Murat Sevinç

www.gazeteduvar.com.tr



Bookmark and Share

AYM üyesine neden kızgınsınız, ‘Anayasaya aykırı ama evet oyu vereceğiz’ mi dedi?


20.10.2020 - Bu Yazı 1180 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Anayasasızlaştırma, anayasanın askıya alınması, hukuk devletinin sona ermesi, AYM’nin fiilen ortadan kaldırılması…

Türkiye’de anayasanın temel ilkelerinin canına okunması süreci geçen hafta mı başladı? Muhalefet partileri geçen hafta mı kuruldu? Ülkenin anayasası yıllardır her Allah’ın günü yok sayılırken, muhterem muhalefet partisi vekilleri, twit atmak ve hiçbir işlevleri olmayan TBMM çatısı altında soru önergesi vermek dışında ne yaptı? Bu noktaya gelinmesinde bir payları olduğunu düşünmüyorlar mı? Yoksa en kötü huyları, çok iyi kalpli olmaları mı!

Çeyrek yüzyıldır AYM üzerine okuyor, anlatıyor ve eleştiriyorum. Türkiye’deki her kurum gibi AYM de, başına gelenlerde büyük pay sahibi. Saygınlık rica ya da talep edilen değil, hak edilen bir konum. AYM uzun süredir saygınlığını zedeleyen kararlar ‘da’ veriyor. Korkunun ecele faydası olmadığını, herhalde iyiden iyiye fark ediyorlardır şimdilerde. Diğer kurumlar da er geç anlar.

AYM anayasaya girdiği 1961’den bugüne Türkiye demokrasisi için en önemli kurumlardan biri. 27 Mayıs öncesinde gündeme geldi, DP’nin son yıllarında muhalefet tarafından gerekli bir denetim organı olarak konuşulup görüşüldü, 1924 Anayasası döneminde iki-üç istisnai görüş (ve hâkim kararı) olmakla birlikte yargı organları ve akademi, ‘anayasa tarafından açıkça yetkilendirilmemiş yargının anayasaya aykırılık denetimi yapabileceğine’ ikna olmadı ve sonunda AYM, 1961 Anayasası’nda yer buldu.

O gün bugündür sağ siyasete dert olmuştur AYM. 1961’den bugüne Türkiye’yi, kısa süreler haricinde hemen her zaman sağ parti ve koalisyonların yönetmesi, derdin bir nedeni. Diğer nedeniyse, AYM’nin ‘yargısal aktivizmini’ zaman zaman hak ve özgülükleri güçlendiren değil, kısıtlayıcı biçimde sergilemesi.

İlk aşamadaki büyük talihsizliği, 1961 Anayasası’nın kendisini sahiplenmeyen iktidarlar elinde kalışıydı. AYM de bundan nasibini aldı. Türkiye merkez sağının/DP-AP çizgisinin kullanmayı çok sevdiği sözcüklerin bir kısmı, Celal Bayar’ın armağanıdır! Mahkeme, özellikle 1965 seçimleri ardından giderek ‘milli iradeye getirilen ortaklar’ klişesiyle anıldı. Bu tepkinin pek azının o ‘aktivizmden’, kalanının ise ‘denetlenmek ve sınırlanmaktan’ hiç hazzetmemekten, dizginsiz yönetme isteğinden kaynaklandığı kanısındayım.

AYM, zamanında Demirel ve Özal tarafından da eleştirildi. Buna mukabil günümüzden farklı olarak onlar her şeye rağmen, haklı ya da haksız, eleştiriydi. Anayasa yargısı yer aldığı tüm ülkelerde siyasetçileri kızdırır. Son derece doğal, çünkü onlar için çok önemli olan bazı yasaları uygulanır olmaktan çıkarır. İşlevine uygun biçimde siyaseti etkiler. Bu yüzden yönetenler AYM’ye atanan üyelerde belirleyici olmak için fırsat kollar. Kendi siyasi eğilimlerine uygun hâkimler olsun isterler. Bakın şu anda ABD’de Trump, vefat eden kadın hâkim Ginsburg yerine, giderayak bir üye atamak için kırk takla atıyor. Obama’nın son yılında üye atamasına engel olmuştu Senato. Anayasa yargısının mucidi ABD’de, baba Bush’un atadığı rahmetli hâkim Rehnquist’in oyuyla, oğul W. Bush başkan seçilmişti. Bu denli etkili olabiliyorlar.

AYM’ler siyasetçileri kızdırır, siyaset üzerinde etki yapar, eleştirilir vs. Ancak bu kadar. İçişleri bakanları ile muhatap olmaz, hakarete uğramaz ve hedefe konulmazlar. Mahkeme üyeleri saygın hâkimlerdir ve saygınlıklarının kaynağı konumları, kararları ve kuşkusuz o kararlara uyulmasıdır. ‘AYM kararına uymayan bir ilk derece mahkemesi’ cümlesini başka bir dile çevirirseniz, eğer o dillerin konuşanı ‘ileri demokraside’ yaşamıyorsa, hiçbiri ne söylemek istediğinizi anlamayacaktır.

Yinelemek gerekirse, Türkiye’deki ‘milli iradeciğin’ AYM’ye yönelik kızgınlığının asıl nedeni, ‘denetlenmek’ ve ‘sınırlanmak’ istememesi oldu. Altmış yıldır aynı sözcüklerle benzer cümleler kurmalarının nedeni bu. ‘Denetim sevmeme’ hali ise 1950’lerin DP’sinin ‘çoğunlukçu’ demokrasi yorumundan miras. Özcesi, “TBMM üyeliklerinin çoğunluğu bende, demek ki milli iradeyi temsil ediyorum, kim tutar beni!” 1961 Anayasası ile 1924’teki ‘egemenlik’ tanımın değiştirilip ‘meclisi, egemenliğin temsil edildiği organlardan biri’ haline getirilmesinin ve başkaca özerk kurumlar ile hakimler kuruluna yer verilmesinin gerekçesi buydu. Söz konusu organlar, önceki döneme tepki niteliğindeydi.

AYM geçmiş altmış yıl boyunca bir yandan özgürleştirici kararlar verip pek çok konuda anayasa aykırılığı giderirken, diğer yandan ‘müesses nizamın’ sopası işlevini de yerine getirdi. Burada sayılmasına imkan ve gerek olmayan gurur verici ve berbat kararlara imza attı. 12 Mart ardından, rejimin özellikle iki siyasi oluşuma tepkisi AYM eliyle belirginleşti ve TİP (Türkiye İşçi Partisi) ile MNP (Milli Nizam Partisi) bir refleks olarak kapatıldı. TİP’i sosyalistlikten değil, kongresinde Kürtler’e ilişkin aldığı bir karar nedeniyle ‘bölücülükten’, MNP’yi ise ‘laikliğe’ aykırılıktan kapattılar. Sonraki yıllarda Kürtler ve İslamcılara yönelik bu hat değişmedi. AYM sayesinde Türkiye kapatılan partiler mezarlığına dönüştü.

Çok gerekli ve olumlu kararların yanında; parti yasaklarından Kürt meselesine, kadın erkek eşitliğine, 2007’deki 367 kararına, bazı anayasa değişikliklerinin iptaline, türban kararlarından laiklik yorumuna, çok sayıda ‘eleştirilebilir’ karar verdi AYM. Ben de yirmi küsur yıldır eleştiriyorum. Ancak eleştiri, değerini görmeye engel olmamalı.

Üye yapısı 1961’den sonra 1982’de, 2010’da ve 2017’de değiştirildi. Şu anda, Anayasa’ya göre 15, geçici ve özel bir durum nedeniyle gerçekte 16 üyesi var. Üyelerin üçünü TBMM (yani çoğunluktaki iktidar partisi vekilleri!), kalan on ikisini cumhurbaşkanı seçiyor. Nasıl, sizce de hayli demokratik ve çoğulcu, değil mi! Efendim ABD’de de üyeleri başkan seçiyor ama… Öyle mi şark kurnazları! Nasıl seçiyor peki başkan? Bizdeki gibi mi? Bu konuyu yazı dizisi kapsamında anlatacağım, burada uzatmayayım.

AYM uzun süredir yalpalıyor. Özellikle 15 Temmuz sonrasında bir iki istisna dışında, iktidarı çok kızdıracak konularda anayasayı, AİHM kararlarını vs. görmezden gelebildi. Fakat bazen aykırılık, görmezden gelinemeyecek ya da laf kalabalığıyla geçiştirilemeyecek düzeyde olduğunda kızdırmayı göze alarak ‘olumlu’ kararlar da verdi.

OHAL KHK’leri sorununun bu hale gelmesinin müsebbibi AYM’dir. 1990’lardaki içtihatını değiştirip ‘inceleyemeceğine’ karar verdi. Bu yönde düşünen anayasa hukukçuları var kuşkusuz. Kendilerine hiçbir biçimde katılmıyorum. Bir KHK (yeni sistemde böyle bir kurum yok tabii), OHAL KHK’si ise incelenmez. Ancak OHAL KHK’si olarak önüne gelen metin, OHAL KHK’sinden başka her şeye benziyorsa, eski ve doğru içtihadına uyup incelemeliydi. Korkudan yapamadıklarını düşünüyorum.

İkincisi ve ilki kadar vahimi, AYM’nin 15 Temmuz ardından tutuklanan iki üyesi hakkında Ağustos 2016’da aceleyle ve belli ki büyük endişeyle verdiği ihraç kararı. Kararı oybirliğiyle aldılar ve bu utancın kendilerini ömür boyu takip etmesini dilerim.

Sonunda bir ağır ceza mahkemesi, AYM kararını bağlayıcı kabul etmeyerek (ki aynısını birkaç yıl önceki Şahin kararında da denemiş ve AYM’nin ikinci kararı ardından geri adım atmıştı!) onu yok saydı ve Anayasayı açıkça görmezden geldi. Anayasası uzun süredir askıda olan Türkiye bakımından büyük bir sürpriz değil bu karar, ancak kuşkusuz ciddi bir aşama. Artık kararları bazen bağlayıcı, bazen bağlayıcı olmayan bir mahkeme var orta yerde. Bu arada bir süre önce de (ihraç edilen hâkimlerle ilgili) AYM, AİHM kararını yok saymıştı!

Tahammül etmekte zorlandığımdan, muhalefetten gelen tepkileri tek tek anmayı istemiyorum. Ancak şunu hatırlatmak gerekli sanırım: Türkiye bu hale geçen hafta gelmedi. Hukuk devletinin ortadan kaldırılması, AYM kararının yok sayılması yeni değil. Türkiye’de hukuka aykırılık girişimleri, özellikle belli alanlarda sınanır. Bir adım atılır, tepki ölçülür ve ikinci adım gelir. Başta ‘sol’ olmak üzere muhalefet ve Kürtler’e yönelik uygulamalara (son yıllarda bunlara, FETÖcü oldukları gerekçesiyle ihraç edilenler eklendi) yönelik yaklaşım, genellikle olduğu gibi son zamanların da turnusolü oldu.

Bir haftadır Enis Berberoğlu kararı konuşuluyor ve son derece haklı tepki gösteriliyor. Karşı çıkanlarla aynı kanıdayım. Peki, ne eksik ne fazla, tümüyle aynı hukuksal konumda bir HDP’li siyasetçi olsaydı şu tepkinin onda birine tanık olur muyduk? ‘Olurduk’ diyen varsa, buyursun yazsın, ben de cevabını vereyim. KHK’lilere yapılanlar? Eeee… İmzacı akademisyenlerle ilgili ihlal kararının üzerinden bir yıldan çok zaman geçmesine karşın komisyon tarafından ciddiye alınmaması? Hımmm… HDP’li belediyeler? Yaaaa… Yıllardır yok yere cezaevinde tutulanlar? Aaaaa… Can Dündar’ın mal varlığına el konulması? (ki ‘müsadere’ Tanzimat Fermanı ile yasaklanmıştı!) Hıııı…

Peki Engin Yıldırım? Amaaaaaa… Hâkimler kararlarıyla konuşur canım! Bu konuyu da yazacağım yazmasına da, o ilkenin geçerli olduğu ‘iddia edilen’ memleketlerde mahkeme kararlarına uyuluyor şeker kardeşim. Dolayısıyla yüksek mahkeme hâkimlerinin çileden çıkıp tepki göstermelerine gerek kalmıyor.

Efendim Engin Yıldırım’ı Abdullah Gül atamış da, o yüzden danışıklı dövüşmüş de… Bir mahkeme üyesini, onun kararlarını ve karşı oylarını okumadan, atayan isme referansla eleştirmek, eleştiri değil düpedüz aptallıktır. Engin Yıldırım istifa etmeli öyle mi? Bravo, etmeli ki Erdoğan 12 yıllığına yeni bir üye daha atasın. Hakikaten bravo.

Engin Yıldırım, AYM başkanı içişleri bakanı tarafından olmadık ifadelerle hedef alındıktan bir hafta sonra, durup dururken değil, oybirliğiyle aldıkları karar alt derece mahkemesi tarafından tanınmadığı için tepki gösterdi. Tepkinin şekline şemailine katılmak zorunda değil hiç kimse. O twitte bir darbe iması olmadığını da orta zekalı herkes anladı zaten. Konu, Yıldırım’ın tepki göstermiş olması. Çünkü anayasayı birilerinin koruması, sahiplenmesi gerekiyor. Yıldırım’ın tepkisini değil, diğerlerinin sessizliğini konuşmalı. Kim koruyacak? Yıllardır kim umursadı ve korudu? Nedir yanıtınız?

Muhalefetin, şunca skandala rağmen, hayal dahi edilemez anormalliklerle yüz yüzeyken, hâlâ “Eyvah, ağızlarına laf verildi” telaşına kapılmasını, aklım fikrim almıyor. Vallahi almıyor. Allah bu memlekete yardım etsin.

Bir uyarı ve rica: Değerli yazar ve gazeteci arkadaşlar. Bizde ‘anayasa suçu’ diye bir kavram yok. ‘Anayasaya aykırılık’ (ki AYM tarafından giderilebilir) ve ‘anayasayı ihlal’ (TCK’de yer alan) var. Ama ‘anayasa suçu’ yok. Yok. Yok. Yok.

Yazı önerileri: Konu hakkında çok iyi yazılar çıktı, tekrar etmenin yararı yok. Aşağıya bırakıyorum.

  1. Kemal Gözler- İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Anayasa Mahkemesine Karşı.
  2. Ali Topuz- Hukukun bedeni, ruhu ve ağzını burnunu kırmak.
  3. Rıza Türmen- Hukuk devletinin ölümü.

Facebook Yorumları

reklam
25.11.2020
Kendi OHAL'imi ilan ettim şekerim, kafam rahat...
23.11.2020
Devlet bekası ve laiklik: Söz konusu devletse insan teferruattır!
13.11.2020
Laiklik neden çok önemli ve zor bir konu?
10.11.2020
Talihsiz bir siyasal iletişim yolu, yaranma çabası...
3.11.2020
Bir siyasi duruş olarak, istihza...
27.10.2020
Hastam çok ama doktor değilim!
25.10.2020
Türban yasakları ‘nasıl’ tartışılmıştı?
20.10.2020
AYM üyesine neden kızgınsınız, ‘Anayasaya aykırı ama evet oyu vereceğiz’ mi dedi?
19.10.2020
Bir cisim yaklaşıyor, demokrasi olabilir, aman Allah’ım!
13.10.2020
Bir siyasi faaliyet türü olarak, homurdanmak...
10.10.2020
Türkiye’de anayasa ‘kavgaları’ yaşandı, ‘tartışması’ değil…
30.09.2020
‘Gerçek gündem’ kabul edilmek için ne yaşanmalı?
29.09.2020
Ayaklar, diz ve mabat açısı...
25.09.2020
Demokratik anayasa, helikopterden ‘düştüğü’ iddia edilen ...
19.09.2020
İçişleri bakanının, AYM başkanına yönelik ifadeleri üzerine…
15.09.2020
KHK'ye övgü
13.09.2020
12 Eylül anayasası, hukuku ve sona ermeyen sistem tartışması…
11.09.2020
Biz hep haklıydık ve ne yazık ki anayasalar kötüydü!
8.09.2020
'Kendimin' Diyanet'e devrini talep ediyorum...
6.09.2020
İspanyollar Franco sonrası nasıl bir sistem kurdu? Onlar da bizi kıskanıyor mu?
1.09.2020
Şehirlerdeki 'lüzumsuz yaya' varlığına son vermenin zamanı gelmedi mi!
30.08.2020
Almanya nasıl bir sisteme sahip ki, mütemadiyen Türkiye’yi kıskanıyor?
25.08.2020
Fransızlar ‘yarı başkanlığı’ benimsedi… Milli bayramlarına da değer veriyorlar!
24.08.2020
Amerikalıların derdi neydi de, ‘başkanlık’ sistemini tercih etti?
21.08.2020
Parlamenter sistemi kim, neden icat etti?
20.08.2020
Naziler durmadan yalan söylüyor ve hasımlarıyla alay ediyordu!
17.08.2020
‘Güçlendirilmiş’ parlamenter sistem ne demek?
12.08.2020
Hayırdır, yurttaşlıkta ‘köken’ esasına mı geçiyoruz?
25.07.2020
Tek karakter, tek renk, tek internet, tek sözleşme, tek…
12.07.2020
Büyük oyunu görüp bozma telaşından, oyun kuramayan muhalefet!
9.07.2020
Nazilerin milli diktatörlüğü...
3.07.2020
Nazilerin ‘medeni ölüme’ mahkûm ettiği Yahudiler…
1.07.2020
Sahi, ben ne çektim bu memlekette?
28.06.2020
Yasama, yürütme, yargı=Führer
23.06.2020
Son yirmi yılda herkes biraz değişmek zorunda kaldı…
18.06.2020
İçimizdeki düğümü çözen bir faaliyet olarak, koşmak…
17.06.2020
HDP Türkiye partisi olsun ama çok da olmasın!
15.06.2020
Zaman ve sıkışmışlık hissi, her şeyi unutturup olağanlaştırır mı?
7.06.2020
Berberoğlu’nun milletvekilliği düşürüldü; o esnada bir iki kişinin daha düşürülmüş!
5.06.2020
Yeni partiler, eleştiri, özeleştiri…
1.06.2020
E herkes Gezi’deydiyse, Osman Kavala neden cezaevinde?
30.05.2020
Türkiye’de muhalefet anayasayı umursuyor mu?
26.05.2020
Oysa tek günahı sevdiği türküyü mırıldanmasıydı…
18.05.2020
Bağrına taş basmak ve Kürt siyasal hareketine yönelik dil
11.05.2020
Kökten değişimi savunurken, ahmaklık ithamlarını duymazdan gelmek gerekiyor
5.05.2020
Komşuluk ve selamsız komşular üzerine…
1.05.2020
Ayakkabı bağcığı kadar değerimizin olmadığını bilerek, hissederek yaşamak…
29.04.2020
‘Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır’
28.04.2020
Çocuklu karantina ve ev kadınlığı kurumu üzerine…
21.04.2020
Evde ve tek başına yaşamaya dair…
18.04.2020
Belki de dünyayı ‘tembellik’ kurtaracak!
12.04.2020
Bir karar verilse artık, ağaç mı kemirelim, geberelim mi?
9.04.2020
Komplo teorileri, ahmaklık ve düşünceden nefre
2.04.2020
Demek ki güçlü yerel yönetim ‘herkese’ çok gerekliymiş
31.03.2020
Nefes borumuzdaki yumru, şirretlik…
29.03.2020
Dışarı ‘çıkmak’ insan canını tehlikeye atıyorsa, evde ‘kalmak’ anayasal haktır!
19.03.2020
Yüce ‘birey’e bir iki küçük hatırlatma…
16.03.2020
Virüs, sınıf ve sınırlar…
11.03.2020
‘Partili cumhurbaşkanı’ anayasal bir kurum mu?
6.03.2020
‘Siyaset’ten umudun kesilmemesi için her kesimden yurttaş çaba harcamalı
3.03.2020
Muhafazakâr semt ahalisinin bekçi sorunu var mıdır?
1.03.2020
Almanya’da hep ırkçılık, yabancı düşmanlığı filan var diyorlar…
27.02.2020
Lümpenliğin bulaşıcı niteliği…
19.02.2020
‘Gezi Parkı’ dünyanın, memleketin geleceği ve ‘Gelme’ demekle olmayacak işte!
14.02.2020
Bir şey bilmek zorunda hissetmeden her şeyi yorumlayabilen, pervasız yurttaş!
10.02.2020
Bir insan nasıl ölürse ikna olurlar?
9.02.2020
Herhangi bir uzvu kıpırdadığında heyecan yaratabilen muhalefet!
5.02.2020
Ateşe benzin taşıyan, insan yakan dede...
4.02.2020
Devlet ile muhabbetimiz ‘duygular’ düzeyinde değil, vergi-bütçe ilişkisi! (2)
1.02.2020
Sürekli anayasa konuşulmasının nedenleri, çaresizlik ve riyakârlıktır… (1)
28.01.2020
Siyaset tanımına dair bir ‘talimatname’ ihtiyacı!
22.01.2020
Bu sistemin sürme ihtimali yok!
14.01.2020
Nefret saçanların derdi, endişesi nedir?
10.01.2020
Başkanlık, 12 Eylülcülerin uygun bulmadığı bir sistemdi! (2)
8.01.2020
İşte o kadınlar yontacak, o erkekleri...
7.01.2020
Devletin, biber gazı sıkmak haricinde işlevleri de var aslında!
5.01.2020
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, sahipsizdir! (1)
31.12.2019
Gerçi canımız çıkıyor ama olsun, kaportası kıyak!
29.12.2019
Vatan size minnettar
27.12.2019
‘Huzursuz’ AKP’lilere nasıl moral verebiliriz?!
25.12.2019
Cümlemizin ‘tutukluluğu’ devam ediyor!
20.12.2019
Sayın muhalefet, hiç olmazsa ‘laiklik uf oluyor’ diyebilseniz!
18.12.2019
AKP o hale geldi ki yanına kimi koysan demokrat görünüyor
13.12.2019
İngiltere, Fransa, Almanya ve Şahsı üzerine...
8.12.2019
‘İsraf’ edilen, bizim yurttaşlığımızdır!
4.12.2019
İktidar ve çevresinin ‘hukuk’ ile karşılaşma anları...
1.12.2019
Alevi’nin kapısına atılan çarpı, yurttaşlık ve faşistlik üzerine…
28.11.2019
Erkeğin mazereti, kadının canı...
27.11.2019
Geçmiş yıllarda Mülkiye’ye yapılanlar ve TA isimli gazeteci!
18.11.2019
Yeni liderleri ne yapacaksınız, siz varsınız ya!
16.11.2019
Mümtaz Soysal, Mümtaz Bey, Mümtaz Abi, Mümtaz, Mümtaz Hoca…
12.11.2019
Mümtaz Hoca...
9.11.2019
Medeniyet kaybı yolunda, son sürat…
5.11.2019
Duymak istediğini dinleyen kalabalık...
29.10.2019
Peki neye layık olduğunuzu düşünüyorsunuz?
28.10.2019
KHK’lının şehit düşmesi ve utanmazlık üzerine…
23.10.2019
Kürt’ün ‘annesine’ mi, ‘diline’ mi karşısınız? (3)
17.10.2019
Ermeni dölüyüm, Yahudi tohumuyum, Kürt çocuğuyum, etek giyiyorum…
10.10.2019
İçiniz yanmıyor, hiçbirinizin…
3.10.2019
Göğsüme oturan koca bir öküz...
28.09.2019
Kanser mi olmalı, depremde mi ölmeli, cezaevine mi girmeli?
27.09.2019
Kürt sorununu tartışmak, konuşmak gerekli midir? (1)
9.09.2019
Yeni rejimin omurgalı bir kadınla imtihanı…
6.09.2019
İngiltere’de parlamento, milletvekili ve yurttaş var!
20.08.2019
Ya sahip çıkarsın demokrasiye, ya da çıkmazsın!
6.08.2019
Ve bin küsur akademisyen akınlarda çocuklar gibi şendi...
30.07.2019
Çarpık olan parlamenter sistem değil, demokrasi anlayışınız!
24.07.2019
İhtiyacımız yeni anayasa değil, anayasasını sahiplenen bir toplum!
15.07.2019
O esnada cezaevindeler…
10.07.2019
Canavar değil yurttaş, maganda değil suçlu, hatalı değil arsız!
2.07.2019
Onun adı edepsizlik değil, yurttaşlık!
24.03.2020
Ben, çalışmak zorunda olan ve sömürülen insanlarla ‘aynı’ gemideyim…
21.03.2020
Muhtelif sinir krizlerinin eşiğindeki toplum…
15.07.2019
O esnada cezaevindeler…
10.07.2019
Canavar değil yurttaş, maganda değil suçlu, hatalı değil arsız!
1.07.2019
Onun adı edepsizlik değil, yurttaşlık!
28.06.2019
Canan Kaftancıoğlu ‘kesinlikle’ yalnız değildir!
24.06.2019
Adalet yürüyüşüne katılan ve destek olanlar haklıydı, kazanıyorlar
14.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
9.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
8.06.2019
Yeni rejimin bir ‘normal insan’ ile imtihanı!
23.4.2019
Kendisini istikşafi müzakere ile hatırlamak isterdik!
19.3.2019
Üzülemeyen, hiçbir acının yasını tutamayan ülke…
1.3.2019
Ermeni yurttaşların yerinde olsam, mutluluk duyardım!
18.2.2019
Muhalefete bir soru: HDP’li vekillere ne yapıldığında rahatsız olacaksınız?
14.2.2019
Kuyruktakiler
4.2.2019
HDP yasadışıysa kapatılsın, değilse boş konuşulmasın!
12.1.2019
Anayasa’nın ‘yok sayılmasını’ görmezden gelsek ne olur? Elinizin körü olur!
10.1.2019
Yeni Türkiye’nin kaymağı ve Çukurambar!
4.1.2019
Seçime ilişkin ‘üç’ anayasa tartışması
16.12.2018
Kemal Gözler sordu: Anayasa hukuku nereye gidiyor? Bir yanıt çabası… (1)
22.11.2018
Hukuk filan, bizlik işler değil bunlar; sıkıntı yok!
11.11.2018
Farkında mısınız, seçmeniniz sandığa gitmeyebilir!
6.11.2018
Cihangir İslam’ın söz özgürlüğü...
1.11.2018
Cumhuriyet’in kimsesizleri...
31.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (2): Ticari, sağa çek!
25.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (1): Karl Marx’ı Türkiye’de doçent yapmazlardı
23.10.2018
Bindiği trenden inemeyen yolcunun hikâyesi...
21.10.2018
Biz kimiz ve temel bir ilkemiz var mı?
18.10.2018
Hınç toplumunda, yurttaş kalabilme marifeti
12.10.2018
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin dayanılmaz hafifliği…
11.10.2018
10 Ekim 2015’te, Ankara Garı’nda…
9.10.2018
Umuda ve kafa karşılıklarına olan ihtiyacımız...
5.10.2018
Konvoylardaki ‘önemli’ insanların yaşamımızdaki yeri nedir?
2.10.2018
İğneyle kazılan kuyunun dibindeki, umut...
1.10.2018
Affetmemek…
26.9.2018
Toplum değil, kalabalık; Akdenizlilik değil, itlik…
25.9.2018
Mehmet için yapısal reformlar, yok hükmündeydi...
20.9.2018
Dayak yememek için, Nazi’lere katılıyorlardı...
16.9.2018
Müteahhitle aynı gemideki işçiler ve zavallı muhalefet!
13.9.2018
Kitlelerin ruhu ile çocuk ruhu birbirine benzerdir...
10.9.2018
Bir Cumhuriyet okurundan…
4.9.2018
Hiç olmazsa hafta sonları tek ayak üzerinde durmasaydı...
30.8.2018
Bir kısım ‘laik’ yurttaşın, laikliğe olan acil ihtiyacı…
28.8.2018
Her gün 16.20’de, tek ayak üzerinde duracaktı...
27.8.2018
An…
23.8.2018
Savunma saldırıyor...
20.8.2018
#çoktanunuttuk…
18.8.2018
İdeolojileri bir yana bırakalım! Neden, biz ‘masa’ mıyız?
15.8.2018
Bedelli askerliğe dair, bazı notlar...
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive