Murat Sevinç

www.gazeteduvar.com.tr



Bookmark and Share

Hayırdır, yurttaşlıkta ‘köken’ esasına mı geçiyoruz?


12.08.2020 - Bu Yazı 591 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığı, Anayasa’nın 66. maddesine göre ‘Türklük,’ kişi ile devlet arasındaki ‘hukuki’ bağa dayanır, kişilerin etnik kökenine değil!

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşaoğlu, dün Beyrut’ta yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Lübnan’da ve dünyanın neresinde olursa olsun vatandaşlarımızın, soydaşlarımızın, Türklerin ve Türkmenlerin de sonuna kadar yanındayız. ‘Ben Türk’üm, Türkmen’im’ deyip de vatandaşlığı olmayan, vatandaşlık almak isteyen kardeşlerimize de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını vereceğiz, bu Cumhurbaşkanımızın bizlere talimatıdır.”

Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olmayan biri, örneğin başka ülke uyruğu olan bir Türkmen, Vatandaşlık Kanunu’ndaki gerekleri karşıladığında elbette yurttaş olabilir. İyi hoş da, ‘Ben Türk’üm’ dediği için yurttaşlığa hak kazanmak ne demek!

Her ne kadar askıda da olsa bu ülkenin yürürlükte bir anayasası var ve onu ciddiye alan birkaç kişi kaldıysa eğer, yazmakta ısrar gerekiyor.

Bir kişiye yalnızca ‘kökeni’ nedeniyle yurttaşlık vaat etmek, bırakın Türkiye Cumhuriyetini, çok sevdikleri Osmanlı devrine dahi rahmet okutur.

III. Selim’in başarısız denemelerini saymazsak, Osmanlı-Türk modernleşmesini başlatan sultan II. Mahmut devrine dek tebaanın ‘eşitliği’ konusu gündeme gelmemişti. Kaçmakta olan treni son vagonundan yakalamak, batılı devletlerin taleplerini karşılamak vs. nedenleriyle Mahmut’un saltanatında ‘tebaa eşitliği’ talepleri belirdi ve sultan söz konusu ‘eşitliğin’ sağlanmasında yarar olduğunu düşünüyordu. O dönemin batı sistemine dahil olabilmek için gerekli adımlardan biri olacaktı.

II. Mahmut’un ömrü Tanzimat Fermanı’nı görmeye yetmedi ama Ferman’ın mimarı Mustafa Reşit Paşa 1837’de Dışişleri Bakanı olunca elçileri Babıâli’de toplayıp sultanın o meşhur açıklamasını dinletti: “Ben tebaamın Müslümanını camide, Hristiyanını kilisede, Musevisini ise havrada fark ederim. Aralarında başka gûna (türlü) bir fark yoktur. Cümlesi hakkındaki muhabbet ve adaletim kavîdir (sağlam/güçlü) ve hepsi hakikî evladımdır.”

Modernleşmeyle özdeşleştirildiği için ‘ceddimiz’ II Mahmut’u sevmiyorlar! Peki II Abdülhamit ne yapmıştı?

Toprağımızın ilk anayasası olan Kanun-u Esasi (1876)’nın 8.maddesi:
“Devlet-i Osmaniye tabiyetinde bulunan efradın cümlesine herhangi din ve mezhepten olur ise olsun bilâ istisna (istisnasız) Osmanlı tabir olunur ve Osmanlı sıfatı kanunen muayyen olan (belirlenen/kararlaştırılan) ahvale göre istishal (kazanmak) ve izâle (kaybetmek) edilir.” 17.madde ise tebaanın ‘yasa önünde’ hak ve ödevler bakınından eşit olduğunu hükme bağlar.

O dönemde ‘Türklük’ hukuksal bir kategori değil. Bir imparatorluktan, farklı dinlerin ve halkların bir aradalığından söz ediyoruz. Türklük, özellikle, Osmanlı’nın anayurdundan olup büyük travma yaşadığı
Balkan Savaşları ardından tutunulacak bir dal olarak benimsendi. Denir ki, “Balkan Savaşına Osmanlı olarak girip Türk olarak döndüler.” Şevket Süreyya Aydemir bu büyük travmayı ve değişimi “Suyu Arayan Adam”da çok güzel anlatır.

Yurttaşlık konusunda anayasa dışında bir mevzuat, yasalar mevcut tabii. Osmanlı döneminde ilk uyrukluk düzenlemesi kabul edilen “Tabiyet Osmaniye Kanunnamesi”(1869), Türkiye Cumhuriyeti’nde ilk Türk Vatandaşlığı Kanunu (1928/1312), etkileri bugüne dek süren vahim sonuçlara da neden olan İskân Kanunu (1934), 1961 Anayasası döneminde çıkarılan Türk Vatandaşlığı Kanunu (1964/403) ve son olarak 2009 yılında kabul edilen Türk Vatandaşlığı Kanunu (5901); ayrıca bolca yönetmelik vs. Mevzuat tarihimizde hiç de ‘demokratik’ bulunamayacak düzenleme ve uygulamalara, ırkçı eğilimlere rastlamak mümkün. Ancak bu yazının konusu ‘yalnızca’ anayasalardaki yurttaşlık.

Ulus devletin ‘yurttaşı’ ilk kez 1924 Anayasası’nda tanımlandı:

“Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle ‘Türk’ ıtlak olunur (denir).” Bugünün ‘kırmızı çizgi sever’ siyasetçisine anlatması mümkün olamıyor ne yazık ki, ancak Cumhuriyet’in ilk anayasası ‘Türktür’ yerine ‘Türk denir’ ifadesini tercih etmişti. Bugünkü formülasyondan daha başarılı olduğuna kuşku yok. İşin doğrusu, yalnızca Kürtler söz konusu olduğunda anayasadaki temel ilkeleri hatırlayan ve kırmızı çizgilerinden söz eden söz konusu ahali, hiç olmazsa ilk anayasayanın ‘metnine’ bakıp biraz değişebilir belki; ancak aynı ezberleri tekrar etmek, sırtını vasat/yaygın düşünceye dayamak her zaman daha prestijli bir durum bu toprakta.

İlk anayasanın ‘metnine’ özellikle vurgu yapıyorum. Çünkü 1924’ün yurttaşlık tanımı ‘lafzi bakımdan’ bugüne göre çok daha ‘kabul edilebilir’ olsa da, ‘Türk denir’ ifadesi özellikle Ermenileri dışlamak için kabul edilmişti. Komisyondan gelen ilk metinde ‘vatandaşlık bakımından’ ifadesi yoktu.

Herkese ‘Türk’ denilecekti. Bunun üzerine parlamentoda tartışma başladı ve ‘ne yani, Ermeni’ye de mi Türk diyeceğiz?’ sorusuyla özetlenebilecek tepkiler gelince, önce ‘Türkiyeli diyelim’ önerisi sunuldu ve kabul edilmedi. Ardından maddeye ‘vatandaşlık bakımından’ ibaresi eklendi ve vekiller bu şekilde ikna edilebildi. Tamam Türk diyelim ama vatandaşlık bakımından Türk diyelim! Buna mukabil yinelemekte yarar var; hükmün gerekçesi bu olsa da, bugünkü maddeden daha kapsayıcı ve başarılı olduğuna kuşku yok.

1961 ve 1982 Anayasaları, ‘Türk denir’i terk etti: “Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.” Dikkat ettiyseniz Anayasa’da, “Türk kökene sahip olan, ben Türk’üm diyen herkes vatandaştır” denmiyor! Bu konularda yaşanan tartışmaları ve TBMM’de neler konuşulduğunu daha sonra yazarım, şimdi uzatmıyorum.

Türkiye Cumhuriyeti anayasaları, yurttaşlığı düzenleyen maddelerde Türklüğe, ‘hukuksal’ bağ dolayımıyla yer verdi. Türk olmayı kökenle değil, kişi ile devlet arasındaki hukuksal ilişkiyle açıkladı.

Uygulamada ‘Sünni Türk’ yurttaşın diğerlerinden daha ‘muteber’ oluşu, belli bir tarihe dek Kürtler’in varlıklarının dahi inkar edilmesi, anayasaların lafzıyla değil, uygulandıkları yılların ‘devlet siyasetiyle’ ilgili, hukuk metinlerinin ‘sözüne’ indirgenemeyecek ölçüde çok boyutlu konular. Cumhuriyet döneminde bir Sünni Türk, elbette bir Kürt’ten ya da Ermeni yurttaştan ‘daha’ yurttaş oldu, sıfatlarının tadını çıkardı, ayrıcalığını yaşadı. Hâlâ böyle.

Çavuşoğlu’nun, yurttaşlığı ‘kökene’ indirgeyen “Türk’üm diyene vatandaşlık vereceğiz” açıklaması, eğer o sözler laf olsun diye sarf edilmediyse, 1924’ten bugüne yaşanan ‘fiili’ durumun vahim bir itirafı olarak görülebilir. Belki de, ‘daha fazla oyuna gerek yok’ diye düşünüyorlardır!

Ancak yine de ölçüyü kaçırmayıp ‘Türklük’ ile ‘yurttaşlık’ arasındaki ‘hukuk’ bağını yok saymamakta, Türkiye ahalisi hiç olmazsa kâğıt üzerinde eşitmiş gibi davranmayı sürdürmekte, bu toprağın geleceği açısından sayısız yararlar var…

Video önerisi: Son zamanlarda beni en çok etkileyen ‘gazetecilik’ faaliyetlerinden biri bu kısa belgesel oldu. ‘Aile’ adı verilen kurumun, birlikte yaşadığımız insanların bir kısmı için ne anlama geldiğini seyretmeniz ricasıyla buraya bırakıyorum.

Facebook Yorumları

reklam
19.09.2020
İçişleri bakanının, AYM başkanına yönelik ifadeleri üzerine…
15.09.2020
KHK'ye övgü
13.09.2020
12 Eylül anayasası, hukuku ve sona ermeyen sistem tartışması…
11.09.2020
Biz hep haklıydık ve ne yazık ki anayasalar kötüydü!
8.09.2020
'Kendimin' Diyanet'e devrini talep ediyorum...
6.09.2020
İspanyollar Franco sonrası nasıl bir sistem kurdu? Onlar da bizi kıskanıyor mu?
1.09.2020
Şehirlerdeki 'lüzumsuz yaya' varlığına son vermenin zamanı gelmedi mi!
30.08.2020
Almanya nasıl bir sisteme sahip ki, mütemadiyen Türkiye’yi kıskanıyor?
25.08.2020
Fransızlar ‘yarı başkanlığı’ benimsedi… Milli bayramlarına da değer veriyorlar!
24.08.2020
Amerikalıların derdi neydi de, ‘başkanlık’ sistemini tercih etti?
21.08.2020
Parlamenter sistemi kim, neden icat etti?
20.08.2020
Naziler durmadan yalan söylüyor ve hasımlarıyla alay ediyordu!
17.08.2020
‘Güçlendirilmiş’ parlamenter sistem ne demek?
12.08.2020
Hayırdır, yurttaşlıkta ‘köken’ esasına mı geçiyoruz?
25.07.2020
Tek karakter, tek renk, tek internet, tek sözleşme, tek…
12.07.2020
Büyük oyunu görüp bozma telaşından, oyun kuramayan muhalefet!
9.07.2020
Nazilerin milli diktatörlüğü...
3.07.2020
Nazilerin ‘medeni ölüme’ mahkûm ettiği Yahudiler…
1.07.2020
Sahi, ben ne çektim bu memlekette?
28.06.2020
Yasama, yürütme, yargı=Führer
23.06.2020
Son yirmi yılda herkes biraz değişmek zorunda kaldı…
18.06.2020
İçimizdeki düğümü çözen bir faaliyet olarak, koşmak…
17.06.2020
HDP Türkiye partisi olsun ama çok da olmasın!
15.06.2020
Zaman ve sıkışmışlık hissi, her şeyi unutturup olağanlaştırır mı?
7.06.2020
Berberoğlu’nun milletvekilliği düşürüldü; o esnada bir iki kişinin daha düşürülmüş!
5.06.2020
Yeni partiler, eleştiri, özeleştiri…
1.06.2020
E herkes Gezi’deydiyse, Osman Kavala neden cezaevinde?
30.05.2020
Türkiye’de muhalefet anayasayı umursuyor mu?
26.05.2020
Oysa tek günahı sevdiği türküyü mırıldanmasıydı…
18.05.2020
Bağrına taş basmak ve Kürt siyasal hareketine yönelik dil
11.05.2020
Kökten değişimi savunurken, ahmaklık ithamlarını duymazdan gelmek gerekiyor
5.05.2020
Komşuluk ve selamsız komşular üzerine…
1.05.2020
Ayakkabı bağcığı kadar değerimizin olmadığını bilerek, hissederek yaşamak…
29.04.2020
‘Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır’
28.04.2020
Çocuklu karantina ve ev kadınlığı kurumu üzerine…
21.04.2020
Evde ve tek başına yaşamaya dair…
18.04.2020
Belki de dünyayı ‘tembellik’ kurtaracak!
12.04.2020
Bir karar verilse artık, ağaç mı kemirelim, geberelim mi?
9.04.2020
Komplo teorileri, ahmaklık ve düşünceden nefre
2.04.2020
Demek ki güçlü yerel yönetim ‘herkese’ çok gerekliymiş
31.03.2020
Nefes borumuzdaki yumru, şirretlik…
29.03.2020
Dışarı ‘çıkmak’ insan canını tehlikeye atıyorsa, evde ‘kalmak’ anayasal haktır!
19.03.2020
Yüce ‘birey’e bir iki küçük hatırlatma…
16.03.2020
Virüs, sınıf ve sınırlar…
11.03.2020
‘Partili cumhurbaşkanı’ anayasal bir kurum mu?
6.03.2020
‘Siyaset’ten umudun kesilmemesi için her kesimden yurttaş çaba harcamalı
3.03.2020
Muhafazakâr semt ahalisinin bekçi sorunu var mıdır?
1.03.2020
Almanya’da hep ırkçılık, yabancı düşmanlığı filan var diyorlar…
27.02.2020
Lümpenliğin bulaşıcı niteliği…
19.02.2020
‘Gezi Parkı’ dünyanın, memleketin geleceği ve ‘Gelme’ demekle olmayacak işte!
14.02.2020
Bir şey bilmek zorunda hissetmeden her şeyi yorumlayabilen, pervasız yurttaş!
10.02.2020
Bir insan nasıl ölürse ikna olurlar?
9.02.2020
Herhangi bir uzvu kıpırdadığında heyecan yaratabilen muhalefet!
5.02.2020
Ateşe benzin taşıyan, insan yakan dede...
4.02.2020
Devlet ile muhabbetimiz ‘duygular’ düzeyinde değil, vergi-bütçe ilişkisi! (2)
1.02.2020
Sürekli anayasa konuşulmasının nedenleri, çaresizlik ve riyakârlıktır… (1)
28.01.2020
Siyaset tanımına dair bir ‘talimatname’ ihtiyacı!
22.01.2020
Bu sistemin sürme ihtimali yok!
14.01.2020
Nefret saçanların derdi, endişesi nedir?
10.01.2020
Başkanlık, 12 Eylülcülerin uygun bulmadığı bir sistemdi! (2)
8.01.2020
İşte o kadınlar yontacak, o erkekleri...
7.01.2020
Devletin, biber gazı sıkmak haricinde işlevleri de var aslında!
5.01.2020
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, sahipsizdir! (1)
31.12.2019
Gerçi canımız çıkıyor ama olsun, kaportası kıyak!
29.12.2019
Vatan size minnettar
27.12.2019
‘Huzursuz’ AKP’lilere nasıl moral verebiliriz?!
25.12.2019
Cümlemizin ‘tutukluluğu’ devam ediyor!
20.12.2019
Sayın muhalefet, hiç olmazsa ‘laiklik uf oluyor’ diyebilseniz!
18.12.2019
AKP o hale geldi ki yanına kimi koysan demokrat görünüyor
13.12.2019
İngiltere, Fransa, Almanya ve Şahsı üzerine...
8.12.2019
‘İsraf’ edilen, bizim yurttaşlığımızdır!
4.12.2019
İktidar ve çevresinin ‘hukuk’ ile karşılaşma anları...
1.12.2019
Alevi’nin kapısına atılan çarpı, yurttaşlık ve faşistlik üzerine…
28.11.2019
Erkeğin mazereti, kadının canı...
27.11.2019
Geçmiş yıllarda Mülkiye’ye yapılanlar ve TA isimli gazeteci!
18.11.2019
Yeni liderleri ne yapacaksınız, siz varsınız ya!
16.11.2019
Mümtaz Soysal, Mümtaz Bey, Mümtaz Abi, Mümtaz, Mümtaz Hoca…
12.11.2019
Mümtaz Hoca...
9.11.2019
Medeniyet kaybı yolunda, son sürat…
5.11.2019
Duymak istediğini dinleyen kalabalık...
29.10.2019
Peki neye layık olduğunuzu düşünüyorsunuz?
28.10.2019
KHK’lının şehit düşmesi ve utanmazlık üzerine…
23.10.2019
Kürt’ün ‘annesine’ mi, ‘diline’ mi karşısınız? (3)
17.10.2019
Ermeni dölüyüm, Yahudi tohumuyum, Kürt çocuğuyum, etek giyiyorum…
10.10.2019
İçiniz yanmıyor, hiçbirinizin…
3.10.2019
Göğsüme oturan koca bir öküz...
28.09.2019
Kanser mi olmalı, depremde mi ölmeli, cezaevine mi girmeli?
27.09.2019
Kürt sorununu tartışmak, konuşmak gerekli midir? (1)
9.09.2019
Yeni rejimin omurgalı bir kadınla imtihanı…
6.09.2019
İngiltere’de parlamento, milletvekili ve yurttaş var!
20.08.2019
Ya sahip çıkarsın demokrasiye, ya da çıkmazsın!
6.08.2019
Ve bin küsur akademisyen akınlarda çocuklar gibi şendi...
30.07.2019
Çarpık olan parlamenter sistem değil, demokrasi anlayışınız!
24.07.2019
İhtiyacımız yeni anayasa değil, anayasasını sahiplenen bir toplum!
15.07.2019
O esnada cezaevindeler…
10.07.2019
Canavar değil yurttaş, maganda değil suçlu, hatalı değil arsız!
2.07.2019
Onun adı edepsizlik değil, yurttaşlık!
24.03.2020
Ben, çalışmak zorunda olan ve sömürülen insanlarla ‘aynı’ gemideyim…
21.03.2020
Muhtelif sinir krizlerinin eşiğindeki toplum…
15.07.2019
O esnada cezaevindeler…
10.07.2019
Canavar değil yurttaş, maganda değil suçlu, hatalı değil arsız!
1.07.2019
Onun adı edepsizlik değil, yurttaşlık!
28.06.2019
Canan Kaftancıoğlu ‘kesinlikle’ yalnız değildir!
24.06.2019
Adalet yürüyüşüne katılan ve destek olanlar haklıydı, kazanıyorlar
14.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
9.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
8.06.2019
Yeni rejimin bir ‘normal insan’ ile imtihanı!
23.4.2019
Kendisini istikşafi müzakere ile hatırlamak isterdik!
19.3.2019
Üzülemeyen, hiçbir acının yasını tutamayan ülke…
1.3.2019
Ermeni yurttaşların yerinde olsam, mutluluk duyardım!
18.2.2019
Muhalefete bir soru: HDP’li vekillere ne yapıldığında rahatsız olacaksınız?
14.2.2019
Kuyruktakiler
4.2.2019
HDP yasadışıysa kapatılsın, değilse boş konuşulmasın!
12.1.2019
Anayasa’nın ‘yok sayılmasını’ görmezden gelsek ne olur? Elinizin körü olur!
10.1.2019
Yeni Türkiye’nin kaymağı ve Çukurambar!
4.1.2019
Seçime ilişkin ‘üç’ anayasa tartışması
16.12.2018
Kemal Gözler sordu: Anayasa hukuku nereye gidiyor? Bir yanıt çabası… (1)
22.11.2018
Hukuk filan, bizlik işler değil bunlar; sıkıntı yok!
11.11.2018
Farkında mısınız, seçmeniniz sandığa gitmeyebilir!
6.11.2018
Cihangir İslam’ın söz özgürlüğü...
1.11.2018
Cumhuriyet’in kimsesizleri...
31.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (2): Ticari, sağa çek!
25.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (1): Karl Marx’ı Türkiye’de doçent yapmazlardı
23.10.2018
Bindiği trenden inemeyen yolcunun hikâyesi...
21.10.2018
Biz kimiz ve temel bir ilkemiz var mı?
18.10.2018
Hınç toplumunda, yurttaş kalabilme marifeti
12.10.2018
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin dayanılmaz hafifliği…
11.10.2018
10 Ekim 2015’te, Ankara Garı’nda…
9.10.2018
Umuda ve kafa karşılıklarına olan ihtiyacımız...
5.10.2018
Konvoylardaki ‘önemli’ insanların yaşamımızdaki yeri nedir?
2.10.2018
İğneyle kazılan kuyunun dibindeki, umut...
1.10.2018
Affetmemek…
26.9.2018
Toplum değil, kalabalık; Akdenizlilik değil, itlik…
25.9.2018
Mehmet için yapısal reformlar, yok hükmündeydi...
20.9.2018
Dayak yememek için, Nazi’lere katılıyorlardı...
16.9.2018
Müteahhitle aynı gemideki işçiler ve zavallı muhalefet!
13.9.2018
Kitlelerin ruhu ile çocuk ruhu birbirine benzerdir...
10.9.2018
Bir Cumhuriyet okurundan…
4.9.2018
Hiç olmazsa hafta sonları tek ayak üzerinde durmasaydı...
30.8.2018
Bir kısım ‘laik’ yurttaşın, laikliğe olan acil ihtiyacı…
28.8.2018
Her gün 16.20’de, tek ayak üzerinde duracaktı...
27.8.2018
An…
23.8.2018
Savunma saldırıyor...
20.8.2018
#çoktanunuttuk…
18.8.2018
İdeolojileri bir yana bırakalım! Neden, biz ‘masa’ mıyız?
15.8.2018
Bedelli askerliğe dair, bazı notlar...
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive