Mustafa PAÇAL

mustafapacal@hotmail.com



Bookmark and Share

Hem barış ve hem de demokrasi birlikte anlamlı...


10.05.2013 - Bu Yazı 1456 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Sizce barış mı, demokrasi mi öncelikli sorunumuz?

Bu sorunun sorulmasının tam zamanı gibi geliyor bana.

Çünkü bu iki talep, Türkiye için oldukça öncelikli ve acil talepler olarak karşımızda duruyor.

Ve ilginç olan da ikisi de öncelikli, yani hiçbirimiz diğerini yekdiğerine göre değiştirecek durumda değiliz.

Ancak kimi çevrelerde bu soruya verilen cevaplar kafa karışıklığına neden oluyor.

Derler ki “kardeşim silahlar hele bir sussun, sonra zaten demokrasi gelecektir”veya tersi iddialar da var.

Şöyle ki; “demokratikleşme süreci gelişsin silahlar zaten susmak zorunda kalacaktır.”

Benim görüşüm daha sofistike, ben iki durumda da barış ve demokrasinin kendiliğinden geleceğine inanlardan değilim, çünkü bunun ne dünyada bir örneği var, ne de toplumsal yaşamın bu iki temel konusu ve sorunun kendiliğinden çözülmesi her şeye, bilime, felsefeye aykırı bir durum.

Son olarak Taraf gazetesi yazarlarının çoğunun ayrılmasına neden olan bu tartışma, ister istemez kendine bir anafor yaratarak, basında ve siyasette çok farklı kesimleri de içine çekecek gibi gözüküyor.

 

Geçmişte dikkate alınmamış başlıklar

Barış ve demokrasinin önceliği ikilemi üzerinden tartışmalar, entelektüel çevreler bakımından geçmişte ıskalanmış, dikkate bile alınmamış konu başlıklarını oluşturuyor.

Yine bu çevreler, en azından son otuz yıldır Kürt sorununun barışçıl ve demokratik biçimde çözümü ile insan hak ve özgürlüklerine dayalı bir demokratikleşme taleplerini birlikte dile getirdiler ama hangisinin önce veya birlikte mi ya da eşgüdümlü bir şekilde mi çözümlenmesi konusunu pek dikkate almadılar ve düşünmediler yani hep birlikte düşünemedik.

Bu durumun bildiğim kadarı ile uluslararası bilinen deneyimleri bile tartışma konusu olmadı.

Ya da hafızamda kaldığı kadarıyla böyle hatırlıyorum.

 

İspanya örneği

Örneğin İspanya deneyimi bizim için oldukça yakın bir tarihte yaşanmış, siyasi bir örnek durumunda.

Bask bölgesinin bağımsızlığı için savaşan ETA, etnik kimliklerin özgürlüğü, kültürel hakların önündeki engeller ve yasakların devam etmesi nedeni ile Bask bölgesinin İspanya’dan ayrılması için yıllarca hem Faşist Franco rejimine karşı, hem de İspanya Krallığına karşı savaşa geldi.

Daha 1986 yılında ordu tarafından darbe yapılması tehlikesi atlatan İspanya, bunun hemen akabinde başlayan AB üyelik süreci ile özgürlükçü demokrasinin kurallarına uygun bir anayasa yaparak, bir demokrasi ülkesi durumuna geldi.

Bu tarihsel gelişme ETA’nın silahlı mücadele vermesini anlamsız hâle getirdi.

O kadar ki İspanya mahkemelerinin ETA’nın siyasi kanadı olan Batasuna partisinin kapatılması kararını, AİHM bu nedenlerle yerinde buldu.

Bu karardan sonra ETA için silahları bırakarak, sivil siyasete dönmekten başka yol kalmamış oldu.

Bizde de hem barış için müzakere ve hem de demokratikleşme için yeni ve sivil anayasa süreci bir farkla iç, içe gidiyor.

O fark da şu; barış süreci, demokratikleşme ve yeni anayasa sürecine göre hem daha hızlı ve hem de daha fazla sonuç almaya yönelik seyrediyor.

KCK adına Murat Karayılan’ın, Kandil’de yaptığı açıklamalara paralel olarak çekilme 8 mayısta başladı ve yıl sonuna kadar sürecek. Karayılan sürecin birinci aşamasının çekilme, ikinci aşamanın özgürlükler ve yeni anayasa, son aşamanın da “normalleşme” olacağını açıkladı.

Anayasa süreci

Diğer yandan ise Ekim 2011 ayında çalışmalarına başlayan Anayasa Uzlaşma Komisyonu bırakın anlaşmayı, henüz 28 madde üzerinde uzlaşmaya vardıklarını açıkladı. Bu maddelerde anayasa giriş ve temel haklara ilişkin maddeler değil “tiridine” maddelerden oluşuyor.

Ve komisyon son olarak kendine 1 temmuza kadar üçüncü bir ek süre daha verdi.

1 temmuz anlamlı bir tarih; hem Meclis’in tatil öncesi son çalışma ayı ve hem de bu tarihe kadar yeni anayasa görüşülemezse, artık ondan sonra Meclis eylül sonuna kadar tatile girer ve arkasından Mart 2014’te yapılacak yerel seçimlere kadar bir daha da toplanmaz.

Bu anlamı şu demektir.

Yeni anayasa başka bir bahara kaldı demektir.

Buradan şu çıkıyor.

Barış süreci, yeni anayasa üzerinden gelişecek, demokratikleşme sürecinin önünde gidiyor demektir.

İşte tam burada barış süreci ile demokratikleşme sürecinin eşgüdümlü olarak, birbirini güçlendirecek ve tamamlayacak şekilde sürdürülmesini savunmak gerekiyor.


Bu iki hayati konuda barış kazanılmasının değeri oldukça fazla, ancak bu değerli barış, özgürlüklerle desteklenmediği zaman yerini yeniden savaşa bırakma tehlikesinde olan bir barış olur.


Yani savaş barışa, barış tekrar savaşa dönüşebilir.

 

Demokratikleşme süreci

Hükümet demokratikleşme sürecinde aksadı ve halen aksıyor.

Kısaca hatırlayalım.

AK Parti’nin 2004-05 yıllarındaki AB sürecine asılması, askerî vesayetin geriletilmesinde oynadıkları kararlı tutum, 2010 yılı anayasa referandumu sırasında ortaya konulan demokratik vaatler bir bütün olarak bakıldığında oldukça heyecan yaratan günlerdi.

Hanidir demokratikleşme sürecinde sanki durdu, kamu harcamalarında keyfiyetin arttırılması ve Sayıştay denetimlerinin tırpanlanması, sendikal haklarda ILO ölçülerinin uzağında yasa çıkarılması, Uludere soruşturması komedisi, Meclis başkanlığına verilen otoriter başkanlık rejimi teklifi ve son olarak 1 Mayıs yasakları... Tabii ki hükümetin AB kriterlerine uygun özgürlükçü bir demokrasiyi isteyip, istemediği noktası geniş kitleler üzerinde yani “siyah insanlar” üzerinde tedirginlik yaratıyor.

Bu bakış açısı, barış için ortaya konulan çabaları görmeyen ve barışı, demokrasi karşısında tali bir durummuş gibi kabul eden bir zihniyeti yansıtmıyor.

Aksine hem barış sürecinin güçlendirilmesi için demokratikleşmenin önemini ve hem de demokratikleşme için barışın önemini birlikte anlayan bir zihniyeti yansıtıyor.

Bu yaklaşım, birilerinin dediği gibi hiç de sorunlu bir bakış açısı değil, bilakis bu ülkenin tarihsel arka planına baktığımızda oldukça doğru bir yaklaşımı içeriyor, yani bir yandan temkinli, diğer yandan ise kararlı bir aydın duruşunu özetliyor.

Atalarımızın dediği gibi “sütten ağzı yanmış, ayranı üfleyerek içen” bir duruş bu.

Bu yaklaşımları, AK Parti, BDP ve PKK’ya siyasi olarak daha yakın yaklaşımlar olarak görmek ne kadar yanlış ise, bunun dışındaki görüşleri de karşı görüşler olarak görmek o kadar yanlış olacaktır.

Ayrıca benim ve benim gibi düşünenler ile “barış olana kadar demokrasi tartışmasını ikinci planda tutalım” diyenleri birbirlerine karşı köklü görüş farkı olan insanlar olarak görmüyorum.

Hatta bir gazetede, bir partide yan yana olmaları faydalı olur diye düşünenlerdenim.

Bu nedenle Taraf’tan yazarların topluca ayrılmaları bir “kasıt” değilse bana anlamsız geliyor.

Ancak bu görüş farklılığını, hakarete varacak şekilde dillendiren kişi ve çevrelerle bu aşamada konuşacak fazla bir şey görmüyorum.

Sadece insaf diyorum.

mustafapacal@hotmail.com

 

Taraf/ Her Taraf

Facebook Yorumları

reklam
27.1.2017
Kabile devletine doğru...
26.9.2016
Altanlar ve adaletsizliğin son otuz saati…
24.6.2016
Deve kuşu…
17.6.2016
Erdoğan’a rağmen demokrasiyi kazanmak…
10.6.2016
Hoş geldin TAKRİR-İ SÜKÛN…
3.6.2016
Biz yokuz “o” var…
26.5.2016
Yeni muhalefet tarzı …
20.5.2016
CHP bu suça ortak olmamalı…
29.4.2016
Hukuksuz devlet, muhalefetsiz meclis ve dindar anayasa…
22.4.2016
Modern dünyadan kopuyoruz
25.3.2016
Reza’nın laneti…
18.3.2016
Bu durumdan nasıl çıkacağız
10.3.2016
‘Uymuyorum, uymuyorsunuz’
3.3.2016
Tek kişilik devlet…
25.2.2016
Bu da sizin 28 Şubat’ınız…
18.2.2016
Kiralık işçilik ve Ali Koç’un kapitalizm eleştirisi…
11.2.2016
Kişisel verilerin korunması yasası Meclis’te…
4.2.2016
Alaturka tipi anayasa arayışı…
29.1.2016
Müzakere siyaseti…
21.1.2016
İnsaf…
14.1.2016
Ekonomi de tosladı…
7.1.2016
Yeniden barış, yeniden çözüm…
31.12.2015
Özyönetim tartışması ve cinnet hâli…
24.12.2015
Dış politikanın sefaleti…
17.12.2015
Az demokrasiyle çok ekonomi olmaz
11.12.2015
Duvara konuşmak…
3.12.2015
Başımıza daha neler gelecek bilen var mı
26.11.2015
Sadece bir uçak düşürülmedi…
19.11.2015
Asgari ücret siyaseti…
12.11.2015
Erdoğan’ın iktidarı ‘istikrar’ için yeterli mi
5.11.2015
…yoksa yönetemezler
29.10.2015
HDP son kararım…
22.10.2015
Ya da ‘Beyaz Toros’…
16.10.2015
Başbakan’ın bildiği bombacılar…
8.10.2015
Devlettir aslında yerlerde sürüklenen…
1.10.2015
Ekonomi cadı kazanı gibi…
25.9.2015
1 Kasım seçimi, bir proje…
17.9.2015
Erdoğan bizi aldığı yere geri getirdi…
10.9.2015
Erdoğan’ın kanlı kumarı…
3.9.2015
90’lı yılların yeni versiyonu…
27.8.2015
Terör ekonomisi…
20.8.2015
Bindik bir alamete…
13.8.2015
Öldürmeyin…
6.8.2015
AYM’den sendikal haklara destek…
30.7.2015
Önce Devlet sonra Bahçeli oldu
23.7.2015
‘Suruç düştü’
16.7.2015
Ders gibi karar…
9.7.2015
Taverna ekonomisi ve SYRİZA
2.7.2015
Yeni hükümetten beklentiler…
25.6.2015
Omurga parti…
18.6.2015
CHP + MHP + HDP hükümeti bekleniyor
11.6.2015
Yeni dönemin siyaseti…
4.6.2015
Bu sefer HDP…
28.5.2015
Direnişten, değişime Renault deneyimi…
21.5.2015
HDP ve Reno işçileri
30.4.2015
HDP Meclis’te olmalı…
23.4.2015
Yüzyıllık acı: Ermeni Soykırımı…
16.4.2015
1 Mayıs siyaseti…
9.4.2015
İş cinayetleri önlenebilecek mi
02.04.2015
Meksika tipi başkan…
26.03.2015
Eğitimde tam çuvalladık
19.03.2015
Umutlar yine başka bahara kaldı…
26.02.2015
Mevsimlik tarım işçileri…
19.02.2015
Bu ne hâl = OHAL !
12.02.2015
HDP’nin kumarı ve manifestom…
05.02.2015
Patrona kıyak, işçiye yasak…
29.01.2015
Sendikal istatistiklerin söyledikleri…
22.01.2015
İşsizlik sorununa bakış…
15.01.2015
Charlie Ebdo dersleri…
09.01.2015
Ekonomi ve reel ücretler…
01.01.2015
2014 kayıp yıl…
25.12.2014
Ekonomik hukuk devleti ve AB…
18.12.2014
‘Düşmanlık iklimi’
11.12.2014
‘Askerî ücret’
04.12.2014
Soma cehennemi...
27.11.2014
Küresel adaletsizlik artıyor
20.11.2014
Güvenli çalışma, güvenli yaşam istiyoruz...
13.11.2014
'Algı ekonomisi'
06.11.2014
Yeni(k) Türkiye...
30.10.2014
İşsizlik/ yoksulluk sarmalı...
23.10.2014
Sıkıyönetim devleti ve ekonomisi...
16.10.2014
Ekonominin gerçek önceliği ne
09.10.2014
AB ‘ileri değil geri gittiniz’ dedi
02.10.2014
Umut kapısı..
25.09.2014
U dönüşü...
18.09.2014
Sendikal ayrımcılık hukuki değil...
11.09.2014
Batsın böyle işçilik...
04.09.2014
Davutoğlu’na inanmak istiyorum..
28.08.2014
'Orta sınıf tuzağı' ve CHP
21.08.2014
Türkiye ekonomisi üçlü risk altında...
14.08.2014
Umutsuzluğu seçtik...
07.08.2014
Ekmel Bey neden desteklenmeli...
31.07.2014
Seçimin ekonomi-politiği...
24.07.2014
Erdoğan seçilemezse neler olabilir
17.07.2014
Cumhurbaşkanı adaylarına soruyorum...
03.07.2014
Taşeron işçilerinin umudu Meclis’te...
26.06.2014
Yeni sendikal alıştırmalar...
19.06.2014
Sendika (2)
13.06.2014
Sendika...
05.06.2014
#taşeronizm
29.05.2014
Sosyal çürüme ve taşeron işçileri
22.05.2014
Ucuz hayatlar ülkesi...
16.05.2014
Soma ölüm çukuru...
08.05.2014
Ekonominin demokrasiyle alışverişi...
10.04.2014
Ekonomide de soğuk savaş yıllarına dönüş...
06.03.2014
Mevsimsel zıtlıklar...
27.02.2014
AB müzakereleri duruyor gibi...
20.02.2014
Kırık ekonomi...
13.02.2014
Sağlam otorite...
06.02.2014
Gıda tüketiminde küresel adalet arayışı...
30.01.2014
Türkiye’nin ekonomik politiği...
16.01.2014
Kamu ihaleleri, yolsuzluk ve şeffaflık...
09.01.2014
Savaş ve seçim ekonomisi...
03.01.2014
Asimetrik devlet...
26.12.2013
Araştırma görevlileri YÖK kıskacında...
19.12.2013
Ev eksenli çalışma...
12.12.2013
Asgari ücret...
05.12.2013
KOBİ’ler ve sosyal inovasyon
28.11.2013
Çocuklar için...
21.11.2013
Özel dershaneler...
14.11.2013
Öğrenci evleri yahut KOBİ’lerin denetimi...
07.11.2013
KOBİ’ler sosyal sorun alanı...
31.10.2013
A-sosyal Türkiye...
24.10.2013
Ortadoğu siyaseti yeniden kuruluyor
17.10.2013
Dünya Gıda Günü ardından...
10.10.2013
Kıdem tazminatı
03.10.2013
Daha fazlası olmalıydı...
26.09.2013
Sosyal diyalog ve Çalışma Meclisi...
19.09.2013
İstihdamda ulusal strateji ne demek
12.09.2013
Değerli yalnızlıktan çıkış yolu...
05.09.2013
Velev ki, Amerikalı işçi de olsanız...
29.08.2013
Başbakan hâlen bir umut olabilir mi
22.08.2013
Düzgün ve yeşil işler yaratmak...
15.08.2013
İşçiler Aşk Gemisi’nde ölünce...
08.08.2013
Demokratik ekonomi yönetimi...
01.08.2013
Yeni olan ‘demokratik ekonomi’
25.07.2013
Ucuz emek ekonomisi
18.07.2013
#direnyenianayasa
11.07.2013
Camp David darbesi mi
04.07.2013
Acı söz...
27.06.2013
Avrupa’ya karşı oryantalist diklenme...
20.06.2013
Demokrasi ve Gezi dersleri...
13.06.2013
Gezinin ekonomi/politiği
05.06.2013
Başlarken
30.05.2013
İşçiler neden greve çık(a)madılar
10.05.2013
Hem barış ve hem de demokrasi birlikte anlamlı...
31.01.2013
Müzakerelerin üçüncü tarafı olmak…
09.01.2013
Artık barış istiyoruz çünkü bedelini ödedik
21.12.2012
Taraf yoluna devam ediyor hala...
10.12.2012
Solun demokrasi ile ilişkisi...
18.11.2012
Neo-liberalizme karşı neo-demokrasi
08.11.2012
Yönetim yöntemlerinde devrimci dönüşüm gerekli
29.09.2012
SENDİKAL HAKLARIN ANKARA KRİTERLERİ OLMAZ…
06.09.2012
Yeni umutlar ve yeni yollar...
01.06.2012
1 MAYIS 2077'de neler olacak!
05.04.2012
TÜRKİYE’NİN STRATEJİK SEÇİMLERİ…
07.02.2012
Devrimcilikten demokratlığa uzun ince bir yol
06.01.2012
Kapitalizme soldan farklı müdahale olamaz mı? (1)
22.11.2011
OLAYLARA ÜÇÜNCÜ GÖZLE BAKMAK…
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları