Murat Sevinç

www.gazeteduvar.com.tr



Bookmark and Share

Olumsuzluklarda payı olmayanların ülkesi!


26.01.2021 - Bu Yazı 506 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Yapıp ettiğinin, neden olduğunun sorumluluğunu paylaşmayan, reddeden, inkâr ederek temize çıkmaya çabalayan insana tanık olmak kadar vahim, yorucu, yıpratıcı, umutsuzluğa sevk eden pek az şey var.

İnsan dediğin hatasız mı, saçmalamaz mı, üzmez mi, adaletsizliğe yol açmaz mı, kandırmaz mı, beceriksizlik yapmaz mı? Hepsi insan için değil mi? En dürüst insan dahi bir an gelir sahtekârca davranmaz mı? Sözüne güvenilir olup da hiç yalan söylememiş var mıdır? Hem, insan hiç pişman olmaz mı? Pişmanlığın dile getirilmesi onarıcı değil midir? Bir insan nasıl olup büyük hataların ve kötülüklerin ağırlığıyla iyi bir hayat yaşar? Hiç hesaplaşmamış bir insanın, bir toplumun, bir kurumun, daha çok hata ve kötülük yapmak dışında seçeneği kalır mı? Kendisiyle bir kez olsun yüzleşmemiş arsızdan uğursuzdan hayır gelir mi? Bu nasıl bir toprak, biz nasıl insanlarız; neden şu dünyadan göçüp gitmeden önce bir kez aynaya bakıp kendimize, 'ne halt ediyorum?' sorusunu soramıyoruz?

Yeryüzünün tüm madalyaları, tüm Nobel ödülleri, tüm üstün başarı plaketleri bizim eğitim tornasına verilmeli. Yalnızca 'milli eğitim' değil, aile, sokak, işyeri, siyaset, canımıza okuyan her yer... Böyle bir insan/yurttaş tipi yaratmak akıl sır almaz, büyük bir başarı. Gerçeğin kırıntısından dahi ölesiye korkan, başı kumda kıçı açıkta. Sorumluluk almayan, alamayan. Yurttaş olmanın, kişilik kırıntısı sergilemenin kıyısından geçilemiyor. Bu yüzden, örneğin bir makamdan istifa edemiyor ahali. İstifa tek taraflı işlem, yalnızca idari/hukuksal bakımdan değil, insani ve ahlaki olarak da. Birey olmakla ilgili. Bir yerden ayrılmak, çekip gitmek, vazgeçmek. Başaramadım, hata yaptım ya da yoruldum, istemiyorum artık demek. Mümkün olamıyor Türkiye'de. Yeni bir şey de değil üstelik. Herhangi bir demokratik ülkede sittin sene partisinin, hareketinin başında kalan kaç isim var zihninizde? İki önceki İngiliz İşçi Partisi liderini hatırlayan kaldı mı? ABD'liler, Roosevelt savaş koşullarında üç kez arka arkaya seçilince, bir daha olmasın diye anayasa değişikliği yapıp iki dönemle sınırladı başkanlık süresini. Türkiye'de son sistem değişikliğinde öyle bir düzenleme yaptılar ki, ikinci beş yılın sonunda meclis bir erken seçim kararı alırsa aynı ismin toplam on beş yıl devlet başkanlığı yapma şansı var. Neden yıllarca Demirel, Ecevit konuştuk biz? İnsan onca zaman genel başkan kalır mı, bir kişi olsun çıkmaz mı aynı hareketten!

Hiçbir yeri bırakamıyorlar. Vekil koltuğunu, siyasetçi partisini, bilmem ne müdürü makamını, rektör üniversitesini, erkek kendisini istemeyen kadının peşini... Bulundukları konum dışında bir varlıkları, benlikleri yok gibi sanki az gelişmiş ülke taze soğanlarının. Yaşamdan zevk almayı, bir anlam bulmayı sağlayabilecek meşgalenin bilgisinden, görgüsünden mahrumlar. Bin yılın başında, bir Erdal İnönü çıkıyor işte. Öylesine vahim ki irade sahibi kişi olamama durumu, zavallı istifa eyleminin adı değişti, 'af talebi' oluverdi. Bir insanın, insan olarak iradesi olamaz, ancak affını talep edebilir çünkü. Buradan, böyle bir yapıdan 'sorumluluk alan' insan çıkar mı, çıkmaz, çıkmıyor işte. Sorumluluk taşımak, ancak emekle inşa edilmiş bir 'iradeye' sahibi olmakla, 'sorumluluğun' bir zorunluluk oluşu ise katılımcı hesap sorma mekanizmalarının varlığıyla ilişkili.

Bakın İspanya'da Genelkurmay Başkanı sırası gelmeden aşı olduğu için eleştirildi ve istifa etti. İşte İspanya Franco sonrasında bu sayede demokratikleşebildi, böyle bir insan ve yurttaş tipi olduğu için, birileri hesap sorabildiği, diğeri hesap verebildiği için; yoksa, parlamenter sistemi boncuklu olduğundan değil. Bizde ne oldu peki? 'Devlet büyükleri' öncelikle aşı yaptırdı, kameralar karşısında. Bir iki istisnai mevzuat parçasını saymazsak, hukuk sistemimizin neresinde, başı sonu belli bir devlet büyüğü tanımı var? Siz biliyor musunuz? Hadi AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı, konumunun sembolik önemi nedeniyle oldu, peki. Diğerleri? Örneğin hâlâ ANAP adında bir parti olduğunu geçen hafta bu vesileyle öğrendim. Toplumu teşvik ediyorlarmış. Ben 'teşvik oldum', ne yapabilirim? Bir haftadır teşvik olmuş halde bekliyorum, ailem de teşvik oldu, hepimiz teşvikiz, ne yapsak, var mı bir öneriniz? Sizler neden, bir inşaat işçisinden daha önceliklisiniz? 'Eh burası Türkiye' dışında, söyleyecek sözünüz var mı? Eşitsizliği ve o eşitsizliğin nasıl da işinize geldiğini kabullenmeden, canınızın bir ameleden daha değerli kabul edildiğini açıklamanız mümkün mü? Nerede kaldı topluma karşı duyduğunuz sorumluluk nutukları! 'Eşitsizlik' kadar taş düşsün başınıza.

Türkiye'yi yönetenler ve çevrelerindeki hale faslını her zaman geçiştiriyorum artık. Çünkü bu insanlara bakıp da söyleyecek bir şey gelmiyor aklıma. Ancak konumuz 'sorumluluksa' eğer, on dokuz yıldır bu ülkede olumlu ne gerçekleştiyse onun müsebbibi olan muhteremler, tek bir olumsuzluğu üstlenmedi bugüne dek. Akıl alır gibi değil. Böylesine söz bulamıyor insan. Gerçekle zaten pek bir alışverişi olmamış toplumu o hale getirdiler ki, tek bir cümlelerinde dahi tutarlılık kaygısı taşımıyorlar artık. Yüzümüze bakıp “siz insan değil, serçesiniz, artık sekerek yürüyeceksiniz” deseler, yaprak kıpırdamayacak ülkenin müesses muhalifinde. Pardon, ana muhalefet 'serçe' konulu yazılı soru önergesi verir parlamentoda, haklarını yemeyelim.

Peki ezelden ya da yakın zamanda mecburen muhalif olanların haline ne demeli? Gelinen yerde hiçbirinin en ufak sorumluluğu yokmuşçasına konuşuyor, yazıp çizebiliyorlar. Hakikaten helal olsun!

Şu üniversite tartışması... Boğaziçililerin, gecikmeli de olsa kurumlarına, üniversiteye sahip çıkma yönündeki heyecan verici kararlılığı sürer ve kayyım rektör kendisine yardımcı olabilecek tek bir öğretim üyesi bulamazken, 'ilgili' kamuoyunda az gidildi uz gidildi ve 'rektörleri üniversite seçsin' sloganına varıldı bir kez daha! Birkaç yıl öncesine dek seçilmiyorlar mıydı, o zaman her şey yolundaydı da iki yılda mı bozuldu üniversiteler. Bunca insanı, göze girebilmek için sorgusuz sualsiz listeleyip işinden atan herifler seçimle gelmemiş miydi? Örneğin Ankara Üniversitesi'ni dümdüz eden şahıs, ikinci kez, üstelik oy oranını misliyle artırıp seçilmemiş miydi? O bu işi yaparken, üniversitenin bir kesim soytarısı işbirlikçiliği yapmadı mı? Diğer üniversitelerde benzer rezaletler yaşanmadı mı? Neden, “YÖK'le bu iş yürümez, YÖK gibi bir kurum dünyanın hiçbir ülkesinde yok,” denemiyor yüksek sesle ve hep birlikte. Bugüne dek neredeyse tüm partiler YÖK'ü kaldırmayı vadetti ve iktidar olunca tepe tepe kullandı. YÖK'e kendi 'ilerici' arkadaşları atandığında memnun olan tayfa, şimdi hangi yüzle feveran ediyor? Hadi ediyorlar da, bunu, tek satır sorumluluk duymaksızın nasıl başarıyorlar? Üniversiteler 12 Eylül sonrası herkesin gözünün önünde lime lime edilmedi mi? Rezaletin baş müsebbibi ve 12 Eylülcülerin has adamı olan Doğramacı soyadlı zat, hâlâ muteber biri olarak anılmıyor mu? 2002'den itibaren yaşananlar malum, peki ülke tarihi o yıl mı başladı! Öncesine ilişkin kim, hangi sorumluluğu üstlendi? Son birkaç yılda mı olup bitti her şey? Muhafazakâra, ama özellikle ve hep olduğu gibi sosyaliste eziyet eden Alemdaroğlugiller matahtı, bunlar mı çok fena, nasıl inandırabilir insan kendisini bu saçmalığa!

Gazetecilere saldırılar... Makul, sağlıklı düşünebilen biri, daha vahim sonuçları olabilecek böyle tehlikeli bir işi hoş görmez. Herhangi bir kuşku emaresi sergilemeden karşı çıkılmalı, tepki gösterilmeli. Peki diğerleri bir yana, adı sanı verilerek hedef yapılanlardan kadın köşe yazarı iktidar kanadındaki 'suskunluktan' şikâyet ederken, ülkenin şu hale gelişinde kendi payını nasıl görmezden gelir, akıl alır yanı var mı bunun? Üç kuruşluk izan, akıl ve vicdan sahibi hiç kimsenin ciddiye almayacağı ve neyse ki pek almadığı Kabataş zırvasını 'haber' diye yayarken, ne olacağını düşünüyordu? Neydi o, gazetecilik faaliyeti mi? Böyle işlere tenezzül etmiş insanlar, eski işbirlikçilerinin 'sessizliğinden' şikâyet edebiliyor; oysa Kabataş yalanını çok sevip üzerinde tepinenler, şimdi tehditlere susanlar değil mi? Kimden ne bekleniyor? Hani, bugün tehdit edilen gazetecilere destek olan insanların “dilleri kaba vicdanları taş” idi?

Ulusalcı kesimin sevdiği popüler bir gazeteciye yazıları nedeniyle dava açılıyor... O davalar ifade ve basın özgürlüğüne aykırı. Peki muhterem köşe yazarı kendisine yönelik bu hukuk dışı tutum ile, zamanında başkalarına ilişkin kaleme aldığı akla zarar yazıları arasında bir bağ olduğunu düşünüyor mudur? Ülkenin bu hale gelişinde, savaş uçaklarıyla öldürülen köylülerle ilgili, yumruklu saldırıya uğrayan Ahmet Türk ile ilgili, HDP'ye verilen oylarla ilgili o süfli yazıların da payı olabileceğini bir an olsun aklından geçirmiş midir? İfade özgürlüğü mücadelesinin ancak bütüncül özgürlük çabasının parçası olabileceğini? “Keşke o yazıyı hiç yazmasaydım” demiş midir bir kez? Yazdıklarının, bazen de yazmadıklarının sorumluluğunu hissediyor mudur? Çok mu enayice sorular bunlar!

Sabaha kadar yazılsa örnek bitmez. Nasıl bu denli rahat yaşanabiliyor hakikaten? On binlerce insan hukuk dışı yollarla işinden gücünden edilirken, onlarcası intihar ederken, hayatları kararırken susan ve sırıtanlar, bugün hangi motivasyonla 'hukuksuzluk' eleştirisi yapabiliyor? Nasıl oluyor da, göğüslerini kabartarak “hepimiz Geziciyiz” diyenler, neredeyse “Gezi”den yargılanan Osman Kavala'ya sahip çıkmayabiliyor? Seni Kavala mı örgütledi, cebine para mı koydu? O zaman neden itiraz etmiyorsun, insan nasıl bu denli iki yüzlü davranabilir!

Bugünkü iktidarın en yüksek sesli savunucuları, bir gün muhalafet oldukları dakikada, ülkede demokrasi sorunu olduğunu, Türkiye'nin bu anayasa ile yönetilemeyeceğini, hükümet sisteminin kabul edilemezliğini, 12 Eylül yasalarının acilen değiştirilip seçim barajının düşürülmesi ve YÖK'ün kaldırılması gerektiğini, yargı bağımsızlığının bulunmadığını, düşünce özgürlüğü olmadığını, AYM ve AİHM kararlarının bağlayıcılığı konusunda kuşku duyulmaması gerektiğini, gelir uçurumunun tahammül edilmezliğini, doğa tahribatını, şehirleşmedeki çarpıklığı vb. dile getirecekler. Evet, muhalefetin ilk gününde, ilk dakikasında yapacaklar bunu. Akademisyenleri, yüzsüz yazarları sağda solda güçler ayrılığı, hukuk devleti, demokrasi filan fıstık anlatmaya kalkışacak. Ve hiçbir mahcubiyet emaresi sergilemeyecekler.

Umut, umutsuzluk sık gündeme gelen, kırılan, onarılan, kaybedilip yeniden bulunan sözcükler. Sevgili Gökçer Tahincioğlu iki gün önce Uğur Mumcu için kaleme aldığı yazısını, Cansever'den bir alıntıyla tamamlamış: “Umudu dürt, umutsuzluğu yatıştır...”

Yürekten katılıyorum Tahincioğlu'na. Ancak, herhalde Türkiye'de bir 'ilke' olarak benimsenmeli umut. İlkesel olarak umutluyum, her zaman. Diğerlerine bakıp, insanların yaşadığını görüp umutsuzluğa hakkım olmadığını düşündüğümden. Muhtemelen bu satırları okuyan sizler gibi. Umutsuzluk, çok ayıp geliyor. Bir de yeni neslin itiraz severliği ile kadın hareketinin göz kamaştırıcı pırıltısı heyecan veriyor insana. Yoksa, umudun nedeni bir ömür tanık olduğumuz ve belli ki olacağımız şu 'kumaş' değil kuşkusuz...

Facebook Yorumları

reklam
7.03.2021
Meral Akşener’in onuru…
28.02.2021
Grev haktır…
20.02.2021
Eren Hanım, Şebnem Hoca, Ömer Faruk Bey ve endişe üzerine…
16.02.2021
Peki genç yurttaşın, muhalefetten umudu var mı?
9.02.2021
Bir iktidar destekçiliği yolu, mutedil yanaşmacılık...
8.02.2021
Mahcup olabilmek iyi bir şeydi aslında!
3.02.2021
Kurumu, ayakta ve sırt dönerek korumak...
1.02.2021
Öz vatandaş: Müslüman, Hanefiyül mezhep, Türkçe konuşur
26.01.2021
Olumsuzluklarda payı olmayanların ülkesi!
24.01.2021
Nasıl olur da Türklüğü kabul etmezler? Belki Türk değillerdir!
17.01.2021
Türklüğü benimsemeyen Ermeni’ye de mi ‘Türk’ denecek!
12.01.2021
Bir sersemletme yöntemi olarak, doğru adlandırmamak...
11.01.2021
Türkiyelilik, Türklük ve Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığı…
7.01.2021
Anam babam okul yüzü görmemişti, Boğaziçi’nde hocalık yaptım…
5.01.2021
İktidar olduğunuzda, 'münasip isimler dairesi' kurarsınız!
1.01.2021
Fikri Sağlar’a yönelik tepkinin içeriği ve muhalif siyasetçiye birkaç basit soru…
31.12.2020
12 Eylül darbecilerinin, gençlere ‘Lenin, Mao ve Kastro yerine, din öğretme’ arzusu
30.12.2020
81 baro – 22 baro = Anayasa ve Kürt sorunu!
26.12.2020
Laikleşme macerasında Türkçe ezan ve çok partili yaşam aşaması…
22.12.2020
'Terör yuvası' tamam da, 'fuhuş yuvası' biraz ağır oldu!
19.12.2020
HDP hakkında kapatma davası açılırsa ne olur?
15.12.2020
Laik Cumhuriyet laik miydi?
8.12.2020
Mülkiye, üniversite ve Muhittin (Tuncer) Bey...
6.12.2020
Osmanlı’dan ‘laik’ Cumhuriyet’e giden yolda neler yaşandı?
1.12.2020
Demokrasi için biraz olsun gerekli haslet, mahcubiyet...
28.11.2020
Osmanlı-Türk laikleşmesi: Ezber ve klişe sevgisinin yararsızlığı
25.11.2020
Kendi OHAL'imi ilan ettim şekerim, kafam rahat...
23.11.2020
Devlet bekası ve laiklik: Söz konusu devletse insan teferruattır!
13.11.2020
Laiklik neden çok önemli ve zor bir konu?
10.11.2020
Talihsiz bir siyasal iletişim yolu, yaranma çabası...
3.11.2020
Bir siyasi duruş olarak, istihza...
27.10.2020
Hastam çok ama doktor değilim!
25.10.2020
Türban yasakları ‘nasıl’ tartışılmıştı?
20.10.2020
AYM üyesine neden kızgınsınız, ‘Anayasaya aykırı ama evet oyu vereceğiz’ mi dedi?
19.10.2020
Bir cisim yaklaşıyor, demokrasi olabilir, aman Allah’ım!
13.10.2020
Bir siyasi faaliyet türü olarak, homurdanmak...
10.10.2020
Türkiye’de anayasa ‘kavgaları’ yaşandı, ‘tartışması’ değil…
30.09.2020
‘Gerçek gündem’ kabul edilmek için ne yaşanmalı?
29.09.2020
Ayaklar, diz ve mabat açısı...
25.09.2020
Demokratik anayasa, helikopterden ‘düştüğü’ iddia edilen ...
19.09.2020
İçişleri bakanının, AYM başkanına yönelik ifadeleri üzerine…
15.09.2020
KHK'ye övgü
13.09.2020
12 Eylül anayasası, hukuku ve sona ermeyen sistem tartışması…
11.09.2020
Biz hep haklıydık ve ne yazık ki anayasalar kötüydü!
8.09.2020
'Kendimin' Diyanet'e devrini talep ediyorum...
6.09.2020
İspanyollar Franco sonrası nasıl bir sistem kurdu? Onlar da bizi kıskanıyor mu?
1.09.2020
Şehirlerdeki 'lüzumsuz yaya' varlığına son vermenin zamanı gelmedi mi!
30.08.2020
Almanya nasıl bir sisteme sahip ki, mütemadiyen Türkiye’yi kıskanıyor?
25.08.2020
Fransızlar ‘yarı başkanlığı’ benimsedi… Milli bayramlarına da değer veriyorlar!
24.08.2020
Amerikalıların derdi neydi de, ‘başkanlık’ sistemini tercih etti?
21.08.2020
Parlamenter sistemi kim, neden icat etti?
20.08.2020
Naziler durmadan yalan söylüyor ve hasımlarıyla alay ediyordu!
17.08.2020
‘Güçlendirilmiş’ parlamenter sistem ne demek?
12.08.2020
Hayırdır, yurttaşlıkta ‘köken’ esasına mı geçiyoruz?
25.07.2020
Tek karakter, tek renk, tek internet, tek sözleşme, tek…
12.07.2020
Büyük oyunu görüp bozma telaşından, oyun kuramayan muhalefet!
9.07.2020
Nazilerin milli diktatörlüğü...
3.07.2020
Nazilerin ‘medeni ölüme’ mahkûm ettiği Yahudiler…
1.07.2020
Sahi, ben ne çektim bu memlekette?
28.06.2020
Yasama, yürütme, yargı=Führer
23.06.2020
Son yirmi yılda herkes biraz değişmek zorunda kaldı…
18.06.2020
İçimizdeki düğümü çözen bir faaliyet olarak, koşmak…
17.06.2020
HDP Türkiye partisi olsun ama çok da olmasın!
15.06.2020
Zaman ve sıkışmışlık hissi, her şeyi unutturup olağanlaştırır mı?
7.06.2020
Berberoğlu’nun milletvekilliği düşürüldü; o esnada bir iki kişinin daha düşürülmüş!
5.06.2020
Yeni partiler, eleştiri, özeleştiri…
1.06.2020
E herkes Gezi’deydiyse, Osman Kavala neden cezaevinde?
30.05.2020
Türkiye’de muhalefet anayasayı umursuyor mu?
26.05.2020
Oysa tek günahı sevdiği türküyü mırıldanmasıydı…
18.05.2020
Bağrına taş basmak ve Kürt siyasal hareketine yönelik dil
11.05.2020
Kökten değişimi savunurken, ahmaklık ithamlarını duymazdan gelmek gerekiyor
5.05.2020
Komşuluk ve selamsız komşular üzerine…
1.05.2020
Ayakkabı bağcığı kadar değerimizin olmadığını bilerek, hissederek yaşamak…
29.04.2020
‘Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır’
28.04.2020
Çocuklu karantina ve ev kadınlığı kurumu üzerine…
21.04.2020
Evde ve tek başına yaşamaya dair…
18.04.2020
Belki de dünyayı ‘tembellik’ kurtaracak!
12.04.2020
Bir karar verilse artık, ağaç mı kemirelim, geberelim mi?
9.04.2020
Komplo teorileri, ahmaklık ve düşünceden nefre
2.04.2020
Demek ki güçlü yerel yönetim ‘herkese’ çok gerekliymiş
31.03.2020
Nefes borumuzdaki yumru, şirretlik…
29.03.2020
Dışarı ‘çıkmak’ insan canını tehlikeye atıyorsa, evde ‘kalmak’ anayasal haktır!
19.03.2020
Yüce ‘birey’e bir iki küçük hatırlatma…
16.03.2020
Virüs, sınıf ve sınırlar…
11.03.2020
‘Partili cumhurbaşkanı’ anayasal bir kurum mu?
6.03.2020
‘Siyaset’ten umudun kesilmemesi için her kesimden yurttaş çaba harcamalı
3.03.2020
Muhafazakâr semt ahalisinin bekçi sorunu var mıdır?
1.03.2020
Almanya’da hep ırkçılık, yabancı düşmanlığı filan var diyorlar…
27.02.2020
Lümpenliğin bulaşıcı niteliği…
19.02.2020
‘Gezi Parkı’ dünyanın, memleketin geleceği ve ‘Gelme’ demekle olmayacak işte!
14.02.2020
Bir şey bilmek zorunda hissetmeden her şeyi yorumlayabilen, pervasız yurttaş!
10.02.2020
Bir insan nasıl ölürse ikna olurlar?
9.02.2020
Herhangi bir uzvu kıpırdadığında heyecan yaratabilen muhalefet!
5.02.2020
Ateşe benzin taşıyan, insan yakan dede...
4.02.2020
Devlet ile muhabbetimiz ‘duygular’ düzeyinde değil, vergi-bütçe ilişkisi! (2)
1.02.2020
Sürekli anayasa konuşulmasının nedenleri, çaresizlik ve riyakârlıktır… (1)
28.01.2020
Siyaset tanımına dair bir ‘talimatname’ ihtiyacı!
22.01.2020
Bu sistemin sürme ihtimali yok!
14.01.2020
Nefret saçanların derdi, endişesi nedir?
10.01.2020
Başkanlık, 12 Eylülcülerin uygun bulmadığı bir sistemdi! (2)
8.01.2020
İşte o kadınlar yontacak, o erkekleri...
7.01.2020
Devletin, biber gazı sıkmak haricinde işlevleri de var aslında!
5.01.2020
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, sahipsizdir! (1)
31.12.2019
Gerçi canımız çıkıyor ama olsun, kaportası kıyak!
29.12.2019
Vatan size minnettar
27.12.2019
‘Huzursuz’ AKP’lilere nasıl moral verebiliriz?!
25.12.2019
Cümlemizin ‘tutukluluğu’ devam ediyor!
20.12.2019
Sayın muhalefet, hiç olmazsa ‘laiklik uf oluyor’ diyebilseniz!
18.12.2019
AKP o hale geldi ki yanına kimi koysan demokrat görünüyor
13.12.2019
İngiltere, Fransa, Almanya ve Şahsı üzerine...
8.12.2019
‘İsraf’ edilen, bizim yurttaşlığımızdır!
4.12.2019
İktidar ve çevresinin ‘hukuk’ ile karşılaşma anları...
1.12.2019
Alevi’nin kapısına atılan çarpı, yurttaşlık ve faşistlik üzerine…
28.11.2019
Erkeğin mazereti, kadının canı...
27.11.2019
Geçmiş yıllarda Mülkiye’ye yapılanlar ve TA isimli gazeteci!
18.11.2019
Yeni liderleri ne yapacaksınız, siz varsınız ya!
16.11.2019
Mümtaz Soysal, Mümtaz Bey, Mümtaz Abi, Mümtaz, Mümtaz Hoca…
12.11.2019
Mümtaz Hoca...
9.11.2019
Medeniyet kaybı yolunda, son sürat…
5.11.2019
Duymak istediğini dinleyen kalabalık...
29.10.2019
Peki neye layık olduğunuzu düşünüyorsunuz?
28.10.2019
KHK’lının şehit düşmesi ve utanmazlık üzerine…
23.10.2019
Kürt’ün ‘annesine’ mi, ‘diline’ mi karşısınız? (3)
17.10.2019
Ermeni dölüyüm, Yahudi tohumuyum, Kürt çocuğuyum, etek giyiyorum…
10.10.2019
İçiniz yanmıyor, hiçbirinizin…
3.10.2019
Göğsüme oturan koca bir öküz...
28.09.2019
Kanser mi olmalı, depremde mi ölmeli, cezaevine mi girmeli?
27.09.2019
Kürt sorununu tartışmak, konuşmak gerekli midir? (1)
9.09.2019
Yeni rejimin omurgalı bir kadınla imtihanı…
6.09.2019
İngiltere’de parlamento, milletvekili ve yurttaş var!
20.08.2019
Ya sahip çıkarsın demokrasiye, ya da çıkmazsın!
6.08.2019
Ve bin küsur akademisyen akınlarda çocuklar gibi şendi...
30.07.2019
Çarpık olan parlamenter sistem değil, demokrasi anlayışınız!
24.07.2019
İhtiyacımız yeni anayasa değil, anayasasını sahiplenen bir toplum!
15.07.2019
O esnada cezaevindeler…
10.07.2019
Canavar değil yurttaş, maganda değil suçlu, hatalı değil arsız!
2.07.2019
Onun adı edepsizlik değil, yurttaşlık!
24.03.2020
Ben, çalışmak zorunda olan ve sömürülen insanlarla ‘aynı’ gemideyim…
21.03.2020
Muhtelif sinir krizlerinin eşiğindeki toplum…
15.07.2019
O esnada cezaevindeler…
10.07.2019
Canavar değil yurttaş, maganda değil suçlu, hatalı değil arsız!
1.07.2019
Onun adı edepsizlik değil, yurttaşlık!
28.06.2019
Canan Kaftancıoğlu ‘kesinlikle’ yalnız değildir!
24.06.2019
Adalet yürüyüşüne katılan ve destek olanlar haklıydı, kazanıyorlar
14.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
9.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
8.06.2019
Yeni rejimin bir ‘normal insan’ ile imtihanı!
23.4.2019
Kendisini istikşafi müzakere ile hatırlamak isterdik!
19.3.2019
Üzülemeyen, hiçbir acının yasını tutamayan ülke…
1.3.2019
Ermeni yurttaşların yerinde olsam, mutluluk duyardım!
18.2.2019
Muhalefete bir soru: HDP’li vekillere ne yapıldığında rahatsız olacaksınız?
14.2.2019
Kuyruktakiler
4.2.2019
HDP yasadışıysa kapatılsın, değilse boş konuşulmasın!
12.1.2019
Anayasa’nın ‘yok sayılmasını’ görmezden gelsek ne olur? Elinizin körü olur!
10.1.2019
Yeni Türkiye’nin kaymağı ve Çukurambar!
4.1.2019
Seçime ilişkin ‘üç’ anayasa tartışması
16.12.2018
Kemal Gözler sordu: Anayasa hukuku nereye gidiyor? Bir yanıt çabası… (1)
22.11.2018
Hukuk filan, bizlik işler değil bunlar; sıkıntı yok!
11.11.2018
Farkında mısınız, seçmeniniz sandığa gitmeyebilir!
6.11.2018
Cihangir İslam’ın söz özgürlüğü...
1.11.2018
Cumhuriyet’in kimsesizleri...
31.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (2): Ticari, sağa çek!
25.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (1): Karl Marx’ı Türkiye’de doçent yapmazlardı
23.10.2018
Bindiği trenden inemeyen yolcunun hikâyesi...
21.10.2018
Biz kimiz ve temel bir ilkemiz var mı?
18.10.2018
Hınç toplumunda, yurttaş kalabilme marifeti
12.10.2018
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin dayanılmaz hafifliği…
11.10.2018
10 Ekim 2015’te, Ankara Garı’nda…
9.10.2018
Umuda ve kafa karşılıklarına olan ihtiyacımız...
5.10.2018
Konvoylardaki ‘önemli’ insanların yaşamımızdaki yeri nedir?
2.10.2018
İğneyle kazılan kuyunun dibindeki, umut...
1.10.2018
Affetmemek…
26.9.2018
Toplum değil, kalabalık; Akdenizlilik değil, itlik…
25.9.2018
Mehmet için yapısal reformlar, yok hükmündeydi...
20.9.2018
Dayak yememek için, Nazi’lere katılıyorlardı...
16.9.2018
Müteahhitle aynı gemideki işçiler ve zavallı muhalefet!
13.9.2018
Kitlelerin ruhu ile çocuk ruhu birbirine benzerdir...
10.9.2018
Bir Cumhuriyet okurundan…
4.9.2018
Hiç olmazsa hafta sonları tek ayak üzerinde durmasaydı...
30.8.2018
Bir kısım ‘laik’ yurttaşın, laikliğe olan acil ihtiyacı…
28.8.2018
Her gün 16.20’de, tek ayak üzerinde duracaktı...
27.8.2018
An…
23.8.2018
Savunma saldırıyor...
20.8.2018
#çoktanunuttuk…
18.8.2018
İdeolojileri bir yana bırakalım! Neden, biz ‘masa’ mıyız?
15.8.2018
Bedelli askerliğe dair, bazı notlar...
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive