerden mi, köylerden mi başlayacak halkın iktidarı? Silahlı mı silahsız mı olacak?

“Kavga sesleri geliyor köylerden ve şehirlerden / devrimimiz ilerliyor, bugün esir yarın her şey/ Hey hey…” Bu marşı heyecanla söylüyoruz. (Yıllar sonra TKP ile -geleneksel TKP’den söz ediyorum- tanıştığımda bu marşı değiştirerek söylediğimizi; aslında TKP’nin, biz henüz anamızın babamızın aklına bile düşmemişken söylediği bir marş olduğunu fark edip şaşırmıştım.)

“Fabrikalar işçilerindir” diyoruz, ama - ben kendi adıma söyleyeyim-, okulda temizlik işlerinde çalışan işçilerin ya da kantine Dev Gençli arkadaşlar tarafından getirilmiş bir iki işçinin dışında kimseyi şahsen tanımıyorum. Ama işçilerin ve köylülerin bir gün bu burjuva düzenini mutlaka yıkacağına, iktidarı ele geçireceğine, sosyalizmi kuracağımıza da yürekten, ikircimsiz ve tertemiz duygularla inanıyor, güzel günlere olan özlemimizi haykırıp duruyoruz.

Hal böyleyken bir sabah büyük bir uğultuyla uyandım. Dışardan tam da ne olduğunu anlayamadığım tuhaf bir gürültü geliyor. Helikopterler geçiyor başımızın üzerinden, korna sesleri, sirenler… O zamanlarda İstanbul’da babanemin Moda’daki evinde kalıyorum. Telaşla evden fırladım. Babannem pencereden başını çıkarıp arkamdan bağırdı, “Akşama vakitli gel, patlıcanlı pilav var”…

Doğru vapura koştum. Alışılmadık bir kalabalık. Vapur epey gecikerek geldi. Ellerinde bayraklarıyla gelen bir grupla birlikte vapura bindim. Karaköy’e vardığımızda, okula gitmek için vasıta bulamayacağımı anladım. Eminönü tarafından hiçbir vasıta gelmiyor, Galata Köprüsü’nün çıkışı Frukolar tarafından (o zamanlar polise Fruko derdik) kesilmiş. Herkes gibi yürüyerek yola koyuldum.

15- 20 dakika içinde okuldaydım. Kantinin altındaki öğrenci derneğinde toplanmış durum değerlendirmesi yapan arkadaşların arasına katıldım. Teknik Üniversiteli arkadaşlarla buluşmak üzere önce Taşkışla’ya oradan da Beyoğlu tarafına çıktık. Orada toplanmış küçük bir grup işçi ile birleşerek, Karaköy’e indik. Neden öyle yaptığımızı, nereye gitmeyi hedeflediğimizi hatırlamıyorum. Hatırladığım gideceğimiz her yere büyük bir heyecanla koşarak gittiğimiz ve „ben bu olayın içinde mutlaka yer almalıyım, ben olmazsam bir şeyler eksik kalır“ duygusu… Şimdi düşündükçe kendime şaşıyorum, çünkü olayı da tam olarak kavramış değildim. Tüm fabrikalarda iş durmuş, işçiler kentin dört bir yanından merkeze doğru yürüyorlarmış. Bu, zaten görünüyor ama neden bilmiyorum.

Karaköy’e indiğimizde hepimiz donduk kaldık. Galata Köprüsü açılmış, köprünün ayağında askerler ve bir de tank var. Köprünün öbür ayağı bir mahşer yeri gibi. Bayraklar sallanıyor, sloganlar bulunduğumuz yerden duyuluyor. Biz de bu tarafta birikmiş olan işçilerin arasına katılarak onlarla birlikte slogan atmaya başladık. Neler söylediğimizi şimdi anımsamıyorum. Aklımda kalan şey işçiler. Mavi, beyaz, siyah önlüklerinin altına bol pantolon ve terlik giymiş kadınlar; ayaklarında postalları, üstlerinde tulumları, ellerinde bayraklarıyla işçiler.

O gün ilk kez işçi sınıfıyla tanıştım. Filmlerde, afişlerde gördüğüm dev gibi kocaman, adaleli, güçlü kolları, pençe gibi elleri olan işçiler değil. Hergün yanlarından gelip geçtiğimiz irili ufaklı, şişman zayıf, uzun kısa insanlar... Ama yine de haklarını aramak için bir araya gelmiş bu “sıradan” insanların elele verdiklerinde nasıl bir güç oluşturacağını iliğimde kemiğimde hissettim. O an yaşadığım güven duygusunu hala hatırlıyorum. Kendimi onların arasında ne kadar da güçlü, mutlu ama “yabancı” hissetmiştim.

İstanbul Valiliği, kentin iki yakasındaki işçilerin birbiriyle ilişkisini kesmek için Galata ve Unkapanı köprülerini açmış ve polisin sağlayamadığı güvenliği askerle sağlamaya çalışmıştı. İçinde bulunduğum gruptan zaman zaman fırlayıp köprünün hafif meyilli duran kanatlarına tırmanmaya çalışanlar oluyor, eğer asker onlara engel olamazsa, köprünün açık olan orta kısmına kadar ulaşıyorlardı. Bir çatışma, eylem değil bayram havası vardı. Silahlarını kalabalığa çevirmiş olan asker bir süre sonra, işçilerle sohbet edip, sigara içmeye başlamıştı.

Orada kaç saat durduğumuzu hatırlamıyorum ama sonra aramıza orada tanıştığımız bazı işçileri de alarak okula döndük. Önce dernekte, daha sonra Akademi'nin denize bakan sahilinde küçük bir ateş yakarak sabaha kadar oturup konuştuk. İşçiler bize sendikal haklarının nasıl kısıtlandığını, sendika değiştirmelerinin çıkarılan yasayla engellendiğini, Türk-İş’in sarı sendika, DİSK’in ise devrimci sendika olduğunu anlattılar. Belki de diğer arkadaşlarım bu anlatılanları biliyorlardı ama ben bu konuyla ilk kez karşılaşıyordum. Sendikal hareket ne kadar önemliymiş meğer diye düşünmüş, o akşam çok şey öğrenmiş, henüz tanımadığım bambaşka bir dünyayı keşfetmiştim.

Gün hafif ağarmaya başladığında Kabataş’taki Sebil’e gidip sıcak birer çayla simit yedik. Simit mideme inip de karnım hafiften doyduğunda babanemin sesi geldi kulağıma. Patlıcanlı pilavı kaçırmış, babaneme de gelmeyeceğimi haber verememiştim… Eeee! Ne yapalım, o yıllarda, yani tam 50 yıl önce, ne kablosuz akıllı telefonlarımız ne de internetimiz vardı. Şimdi yaşansa aynı şey hiç şüphesiz patlıcanlı pilavı da gönüllü olarak kaçırırdım yine ama en azından babaneciğimi merak içinde bırakmazdım.

Not 1: Bu yazıda aynı olayı birlikte yaşadığımızı hatırladığım ama tam olarak emin olamadığım bazı arkadaşlarımın adını da işaretledim. Belki ortak bir hafıza yaratabiliriz tekrar. Benim aklımda bu kadarı kalmış . (Adını işaretlemek istediğim iki arkadaşım artık ne yazık ki aramızda değiller. Yüksel Gürsel, Haluk Somer ve Salih Hasan Diker. Onları da sevgiyle anımsayarak anıyorum)

Not 2: paylaştığım fotoğraf çok paylaşılan ve benim de çok sevdiğim ve 15-16 Haziran dendiğinde aklıma ilk gelen sembolüdür.

Facebook Yorumları

0 0
reklam
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
  
BERİN UYAR: 15-16 Haziran 1970
...
  
SELİM MAHMUTOĞLU: BENİM GÖZÜMDEN 15-16 HAZİRAN
...
  
MUSTAFA KEMAL KAÇAROĞLU: 15-16 Haziran’ı dağlarda karşıladık!
...
  
HDP’den Yeni Şafak'ın Kars Belediyesi haberine tekzip
...
  
Hürriyet'in 'Karargâh rahatsız' haberine 'cunta' soruşturması!
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, Hürriyet'in "Karargâh rahatsız" başlığıyla yayımlanan haberinde d...
  
Baba şehit haberini vermeye gelen yetkililere sordu: Fatih mi, Ferhat mı?
Fırat Kalkanı harekâtında El Bab bölgesinde Türk askerlerine yapılan bombalı araçlı saldırı sonucu ...
  
YÖK'ten "Üniversitelere sınavsız giriş" haberine yalanlama
Yükseköğretim Kurulu (YÖK), Hürriyet'in "Üniversitelere sınavsız giriş" başlıklı haberi üzerine açık...
  
Ahmet Hakan: Sizden habersiz birtakım işler çevriliyor, haberiniz olsun
Hürriyet yazarı Ahmet Hakan, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın “Senin Bağdat dediğin nedir? Tamamen Ş...
  
“Evrensel kapatılıyor” haberini yapan Akit muhabiri ‘FETÖ’den tutuklandı
Yeni Akit’in eski yöneticilerinden Yener Dönmez de tutuklanmıştı...
  
...
  
Amberin Zaman: Seçimlerde ‘Altın Denge’
Görüştüğümüz yabancı diplomatlar, akademisyenler, siyasetçiler ve diğer kaynaklarımız tek bir konuda...
  
...
  
...


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive