Nadi ÖZTÜFEKÇİ

n_oztufekci@yahoo.com.tr



Bookmark and Share

Algılarımız kurtulabilse...


31.12.2013 - Bu Yazı 1361 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Bu örneği daha önce de vermiştim. Belgeseller de izlemişsinizdir. Vahşi hayatta yırtıcı, avcı canlılar avlanırken büyük bir işbirliği gösterirler. Kimisi avlarının peşinden koşarak onu yorar, diğerleri hedefteki avı korumalarını engellemek için sürünün dikkatini dağıtır bir başkası ise avın iyice yorulmasını bekler ve av yorulunca da peşine düşer, iyice yorulmuş avı kolayca düşürür.

Gelgelelim sıra avı yemeğe, yani paylaşmaya geldiğinde biraz önceki o mükemmel işbirliği bozulur. Paylaşma kavgası başlar. Genellikle en güçlü yırtıcının lehine sonuçlanır ve diğerleri payına razı olur ya da biraz önceki işbirliğinde önemli bir işlevi olmasına karşın hatta bazen avı yakalayan olmasına rağmen bu avdan payını alamayabilir.

Ama nadiren de olsa bu kavgada av -ki genellikle güçsüz bir yavru veya hastadır- son bir gayretle kurtulabilir. Tabii yeterli gücü ya da cesareti ve kararlılığı varsa…

Cemaat ve AKP kavgası bir yönüyle buna benziyor. Artık avlanmanın zorlaştığı, avcıların ne mal oldukları anlaşılmaya başladığı bir döneme giriyoruz. Pasta eskisi kadar büyük değil. Dolar aldı başını gidiyor. Türkiye’nin dış borcu hala risk bölgesinde…

Hatırlar mısınız? Çok değil iki-üç yıl önce “sakız” temalı kamu spotlarında insanlar tüketime teşvik ediliyordu. Bakkaldan sakız alıp ekonomiye katkı yapılması falan öneriliyordu. Tabii bunun sakızla kalmayacağı, bakkaldan kastın da aslında AVM’ler olduğunu herkes biliyordu. O dönemlerde bir “büyüme” propagandası vardı. Gayri Safi Milli Hasılanın yükselmesi kişi başına milli gelir ortalamasını da yükseltiyordu ve GSMH’nın yükselmesi için de ticaretin, alışverişin artmasına bağlıydı. Nasılsa bu büyüme rakamlarının çalışanların yaşantılarına bir katkısının olamadığını, asıl sorunun paylaşım olduğunu, harcama kolaylığı sağlanarak özendirilen daha fazla tüketimin refah demek olmadığını anlatacak ne ana muhalefet ne de sol muhalefet vardı. Bu boşlukta Kamu spotları da amacına ulaşmıştı.

 Türkiye’ye giren sıcak para miktarı ve hızı da bu politikanın sürdürülmesi için uygun zemin yaratıyordu. Ancak bu sıcak para, ülkeye babasının hayrına girmiyordu elbet. Girdiğinden fazla çıkabilmek üzere gelen bir paraydı ve “kar transferi” denilen bir şey vardı. Bu kavramın ne anlamına geldiğini geniş yığınlar bilmiyor. Ama hükümet bu kavramın anlamını çok iyi biliyor. Artık giren paranın faizi eskisi gibi ülkede kalıp tekrar dönüşüme girmiyor. Girdiğinden fazlasıyla çıkıyor.

Son zamanlarda büyüme rakamlarını ne “yandaş” medyada, ne de –yandaştan daha yandaş olan- yaygın medyada izleyemiyoruz. Çünkü bir zamanlar her şeyin iyiye gittiğinin bir göstergesi olarak bize lanse edilen “büyüme” son zamanlarda hız kaybetti. Artık rakamlar çarpıtma kaldırmıyor. Ve artık o sakız temalı kamu spotları elbette yok. Aksine harcamaların önü kısılmaya çalışılıyor. Kredi kartlarının taksitlendirilmesine sınırlamalar getiriliyor. Genel taksit sayısı, mevcut ortalama taksit sayısı olan 9 ayla sınırlanıyor. Bunun tek bir anlamı var GSMH’nın yükselmesi yoluyla, yani iç alışverişin pompalanarak büyümekten vazgeçiliyor. Çünkü hükümetin en övündüğü ekonomik gösterge olan enflasyon fırlayabilir. Alışverişin artması demek cari açığın artması demektir. Zira Türkiye tarihinde olmadığı kadar ithalat-ihracat dengesizliğini yaşıyor. Alışverişin artması ithalatın artması, cari açığın artması, dışarıya daha fazla döviz kaçması, zaten engellenemeyen Dolar’ın yükselişinin daha da hızlanması anlamına geliyor. Tam da seçim arifesinde hükümetin hiç istemeyeceği göstergeler bunlar… İşte Erdoğan’ın: “Kredi kartlarını almada lütfen hassas olun. Evinizde ne var ne yok, alıp götürürler.” laflarının altında yatan asıl kaygı işte bu.

Peki, büyümenin hız kaybetmesinin ya da büyüme frenine basılmasının sonuçları yalnızca kredi kartlarının taksit sayısı sınırlandırması olarak mı yansıyor? Elbette değil. Kamu yatırımları da hız kaybetti. İşte Pastanın küçülmesinin eş değerdeki diğer ifadesi de budur. Kamu yatırımı iktidar pastası demektir. Görünen o ki bu pasta küçülmeye devam edecek. Buradan hareketle bu kavga da devam edecek. Ne zamana kadar? Bunu kestirmek zor… Küresel kapitalizmin iç dinamiklerinin bu kavgayı biçimlendireceğini şimdiden söyleyebiliriz. Bu dinamikler bu kavgayı durdurabilir, erteleyebilir, bir kesimin dışlanmasını sağlayabilir ya da her iki kesimi de sistem dışına atabilir.

Elbette bu kavganın kodlarını bu kadar basit ve mekanik bir anlatımla çözüldüğünü iddia etmiyorum. Ama bu kavganın bir “erk” kavgası olduğu herkesin malumudur. Ve “erk” mücadelesinin; siyasi, ekonomik çıkar güdüleriyle birlikte yürüdüğü de sanırım hemen herkesçe kabul edilen bir gerçektir.

Yazının başında; “Ama bazen bu kavgada av -ki genellikle güçsüz bir yavru veya hasta bir yetişkindir- son bir gayretle kurtulabilir. Tabii yeterli gücü ya da cesareti ve kararlılığı varsa…” diyerek bir olasılığı, belki de bir temennimi belirtmiştim. Ben ülkenin, hatta Dünya’nın yaşadığı bazı süreçlerin önüne geçilemez olduğunu düşünüyorum. Yani benzetme üzerinden gidersek, düşürülmüş olan ülkemizin, yani “av”ın bir daha kolay kolay kendine gelemeyeceği kanısındayım. Aslında yaşadıklarımızın basit bir av serüveninden öte, bir doğa kanunun işlemesi olarak değerlendirilmesi daha uygun diye düşünüyorum. Yani bu kavga sonucun da kurtulmasını umduğum “av” ülkenin kendisi değil. Benim kurtulmasını umduğum “av”; 12 Eylül darbesinden başlayarak, 28 Şubat süreci ile aşama kaydeden ve nihayet 12 Eylül referandumunda pik yapan büyük zihinsel operasyon sonucu esir alınan toplumsal algılarımız… Umuyorum ki süre giden bu kavgada açığa çıkan o hiçbir etik, hukuk ve insani değer tanımayan iğrenç tezgahlar, algılarımızı uyarır da bu sanal gerçeklik esaretinden, son bir silkinişle doğrulup gerçek dünyaya geçer.

Eğer bu umudum gerçekleşir de algılarımız sanal gerçeklik esaretinden kurtulursa;

Bizlere yutturulan "Askeri vesayeti kaldırıyoruz" talkımının arkasında aslında bambaşka bir vesayetin inşa edildiğini anlayabiliriz.

Gerçek demokrasiyi "bir büyük abinin" bizlere hediye asla etmeyeceğini anlar, her türlü cuntanın ve despotizmin arkasında sınıfsal kaygı ve çıkarlar olduğunun ayırdına varabilir, kapitalizmi saklandığı yerden çıkarıp teşhir edebiliriz.

Böylelikle örneğin; “Sağlıkta Dönüşüm” denilen şeyin yoksullar için bir felaket olduğunu, Kıdem Tazminatı Fonunun, işçiler için bir “iş güvencesizliği cehennemi” olduğunu anlarız.

Algılarımızın ayaklarına takılı dezenformasyon prangalarını çıkarabilirsek; o durumda sınıf kavgasının hala başat mücadele olduğunu, her türlü cephe ve kongrelerin sınıf kavgası temelinde başarıya ulaşabileceğinin farkına varabiliriz.

Algılarımızı Trend ve Popülaritenin peşine takılmaktan kurtarabilirsek; demokrasi kavgasının, çevre duyarlılığının ve antiemperyalist mücadelenin, yalnızca antikapitalist mücadele ile birlikte yürütüldüğünde hedefe ulaşabileceğinin de farkına varabiliriz.

Ve nihayet; bunca zamandır esir algılar ve vicdanlarımız sayesinde ülkenin sokulduğu geri döndürülemez süreçlerin karşılanması ve sınıfsal konumlanmanın nasıl olması gerektiği, belki artık tartışılabilir.

17 Aralık 2013

Nadi Öztüfekçi

http://nadioztufekciyazilari.blogspot.com/2013/12/alglarmz-kurtulabilse.html

Facebook Yorumları

reklam
15.12.2018
Ulusal mı Ulusalcılık mı?
27.5.2018
TÜRKİYE.!! TAMAMSIN..?
18.4.2018
KAPİTALİZM: DOLANIN KURALLARA BAĞLANMIŞ HALİ....
7.4.2018
TARİHSEL TKP ELEŞTİRİLERİNDE EZBERDEN 'AMENTÜ'YE GEÇİŞ...
9.3.2017
Başörtüsü bir özgürlük aracı mı, yoksa baskı aracı mı? ya da her ikisi mi?
15.2.2017
Dışarıda Kar Yağıyor
27.1.2017
Bu tasfiye anayasasına hayır derken evet dememek için..?
22.1.2017
7 Haziran öncesindeki Erdoğan-Obama ve sonrasında Erdoğan-Trump arasındaki söylem benzerliği…
4.4.2016
DIŞ TEHLİKEDEN DIŞ UMUDA
11.3.2016
'Vazgeçilmez ve Kaçınılmaz'ı 5 geçe...
20.11.2015
Roma dönemi arenalarından günümüz arenalarına....
8.11.2015
HDP NE KADAR TÜRKİYELİLEŞEBİLİR?
3.10.2015
KÜRT DENKLEMİNDEN KÜRT SORUNU YARATMAK…
15.8.2015
Barışı savunmak gerek. Katıksız ve 'ama'sız.
14.6.2015
Seçim öncesi aritmetiğinden seçim sonrası aritmetiğine
26.5.2015
Artık 8 Haziran’ı tartışmanın zamanı geldi
16.5.2015
BEN OY VERİRKEN.
29.4.2015
Solcu-İslamcı ittifakının fiyaskosu: Ermeni meselesi
17.03.2015
YA HDP YA CHP AMA ASLA AKP DEĞİL
19.02.2015
AKIL OYUNLARI...
10.02.2015
'Velet-i Amerikan Tarz-ı Osmanlı' Devleti
29.01.2015
SOLCULARIN ZOR SINAVI (2)
31.12.2014
Atlamadan önce...
26.12.2014
Makul Şüpheli'den Malum Şüpheli'ye Birleşik Haziran Hareketi..
19.12.2014
Türkiye'nin kötü alışkanlığı; AKP...
26.10.2014
FACEBOOK DEYİP GEÇMEYİN
17.10.2014
Türkiyelilik Performansı.!?
11.10.2014
Kirli hesapların gölgesinde...
04.10.2014
Acil bir gereksinim olarak Sosyalizm...
28.09.2014
Solcuların zor sınavı
17.09.2014
Ben Horasan'dan gelmedim. Ne olacak şimdi?
15.09.2014
Beyaz Komünistler hala beyaz...
30.08.2014
Bir algı operasyonu mağduru olarak sol…
25.08.2014
TKP'nin geçmişi... Anlak ve Ahlak
22.08.2014
Profesyonel Komünistlik
11.08.2014
Hadi gelin "Suçlu Kim" oynayalım
10.08.2014
Kimi seçeceğin mi yoksa kimi seçtirmeyeceğin mi..?
03.08.2014
Menemen'li Roman hemşerilerim
16.07.2014
Otuzbir yıl önceki Gırgır kapağı…
14.07.2014
IŞİD Türkiye için sorun değilmiş!?..
02.07.2014
Benim İslamcım seninkinden daha iyi...
17.06.2014
BARIŞ, SEVGİ ve SAMİMİYET
12.06.2014
"BEN TEZGAHIM" DİYE BAĞIRAN BİR TEZGAH!..
24.05.2014
SOMA KATLİAMI! SOĞUMADAN, ÖFKEMİZ GEÇMEDEN…
01.05.2014
Dinmedi Sevda, 1 Mayıs
31.03.2014
BU DEFA EVET DEMEYELİM
18.03.2014
Antikapitalist mücadele.. Israrla ve daha güçlü...
09.02.2014
Küçükaydın(lar) nereye kadar?..
17.01.2014
Ben senin babanım, suç ortağın değil...
31.12.2013
Algılarımız kurtulabilse...
08.12.2013
PROLETARYA DİKTATÖRLÜĞÜ?! Şimdi sırası mı?
07.12.2013
Oynat bakayım ya da 'Aidiyetler üzerinden kendini pazarlama' nın ayağa düşmüş halleri
08.11.2013
Ilımlı İslam değil, uyumlu(kapitalizmle) İslam
25.10.2013
BİR GARİP ÖFKE...
27.10.2013
Hakan Fidan üzerinden koparılan fırtına
15.10.2013
PANDORANIN KUTUSU 2 NEDEN?
13.10.2013
Erdoğan yine konuştu...
10.10.2013
Simülasyon Evrenler ve Farkındalıklar İmecesi
14.09.2013
Yaşanmışlıklar ışığında 12 Eylül akıl tutukluluğu... İzmir'de gençlik gözaltıları
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive