Murat Sevinç

www.gazeteduvar.com.tr



Bookmark and Share

Demokratik anayasa, helikopterden ‘düştüğü’ iddia edilen ...


25.09.2020 - Bu Yazı 815 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 

Demokratik anayasa, helikopterden ‘düştüğü’ iddia edilen Kürt ‘kökenli’ kardeşlerimizi de kapsayacak mı?

 Onuncu yazı…

İlk sekiz yazıda hükümet sistemleri, dokuzuncu yazıda Selahattin Demirtaş’ın ‘güçlendirilmiş’ parlamenter sistem önerisi üzerine yazdım. Sıra parlamenter sistemin hangi yollarla ‘parlamenter demokrasiye’ evrilebileceği üzerine düşünmeye geldi. 

(Bundan sonraki yazıların çatısını, daha önce bir hocamız için çıkarılan ‘armağan kitap’ için kaleme aldığım bir makale oluşturacak. ‘Ömür Sezgin’e Armağan’ içinde yer alan ‘Bir Anayasayı Nasıl Yapmalı?’ başlıklı yazı, 2014’te yayınlanmıştı. (Mülkiyeliler Birliği) Bazı kısımlarını olduğu gibi alıntılayacağım makalenin çoğu yerini değiştirip/güncelleyip ‘gazete’ için uygun hale getirmeye çalışacağım.)

Bu ve takip edecek yazılarda, öncelikle ‘ne üzerine konuştuğumuz’ ve ‘anayasal sorunların tartışılma şekline’ ilişkin bazı öneriler getireceğim. Bunları, ‘birlikte düşünme daveti’ olarak da kabul etmek mümkün. Siyasi yönleri olan bazı anayasa tartışmalarını (türban, parti kapatma, ilk üç madde gibi) bir kez daha hatırlatıp anayasaların ‘içindeki sözcüklerle’ değil, Mümtaz Hoca’nın ifadesiyle ‘dışındaki hayatla’ anlaşılıp yorumlanabileceğini anlatmayı deneyeceğim.  

Yeni bir anayasanın neden, nasıl ve hangi içerikle yapılması gerektiği sorularına farklı yanıtlar verilebilir. Ancak çoğu zaman ne tek tek ‘kişilerin’ ne de verilecek ‘farklı yanıtların’ fazlaca belirleyici bir önemi olur. Çünkü anayasaları asıl olarak belli tarihsel kavşakların koşulları içinde  mücadele eden, farklı düzeylerde iktidar sahipleri (ve nihayetinde meclisler) yapar. Burada ‘iktidar’ ile anlatılmak istenen yalnızca bir siyasal parti ya da partiler koalisyonu, hükümetler vs. değil. Asıl mesele bir yerlerde somutlaşan güç birikimi ya da paylaşımı. 

Söz konusu ‘güç’ bir dönem belli bir kişiyi, bir başka dönem bazı kurumların birlikteliğini temsil edebilir. Ortaya çıkan anayasa elbette salt egemen ideolojinin değil, ancak büyük ölçüde onun ‘onayladığı’ bir metin olacaktır. Çatışan, yarışan, mücadele eden siyasi önceliklerin, daha güçlü olanın taleplerine yakın bir ‘yerde’ uzlaşması… Muhtemelen hiçbir siyasi oluşumu çok mutlu etmeyen, herkesin kırmızı çizgilerini biraz bulanıklaştıran ama tümüyle ortadan kaldırmayan, günü kurtarmaktan çok geleceğe yönelik denge arayışında, yurttaş çoğunluğunun hiç olmazsa ‘eh peki’ dediği bir yer… Eğer az çok ‘uzlaşmacı’ bir yapım süreci ve metinden söz edeceksek. 

Diyelim, birinin önceliği yeni anayasanın öncelikle Kürt sorununu çözmek için yapılması olabilir. Sorunun çözümünü bir ‘zorunluluk’ olarak tanımlayabilir. Buradaki ‘öncelik’ ya da ‘zorunluluk’, kuşkusuz yalnızca bir soruna ilişkin değişikliklere yer veren değil, ancak kesinlikle ‘o’ sorunu da göz önünde bulundurması gereken anayasa hazırlanması gerekliliğini anlatır. Söz konusu öncelik ‘asli iktidarın’ (yeni anayasa yapma yetkisine ve gücüne sahip olan iktidar) kullanılabilmesine yönelik yetkinin varlığı açısından yaşamsal. 

Eğer bir başkası bu önceliğe karşıysa, buna karşılık yine de ‘türev kurucu’ iktidarın (yani elinde ‘yeni anayasa’ yapma yetkisi değil, yalnızca ‘anayasa değişikliği’ yapma yetkisine sahip iktidar) ‘yeni’ bir anayasa hazırlayıp kabul edebileceğini savunuyorsa, o zaman başka bir ‘temel sorun’ tanımı yapmalı. Bu konuyu daha sonra ‘ilk üç madde’ ile ilgili yazıda anlatamaya çalışacağım. 

Kuşkusuz bu ‘zorunluluk’ halinin, içi doldurulmadığında boş laf olarak kalacak ifadelere iltifat etmeden anlatılması gerekiyor. Örneğin ‘sivil’, ‘demokratik’, ‘herkesi kucaklayan’ vb. anayasa talepleri, içerik tanımlanmadığı sürece bir değer taşımıyor. 

Ayrıca bir sosyalist ile koyu milliyetçi ya da katı inanç sahibi bir yurttaşın her kavrama yüklediği anlam farklı olabiliyor. Kuşkusuz söz konusu kavramlar ‘herkesin üzerine yakışanı giyeceği’ şekilde anlaşılamaz. ‘Demokrasi’ denildiğinde kastedileni anlamak için bakılacak bolca örnek sistem, uygulama, uluslararası yargı kararları, zengin bir literatür var. 

Sorun şu ki Türkiye’de temel kavramlar, o kavramların somut içerikleriyle bağdaşmaz biçimde anlaşılıp yorumlanabiliyor. Hâlihazırdaki Türkiye’de benim gönül rahatlığıyla ‘faşist’ sıfatını uygun göreceğim kimi insanların kendilerine ‘demokrat’ deyişinde, demokrasi kavramının bir günahı yok! 

Bu yüzden “Ben demokrasi talep ediyorum” diyen herkese, sözün Türkiye’de dile getirildiği göz önünde bulundurup mutlaka “Yani ne istiyorsun” sorusunu yöneltmek, bir zorunluluk. Aksi halde aynı terminolojiyi bambaşka talepler için kullananların saçma diyaloglarına tanık olmak kaçınılmaz.

Yıllardır gündeme gelen her bir anayasa konusuyla ilgili çok sayıda akademik yayın var. 1982 Anayasası’nın uygulanmaya başladığı ilk yıllardan itibaren muhtelif kurumlarca anayasa metinleri de önerildi. Ezcümle, bu alanda bugüne dek söylenmeyen bir şey kalmadı gibi. Temel anayasal sorunlar ve farklı düzeylerde çözüm önerileri ortaya kondu. 

Ancak bence tüm bu süreçte sorunları açık yüreklilikle ortaya koyarak, ‘yeni bir şeyler’ üzerine kafa yormak yolu pek tercih edilmedi. ‘Şu kurum şu şekilde düzenlenirse gerektiği gibi işler’ kararlığıyla kaleme alınan her öneri ya da yaşanan çoğu değişiklik, ‘o kurumun o şekilde düzenlendiğinde de gerektiği gibi işlemediği’ gerçeğiyle yüzleşilmesine neden oldu. Bunun çok nedeni var elbette. 

Bana kalırsa o nedenlerden biri, bir siyasi tercih olarak ‘samimiyetsizlik’. Teşhis ederken, düşünürken, dile getirirken ve uygularken tanık olunan samimiyetsizlik. Türkiye siyasetçisi ne parti yasaklarını, ne YÖK’ü, ne türbanı, ne hükümet sistemini, ne Kürt sorununu, ne inanç meselesini, ne Diyanet’i ‘samimiyetle’ konuştu. Kamuoyunun tartışabilmesi için gerekli olan, ‘etekteki taşların dökülebileceği’ koşullar da yaratılmadı. Sonuç, genellikle karnından konuşanların birbirlerine bir şeyler anlatıyormuş gibi yaptığı bir ortam…

Gelinen yerde, yalnızca türbana özgürlük, kapatılmayan partinin ezilerek tüketilmesi, berbat bir hükümet sistemi… YÖK olduğu gibi duruyor, Kürt sorunu malum.

Hal böyleyken, insanların, ‘biz bu sorunları çözeriz’ diyen ancak çözüm önerilerini kamuoyuyla açıkça paylaşmayan muhalif siyasi partilere yönelik tereddütlerini anlamak mümkün. Zira, on yıllardır herkes o sorunları çözeceğini iddia ederek iktidar oldu ya da muhalefet yaptı.

Bugün (21 Eylül) Gazete Duvar’da İrfan Aktan ‘Köylülerin helikopterden atıldığı iddiası ülkeyi sarstı!’ başlığıyla bir yazı yayınladı. Aktan, Van’da iki köylünün askeri helikopterden ‘düşmesi’ (!) iddiası ve muhalefetin ‘sessizliği’ üzerinde duruyor ve haklı olarak tepki gösteriyor. Hastane raporları, iki köylünün ‘yüksekten düştüğünü’ ve bilinçleri kapalı biçimde hastaneye getirildiğini söylüyormuş. 

Nasıl olur böyle bir şey? Daha vahimi, çatladıkapı spor üst lige çıkınca tebrik twitleri döşenen muhalif siyasetçiler (soru önergesi veren HDP’li Tayip Temel ve DEVA Partisi’nden Mustafa Yeneroğlu dışında) bu vahim ‘iddia’ karşısında nasıl sessiz kalabilir? Demokratik bir anayasa vadeden insanlardan söz ediyoruz.

Yeni anayasa yapılır, yapılmaz, şerbetli olur, kurdele bağlanır vs… Bilemeyiz. Ancak “Ülkenin bir bölgesinde yaşanmış ve hekim raporlarına konu olmuş böyle bir rezaleti görmezden gelen muhalefet, demokratik anayasadan ne anlıyor” sorusunu yöneltmek, herhalde hakkımız. O köylüler insan mı, yurttaş mı, eşit mi? Mesele bu?

Sorular çok açık: Muhterem muhalif siyasetçiler, sizler ‘demokratik anayasa’ derken ne kastediyorsunuz? Düşlediğiniz demokrasinin yaşamsal ilkesi ‘eşit yurttaşlık’, sevdiğiniz tabirle ‘Kürt kökenli kardeşlerinizi’ de kapsıyor mu? Siz demokrat mısınız? ‘Evet’ ise neden bu sessizlik? ‘Hayır’ ise demokratik bir siyasal rejimi nasıl kuracaksınız? Yoksa sizin demokrasiden anladığınız bu mu? İyi de, bu ülke öylesini yeteri kadar gördü zaten…

Facebook Yorumları

reklam
19.10.2020
Bir cisim yaklaşıyor, demokrasi olabilir, aman Allah’ım!
13.10.2020
Bir siyasi faaliyet türü olarak, homurdanmak...
10.10.2020
Türkiye’de anayasa ‘kavgaları’ yaşandı, ‘tartışması’ değil…
30.09.2020
‘Gerçek gündem’ kabul edilmek için ne yaşanmalı?
29.09.2020
Ayaklar, diz ve mabat açısı...
25.09.2020
Demokratik anayasa, helikopterden ‘düştüğü’ iddia edilen ...
19.09.2020
İçişleri bakanının, AYM başkanına yönelik ifadeleri üzerine…
15.09.2020
KHK'ye övgü
13.09.2020
12 Eylül anayasası, hukuku ve sona ermeyen sistem tartışması…
11.09.2020
Biz hep haklıydık ve ne yazık ki anayasalar kötüydü!
8.09.2020
'Kendimin' Diyanet'e devrini talep ediyorum...
6.09.2020
İspanyollar Franco sonrası nasıl bir sistem kurdu? Onlar da bizi kıskanıyor mu?
1.09.2020
Şehirlerdeki 'lüzumsuz yaya' varlığına son vermenin zamanı gelmedi mi!
30.08.2020
Almanya nasıl bir sisteme sahip ki, mütemadiyen Türkiye’yi kıskanıyor?
25.08.2020
Fransızlar ‘yarı başkanlığı’ benimsedi… Milli bayramlarına da değer veriyorlar!
24.08.2020
Amerikalıların derdi neydi de, ‘başkanlık’ sistemini tercih etti?
21.08.2020
Parlamenter sistemi kim, neden icat etti?
20.08.2020
Naziler durmadan yalan söylüyor ve hasımlarıyla alay ediyordu!
17.08.2020
‘Güçlendirilmiş’ parlamenter sistem ne demek?
12.08.2020
Hayırdır, yurttaşlıkta ‘köken’ esasına mı geçiyoruz?
25.07.2020
Tek karakter, tek renk, tek internet, tek sözleşme, tek…
12.07.2020
Büyük oyunu görüp bozma telaşından, oyun kuramayan muhalefet!
9.07.2020
Nazilerin milli diktatörlüğü...
3.07.2020
Nazilerin ‘medeni ölüme’ mahkûm ettiği Yahudiler…
1.07.2020
Sahi, ben ne çektim bu memlekette?
28.06.2020
Yasama, yürütme, yargı=Führer
23.06.2020
Son yirmi yılda herkes biraz değişmek zorunda kaldı…
18.06.2020
İçimizdeki düğümü çözen bir faaliyet olarak, koşmak…
17.06.2020
HDP Türkiye partisi olsun ama çok da olmasın!
15.06.2020
Zaman ve sıkışmışlık hissi, her şeyi unutturup olağanlaştırır mı?
7.06.2020
Berberoğlu’nun milletvekilliği düşürüldü; o esnada bir iki kişinin daha düşürülmüş!
5.06.2020
Yeni partiler, eleştiri, özeleştiri…
1.06.2020
E herkes Gezi’deydiyse, Osman Kavala neden cezaevinde?
30.05.2020
Türkiye’de muhalefet anayasayı umursuyor mu?
26.05.2020
Oysa tek günahı sevdiği türküyü mırıldanmasıydı…
18.05.2020
Bağrına taş basmak ve Kürt siyasal hareketine yönelik dil
11.05.2020
Kökten değişimi savunurken, ahmaklık ithamlarını duymazdan gelmek gerekiyor
5.05.2020
Komşuluk ve selamsız komşular üzerine…
1.05.2020
Ayakkabı bağcığı kadar değerimizin olmadığını bilerek, hissederek yaşamak…
29.04.2020
‘Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır’
28.04.2020
Çocuklu karantina ve ev kadınlığı kurumu üzerine…
21.04.2020
Evde ve tek başına yaşamaya dair…
18.04.2020
Belki de dünyayı ‘tembellik’ kurtaracak!
12.04.2020
Bir karar verilse artık, ağaç mı kemirelim, geberelim mi?
9.04.2020
Komplo teorileri, ahmaklık ve düşünceden nefre
2.04.2020
Demek ki güçlü yerel yönetim ‘herkese’ çok gerekliymiş
31.03.2020
Nefes borumuzdaki yumru, şirretlik…
29.03.2020
Dışarı ‘çıkmak’ insan canını tehlikeye atıyorsa, evde ‘kalmak’ anayasal haktır!
19.03.2020
Yüce ‘birey’e bir iki küçük hatırlatma…
16.03.2020
Virüs, sınıf ve sınırlar…
11.03.2020
‘Partili cumhurbaşkanı’ anayasal bir kurum mu?
6.03.2020
‘Siyaset’ten umudun kesilmemesi için her kesimden yurttaş çaba harcamalı
3.03.2020
Muhafazakâr semt ahalisinin bekçi sorunu var mıdır?
1.03.2020
Almanya’da hep ırkçılık, yabancı düşmanlığı filan var diyorlar…
27.02.2020
Lümpenliğin bulaşıcı niteliği…
19.02.2020
‘Gezi Parkı’ dünyanın, memleketin geleceği ve ‘Gelme’ demekle olmayacak işte!
14.02.2020
Bir şey bilmek zorunda hissetmeden her şeyi yorumlayabilen, pervasız yurttaş!
10.02.2020
Bir insan nasıl ölürse ikna olurlar?
9.02.2020
Herhangi bir uzvu kıpırdadığında heyecan yaratabilen muhalefet!
5.02.2020
Ateşe benzin taşıyan, insan yakan dede...
4.02.2020
Devlet ile muhabbetimiz ‘duygular’ düzeyinde değil, vergi-bütçe ilişkisi! (2)
1.02.2020
Sürekli anayasa konuşulmasının nedenleri, çaresizlik ve riyakârlıktır… (1)
28.01.2020
Siyaset tanımına dair bir ‘talimatname’ ihtiyacı!
22.01.2020
Bu sistemin sürme ihtimali yok!
14.01.2020
Nefret saçanların derdi, endişesi nedir?
10.01.2020
Başkanlık, 12 Eylülcülerin uygun bulmadığı bir sistemdi! (2)
8.01.2020
İşte o kadınlar yontacak, o erkekleri...
7.01.2020
Devletin, biber gazı sıkmak haricinde işlevleri de var aslında!
5.01.2020
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, sahipsizdir! (1)
31.12.2019
Gerçi canımız çıkıyor ama olsun, kaportası kıyak!
29.12.2019
Vatan size minnettar
27.12.2019
‘Huzursuz’ AKP’lilere nasıl moral verebiliriz?!
25.12.2019
Cümlemizin ‘tutukluluğu’ devam ediyor!
20.12.2019
Sayın muhalefet, hiç olmazsa ‘laiklik uf oluyor’ diyebilseniz!
18.12.2019
AKP o hale geldi ki yanına kimi koysan demokrat görünüyor
13.12.2019
İngiltere, Fransa, Almanya ve Şahsı üzerine...
8.12.2019
‘İsraf’ edilen, bizim yurttaşlığımızdır!
4.12.2019
İktidar ve çevresinin ‘hukuk’ ile karşılaşma anları...
1.12.2019
Alevi’nin kapısına atılan çarpı, yurttaşlık ve faşistlik üzerine…
28.11.2019
Erkeğin mazereti, kadının canı...
27.11.2019
Geçmiş yıllarda Mülkiye’ye yapılanlar ve TA isimli gazeteci!
18.11.2019
Yeni liderleri ne yapacaksınız, siz varsınız ya!
16.11.2019
Mümtaz Soysal, Mümtaz Bey, Mümtaz Abi, Mümtaz, Mümtaz Hoca…
12.11.2019
Mümtaz Hoca...
9.11.2019
Medeniyet kaybı yolunda, son sürat…
5.11.2019
Duymak istediğini dinleyen kalabalık...
29.10.2019
Peki neye layık olduğunuzu düşünüyorsunuz?
28.10.2019
KHK’lının şehit düşmesi ve utanmazlık üzerine…
23.10.2019
Kürt’ün ‘annesine’ mi, ‘diline’ mi karşısınız? (3)
17.10.2019
Ermeni dölüyüm, Yahudi tohumuyum, Kürt çocuğuyum, etek giyiyorum…
10.10.2019
İçiniz yanmıyor, hiçbirinizin…
3.10.2019
Göğsüme oturan koca bir öküz...
28.09.2019
Kanser mi olmalı, depremde mi ölmeli, cezaevine mi girmeli?
27.09.2019
Kürt sorununu tartışmak, konuşmak gerekli midir? (1)
9.09.2019
Yeni rejimin omurgalı bir kadınla imtihanı…
6.09.2019
İngiltere’de parlamento, milletvekili ve yurttaş var!
20.08.2019
Ya sahip çıkarsın demokrasiye, ya da çıkmazsın!
6.08.2019
Ve bin küsur akademisyen akınlarda çocuklar gibi şendi...
30.07.2019
Çarpık olan parlamenter sistem değil, demokrasi anlayışınız!
24.07.2019
İhtiyacımız yeni anayasa değil, anayasasını sahiplenen bir toplum!
15.07.2019
O esnada cezaevindeler…
10.07.2019
Canavar değil yurttaş, maganda değil suçlu, hatalı değil arsız!
2.07.2019
Onun adı edepsizlik değil, yurttaşlık!
24.03.2020
Ben, çalışmak zorunda olan ve sömürülen insanlarla ‘aynı’ gemideyim…
21.03.2020
Muhtelif sinir krizlerinin eşiğindeki toplum…
15.07.2019
O esnada cezaevindeler…
10.07.2019
Canavar değil yurttaş, maganda değil suçlu, hatalı değil arsız!
1.07.2019
Onun adı edepsizlik değil, yurttaşlık!
28.06.2019
Canan Kaftancıoğlu ‘kesinlikle’ yalnız değildir!
24.06.2019
Adalet yürüyüşüne katılan ve destek olanlar haklıydı, kazanıyorlar
14.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
9.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
8.06.2019
Yeni rejimin bir ‘normal insan’ ile imtihanı!
23.4.2019
Kendisini istikşafi müzakere ile hatırlamak isterdik!
19.3.2019
Üzülemeyen, hiçbir acının yasını tutamayan ülke…
1.3.2019
Ermeni yurttaşların yerinde olsam, mutluluk duyardım!
18.2.2019
Muhalefete bir soru: HDP’li vekillere ne yapıldığında rahatsız olacaksınız?
14.2.2019
Kuyruktakiler
4.2.2019
HDP yasadışıysa kapatılsın, değilse boş konuşulmasın!
12.1.2019
Anayasa’nın ‘yok sayılmasını’ görmezden gelsek ne olur? Elinizin körü olur!
10.1.2019
Yeni Türkiye’nin kaymağı ve Çukurambar!
4.1.2019
Seçime ilişkin ‘üç’ anayasa tartışması
16.12.2018
Kemal Gözler sordu: Anayasa hukuku nereye gidiyor? Bir yanıt çabası… (1)
22.11.2018
Hukuk filan, bizlik işler değil bunlar; sıkıntı yok!
11.11.2018
Farkında mısınız, seçmeniniz sandığa gitmeyebilir!
6.11.2018
Cihangir İslam’ın söz özgürlüğü...
1.11.2018
Cumhuriyet’in kimsesizleri...
31.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (2): Ticari, sağa çek!
25.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (1): Karl Marx’ı Türkiye’de doçent yapmazlardı
23.10.2018
Bindiği trenden inemeyen yolcunun hikâyesi...
21.10.2018
Biz kimiz ve temel bir ilkemiz var mı?
18.10.2018
Hınç toplumunda, yurttaş kalabilme marifeti
12.10.2018
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin dayanılmaz hafifliği…
11.10.2018
10 Ekim 2015’te, Ankara Garı’nda…
9.10.2018
Umuda ve kafa karşılıklarına olan ihtiyacımız...
5.10.2018
Konvoylardaki ‘önemli’ insanların yaşamımızdaki yeri nedir?
2.10.2018
İğneyle kazılan kuyunun dibindeki, umut...
1.10.2018
Affetmemek…
26.9.2018
Toplum değil, kalabalık; Akdenizlilik değil, itlik…
25.9.2018
Mehmet için yapısal reformlar, yok hükmündeydi...
20.9.2018
Dayak yememek için, Nazi’lere katılıyorlardı...
16.9.2018
Müteahhitle aynı gemideki işçiler ve zavallı muhalefet!
13.9.2018
Kitlelerin ruhu ile çocuk ruhu birbirine benzerdir...
10.9.2018
Bir Cumhuriyet okurundan…
4.9.2018
Hiç olmazsa hafta sonları tek ayak üzerinde durmasaydı...
30.8.2018
Bir kısım ‘laik’ yurttaşın, laikliğe olan acil ihtiyacı…
28.8.2018
Her gün 16.20’de, tek ayak üzerinde duracaktı...
27.8.2018
An…
23.8.2018
Savunma saldırıyor...
20.8.2018
#çoktanunuttuk…
18.8.2018
İdeolojileri bir yana bırakalım! Neden, biz ‘masa’ mıyız?
15.8.2018
Bedelli askerliğe dair, bazı notlar...
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive