Murat Sevinç

www.gazeteduvar.com.tr



Bookmark and Share

Devlet bekası ve laiklik: Söz konusu devletse insan teferruattır!


23.11.2020 - Bu Yazı 499 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Son yazıda laiklik kavramının gelişimini özetlemeye çalıştım. Sıra laikliğin Osmanlı-Türk anayasacalığı deneyimindeki macerasında.

Usanmadan kavramlar arasındaki düzey farklılıklarından ve düzeyler birbirine karıştırıldığında konuşmanın olanaksızlığından söz ediyorum. Bu nedenle her durumda ilk soru: Ne üzerine konuşuyoruz?

Eğer konu ‘anayasal düzen’ ise, o zaman yalnızca metinlerle ve bir metnin diğerleriyle karşılaştırılmasıyla yapılacak yorumlarla yetinmek yerine, anayasal düzenin tüm nitelikleri, toplumun sınıfsal yapısı, hâkim inanç ya da inançlar, ekonomik ve kültürel gelişmişlik düzeyi, yerleşik gelenekler ve düşünme biçimleri göz önünde bulundurulmalı. Aksi halde ‘ne üzerine konuşuyoruz’ ve ‘neden demokratikleşemiyoruz’ soruları üzerine düşünmek güçleşiyor.

Bu yaklaşımın, yani disiplinler arası bağ kurma gerekliliğinin hakkını bir iki yazı ile vermek mümkün olmadığı gibi, benim boyumu posumu aşan bir donanım, bir başka deyişle ‘ortak düşünme ve okuma’ gerektiriyor. Haliyle bu satırları bir öneri olarak görmenizi rica ediyorum.

Laikliğin bir topraktaki gelişimi, o toprağın türlü birikimini göz önünde bulundurmakla anlaşılabilir. Nasıl ki bir meyve doğal yolla her iklimde yetişmiyorsa, kavram ve olgular da uygun iklime, toprağa, gübreye gereksinim duyar. Türkiye laikliği, kaçınılmaz biçimde Türkiye toprağının özgüllüğü içinde yeşerip serpilmiştir. Çağdaşı olan demokrasilerle arasındaki ayrımlar ve tabii o demokrasilerin her birinin diğerlerinden farkı, yine aynı gerekçeyle, tarihler arasındaki başkalıklardan doğmuştur.

Eğer ‘din’ adı verilen bir olgu varsa ki var, eğer ‘inançlı’ insan varsa ki var, devletler toplumlarından kopuk değillerse ki değiller, devletlerin din ya da dinlerle karşılaşmama ihtimali de yok. Tüm devletler ile toplumlarının inançları arasında bir ilişki var.

İlişkinin şekli şemaili farklı. Çünkü tarihleri farklı! O tarihi yapan oyuncular ve kurumlar farklı. Birinde kilise var, diğerinde yok. Birinde ruhban sınıfı var, diğerinde yok. Birinde aristokrasi var, diğerinde yok. Birinde tarihi değiştiren sınıf burjuvazi serpilmiş, diğerinde doğmamış ya da doğum sancısını aynı biçimde çekmemiş. Biri din ile arasına aşılmaz mesafe koymuş, diğeri asgari ilişkiyi korumuş. Birinde demokrasinin gelişimi yüzyıllara yayılmış ve dini düşünce etkisini yavaş yavaş kaybetmiş, diğerinin laikliği kabulü daha sert ve keskin olmuş…

Fakat sonunda, laikliğin (burada bir önceki yazıda söz ettiğim ‘farkları’ görmezden geliyor ve seküler-laik ayrımı yapmıyorum) bazı ortak noktaları belirmiş ve bunlar demokrasilerin vazgeçilmez niteliği kabul edilmiş. Biri, devletlerin örgütlenirken inançlar ile aralarına mesafe koyması. İkincisi, devletin yurttaşla ilişkisinde benimsediği kural ve ilkelerin içeriği. Yani bugün ‘insan hakları’, ‘temel hak ve özgürlükler’ ya da ‘düşünce ve ifade özgürlüğü’ derken kastedilen ikili bir niteliği var.

Toprağımızda laikliğin gelişimi meselesi de, ne Osmanlı-Türk geleneğindeki ‘devlet’ düşüncesi, ne Batı ile Osmanlı modernleşmeleri arasındaki farklar, ne de dinler arasındaki ayrımlar gözardı edilerek anlaşılabilir. Laik düşünce, bir önceki yazıda anlatmaya çalıştığım gibi Batı’da ortaya çıktı. Bugüne varana dek verilen yüzlerce yıllık mücadelenin ürünü. Hristiyan dininin temsilcileri ile giderek hâkim olan burjuvazi arasındaki mücadelede uç verdi. Laiklik, kilisenin ve temsil ettiği değerlerin gözden düşmesi demekti.

Osmanlı Devleti ise aynı yüzyıllarda bambaşka gelişmelere sahne oldu. Çünkü devlet yapısı, kuruluşu, işleyişi, ekonomik örgütlenmesi, ideolojisi farklıydı. Birkaç yüzyıl boyunca giderek güçlenmesine ve yayılmasına yol veren o devlet yapısı ve ideoloji, belli bir tarihten sonra zayıflığın gerekçesi haline geldi. Osmanlı, bir tarihte trenin kaçmakta olduğunu fark edip yakalamak için çaba harcamaya başladığında, bu kez yine iç ve dünya koşulları nedeniyle, modernleşirken yarı sömürgeleşip 19. yüzyılın sonuna doğru borcunu ödeyemez hale geldi.

Fransız Devrimi’nin ithal ettiği milliyetçilik ile yeni bir dünya düzeni kurulurken, yaklaşık bir yüz yılda topraklarını büyük ölçüde yitirdi. Laiklikleşme, Osmanlı-Türk modernleşme sürecinin bir sonucu olarak ortaya çıktı. Batı’dan farklı koşullarda, farklı bir terminolojiyle, farklı kesimlerin gündeme getirmesiyle. Büyük ölçüde, kapitalizme eklemlenme çabasının sonucu olarak.

Osmanlı’dan günümüze değişmeyen bir şey varsa, o da muhtemelen ‘devlet bekası’ düşünce ve kaygısıdır. Önemli olan her zaman devlet ve onun ayakta kalmasıydı. Her kurum, her yönetici, her eylem devletin var olabilmesi için bir araçtan ibaret bu tarihte. İnanç dahil! Osmanlı bir teokrasi. Buna mukabil, tümüyle İslam hukukunun kaynaklarıyla yönetildiği filan yok. Diğer yanda kanunnameler, önceki devletlerden devralınan bazı gelenekler, eyaletlerin kendilerine özgü idare kural ve üslupları, örfi hukuk adı verilen hukuk…

Bir tarihten sonra nakledilen Hilafet de siyasetin aracı. Doğru, alınan kararlar devlet yönetiminde önemli yeri olan şeyhülislamın ‘onayından’ geçiyor, ancak onu atayan da azleden de, sultan. Şeyhülislam da ‘devlet bekasını’ gözetmek durumunda. İslami hukukla örfi hukuk el ele tutuşmuş halde Osmanlı’da (din-u devlet) ve tabii örfi hukuk da meşruiyet için İslami terminolojiye ihtiyaç duyuyor. (Söylemeye gerek yok belki ama Halil İnalcık’ın konuya ilişkin metinlerini öneririm.)

Aynı kaygıyı/amacı, Osmanlı modernleşmesinin yüzyılında görmek mümkün. Kuşkusuz öncesinde de gelişmeler yaşanmış ve Batı ile çeşitli düzeylerde ilişki kurulmaya çalışılmış olsa da, konu bakımından daha önemli olan belgeler 19. yüzyılın ürünü ve II. Mahmut’un âyanlarla yaptığı seneti (1808-Sened-i İttifak) dönüm noktası kabul edebiliriz. Tabii bu Sened’in öncüllerinden kabul edilebilecek çok ilginç bir başka senet de var (1807 hücceti) ve Sinan Birdal’ın, Osmanlı tarihçisi Ali Yaycıoğlu’nun çalışmasından hareketle yazdığı yazıların (elbette tümünü) sonuncusunu özellikle okumanızı rica ediyorum.

Modern devletin iskeleti olan bürokrasiyi kurmaya girişen sultan ise II. Mahmut. Ömrü vefa etmiyor ve Tanzimat Fermanı (1839) Abdülmecid saltanatında ilan ediliyor. Ardından, en önemlisi Islahat Fermanı (1856) olan başkaca metinler. Sonunda ilk anayasa Kanun-u Esasi (1876). Bütün bir yüzyıl boyunca, devletin ayağa kaldırılması ve bu yönde harcanan çabanın (modernleşme-laikleşme) İslami terminolojinin yardımıyla hayata geçirilme çabası söz konusu.

Laiklik öyle pek kullanılan bir kavram değil kuşkusuz; bu nedenle ‘laikleşme süreci’  ifadesini tercih ediyorum.

II. Mahmut diyor ki, “Ben tebaamın Müslüman’ını camide, Hristiyan’ını kilisede, Musevi’sini havrada fark ederim. Aralarında başka türlü bir fark yoktur. Cümlesi hakkındaki muhabbet ve adaletim kavidir ve hepsi hakiki evladımdır.” İlk bütünlüklü anayasal belge olan Tanzimat Fermanı ise, ‘gerilemeyi’ ikinci Viyana kuşatmasından başlatırken gerekçe olarak ‘Şeriat’a uyulmamasını’ gösterir. Buna mukabil sonrasına bakıldığında bunun bir ‘ikna çabasının’ ürünü olduğu fark edilir. Çünkü önerdiği çare ‘yeni yasaların yapılmasıdır’. Din ayrımı olmaksızın tüm uyruklara güvenceler tanınması, aynı ‘eklemlenme’, ‘modernleşme’, ‘laikleşme’ sürecinin gereği ve kocaman tohumu. Benzer bir ‘Osmanlı tebası’ tanımı Kanun-u Esasi’de de var.

İslam terminolojisi, hem toplumun geleneksel normları hem de araçsallaştırmanın sonucu olarak modernleşmenin irili ufaklı duraklarında kullanılırken, dönem okumuşları, düşünce insanları bakımından da yönlendirici oldu. 19. yüzyılda gerek bürokraside gerekse yazın hayatında önemli bir canlanma var. Entelijansiyanın da başat sorunu devlet bekası. Ne yapıp ederiz de Osmanlı’yı düze çıkarırız.

Henüz 18.yüzyılın sonunda bir anayasa yazan Velestinli Rigas’ın da, yıllar sonra Ali Suavi, Namık Kemal, Ziya Paşa gibi Tanzimat aydınlarının/bürokratlarının da, modernlik ve İslam’ı kaynaştırma derdindeki Genç Osmanlılar’ın da, İttihat ve Terakki’ye (1895) dönüşecek İttihad-i Osmani (1889) üyelerinin de başlıca kaygısı bu. Biri daha İslamcı, biri daha modernist, biri meşrutiyet yanlısı vs.

Bu tarihe bakıldığında, baktığınız yerle ilişkili olarak, örneğin, Niyazi Berkes (Türkiye’de Çağdaşlaşma) gibi ‘ilerlemeciler ile dinin egemenliğinden yana olanlar’ arasında yapılan keskin ayrımı da görebilirsiniz, her iki kesimin aslında tümüyle bir örnek olmadığını da. Kişisel olarak her yönden ‘okumadan’ haberdar olmaktan yanayım. Değişimi destekleyenler bunu nasıl ki dini düşünceyi ihmal etmeden yapmaya çalışıyorsa, karşı çıkanların dinin ilkelerine başvurmaları da yalnızca ‘inanç’ saikiyle olmayabilir.

Dinsel tepkilerin altında, başta ilmiye olmak üzere kurumların geleneksel konumlarının/çıkarlarının zedelenmesi de yatıyor. Çünkü merkezileşme ve modernleşme tüm geleneksel ‘sosyal-ekonomik’ rollerin de yeniden tanımlanmasını gerektiriyor.

Çatışmaların ve direncin tek nedeni ‘inanç’ ve ‘manevi değer’ farklılıkları değil. Bu nedenle yukarıda ‘kapitalizm nüvesini ve eklemlenme çabasını’ hatırlattım. Mülkiyet ilişkilerini dönüştürmeye yönelik 1858 tarihli ‘Arazi Kanunnamesi’ başka türlü nasıl değerlendirilebilir! Bizde Batı’daki gibi kilise ile hükümdara yasalanan burjuvazi arasındaki çatışmadan değil, kapitalizmle tanışmaya çabalanan koşullarda ‘geleneksel’ ile ‘modern’ yönetici-okumuş seçkinlerin mücadelesinden söz edilebilir.

Burada bizim açımızdan önemli olan, giderek modern okullardan yetişen zümredeki, ‘devletin düze çıkarılması ve bu amaçla dinin araçsallaştırılması’ konularının düşünce yaşamına vurduğu damga. Dindar Namık Kemal’den, pozitivist Ahmet Rıza’ya (Meşveret Dergisi), hatta Anglosakson hayranı Abdullah Cevdet’e. Bugün İslamcı cenahın hiç hazzetmediği Abdullah Cevdet (İçtihad Dergisi) dahi, modern düşüncelerin İslami terimlerle desteklenmesi gerektiği kanısında. Yıllar sonra Cumhuriyet’i kuracak olanların din yorumunda olduğu gibi, ‘hurafelerden’ arınmış ve özel alana çekilmiş, bilim ile çelişmeyen bir din düşüncesini savunuyor. (Bu kısımda son olarak Umut Azak’ın güzel çalışması ‘Türkiye’de Laiklik ve İslam’ kitabını öneririm. İletişim, 2010)

Yazı uzadığı için II. Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemini on altıncı yazıya bırakıyorum…

Mesele şu ki, içinde ‘insan/yurttaş’ olmayan ‘devlet bekası’ ve çoğunluğu dindar olan bir toplumda, inancın hedefe varılacak yolda ‘uygun’ biçimde yorumlanma isteği yeni değil. Hep vardı; kişiler, niyetler, araçlar ve hedefler değişti. Hal böyleyken, Osmanlı’da laikleşme/modernleşme ve Cumhuriyet tarihinde laikliğin kabulü ile yıllar içinde dönüşen yorumunu, ne kapitalizmin yerli uygulamalarından, ne de düşünce yaşamına egemen olan ‘devlet bekası’ kaygısından ayrı düşünmek mümkün.

Yazı burada bitti aslında. Ancak şu örnek üzerinde düşünmeye davet etmeden son vermek istemiyorum:

Bildiğiniz gibi İçişleri Bakanlığı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında soruşturma başlattı. Konu gündeme gelince bir açıklama yayınladı. O absürt açıklamanın her satırı üzerine ayrıca yazılabilir kuşkusuz, ancak beni bu makale bağlamında ilgilendiren tek bir kavram var: ‘Devlet Projesi’. Türkiye Cumhuriyeti mevzuatında böyle bir ‘kavram-ilke-norm’ yok. Peki o metni kaleme alanlar, neden devlet projesi deme ihtiyacı hissetmiş olabilir. Devlet sözcüğünü görür görmez yaşanan ‘duraksamadan’ olmasın! O ‘duraksamanın’ nedeni? Bakanlık metninde tercih edilen bu ifadede, koskoca bir tarih var…

Yazı önerisi: Değerli Çiğdem Toker’in ‘Devlet Projesine’ dair son derece açıklayıcı yazısını buraya bırakıyorum.

Facebook Yorumları

reklam
24.01.2021
Nasıl olur da Türklüğü kabul etmezler? Belki Türk değillerdir!
17.01.2021
Türklüğü benimsemeyen Ermeni’ye de mi ‘Türk’ denecek!
12.01.2021
Bir sersemletme yöntemi olarak, doğru adlandırmamak...
11.01.2021
Türkiyelilik, Türklük ve Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığı…
7.01.2021
Anam babam okul yüzü görmemişti, Boğaziçi’nde hocalık yaptım…
5.01.2021
İktidar olduğunuzda, 'münasip isimler dairesi' kurarsınız!
1.01.2021
Fikri Sağlar’a yönelik tepkinin içeriği ve muhalif siyasetçiye birkaç basit soru…
31.12.2020
12 Eylül darbecilerinin, gençlere ‘Lenin, Mao ve Kastro yerine, din öğretme’ arzusu
30.12.2020
81 baro – 22 baro = Anayasa ve Kürt sorunu!
26.12.2020
Laikleşme macerasında Türkçe ezan ve çok partili yaşam aşaması…
22.12.2020
'Terör yuvası' tamam da, 'fuhuş yuvası' biraz ağır oldu!
19.12.2020
HDP hakkında kapatma davası açılırsa ne olur?
15.12.2020
Laik Cumhuriyet laik miydi?
8.12.2020
Mülkiye, üniversite ve Muhittin (Tuncer) Bey...
6.12.2020
Osmanlı’dan ‘laik’ Cumhuriyet’e giden yolda neler yaşandı?
1.12.2020
Demokrasi için biraz olsun gerekli haslet, mahcubiyet...
28.11.2020
Osmanlı-Türk laikleşmesi: Ezber ve klişe sevgisinin yararsızlığı
25.11.2020
Kendi OHAL'imi ilan ettim şekerim, kafam rahat...
23.11.2020
Devlet bekası ve laiklik: Söz konusu devletse insan teferruattır!
13.11.2020
Laiklik neden çok önemli ve zor bir konu?
10.11.2020
Talihsiz bir siyasal iletişim yolu, yaranma çabası...
3.11.2020
Bir siyasi duruş olarak, istihza...
27.10.2020
Hastam çok ama doktor değilim!
25.10.2020
Türban yasakları ‘nasıl’ tartışılmıştı?
20.10.2020
AYM üyesine neden kızgınsınız, ‘Anayasaya aykırı ama evet oyu vereceğiz’ mi dedi?
19.10.2020
Bir cisim yaklaşıyor, demokrasi olabilir, aman Allah’ım!
13.10.2020
Bir siyasi faaliyet türü olarak, homurdanmak...
10.10.2020
Türkiye’de anayasa ‘kavgaları’ yaşandı, ‘tartışması’ değil…
30.09.2020
‘Gerçek gündem’ kabul edilmek için ne yaşanmalı?
29.09.2020
Ayaklar, diz ve mabat açısı...
25.09.2020
Demokratik anayasa, helikopterden ‘düştüğü’ iddia edilen ...
19.09.2020
İçişleri bakanının, AYM başkanına yönelik ifadeleri üzerine…
15.09.2020
KHK'ye övgü
13.09.2020
12 Eylül anayasası, hukuku ve sona ermeyen sistem tartışması…
11.09.2020
Biz hep haklıydık ve ne yazık ki anayasalar kötüydü!
8.09.2020
'Kendimin' Diyanet'e devrini talep ediyorum...
6.09.2020
İspanyollar Franco sonrası nasıl bir sistem kurdu? Onlar da bizi kıskanıyor mu?
1.09.2020
Şehirlerdeki 'lüzumsuz yaya' varlığına son vermenin zamanı gelmedi mi!
30.08.2020
Almanya nasıl bir sisteme sahip ki, mütemadiyen Türkiye’yi kıskanıyor?
25.08.2020
Fransızlar ‘yarı başkanlığı’ benimsedi… Milli bayramlarına da değer veriyorlar!
24.08.2020
Amerikalıların derdi neydi de, ‘başkanlık’ sistemini tercih etti?
21.08.2020
Parlamenter sistemi kim, neden icat etti?
20.08.2020
Naziler durmadan yalan söylüyor ve hasımlarıyla alay ediyordu!
17.08.2020
‘Güçlendirilmiş’ parlamenter sistem ne demek?
12.08.2020
Hayırdır, yurttaşlıkta ‘köken’ esasına mı geçiyoruz?
25.07.2020
Tek karakter, tek renk, tek internet, tek sözleşme, tek…
12.07.2020
Büyük oyunu görüp bozma telaşından, oyun kuramayan muhalefet!
9.07.2020
Nazilerin milli diktatörlüğü...
3.07.2020
Nazilerin ‘medeni ölüme’ mahkûm ettiği Yahudiler…
1.07.2020
Sahi, ben ne çektim bu memlekette?
28.06.2020
Yasama, yürütme, yargı=Führer
23.06.2020
Son yirmi yılda herkes biraz değişmek zorunda kaldı…
18.06.2020
İçimizdeki düğümü çözen bir faaliyet olarak, koşmak…
17.06.2020
HDP Türkiye partisi olsun ama çok da olmasın!
15.06.2020
Zaman ve sıkışmışlık hissi, her şeyi unutturup olağanlaştırır mı?
7.06.2020
Berberoğlu’nun milletvekilliği düşürüldü; o esnada bir iki kişinin daha düşürülmüş!
5.06.2020
Yeni partiler, eleştiri, özeleştiri…
1.06.2020
E herkes Gezi’deydiyse, Osman Kavala neden cezaevinde?
30.05.2020
Türkiye’de muhalefet anayasayı umursuyor mu?
26.05.2020
Oysa tek günahı sevdiği türküyü mırıldanmasıydı…
18.05.2020
Bağrına taş basmak ve Kürt siyasal hareketine yönelik dil
11.05.2020
Kökten değişimi savunurken, ahmaklık ithamlarını duymazdan gelmek gerekiyor
5.05.2020
Komşuluk ve selamsız komşular üzerine…
1.05.2020
Ayakkabı bağcığı kadar değerimizin olmadığını bilerek, hissederek yaşamak…
29.04.2020
‘Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır’
28.04.2020
Çocuklu karantina ve ev kadınlığı kurumu üzerine…
21.04.2020
Evde ve tek başına yaşamaya dair…
18.04.2020
Belki de dünyayı ‘tembellik’ kurtaracak!
12.04.2020
Bir karar verilse artık, ağaç mı kemirelim, geberelim mi?
9.04.2020
Komplo teorileri, ahmaklık ve düşünceden nefre
2.04.2020
Demek ki güçlü yerel yönetim ‘herkese’ çok gerekliymiş
31.03.2020
Nefes borumuzdaki yumru, şirretlik…
29.03.2020
Dışarı ‘çıkmak’ insan canını tehlikeye atıyorsa, evde ‘kalmak’ anayasal haktır!
19.03.2020
Yüce ‘birey’e bir iki küçük hatırlatma…
16.03.2020
Virüs, sınıf ve sınırlar…
11.03.2020
‘Partili cumhurbaşkanı’ anayasal bir kurum mu?
6.03.2020
‘Siyaset’ten umudun kesilmemesi için her kesimden yurttaş çaba harcamalı
3.03.2020
Muhafazakâr semt ahalisinin bekçi sorunu var mıdır?
1.03.2020
Almanya’da hep ırkçılık, yabancı düşmanlığı filan var diyorlar…
27.02.2020
Lümpenliğin bulaşıcı niteliği…
19.02.2020
‘Gezi Parkı’ dünyanın, memleketin geleceği ve ‘Gelme’ demekle olmayacak işte!
14.02.2020
Bir şey bilmek zorunda hissetmeden her şeyi yorumlayabilen, pervasız yurttaş!
10.02.2020
Bir insan nasıl ölürse ikna olurlar?
9.02.2020
Herhangi bir uzvu kıpırdadığında heyecan yaratabilen muhalefet!
5.02.2020
Ateşe benzin taşıyan, insan yakan dede...
4.02.2020
Devlet ile muhabbetimiz ‘duygular’ düzeyinde değil, vergi-bütçe ilişkisi! (2)
1.02.2020
Sürekli anayasa konuşulmasının nedenleri, çaresizlik ve riyakârlıktır… (1)
28.01.2020
Siyaset tanımına dair bir ‘talimatname’ ihtiyacı!
22.01.2020
Bu sistemin sürme ihtimali yok!
14.01.2020
Nefret saçanların derdi, endişesi nedir?
10.01.2020
Başkanlık, 12 Eylülcülerin uygun bulmadığı bir sistemdi! (2)
8.01.2020
İşte o kadınlar yontacak, o erkekleri...
7.01.2020
Devletin, biber gazı sıkmak haricinde işlevleri de var aslında!
5.01.2020
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, sahipsizdir! (1)
31.12.2019
Gerçi canımız çıkıyor ama olsun, kaportası kıyak!
29.12.2019
Vatan size minnettar
27.12.2019
‘Huzursuz’ AKP’lilere nasıl moral verebiliriz?!
25.12.2019
Cümlemizin ‘tutukluluğu’ devam ediyor!
20.12.2019
Sayın muhalefet, hiç olmazsa ‘laiklik uf oluyor’ diyebilseniz!
18.12.2019
AKP o hale geldi ki yanına kimi koysan demokrat görünüyor
13.12.2019
İngiltere, Fransa, Almanya ve Şahsı üzerine...
8.12.2019
‘İsraf’ edilen, bizim yurttaşlığımızdır!
4.12.2019
İktidar ve çevresinin ‘hukuk’ ile karşılaşma anları...
1.12.2019
Alevi’nin kapısına atılan çarpı, yurttaşlık ve faşistlik üzerine…
28.11.2019
Erkeğin mazereti, kadının canı...
27.11.2019
Geçmiş yıllarda Mülkiye’ye yapılanlar ve TA isimli gazeteci!
18.11.2019
Yeni liderleri ne yapacaksınız, siz varsınız ya!
16.11.2019
Mümtaz Soysal, Mümtaz Bey, Mümtaz Abi, Mümtaz, Mümtaz Hoca…
12.11.2019
Mümtaz Hoca...
9.11.2019
Medeniyet kaybı yolunda, son sürat…
5.11.2019
Duymak istediğini dinleyen kalabalık...
29.10.2019
Peki neye layık olduğunuzu düşünüyorsunuz?
28.10.2019
KHK’lının şehit düşmesi ve utanmazlık üzerine…
23.10.2019
Kürt’ün ‘annesine’ mi, ‘diline’ mi karşısınız? (3)
17.10.2019
Ermeni dölüyüm, Yahudi tohumuyum, Kürt çocuğuyum, etek giyiyorum…
10.10.2019
İçiniz yanmıyor, hiçbirinizin…
3.10.2019
Göğsüme oturan koca bir öküz...
28.09.2019
Kanser mi olmalı, depremde mi ölmeli, cezaevine mi girmeli?
27.09.2019
Kürt sorununu tartışmak, konuşmak gerekli midir? (1)
9.09.2019
Yeni rejimin omurgalı bir kadınla imtihanı…
6.09.2019
İngiltere’de parlamento, milletvekili ve yurttaş var!
20.08.2019
Ya sahip çıkarsın demokrasiye, ya da çıkmazsın!
6.08.2019
Ve bin küsur akademisyen akınlarda çocuklar gibi şendi...
30.07.2019
Çarpık olan parlamenter sistem değil, demokrasi anlayışınız!
24.07.2019
İhtiyacımız yeni anayasa değil, anayasasını sahiplenen bir toplum!
15.07.2019
O esnada cezaevindeler…
10.07.2019
Canavar değil yurttaş, maganda değil suçlu, hatalı değil arsız!
2.07.2019
Onun adı edepsizlik değil, yurttaşlık!
24.03.2020
Ben, çalışmak zorunda olan ve sömürülen insanlarla ‘aynı’ gemideyim…
21.03.2020
Muhtelif sinir krizlerinin eşiğindeki toplum…
15.07.2019
O esnada cezaevindeler…
10.07.2019
Canavar değil yurttaş, maganda değil suçlu, hatalı değil arsız!
1.07.2019
Onun adı edepsizlik değil, yurttaşlık!
28.06.2019
Canan Kaftancıoğlu ‘kesinlikle’ yalnız değildir!
24.06.2019
Adalet yürüyüşüne katılan ve destek olanlar haklıydı, kazanıyorlar
14.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
9.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
8.06.2019
Yeni rejimin bir ‘normal insan’ ile imtihanı!
23.4.2019
Kendisini istikşafi müzakere ile hatırlamak isterdik!
19.3.2019
Üzülemeyen, hiçbir acının yasını tutamayan ülke…
1.3.2019
Ermeni yurttaşların yerinde olsam, mutluluk duyardım!
18.2.2019
Muhalefete bir soru: HDP’li vekillere ne yapıldığında rahatsız olacaksınız?
14.2.2019
Kuyruktakiler
4.2.2019
HDP yasadışıysa kapatılsın, değilse boş konuşulmasın!
12.1.2019
Anayasa’nın ‘yok sayılmasını’ görmezden gelsek ne olur? Elinizin körü olur!
10.1.2019
Yeni Türkiye’nin kaymağı ve Çukurambar!
4.1.2019
Seçime ilişkin ‘üç’ anayasa tartışması
16.12.2018
Kemal Gözler sordu: Anayasa hukuku nereye gidiyor? Bir yanıt çabası… (1)
22.11.2018
Hukuk filan, bizlik işler değil bunlar; sıkıntı yok!
11.11.2018
Farkında mısınız, seçmeniniz sandığa gitmeyebilir!
6.11.2018
Cihangir İslam’ın söz özgürlüğü...
1.11.2018
Cumhuriyet’in kimsesizleri...
31.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (2): Ticari, sağa çek!
25.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (1): Karl Marx’ı Türkiye’de doçent yapmazlardı
23.10.2018
Bindiği trenden inemeyen yolcunun hikâyesi...
21.10.2018
Biz kimiz ve temel bir ilkemiz var mı?
18.10.2018
Hınç toplumunda, yurttaş kalabilme marifeti
12.10.2018
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin dayanılmaz hafifliği…
11.10.2018
10 Ekim 2015’te, Ankara Garı’nda…
9.10.2018
Umuda ve kafa karşılıklarına olan ihtiyacımız...
5.10.2018
Konvoylardaki ‘önemli’ insanların yaşamımızdaki yeri nedir?
2.10.2018
İğneyle kazılan kuyunun dibindeki, umut...
1.10.2018
Affetmemek…
26.9.2018
Toplum değil, kalabalık; Akdenizlilik değil, itlik…
25.9.2018
Mehmet için yapısal reformlar, yok hükmündeydi...
20.9.2018
Dayak yememek için, Nazi’lere katılıyorlardı...
16.9.2018
Müteahhitle aynı gemideki işçiler ve zavallı muhalefet!
13.9.2018
Kitlelerin ruhu ile çocuk ruhu birbirine benzerdir...
10.9.2018
Bir Cumhuriyet okurundan…
4.9.2018
Hiç olmazsa hafta sonları tek ayak üzerinde durmasaydı...
30.8.2018
Bir kısım ‘laik’ yurttaşın, laikliğe olan acil ihtiyacı…
28.8.2018
Her gün 16.20’de, tek ayak üzerinde duracaktı...
27.8.2018
An…
23.8.2018
Savunma saldırıyor...
20.8.2018
#çoktanunuttuk…
18.8.2018
İdeolojileri bir yana bırakalım! Neden, biz ‘masa’ mıyız?
15.8.2018
Bedelli askerliğe dair, bazı notlar...
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive