Mustafa PAÇAL

mustafapacal@hotmail.com



Bookmark and Share

Devrimcilikten demokratlığa uzun ince bir yol


07.02.2012 - Bu Yazı 3674 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

Bu ne kadar olabilecek bir şeydir bilemiyorum ama kendime yeni bir siyasi kimlik oluşturmak için 90’lı yıllardan beri uzun ince bir yolculukta görüyorum.

Bu zahmetli yolculuğumun hedefinde ise sadece “demokrat” olmakla yetinen bir politik amacım var.

Nasıl başaracağımı bilemiyorum ancak demokrat olmanın devrimci olmanın yanında oldukça zor ve bir o kadar da özveri istemesi zaman, zaman gözümü korkutsa da tüm bunlara rağmen bu yolculuktan vazgeçmeyi düşünmüyorum.

Demokrat olmak benim geçmişte aslında pasiflik veya sıradanlık içinde olmak anlamına gelirdi.

Öyle ya devrimciliğin yanında demokrat olmanın fazlaca anlamı ne olabilirdi.

”Bizce” devrimcilikle demokratlık arasında ideolojik,siyasi ve sosyal açılardan kot farkı vardı.

Devrimin amacı demokrasi amacından daha kutsal farklılıklara sahipti.
Demokrat olmaktan aklımıza hep “burjuva demokrasisini ve hukukunu” inanmış olanlar gelirdi.Bu inanca sahip kişilerin bizce sınıfsal konumları “sağda” idi.Ancak genel olarak onları kafamızda sağın içinde “sola” bir yerlere koymayı tercih ederdik. 

Bu yukarıdan bir bakış ve kibirli bir tutumdu.
Devrimci olmamızın temel ideolojik tezi kapitalizmin sömürü düzenin ortadan kaldırılmadıkça insanlığın hiçbir kötülükten kurtulamayacağımızı savunmaktı.

Bunun dışındaki çözümler veya öneriler küçük burjuva veya burjuva demokrat davranışlardı ve bu asla kabul edilemezdi.

Şimdi düşünüyorum da o zaman örneğin özgürlükçü bir demokrasi için mücadele etmeyi küçümsemek demek, aslında devrimci olmanın, demokrat olmanın gerisinde olmak anlamına geldiğini şimdi daha iyi anlıyorum.

Yani şöyle anlıyorum özgürlükçü demokrasi için yapılabilir o kadar çok ve farklı sosyal,politik çalışma alanı varken devrimcilik buna göre daha beklemeci, daha “pasif” bir politik tercihti,bunu anlatmaya çalışıyorum.

90’lı yıllarda demokrat,liberal görüşleri anlamak ve öğrenmek için okuma ve düşünsel çabalarım oldu.

Ancak beni en fazla etkileyen düşünce Avrupa Birliği (AB) projesi ve onu ortaya çıkaran tarihsel,siyasi ve ekonomik arka planının ortak bir insanlık yaşamını hem özgürlük ve hem güvenlik ve hem de refah üzerinden kurgulanması olmuştu.

Bugün hala her şeye rağmen AB projesi saydığım nedenlerle insanlığın özgürlük,güvenlik ve refah gibi mutluluk üçgenine en önemli insanlık projesi olarak bence özelliğini koruyor.

Yalnız bu demokrat olma yoluna girdikten sonra önceki “ideolojik saplantılar” dışına çıkmak oldukça zahmetli bir düşünsel işkenceye dönüştü.

Örneğin demokrat olmanın ölçülerinden olmazsa olmaz olan her yapılanmanın açık, katılımcı ve çoğulcu yöntemlerle demokratik şekilde yönetilmesine gerçekten inanmak ve bu görüşü savunmak ve uygulamak önceki yaklaşımlarımız ve anlayışlarımızla kafamda yoğun bir çatışma alanı oluşturdu.

Ne demek yani bu, devlet,parti,sendika,vakıf,şirket gibi yapılanmaların hesap verebilir olması için açık,katılımcı ve temsilde çoğulcu bir şekilde demokratik yönetilmesi demek oluyor.

Eee bu bizim üzerinde hiç kafa yormadığımız ve teorik olarak ta karşı çıktığımız bir konu idi.

Ne yapalım işte, demokrat olmak ile devrimci olmanın arasında böyle sarsıcı olan ve ben devrimci iken benim için fazlaca önemi olmayan, ancak demokrat olmaya karar verdikten sonra insan hayatı ve doğal hayat için şimdilik en doğru yönetim şekli olduğuna inandığım bu görüşü içselleştirmek ve savunmak benim için hiçte kolay olmamıştı.

Beni sarsan başka bir konuda hem kapitalizmin insan ve doğaya yaptığı kötülüklerini ortadan kaldırmak için işe yaramayan sosyalist uygulamaların tartışmasız referans noktası olarak kafamdan çıkarmak ve hem de bunun yerine yeni ve etkin başka bir yol bulmak olmuştu.

Üç boyutta düşünüyordum bir, kapitalizm insana ve doğaya yaptığı kötülüklerin farkında değil mi iki, farkında değilse bundan kendisinin de zararlı çıkacağını damı fark etmiyor.Üç,yada bunların farkındaysa ne tür stratejik değişiklikleri düşünüyor ve uygulamaya çalışıyor.

Baktım durum hiçte öyle değil kapitalizm dünyada sosyalizm enflasyonu olduğu dönemlerde elde ettiği deneyimlerden de yararlanarak küreselleşme sürecinde ve sosyalizm alternatifinin olmadığı bir dünyada sürdürülebilir kapitalizmin stratejik tercihleri ne olabilir diye düşünüyor, bu düşünceleri programlıyor ve uyguluyor.

Burada kapitalizm derken küreselleşmiş şirketlerden bahsediyorum. 
Küresel olduğu halde stratejik tercihlerini pek değiştirmeye ihtiyaç duymayan şirketlerde var. Bu şirketler genelde silah ve petrol üretimi ve ticaretini yapan şirketler oluyor.

Ancak dayanıklı tüketim ve hızlı tüketim alanında üretim ve ticaret yapan küresel şirketler doğa,toplumsal yaşam,emek ve tüketicilere karşı sosyal sorumluluklarını anlayan ve buna uygun şirket stratejileri ve politikaları geliştiren çevreye verdikleri “kötülükleri” en aza indirmek isteyen “devrimci” bir yol izliyorlar.

Bu süreci iyi okumak ve olumlu şekilde hızlandırmak için şimdi pek çok olanağa sahip olduğumuzu düşünüyorum.

Kapitalizmin sosyal ve insani dönüşümüne katkı sağlayacak ve bunun yanında özgürlükçü demokrasiyi, devletin demokratikleşmesi temelinde gören reformcu sol bir siyasi program veya yaklaşım çok geniş bir siyasi ve toplumsal kabul görebilir diye düşünüyorum.

Bu yolu kapitalizme karşı sınıfsal müdahaleyi örgütlemek ve kapitalizmi devrim yoluyla ortadan kaldırma tezinde daha ilerici bir yol olarak görüyorum.

Aslında ne demeye çalışıyorum.

Eski yoldan ayrılmanın vakti çoktan geçmişti, sosyalizm markasının artık yeniden sosyal ve siyasal piyasalara sürülecek cazibesinin kalmadığı anlaşılmalı, kapitalizmin sosyalleşmesini anlayan ona insani ölçülerde müdahale etmeyi sınıfsal müdahaleden daha önemli ve reel olduğunu gören yaklaşımların farkına varılmalıdır demeye çalışıyorum.

Soldan gelenlerin böyle bir stratejik yenilenmeyle bu süreçte oynayacağı role oldukça çok ihtiyaç var diye düşünüyorum.

Gelelim son yazımda değindiğim, sol demokratların sosyal ve liberal demokratlarla arasındaki temel görüş farklılıklarına, doğru söyleyecek olursak demokrasi,hukuk,piyasa ekonomisi gibi temel parametrelerde pek farklılıklarımız olduğu söylenemez.

Ancak konu devlet aygıtının yapılanmasına gelince ki bence zurnanın zırt dediği nokta da burası o zaman farklı stratejik noktalara savruluyoruz.

Devletin demokratikleşmesi,ademi merkeziyetçi yerel yönetimlerin güçlü olduğu bir idari yapılanma,demokratik,laik,hukuk devleti gibi konular üzerinde birbirimizi tamamlayacak yaklaşımlarımız aynı olabiliyor.

İş devletin idari bakımdan küçülmesi ve devletin boşalttığı alanların sivil toplum yapılanmaları ile doldurulması yani “derin” devletin tasfiyesi ve sosyal sorunlara karşı sorumlu devlet ile etkin denetim yapan devlete geldiğinde farklılıklar çıkıyor.

Yinede bu farklılıkların yarattığı görüş ayrılıklarına rağmen kapitalizmin sosyalleşmesi, özgürlükçü demokrasi sürecinde işbirliği yapmak için şimdilik engel olarak görmüyorum.
Herkese dostça selamlarımla…
 

Facebook Yorumları

reklam
27.1.2017
Kabile devletine doğru...
26.9.2016
Altanlar ve adaletsizliğin son otuz saati…
24.6.2016
Deve kuşu…
17.6.2016
Erdoğan’a rağmen demokrasiyi kazanmak…
10.6.2016
Hoş geldin TAKRİR-İ SÜKÛN…
3.6.2016
Biz yokuz “o” var…
26.5.2016
Yeni muhalefet tarzı …
20.5.2016
CHP bu suça ortak olmamalı…
29.4.2016
Hukuksuz devlet, muhalefetsiz meclis ve dindar anayasa…
22.4.2016
Modern dünyadan kopuyoruz
25.3.2016
Reza’nın laneti…
18.3.2016
Bu durumdan nasıl çıkacağız
10.3.2016
‘Uymuyorum, uymuyorsunuz’
3.3.2016
Tek kişilik devlet…
25.2.2016
Bu da sizin 28 Şubat’ınız…
18.2.2016
Kiralık işçilik ve Ali Koç’un kapitalizm eleştirisi…
11.2.2016
Kişisel verilerin korunması yasası Meclis’te…
4.2.2016
Alaturka tipi anayasa arayışı…
29.1.2016
Müzakere siyaseti…
21.1.2016
İnsaf…
14.1.2016
Ekonomi de tosladı…
7.1.2016
Yeniden barış, yeniden çözüm…
31.12.2015
Özyönetim tartışması ve cinnet hâli…
24.12.2015
Dış politikanın sefaleti…
17.12.2015
Az demokrasiyle çok ekonomi olmaz
11.12.2015
Duvara konuşmak…
3.12.2015
Başımıza daha neler gelecek bilen var mı
26.11.2015
Sadece bir uçak düşürülmedi…
19.11.2015
Asgari ücret siyaseti…
12.11.2015
Erdoğan’ın iktidarı ‘istikrar’ için yeterli mi
5.11.2015
…yoksa yönetemezler
29.10.2015
HDP son kararım…
22.10.2015
Ya da ‘Beyaz Toros’…
16.10.2015
Başbakan’ın bildiği bombacılar…
8.10.2015
Devlettir aslında yerlerde sürüklenen…
1.10.2015
Ekonomi cadı kazanı gibi…
25.9.2015
1 Kasım seçimi, bir proje…
17.9.2015
Erdoğan bizi aldığı yere geri getirdi…
10.9.2015
Erdoğan’ın kanlı kumarı…
3.9.2015
90’lı yılların yeni versiyonu…
27.8.2015
Terör ekonomisi…
20.8.2015
Bindik bir alamete…
13.8.2015
Öldürmeyin…
6.8.2015
AYM’den sendikal haklara destek…
30.7.2015
Önce Devlet sonra Bahçeli oldu
23.7.2015
‘Suruç düştü’
16.7.2015
Ders gibi karar…
9.7.2015
Taverna ekonomisi ve SYRİZA
2.7.2015
Yeni hükümetten beklentiler…
25.6.2015
Omurga parti…
18.6.2015
CHP + MHP + HDP hükümeti bekleniyor
11.6.2015
Yeni dönemin siyaseti…
4.6.2015
Bu sefer HDP…
28.5.2015
Direnişten, değişime Renault deneyimi…
21.5.2015
HDP ve Reno işçileri
30.4.2015
HDP Meclis’te olmalı…
23.4.2015
Yüzyıllık acı: Ermeni Soykırımı…
16.4.2015
1 Mayıs siyaseti…
9.4.2015
İş cinayetleri önlenebilecek mi
02.04.2015
Meksika tipi başkan…
26.03.2015
Eğitimde tam çuvalladık
19.03.2015
Umutlar yine başka bahara kaldı…
26.02.2015
Mevsimlik tarım işçileri…
19.02.2015
Bu ne hâl = OHAL !
12.02.2015
HDP’nin kumarı ve manifestom…
05.02.2015
Patrona kıyak, işçiye yasak…
29.01.2015
Sendikal istatistiklerin söyledikleri…
22.01.2015
İşsizlik sorununa bakış…
15.01.2015
Charlie Ebdo dersleri…
09.01.2015
Ekonomi ve reel ücretler…
01.01.2015
2014 kayıp yıl…
25.12.2014
Ekonomik hukuk devleti ve AB…
18.12.2014
‘Düşmanlık iklimi’
11.12.2014
‘Askerî ücret’
04.12.2014
Soma cehennemi...
27.11.2014
Küresel adaletsizlik artıyor
20.11.2014
Güvenli çalışma, güvenli yaşam istiyoruz...
13.11.2014
'Algı ekonomisi'
06.11.2014
Yeni(k) Türkiye...
30.10.2014
İşsizlik/ yoksulluk sarmalı...
23.10.2014
Sıkıyönetim devleti ve ekonomisi...
16.10.2014
Ekonominin gerçek önceliği ne
09.10.2014
AB ‘ileri değil geri gittiniz’ dedi
02.10.2014
Umut kapısı..
25.09.2014
U dönüşü...
18.09.2014
Sendikal ayrımcılık hukuki değil...
11.09.2014
Batsın böyle işçilik...
04.09.2014
Davutoğlu’na inanmak istiyorum..
28.08.2014
'Orta sınıf tuzağı' ve CHP
21.08.2014
Türkiye ekonomisi üçlü risk altında...
14.08.2014
Umutsuzluğu seçtik...
07.08.2014
Ekmel Bey neden desteklenmeli...
31.07.2014
Seçimin ekonomi-politiği...
24.07.2014
Erdoğan seçilemezse neler olabilir
17.07.2014
Cumhurbaşkanı adaylarına soruyorum...
03.07.2014
Taşeron işçilerinin umudu Meclis’te...
26.06.2014
Yeni sendikal alıştırmalar...
19.06.2014
Sendika (2)
13.06.2014
Sendika...
05.06.2014
#taşeronizm
29.05.2014
Sosyal çürüme ve taşeron işçileri
22.05.2014
Ucuz hayatlar ülkesi...
16.05.2014
Soma ölüm çukuru...
08.05.2014
Ekonominin demokrasiyle alışverişi...
10.04.2014
Ekonomide de soğuk savaş yıllarına dönüş...
06.03.2014
Mevsimsel zıtlıklar...
27.02.2014
AB müzakereleri duruyor gibi...
20.02.2014
Kırık ekonomi...
13.02.2014
Sağlam otorite...
06.02.2014
Gıda tüketiminde küresel adalet arayışı...
30.01.2014
Türkiye’nin ekonomik politiği...
16.01.2014
Kamu ihaleleri, yolsuzluk ve şeffaflık...
09.01.2014
Savaş ve seçim ekonomisi...
03.01.2014
Asimetrik devlet...
26.12.2013
Araştırma görevlileri YÖK kıskacında...
19.12.2013
Ev eksenli çalışma...
12.12.2013
Asgari ücret...
05.12.2013
KOBİ’ler ve sosyal inovasyon
28.11.2013
Çocuklar için...
21.11.2013
Özel dershaneler...
14.11.2013
Öğrenci evleri yahut KOBİ’lerin denetimi...
07.11.2013
KOBİ’ler sosyal sorun alanı...
31.10.2013
A-sosyal Türkiye...
24.10.2013
Ortadoğu siyaseti yeniden kuruluyor
17.10.2013
Dünya Gıda Günü ardından...
10.10.2013
Kıdem tazminatı
03.10.2013
Daha fazlası olmalıydı...
26.09.2013
Sosyal diyalog ve Çalışma Meclisi...
19.09.2013
İstihdamda ulusal strateji ne demek
12.09.2013
Değerli yalnızlıktan çıkış yolu...
05.09.2013
Velev ki, Amerikalı işçi de olsanız...
29.08.2013
Başbakan hâlen bir umut olabilir mi
22.08.2013
Düzgün ve yeşil işler yaratmak...
15.08.2013
İşçiler Aşk Gemisi’nde ölünce...
08.08.2013
Demokratik ekonomi yönetimi...
01.08.2013
Yeni olan ‘demokratik ekonomi’
25.07.2013
Ucuz emek ekonomisi
18.07.2013
#direnyenianayasa
11.07.2013
Camp David darbesi mi
04.07.2013
Acı söz...
27.06.2013
Avrupa’ya karşı oryantalist diklenme...
20.06.2013
Demokrasi ve Gezi dersleri...
13.06.2013
Gezinin ekonomi/politiği
05.06.2013
Başlarken
30.05.2013
İşçiler neden greve çık(a)madılar
10.05.2013
Hem barış ve hem de demokrasi birlikte anlamlı...
31.01.2013
Müzakerelerin üçüncü tarafı olmak…
09.01.2013
Artık barış istiyoruz çünkü bedelini ödedik
21.12.2012
Taraf yoluna devam ediyor hala...
10.12.2012
Solun demokrasi ile ilişkisi...
18.11.2012
Neo-liberalizme karşı neo-demokrasi
08.11.2012
Yönetim yöntemlerinde devrimci dönüşüm gerekli
29.09.2012
SENDİKAL HAKLARIN ANKARA KRİTERLERİ OLMAZ…
06.09.2012
Yeni umutlar ve yeni yollar...
01.06.2012
1 MAYIS 2077'de neler olacak!
05.04.2012
TÜRKİYE’NİN STRATEJİK SEÇİMLERİ…
07.02.2012
Devrimcilikten demokratlığa uzun ince bir yol
06.01.2012
Kapitalizme soldan farklı müdahale olamaz mı? (1)
22.11.2011
OLAYLARA ÜÇÜNCÜ GÖZLE BAKMAK…
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.