Murat Sevinç

www.gazeteduvar.com.tr



Bookmark and Share

Bir cisim yaklaşıyor, demokrasi olabilir, aman Allah’ım!


19.10.2020 - Bu Yazı 393 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Şu yaşıma dek tanıştığım en düzgün ve dürüst insanlardan Ayhan Bilgen, beraat edip üstüne devleti tazminata da mahkum ettirdiği suçlamalardan bir kez daha tutuklandı malum. Ardından Kars’a kayyım atandı. Kayyım, alnı secde görmüş iyi bir mümin olarak, Allah kabul etsin belediye binası önünde namaz kıldı ve Bilgen döneminde başlatılan tüm girişimleri sona erdirme ‘vazife’sine başladı.

Nasıl olabildi bunlar? 

Bir, ileri demokrasiyiz. İki, Ayhan Bilgen HDP’li. Üç, muhalefet kesinlikle oyuna gelmiyor. Dört, Türkiye’de ırkçılık yok; Almanya ve ABD’de var ne yazık ki. Beş, Sevr’in üzerinden yalnızca yüz yıl geçti, unutmadık, unutmayacağız; hele bir üç dört asır geçsin, bakarız.

Fakat ileri demokrasi bu kez fazla göze sokulduğu ve Ayhan Bilgen dindar muhitte de sevilen biri olduğundan sanırım, ikna edici bir şeyler bulunmaya çalışılıyor. Son olarak, gelecekte ileri demokrasinin eşsiz sembollerinden biri olarak anılacak içişleri bakanı, Kars’ta ‘özerkliği andıran öz yönetim kurma çabası ve adımlar’ı olduğunu açıkladı. Özerlik ya da öz yönetim değil de, onları ‘andıran’ bir şeyler fark edilmiş. 

Doğrusu ben de bir süredir, Bilgen’in Kars ilinde yaptıklarına dikkatlice bakıyor, anlamaya çalışıyor, ben bu tarzı bir yerden çıkaracağım ama dur bakalım, diye söylenip adını koyamıyordum. Bakmayı bilmek lazım.

‘Dikkatle bakmak’ deyince bir şey hatırladım durup dururken! Yıllar önce, futbol ve Fenerbahçe delisi bir arkadaşım, zamanın şifreli kanalı Cine5’e abonelik için ısrarcı olmuştu. Ortak alacağız, maç günleri bana gelip seyredecek. Fenerbahçe’nin maçının olduğu bir cumartesi akşamı buluşup yetkili bayiye gittik. Satıcı nasıl kurulacağını tarif etti ve ilk açıldığında görüntünün gelmesi için ‘bir süre’ beklememiz gerektiğini söyledi. 

Eve gelip heyecanla kurduk, çay yaptık, çekirdekleri hazırladık ve maça üç beş dakika kala oturduk karşısına. O karlı görüntüyü, yaşı yeten herkes hatırlar. Üç, beş, on beş… Öylece bekliyoruz ekranın karşısında. Sizin de başınıza gelmiştir belki, çok dikkatli bakınca, gözünüzü kısınca filan, insan bir süre sonra görmeye, ekrandaki şekiller belirginleşmeye başlıyor hakikaten. Yaklaşık yarım saat sonra, ya herhalde bu kadar görülüyor işte, diye söylenmeye başladık ama içimiz rahat değil, çünkü bir yandan da saçma geliyor. Eh ne de olsa okumuş çocuklarız! 

Devre arasında koşa koşa dükkana gittik. Satıcı denedi ve kartın bozuk olduğunu söyledi! Meğer ‘biraz’ derken, üç beş saniye beklemekten söz ediyormuş! Eve döndük ve ikinci devrenin sonunu seyredebildik. Diyeceğim, insan dikkatli bakınca istediğini görüyor hakikaten. Yeter ki görmeye niyetlensin.

Muhterem okur, 

Ayhan Bilgen’in Kars’ta yapmaya çalıştığının çok basit bir tanımı var: Halkı her düzeyde yönetime ortak edip, yurttaşın kararlara katılımını sağlamak ve yerel düzeyde örnek olmak. Allah medeniyetimizden ırak etsin, batı demokrasilerinin hayli uzun zamandır kurmaya çalıştığı ‘katılımcı’ sistemi hayata geçirebilmek. 

Öz yönetim, özerklik değildir. Bu nedenle, örneğin zamanında bazı HDP’li belediyelerin anlamsız biçimde denediği gibi, ‘ilan’ edilemez! Öz yönetim ile anlatılmak istenen, yurttaşın kararlara katılımını esas alan, şeffaf bir idare etme üslubu, yöntemidir.

Türkiye’de, iktidarının ilk yıllarında AKP’nin (kamu yönetimi reformu), sonrasında başta CHP olmak üzere muhalefet partilerinin ‘güçlü yerel yönetim’ adını verdikleri yerel idare modeli var ya, hah işte, elinden geldiğince onu yaşama geçirmeye çalıştı Ayhan Bilgen. Daha doğrusu, o yönde adımlar atmayı denedi ve kısmen başarılı oldu. Toplantı ve karar usulleriyle, kooperatif yoluyla yerel üreticiyi kalkındırarak vs. Nitekim ilk günden itibaren çıkarları zedelenen yerel ‘oluşumlar’ın tehdit ve tacizlerine maruz kaldığı yönündeki haberler eksik olmadı.

Diken’de sürdürdüğüm ‘yazı dizisi’ kapsamında, siyasal sistemlerin demokratikleşmesi faslında demokrasilerdeki katılım yol ve araçlarını özetlemeye çalışacağım ilerleyen haftalarda. Yerel ve merkezi düzeyde katılım için hangi yollar denendi, deneniyor. Önümüzdeki yıllar için artık ‘eşit yurttaşlık’ üzerine konuşmanın, kafa yormanın yararına inandığımdan. Demokrasilerde dört başı mamur, tüm sorunlarını çözmüş bir sistem olduğundan değil; daha iyisi ve insancası mümkün olabileceği için.

Temsili demokrasiler kapitalizmin son sürümünün ıstırabını çekiyor ve ‘güvenlikçi’ idarelerle boğuşuyor bir süredir. Diğer yandan aynı demokrasilerde birileri de eşit yurttaşlık ve yönetime katılımın muhtelif yolları üzerinde tartışıyor. Türkiye iki yüz yıldır, gecikmeli de olsa batı sistemlerini takip etti. Er geç, yine edeceğini düşünüyorum. 

Buna mukabil o ‘Batı’ ve ‘insanlık’ bir açmazla, hayati bir soruyla karşı karşıya artık: Ya insanı insanlıktan çıkaran gelir uçurumuna tahammül ederek, kendi vergileriyle (yani emekleriyle) beslenen ceberutların höt zötünü dinleyerek, derinleşen iklim krizinin tehdit ettiği doğa koşullarında; aldığı nefesin, içtiği suyun, yediği ekmeğin zehir oluşuna tanıklık ederek yaşayıp arsızca tüketimle birbirini yok edecek… Ya da insan gibi, basit ve eşitçe yaşamanın yollarını arayıp bulacak.

İkincisi için, yurttaşlık bilincinin bir kez daha ‘yeşermesi’ ve insanın kendi yaşamını başkalarının iki dudağı arasına bırakmaması bir zorunluluk. Her düzeyde yönetime katılmak bu nedenle çok önemli. Herkesin insanca ve eşit muamele görmesi. Yaşamını doğrudan ya da dolaylı belirleyecek kararlar üzerinde etkili olabilmesi. 

Bir konuyu nasıl anladığınız ve anlattığınız, muhatabın o konu hakkındaki kanaatini belirler. Bu memlekette birine ‘öz yönetim’ dediğinizde, hiçbir fikri olmamasına karşın başkaca kaygıları harekete geçirdiğinden tepki gösterebilir. Dile getiren de zaten o tepkiyi beklediği için, bundan yararlanır. 

Oysa aynı insana, onu küçümsemeden ve ıvır zıvır lakaplar uydurmadan, “İnsan ve yurttaş yerine konulsan, yaşamını ilgilendiren her konuda önce işinin ehli insanlarca bilgilendirilsen ve ardından o kararlara katılabilsen fena mı olur?” sorusu yöneltilse, ne der sizce? Hayır, sakın ha bana yurttaş muamelesi yapıp soru filan sormayın, yanıtını veren kaç kişi çıkar?

Ben bir insanım. Ben bir yurttaşım. Hiç kimse bana sabah akşam alık muamelesi yapamaz. Yok sayılmadığım, sandıktan sandığa hatırlanmadığım, aklımla dalga geçilmeyen, haysiyetli bir yaşam istiyorum. Bu kadar.

Son olarak… 

Kars’ta, özerk olmayan ama onu ‘andıran’ bir yönetim eğilimi fark edilmiş ya! Size daha beterini söyleyeyim: Mustafa Kemal ve I. Meclis’in 1921’de kabul ettiği Kurtuluş Savaşı anayasası olan Teşkilat-ı Esasiye Kanunu, üç idari birimden ikisine, ‘vilayet’ ve ‘nahiye’lere ‘muhtariyet‘, yani özerklik tanıyordu. Aman Allah’ım! 1921 Anayasası döneminde bunlar konuşulup tartışılmıştı. 1921’de. 

1921 Anayasası’nın yüz yılı devirmesine üç ay kaldı. 2020’de, bırakın medeni koşullarda tartışabilmeyi, Kars’ta özerkliği ‘andıran’ bir ‘uygulama’ tespit ediliyor. Eh… 

AYM üyesi Engin Yıldırım’a ilişkin not:

Mesleki gerekçelerle yaşamımın yarısını AYM kararlarını eleştirerek geçirdim. Buna mukabil AYM’nin varlığının temsili demokrasiler bakımından ne denli hayati olduğunu da anlattım, savundum. Hâlâ aynı kanıdayım. AYM’nin, başına gelenlerde azımsanmayacak payı var. Kendi ettiklerini buluyorlar. Bu başka mesele.

Ancak herhalde üç kuruşluk izan sahibi herkes, Mahkeme’nin ‘en özgürlükçü’ üyesi olan ve Abdullah Gül tarafından atanmış Engin Yıldırım’ın ‘darbe iması’ yapmayacağını anlar, bilir. Nitekim herkes anladı. Burası Türkiye olduğu için, o ‘herkes’in bir kısmı anlamazdan geldi.

Beni ilgilendiren iktidarın değil, muhalefetin eleştirileri. Pes. Hakikaten pes. “Hakimler kararlarıyla konuşur” gibi boş ezberlerle ya da “İktidara mağduriyet gerekçesi sundu” nevi bıktırıcı tekrarlarla Engin Yıldırım’ı yalnız bırakmalarını aklım almıyor. Tavrın, Engin Yıldırım’ın ifadesiyle ilgisi yok. Beceriksiz bir tepki olduğu vs. düşünülebilir. Buna mukabil, ‘kararlarına uyulmadığı için’ tahammül edemeyip şu ya da bu şekilde tepki gösteren bir AYM üyesine, muhalafetin “Sen sus” demesi… Sen konuş o zaman! Çalıştığı alandan nefret ettiriyorlar insanı…      

Facebook Yorumları

reklam
25.11.2020
Kendi OHAL'imi ilan ettim şekerim, kafam rahat...
23.11.2020
Devlet bekası ve laiklik: Söz konusu devletse insan teferruattır!
13.11.2020
Laiklik neden çok önemli ve zor bir konu?
10.11.2020
Talihsiz bir siyasal iletişim yolu, yaranma çabası...
3.11.2020
Bir siyasi duruş olarak, istihza...
27.10.2020
Hastam çok ama doktor değilim!
25.10.2020
Türban yasakları ‘nasıl’ tartışılmıştı?
20.10.2020
AYM üyesine neden kızgınsınız, ‘Anayasaya aykırı ama evet oyu vereceğiz’ mi dedi?
19.10.2020
Bir cisim yaklaşıyor, demokrasi olabilir, aman Allah’ım!
13.10.2020
Bir siyasi faaliyet türü olarak, homurdanmak...
10.10.2020
Türkiye’de anayasa ‘kavgaları’ yaşandı, ‘tartışması’ değil…
30.09.2020
‘Gerçek gündem’ kabul edilmek için ne yaşanmalı?
29.09.2020
Ayaklar, diz ve mabat açısı...
25.09.2020
Demokratik anayasa, helikopterden ‘düştüğü’ iddia edilen ...
19.09.2020
İçişleri bakanının, AYM başkanına yönelik ifadeleri üzerine…
15.09.2020
KHK'ye övgü
13.09.2020
12 Eylül anayasası, hukuku ve sona ermeyen sistem tartışması…
11.09.2020
Biz hep haklıydık ve ne yazık ki anayasalar kötüydü!
8.09.2020
'Kendimin' Diyanet'e devrini talep ediyorum...
6.09.2020
İspanyollar Franco sonrası nasıl bir sistem kurdu? Onlar da bizi kıskanıyor mu?
1.09.2020
Şehirlerdeki 'lüzumsuz yaya' varlığına son vermenin zamanı gelmedi mi!
30.08.2020
Almanya nasıl bir sisteme sahip ki, mütemadiyen Türkiye’yi kıskanıyor?
25.08.2020
Fransızlar ‘yarı başkanlığı’ benimsedi… Milli bayramlarına da değer veriyorlar!
24.08.2020
Amerikalıların derdi neydi de, ‘başkanlık’ sistemini tercih etti?
21.08.2020
Parlamenter sistemi kim, neden icat etti?
20.08.2020
Naziler durmadan yalan söylüyor ve hasımlarıyla alay ediyordu!
17.08.2020
‘Güçlendirilmiş’ parlamenter sistem ne demek?
12.08.2020
Hayırdır, yurttaşlıkta ‘köken’ esasına mı geçiyoruz?
25.07.2020
Tek karakter, tek renk, tek internet, tek sözleşme, tek…
12.07.2020
Büyük oyunu görüp bozma telaşından, oyun kuramayan muhalefet!
9.07.2020
Nazilerin milli diktatörlüğü...
3.07.2020
Nazilerin ‘medeni ölüme’ mahkûm ettiği Yahudiler…
1.07.2020
Sahi, ben ne çektim bu memlekette?
28.06.2020
Yasama, yürütme, yargı=Führer
23.06.2020
Son yirmi yılda herkes biraz değişmek zorunda kaldı…
18.06.2020
İçimizdeki düğümü çözen bir faaliyet olarak, koşmak…
17.06.2020
HDP Türkiye partisi olsun ama çok da olmasın!
15.06.2020
Zaman ve sıkışmışlık hissi, her şeyi unutturup olağanlaştırır mı?
7.06.2020
Berberoğlu’nun milletvekilliği düşürüldü; o esnada bir iki kişinin daha düşürülmüş!
5.06.2020
Yeni partiler, eleştiri, özeleştiri…
1.06.2020
E herkes Gezi’deydiyse, Osman Kavala neden cezaevinde?
30.05.2020
Türkiye’de muhalefet anayasayı umursuyor mu?
26.05.2020
Oysa tek günahı sevdiği türküyü mırıldanmasıydı…
18.05.2020
Bağrına taş basmak ve Kürt siyasal hareketine yönelik dil
11.05.2020
Kökten değişimi savunurken, ahmaklık ithamlarını duymazdan gelmek gerekiyor
5.05.2020
Komşuluk ve selamsız komşular üzerine…
1.05.2020
Ayakkabı bağcığı kadar değerimizin olmadığını bilerek, hissederek yaşamak…
29.04.2020
‘Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır’
28.04.2020
Çocuklu karantina ve ev kadınlığı kurumu üzerine…
21.04.2020
Evde ve tek başına yaşamaya dair…
18.04.2020
Belki de dünyayı ‘tembellik’ kurtaracak!
12.04.2020
Bir karar verilse artık, ağaç mı kemirelim, geberelim mi?
9.04.2020
Komplo teorileri, ahmaklık ve düşünceden nefre
2.04.2020
Demek ki güçlü yerel yönetim ‘herkese’ çok gerekliymiş
31.03.2020
Nefes borumuzdaki yumru, şirretlik…
29.03.2020
Dışarı ‘çıkmak’ insan canını tehlikeye atıyorsa, evde ‘kalmak’ anayasal haktır!
19.03.2020
Yüce ‘birey’e bir iki küçük hatırlatma…
16.03.2020
Virüs, sınıf ve sınırlar…
11.03.2020
‘Partili cumhurbaşkanı’ anayasal bir kurum mu?
6.03.2020
‘Siyaset’ten umudun kesilmemesi için her kesimden yurttaş çaba harcamalı
3.03.2020
Muhafazakâr semt ahalisinin bekçi sorunu var mıdır?
1.03.2020
Almanya’da hep ırkçılık, yabancı düşmanlığı filan var diyorlar…
27.02.2020
Lümpenliğin bulaşıcı niteliği…
19.02.2020
‘Gezi Parkı’ dünyanın, memleketin geleceği ve ‘Gelme’ demekle olmayacak işte!
14.02.2020
Bir şey bilmek zorunda hissetmeden her şeyi yorumlayabilen, pervasız yurttaş!
10.02.2020
Bir insan nasıl ölürse ikna olurlar?
9.02.2020
Herhangi bir uzvu kıpırdadığında heyecan yaratabilen muhalefet!
5.02.2020
Ateşe benzin taşıyan, insan yakan dede...
4.02.2020
Devlet ile muhabbetimiz ‘duygular’ düzeyinde değil, vergi-bütçe ilişkisi! (2)
1.02.2020
Sürekli anayasa konuşulmasının nedenleri, çaresizlik ve riyakârlıktır… (1)
28.01.2020
Siyaset tanımına dair bir ‘talimatname’ ihtiyacı!
22.01.2020
Bu sistemin sürme ihtimali yok!
14.01.2020
Nefret saçanların derdi, endişesi nedir?
10.01.2020
Başkanlık, 12 Eylülcülerin uygun bulmadığı bir sistemdi! (2)
8.01.2020
İşte o kadınlar yontacak, o erkekleri...
7.01.2020
Devletin, biber gazı sıkmak haricinde işlevleri de var aslında!
5.01.2020
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, sahipsizdir! (1)
31.12.2019
Gerçi canımız çıkıyor ama olsun, kaportası kıyak!
29.12.2019
Vatan size minnettar
27.12.2019
‘Huzursuz’ AKP’lilere nasıl moral verebiliriz?!
25.12.2019
Cümlemizin ‘tutukluluğu’ devam ediyor!
20.12.2019
Sayın muhalefet, hiç olmazsa ‘laiklik uf oluyor’ diyebilseniz!
18.12.2019
AKP o hale geldi ki yanına kimi koysan demokrat görünüyor
13.12.2019
İngiltere, Fransa, Almanya ve Şahsı üzerine...
8.12.2019
‘İsraf’ edilen, bizim yurttaşlığımızdır!
4.12.2019
İktidar ve çevresinin ‘hukuk’ ile karşılaşma anları...
1.12.2019
Alevi’nin kapısına atılan çarpı, yurttaşlık ve faşistlik üzerine…
28.11.2019
Erkeğin mazereti, kadının canı...
27.11.2019
Geçmiş yıllarda Mülkiye’ye yapılanlar ve TA isimli gazeteci!
18.11.2019
Yeni liderleri ne yapacaksınız, siz varsınız ya!
16.11.2019
Mümtaz Soysal, Mümtaz Bey, Mümtaz Abi, Mümtaz, Mümtaz Hoca…
12.11.2019
Mümtaz Hoca...
9.11.2019
Medeniyet kaybı yolunda, son sürat…
5.11.2019
Duymak istediğini dinleyen kalabalık...
29.10.2019
Peki neye layık olduğunuzu düşünüyorsunuz?
28.10.2019
KHK’lının şehit düşmesi ve utanmazlık üzerine…
23.10.2019
Kürt’ün ‘annesine’ mi, ‘diline’ mi karşısınız? (3)
17.10.2019
Ermeni dölüyüm, Yahudi tohumuyum, Kürt çocuğuyum, etek giyiyorum…
10.10.2019
İçiniz yanmıyor, hiçbirinizin…
3.10.2019
Göğsüme oturan koca bir öküz...
28.09.2019
Kanser mi olmalı, depremde mi ölmeli, cezaevine mi girmeli?
27.09.2019
Kürt sorununu tartışmak, konuşmak gerekli midir? (1)
9.09.2019
Yeni rejimin omurgalı bir kadınla imtihanı…
6.09.2019
İngiltere’de parlamento, milletvekili ve yurttaş var!
20.08.2019
Ya sahip çıkarsın demokrasiye, ya da çıkmazsın!
6.08.2019
Ve bin küsur akademisyen akınlarda çocuklar gibi şendi...
30.07.2019
Çarpık olan parlamenter sistem değil, demokrasi anlayışınız!
24.07.2019
İhtiyacımız yeni anayasa değil, anayasasını sahiplenen bir toplum!
15.07.2019
O esnada cezaevindeler…
10.07.2019
Canavar değil yurttaş, maganda değil suçlu, hatalı değil arsız!
2.07.2019
Onun adı edepsizlik değil, yurttaşlık!
24.03.2020
Ben, çalışmak zorunda olan ve sömürülen insanlarla ‘aynı’ gemideyim…
21.03.2020
Muhtelif sinir krizlerinin eşiğindeki toplum…
15.07.2019
O esnada cezaevindeler…
10.07.2019
Canavar değil yurttaş, maganda değil suçlu, hatalı değil arsız!
1.07.2019
Onun adı edepsizlik değil, yurttaşlık!
28.06.2019
Canan Kaftancıoğlu ‘kesinlikle’ yalnız değildir!
24.06.2019
Adalet yürüyüşüne katılan ve destek olanlar haklıydı, kazanıyorlar
14.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
9.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
8.06.2019
Yeni rejimin bir ‘normal insan’ ile imtihanı!
23.4.2019
Kendisini istikşafi müzakere ile hatırlamak isterdik!
19.3.2019
Üzülemeyen, hiçbir acının yasını tutamayan ülke…
1.3.2019
Ermeni yurttaşların yerinde olsam, mutluluk duyardım!
18.2.2019
Muhalefete bir soru: HDP’li vekillere ne yapıldığında rahatsız olacaksınız?
14.2.2019
Kuyruktakiler
4.2.2019
HDP yasadışıysa kapatılsın, değilse boş konuşulmasın!
12.1.2019
Anayasa’nın ‘yok sayılmasını’ görmezden gelsek ne olur? Elinizin körü olur!
10.1.2019
Yeni Türkiye’nin kaymağı ve Çukurambar!
4.1.2019
Seçime ilişkin ‘üç’ anayasa tartışması
16.12.2018
Kemal Gözler sordu: Anayasa hukuku nereye gidiyor? Bir yanıt çabası… (1)
22.11.2018
Hukuk filan, bizlik işler değil bunlar; sıkıntı yok!
11.11.2018
Farkında mısınız, seçmeniniz sandığa gitmeyebilir!
6.11.2018
Cihangir İslam’ın söz özgürlüğü...
1.11.2018
Cumhuriyet’in kimsesizleri...
31.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (2): Ticari, sağa çek!
25.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (1): Karl Marx’ı Türkiye’de doçent yapmazlardı
23.10.2018
Bindiği trenden inemeyen yolcunun hikâyesi...
21.10.2018
Biz kimiz ve temel bir ilkemiz var mı?
18.10.2018
Hınç toplumunda, yurttaş kalabilme marifeti
12.10.2018
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin dayanılmaz hafifliği…
11.10.2018
10 Ekim 2015’te, Ankara Garı’nda…
9.10.2018
Umuda ve kafa karşılıklarına olan ihtiyacımız...
5.10.2018
Konvoylardaki ‘önemli’ insanların yaşamımızdaki yeri nedir?
2.10.2018
İğneyle kazılan kuyunun dibindeki, umut...
1.10.2018
Affetmemek…
26.9.2018
Toplum değil, kalabalık; Akdenizlilik değil, itlik…
25.9.2018
Mehmet için yapısal reformlar, yok hükmündeydi...
20.9.2018
Dayak yememek için, Nazi’lere katılıyorlardı...
16.9.2018
Müteahhitle aynı gemideki işçiler ve zavallı muhalefet!
13.9.2018
Kitlelerin ruhu ile çocuk ruhu birbirine benzerdir...
10.9.2018
Bir Cumhuriyet okurundan…
4.9.2018
Hiç olmazsa hafta sonları tek ayak üzerinde durmasaydı...
30.8.2018
Bir kısım ‘laik’ yurttaşın, laikliğe olan acil ihtiyacı…
28.8.2018
Her gün 16.20’de, tek ayak üzerinde duracaktı...
27.8.2018
An…
23.8.2018
Savunma saldırıyor...
20.8.2018
#çoktanunuttuk…
18.8.2018
İdeolojileri bir yana bırakalım! Neden, biz ‘masa’ mıyız?
15.8.2018
Bedelli askerliğe dair, bazı notlar...
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive