RAGIP DURAN

Artı Gerçek



Bookmark and Share

Pandemide ilk kurtarılacak olan can mı kâr mı?


30.11.2020 - Bu Yazı 1503 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Geçmiş olsun ama artık herkesin yakın çevresinde mutlaka en az bir Covidli var. Kaybettiğimiz dostlarımızın, hastanede can çekişen yakınlarımızın, evde tedavi gören tanıdıklarımızın sayısı her geçen gün artıyor. Şahsen tanımasak bile isimlerini duyduğumuz yüzlerce insan hastalıkla boğuşuyor.

Pandemi kişisel bir sorun değil. İki adım geri çekilip, meseleye dürbünle değil çok katmanlı bir pertavsızla bakmaya çalışalım:

Coronavirus, 2019 Aralık ayında sevimsiz cemalini gösterip 2-3 ay gibi kısa bir sürede başta ABD ve Batı Avrupa ülkeleri olmak üzere bütün dünyaya yayılmaya başladığında, tıp dünyasının yanı sıra sosyal bilimler evreni de meseleyi anlamaya, tahlil etmeye çalışıyordu. Tarihçiler, iktisatçılar, toplumbilimciler mevcut duruma ilişkin gözlemlerini sunarken, artık pandemi niteliğini kazanmış olan salgının geçmişini inceliyor, dahası geleceğe ilişkin öngörü ve tahminlerini yayınlıyordu. Daha çok akademik çevrelerde gerçekleşen bu entelektüel faaliyet, belki Amerikan basınında ilk başta çok fazla yer almadı ama Batı Avrupa’da, özellikle İngiliz Guardian ve Fransız Le Monde ile Libération gazetelerinde vulgarisé edilmiş (Sadeleştirilmiş, herkesin anlayabileceği biçime sokulmuş) makaleler hatta bildiriler halinde okura ulaştı. Egemen düzenin, yani neo-liberalizmin ideolog ve sözcülerinin hiç de hazırlıklı olmadığı bir döneme giriliyordu. Çünkü bu ilk neşriyatta, kapitalizmin sonunun geldiği, başta sağlık sektörü olmak üzere özelleştirmelerin insan hayatı için ne kadar büyük bir engel olduğu, çevrenin önem ve değerinin arttığı öne sürülüyordu. Bu öngörüler uyarınca, sistem iflas ediyordu. Bu durumda, kapitalizmin temsilcileri ya ufak tefek rötuşlarla düzeni muhafaza etmeye/sürdürmeye çalışacak ya da teslim bayrağını çekeceklerdi. Bu metinlerde hep daha iyi, yani daha adil, daha eşitlikçi, daha özgür, daha yeşil, daha zengin bir gelecek vaat ediliyordu. İlk sokağa çıkma yasaklarında ’’Kapitalizmin çalışmasını istediği her şey durdu’’  başlıklı yazılar çıktı.  Pandemi zaman ve mekanda güç kazandıkça, evet gerçekten sistemin bütün zaafları ortaya çıkıyordu. Egemenlerin, yüzlerce yıldır taş üstüne taş koyarak ve baş üstünde baş keserek inşa ettikleri koskoca kapitalizm, mikroskopik bir virüse yenik düşüyordu. Durum alarm vericiydi. Hele bir de kimi uzmanların, ‘’Sosyalizm ışığı çakmaya başladı’’ mealindeki öngörüleri yerleşik düzenin sahiplerini endişeye sevkediyordu. Kuşkusuz, konuya daha temkinli yaklaşan uzmanlar da vardı. Onlar, kapitalizmin esnekliğini, kendini yenileme ve adapte etme gücünü hatırlatarak, neo-liberalizmin bu fırtınadan da sağ salim çıkabileceği görüşündeydiler.

Virüs peydah olalı neredeyse bir yıl oluyor. Mevcut manzaraya baktığımızda bir kaç boyut ön plana çıkıyor:

  • Bütün veriler dev holdinglerin pandemiden devasa kârlar elde ettiğini gösteriyor.
  • İstatistikler, otoriter rejimlerin (Putin, Trump, Bolsonaro, Erdoğan, Modi…vs…) pandemi yönetiminde başarısız kaldığını kanıtlarken, klasik Batı demokrasileri de pandemi döneminde temel hak ve özgürlükleri kısıtlamak zorunda kaldı ve salgını kendi siyasi iktidarlarını güvence altına almak için kullandı.
  • Hiçbir konu, siyahbeyaz perspektifle ele alınamıyor, anlaşılamıyor. En geniş özgürlükler ülkesi olarak bilinen İsveç, pandemide sınıfta kalırken, en koyu diktatörlüklerden biri olan Çin, Coronavirus’ü neredeyse tuş etti.
  • Bugünkü aşamada, kapitalizmi kurtarmak ile insan hayatını kurtarmak arasında açık, net bir tercih yapamayan yönetimler, iki alanda da başarısız oldu.
  • Virüs, bütün dünyada en çok, zaten kırılgan olan yoksullar, evsizler, işsizler, Siyahlar, göçmenler, azınlıklar, yaşlılar ve başka kronik hastalıkları olan insanları vurdu.
  • Coronaviruszedeler arasında en çok dışarıda, fabrikalarda, işyerlerinde, hastanelerde çalışmak zorunda kalan emekçiler ölürken, zenginler, çalışmak zorunda olmayanlarla evlerinde kendilerini koruyabilme olanağına sahip insanlar ya da hastaneye kaldırılabilen insanlar daha az zarar gördü.
  • Coronavirus krizi, devletle yurttaş arasındaki ilişkileri sorgularken, mesela Almanya zarar gören şirket ve çalışanlara milyarlarca Euroluk karşılıksız yardım sağladı, Ankara’da Beştepe Sarayı ise IBAN yayınlayarak yurttaşlarından para talep etti.
  • Yurttaşlar, dünyanın bir çok ülkesinde, hükümetlerin kamu sağlığı için değil kendi çıkarları için iş yaptığını görünce, devlete olan güvenini büyük ölçüde yitirdi.
  •  Pandemi gibi ölümcül bir ortamda, merkezi yani âtıl bir devlet yapılanmasının zaafları ortaya çıktı. ABD, Almanya gibi federal devletlerde yerel yönetimler, merkezi hükümetlerin hata ve gediklerini kapatmaya çalıştı
  • Muhafazakar, sağcı, neoliberal hükümetlerin genellikle tercih ettiği, eğitimsizlik, şeffalık yokluğu ve batıl inançlar ile yurttaşların ayrıntılı ve doğru dürüst bilgilendirilmemesi sonucunda komplo teorileri yaygınlaştı, güçlendi.
  • Maske, aşı ve kapanma ile sokağa çıkma yasağına karşı çıkanlar, özgürlükle insan canı arasındaki tercih ve dengelerin sorgulanmasına yol açtı. Özgürlük sadece hayattaki insanlar için belki de en önemli değer ama söz konusu kesim, neredeyse ‘’Varsın ölelim ama özgürlüklerimiz kısıtlanmasın’’ demeye getirdi.

Sonuç olarak Coronavirus, sadece tıp gözlükleriyle ele alınıp, incelenebilecek, anlaşılabilecek bir olgu değil. Şu son bir yıl, virüsün olağanüstü siyasi, ideolojik, ekonomik, toplumsal ve kültürel bir hadise olduğunu gösterdi. Bir yıllık deneyimin kanıtladığı bir başka gerçek de şu: Pandemi, kapitalizmin yarattığı/yol açtığı kitlesel bir felakettir ve neo-liberal yöntemlerle alt edilemez.

Egemenlerin kârı uğruna, ‘’ekonominin çarkı dönmeye devam etsin, önceliğimiz üretim ve ihracaat’’ derseniz, ekonomiyi de çöküşten kurtaramazsınız, binlerce insanın ölümünü de engelleyemezsiniz. Çünkü ekonomi çarkı ancak sağlıklı insanlar tarafından sağlıklı insanlar için döndürülebilir. Üstelik, çöken herhangi bir ekonomi bilahare ayağa kaldırılabilir (Bkz. 2. Dünya savaşından sonra Japonya ve Almanya) ama ölen insan diriltilemiyor.

Facebook Yorumları

reklam
18.01.2021
Halkımıza güvenebilir miyiz?
15.01.2021
Boğaziçi Üniversitesi nasıl da rahatsız etti iktidarı
11.01.2021
Amerikalı kanka’yı fena götürdüler
4.01.2021
Yarabbim bana akıl fikir ver: Bir iktidar nasıl inşa edilir
31.12.2020
İnanç, dolayısıyla pek doğru değil…
28.12.2020
'Merkez sağda siyaset yaptım, TV açtım, kapattım'
24.12.2020
Hariciye
17.12.2020
Zalimle mazlumun kavgasında gazeteci
10.12.2020
Türk Resmi Irkçılığı popüler ve ikiyüzlüdür!
7.12.2020
Yarının özgür medyası
30.11.2020
Pandemide ilk kurtarılacak olan can mı kâr mı?
26.11.2020
Popülizm, kapitalizmin hizmetinde
23.11.2020
Çöküş
13.11.2020
Türkiye neden Batılı değil ve olamaz?
9.11.2020
Seçmen, Trump’ı medya ve yargının desteğiyle devirdi
26.10.2020
Türk Orta Çağ'ından Fransız laikliğine cevap...
15.10.2020
Haritaların da vardır aklı ve yüreği
2.10.2020
İşte gazetecilik budur!
21.09.2020
AB ve NATO, Erdoğan’ı neden frenleyemiyor?
14.09.2020
Muhalefet, iktidarın milli ve yerli koltuk değneği
11.09.2020
AİHM Başkanı Mardin’e çay toplamaya gitti
7.09.2020
Yunan-Türk Kahvesi
7.09.2020
Ελληνοτουρκικό καφέ (*)
24.08.2020
Yalan haber katildir!
20.08.2020
Batı, Erdoğan’ı yatıştırabilir mi?
17.08.2020
Dış haber yoktur, bütün haberler iç haberdir
3.08.2020
Galatasaray Lisesi sizin ‘İnancınızda, örfünüzde olmayan bir okul’dur
27.07.2020
Tek başına ama sıkı muhalefet üstelik de global
20.07.2020
Bizim Genel Yayın Yönetmeni siyasete transfer oldu
17.07.2020
Berlin yapmıştı, Reis yapamadı
12.07.2020
Resmi medya Ayasofya'da
9.07.2020
Z Kuşağı’nın Türkiye yansımaları
2.07.2020
Duran biri, yürüyenden hoşlanmaz
29.06.2020
Reis, futbol ve faşist vatandaşlar
15.06.2020
Vitrinlerle heykeller berhava olurken…
11.06.2020
Protestolar Medyaya da Ayar Veriyor
8.06.2020
Hepimiz George Floyd olduk ama…
4.06.2020
Yalnız ve çaresiz ama umutlu
1.06.2020
Kemal ile Ali İsmail’i Minneapolis’de bir daha öldürdüler!
29.05.2020
Sürü bağışıklığının İsveç yenilgisi
21.05.2020
Er Abuzittin’i Kurtarmak
21.05.2020
Er Abuzittin’i Kurtarmak
18.05.2020
'Ben siyasetçinin ahlâklı, şeffaf ve halk için çalışanını severim' Yunan atasözü mü?
14.05.2020
Yeni Faşizm
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive