Murat Sevinç

www.gazeteduvar.com.tr



Bookmark and Share

Nazilerin milli diktatörlüğü...


9.07.2020 - Bu Yazı 308 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Ernst Fraenkel’in “İkili Devlet” kitabı hakkında üçüncü ve son yazı…

Faşizmin, liberalizm ya da Marksizm gibi bir teorik çatısı yok. Demokrasinin mucidi olan burjuvazinin bunalıma girdiği dönemlerde başvurduğu çeşitli yöntemlerin, kullandığı/sömürdüğü duyguların, referans verdiği ve büyük ölçüde eklektik biçimde bir araya getirdiği düşüncelerin toplamı. Faşist rejimlerin tarihleri ve coğrafyaları arasında farklar olduğu gibi, faşizmin yaşandığı her yerde bazı ortak nitelikler de söz konusu.

Toplumsal ve ekonomik (kapitalizmin) bunalımların üzerinde yükseldi faşizm. O bunalımların müsebbibi olduğuna inandıkları kişi ve grupları hedef aldı. Küçük burjuvazinin ‘işçileşme’ korkusundan yararlandılar. Başta ‘din’ olmak üzere, feodal kalıntı ve kurumları kullandılar. Örneğin Mussolini’nin 1929’da Papalık ile yaptığı ve sonrasında İtalya Anayasası’na da (1948) giren Laterano Sözleşmesi gibi. Papa XI Pius), Mussolini için “Tanrı’nın gönderdiği adam” ifadesini kullanıyordu. Köylülerin ve ‘kısmen,’ henüz köylülükten kurtulamamış işçilerin, korkuları kaşınan orta sınıfın açık ya da zımni desteğini kazandılar. Düşünceden çok eyleme önem verdiler ve kitleleri eylemle cezbettiler (ve ürküttüler!). Komünistlere, liberal demokrasiye, eşitlik düşüncesine kökten karşı çıktılar. Bolca ‘mit’e başvurup insanları geçmişin görkemli (!) hikâyeleriyle büyülediler. Bazılarının üstün yaratılmış olduğunu anlattılar. Önderlik ‘doğal eşitsizliğin’ bir sonucuydu.

İkili Devlet Diktatörlük Teorisine Bir Katkı, Ernst Fraenkel, İletişim Yayınları, Çev. Tanıl Bora, 320 syf, 2020

Önceki siyasal sistemlerin, özellikle parlamentarizmin, o yılların koşullarına özgü başarısızlığını kullandılar. Buna mukabil, örneğin 1920’ler ve 1930’larda Fransa’da yürürlükte olan III. Cumhuriyet’in parlamenter sistemi de sürekli hükümet değişikliğine/istikrarsızlığa neden olmasına karşın faşist hareket aynı ölçüde başarılı olamadı. İtalya ve Almanya’nın ‘özgül’ niteliklerine sahip olmadığı için. Dolayısıyla tek bir gerekçeyle açıklamanın mümkün olmadığı, özel toplumsal ve siyasal niteliklerin bir araya gelişiyle filizlenmiş; Almanya’da, İtalya’da, İspanya’da, Japonya ve Latin Amerika’da farklı dinamikler üzerinde yükselmiş bir baş belası faşizm.

Hal böyleyken, ne tek bir örnek üzerine okumak ne de bir düşünürden hareket etmek konunun layıkıyla kavranmasını sağlıyor. Örneğin, faşizmin tekelci kapitalizmin diktatörlüğü olduğu görüşü yaygın olmakla birlikte, Poulantzas gibi farklı tezleri birleştiren, tekelci sermayenin memnuniyeti yanında orta sınıflarla kurulan haberli ya da habersiz ittifakların da hesaba katılması gerektiğine dikkat çeken önemli isimler var. Faşistlerin etkilendiği düşünürler… Dante’nin ‘evrensel krallık’ düşüncesinden tutun da, Hegel, Fitche ve Von Treitschke’ye, Gobineau’dan Duhring’e, Schopenhauer’in Devrim’in akılcılığına karşı savunduğu tezlere, Nietzsche’ye, Barrés, Maurras, Sorel’e, Fütürist’lere, Pareto ve Mosca’ya vb. uzanan yolda çok sayıda düşünürden esinlendiler.

Diyeceğim, büyük bir külliyatla karşı karşıyayız ve ben konunun çaylağı olarak iki haftadır Fraenkel’in ‘klasikleşmiş’ çalışmasını anlatmaya çalışıyorum! Yukarıdaki gevezeliğimin nedeni ise İkili Devlet’in içeriği. Fraenkel eserinde yalnızca yaşadığı yıllardan hareketle geliştirdiği devlet tezini betimlemiyor; o vahim yönetim şeklinin öncülü olan düşüncelere de atıf yapıyor ve hatta kitabının son kısımlarında, düşünürler ve rejimin hukukçuları arasında gezinerek nasyonal sosyalizmin çerçevesini belirlemeye, o gün dile getirenlerin dâhil olduğu hattı ortaya koymaya çalışıyor. Söz konusu sayfaları okura bırakarak, burada yine kısaca ‘ikili devlet’ yapısı hakkındaki gözlemlerine değinmek istiyorum.

Fraenkel’in üzerinde durduğu konulardan biri nasyonal sosyalizmin ‘doğal hukukla’ mücadelesi. Tahmin edilebileceği gibi, devlet dışında bir güç ve kaynak kabul etmeyen bir ideolojinin rasyonel doğal hukuk geleneğine taraftar olması mümkün değil. Yazar, yeni rejimi “Basbayağı doğal hukuk düşmanı” olarak tanımlıyor. Doğal hukuk ilkeleri Alman geleneğinde pek muteber değil zaten. Fraenkel o yıllarda hızla gelişen Yehova Şahitleri’ne özel bir yer ayırıyor, çünkü her türlü dünyevi otoriteyi reddeden Yehova Şahitleri mutlak doğal hukukun ilkelerine göre yaşayan bir cemaat. Yazara göre:

“Almanya’da nasyonal sosyalizmi bu inatçı mezhep kadar kararlılıkla reddeden bir illegal grup yoktur. Onların hızlı gelişmesi, Üçünü Reich’ın bütün doğal hukuk ilkelerini alaya almasına verilmiş bir tepkidir.”

Nazilerin, yine beklenebileceği gibi ‘manevi gelişmeleri belirleyen’ bir inanç sistemine (örneğin Katoliklik gibi) tahammülü olamazdı. Bu yüzden hem hukukçuları (Schmitt gibi) hem de propaganda sorumluları (Goebbels gibi), Katolikliğin yapısını parçalamaya çalıştı. Nazi iktidarının, devletin ‘lütfu’ dışında ve devlet çıkarına aykırı bir hukuku kabullenmesi beklenemezdi:

“… Çekincelere bağlı Hristiyanlık’ta nasyonal sosyalizm için asıl önemli olan çekincelerdir, Hristiyanlık değil.”

Naziler için din ve etik, onların siyasi işlevselliği bakımından ele alınır. Hitler 1937 Nürnberg parti kongresinde diyor ki:

“Millet’te kalıcı olanı ve oluşun kendisini gördüğümüzden, ona yegâne amaç olarak bakıyoruz… Dinlerin de, ancak insanlığın yaşayan cevherinin bekasına hizmet ettikleri oranda bir anlamı olabilir.”

Rejim için aslolan her durumda ‘milli çıkarlar’dır. Haliyle her şeyi kapsayan bir ‘adalet’ fikri söz konusu değil. Nazilerin hukuka bakışını ‘rasyonel doğal hukuku’ reddetmeleri bağlamında açıkladıktan sonra, sözü bir başka doğal hukuk anlayışına, ‘cemaatçi doğal hukuka’ getiriyor ve bunu doğal hukukun zaman içindeki değişimiyle ilişkilendiriyor: Doğal hukuk her dönemde o dönemin doğa bilimsel düşüncesiyle bağlantılıdır ve klasik fiziğin yerini ‘evrimsel biyoloji’ aldığında doğal hukukun da değişmesi beklenir. Zaten nasyonal sosyalizm ırk düşüncesine dayandığından biyolojinin baskın niteliğini kabullenir. Fraenkel: “Rasyonel ve toplumsal doğal hukuk dışında, biyolojiye dayanan, irrasyonel ve cemaatsel bir doğal hukuk vardır…”

‘Cemaatçi’ doğal hukuk, hukuku cemaatin yalnızca bir ifade biçimi olarak görür, aklın yerine güdüleri koyar, geçerliliği mekân, zaman ve kişilerle sınırlıdır, eşitlikçi değildir ve cemaatçi doğal hukukun gözünde devlet: “…bütün milli cemaat mensuplarının oluşturduğu birincil birliğin ikincil bir ifade biçimidir… Devlet, biyolojik olarak tasavvur edilen milli cemaatten türetilen organik bir tezahürdür.”

Yazar sözü Hitler’e (Kavgam) bırakıyor: “Devlet amaca giden yolda bir araçtır. Amacı, fiziki ve ruhi bakımdan türdeş olan mahlûkların oluşturduğu cemaati korumak ve ilerletmektir… Bu amaca hizmet etmeyen devletler hatalı oluşumlardır… Onların mevcudiyetlerinin bir vakıa olması, bu gerçeği ancak, sözgelimi bir korsan topluluğunun başarısı haydutluğu ne kadar meşrulaştırabiliyorsa o kadar değiştirir.”

Nasyonal sosyalist devlet ‘irrasyonel doğal hukuk düşüncesine’ bağlı kurulmuştu. Ancak aynı ırktan insanların iradesiyle ilahi hukuk tecelli edebilir. Cemaat dışında bir hukuk yoktur. Hal böyleyken ‘hukuk,’ milletin hayati zorunluluklarının toplamıdır. Cemaat dışında geçerli olan tek şey ‘siyasetin’ hükümleridir. O hükümleri kimin, kimlerin hangi yollarla belirlediği sır değil kuşkusuz!

Cemaat doğal hukuk öğretisinin bir diğer işlevi, var olan iktisat ve toplum düzenini meşrulaştırması. Yazarın ifadesiyle cemaat ‘yarı Tanrı’ mertebesine çıkarılınca, yüceltilmek istenen her kurum cemaat olarak tanımlanabilir. Aile. Eğer aile cemaat ise atölye ve fabrikalar cemaat sayılmaz mı? Fraenkel: “…cemaat öğretisi tüm nasyonal sosyalist hukuk sisteminin çapasıdır. Cemaat öğretisi, norm devleti-önlem devleti ikiliğini kuşatır.” ‘Cemaat doğal hukuku’ ile ‘norm devleti’ arasındaki bağlantıyı ise Carl Schmitt’e başvurarak açıklıyor yazar.

İşçiler ise cemaatin dışında! Bütün meslek grupları cemaat oluşturmaya ehil kabul edilmiştir, işçiler hariç. Çünkü işçiler her ne kadar 1933’ten önce tutuldukları “Marksizm vebası ve Yahudilikten” temizlenmiş olsalar da, yalnızca “Bütün Emekçi Almanlar Cephesi” ile yetinmeliydiler. Çünkü her şeye rağmen ‘sınıf mücadelesini sürdürmek istemeleri’ tehlikesi mevcuttu ve bu nedenle bir cemaat olarak görülemezlerdi!

Nasyonal sosyalizmin tüm referansları, değerleri, idealleri, hukuku, bilimi, ‘özgül’ nitelik taşır. Tümü başlangıçta belirlenen hedefleri gerçekleştirmeye yönelik ele alınır. Örneğin ‘bilimin görevi’ hukuki ve toplumsal konuların tahlili değildir kesinlikle. Yazarın, Hans Frank’ın bir tebliğinden yaptığı alıntı (bu satırlara diktatörlüğün bilim anlayışı da diyebiliriz gönül rahatlığıyla!) yeteri kadar açık:

“Nasyonal sosyalizmin kendi etkinliğinin sadece hedef değil bizzat içeriği de olmalıdır, yani, zihni araştırmaya hizmet eden teorik çalışmanın içeriği asla boş soyutlama ve kendi başına kişinin kendi idraklerinin olabildiğince teorik bir seriminden duyulan sevinç olamaz, aksine, daima milletimizin özsel değerlerinin nasyonal sosyalist anlamda geliştirilmesi olmalıdır… Hedef, kitap olmamalıdır… bilgiden, anlamaktan alınan zevk de olmamalıdır: ‘Burada kendi içimde ve eserimde yepyeni bir gözleme… vardım’ değil, yalnızca şu olmalıdır düşünce: ‘Bilimsel idrakimle nasyonal sosyalizmin geliştirilmesine hizmet ediyor muyum?”

Fraenkel çalışmasının devamında ikili devletin hukuki tarihini özetleyerek, ekonomik temellerine geçiyor ve eserini, ikili devletin sosyolojisi ile tamamlıyor. Bu sayede, önlem devleti ve norm devletinin işleyişini, norm devletinin önlem devletinin gücünü pekiştirmesi için gördüğü işlevi hemen her açıdan ele almış oluyor.

Yeteri kadar uzattım, bir iki kritik noktaya daha değinerek bitirmek istiyorum yazıyı…

Tahmin edilebileceği gibi nasyonal sosyalistlerin de ‘ılımlı muhalifleri’ vardı. Doğrusu en ceberut yönetimlerde dahi bir ‘hikmet’ arayanlara ne isim vereceğimi bilemediğimden ‘ılımlı muhalif’ demeyi tercih ediyorum. Hani şu “İyi de canım iyi bir şey yaptıklarında da takdir etmesini bilmeli” diyen muhalif tipi. Tanıdık geldi mi? Yazar bu kesimi ‘devlet düşmanı sempatizanlar’ olarak adlandırmış: “Onlar gerçi keyfilik rejimini katlanılmaz buluyor, yine de Üçüncü Reich’ın propaganda ettiği hatta güya gerçekleştirdiği cemaat fikrini ‘büyük bir şey olarak’ takdir ediyorlar.”

Yazarın şu tespitleri ise günümüze çok şey söylüyor: “Hukuk devletinin yerini ikili devletin alması sadece bir belirtidir (semptom). Belanın kökenleri, tam da nasyonal sosyalizmin eleştirel olmayan karşıtlarının, ona karşı hayran olmak için iyi sebepler bulduklarına inandıkları yerdedir, yani, romantik cemaat düşüncesi ile militan kapitalizmin simbiyoza girdiği yerde. Vakıa, bugünkü Alman kapitalizminin bekası için, otoriter ikili devlet olmazsa olmazdır.”

Fraenkel sonrasında nasyonal sosyalistlerin Alman kapitalizmini koruma çabasını, buna mukabil, özel mülkiyeti korumakla (Yahudiler hariç) birlikte devlet müdahalesinin giderek yayılmasını, tekelci birleşmelerin artışını, sermayenin kendisine avantajlar sağlayan ‘partiye’ borcunu ve sadakat yükümlüğünü anlatırken; ‘norm devletinin’ özel mülkiyetin hukuki çerçevesi olarak işlediğini özelikle belirtiyor. Malum, ekonomi alanında asgari öngörülebilirlik (yani istikrar) gerekli ve bunu faşizm de pekâlâ sağlayabiliyor!

Bir yerde bitirmek gerekiyor muhterem okur!

Yaratılmış düşmanlar olmadan varlığını sürdüremeyecek, milli gücü perçinlemek için savaşa gereksinim duyan, herhangi bir ihtilafı bölücülük olarak gören nasyonal sosyalizm, varlığını sürdürebilmek için ikili devlete gereksinim duydu. Yazara göre, Alman kapitalizminin varlığını sürdürmek için başka bir şansı yoktu. Hukuk ve hukuk dışılığın yan yana oluşu, rasyonel olana irrasyonel olanın eşlik etmesi, önlem devletinin müdahaleye gerek duymadığı alan ve konularda norm devletinin varlığını sürdürebilmesi, nihayetinde son sözün ve gerçek gücün aslında her zaman önlem devletinde oluşu… Devletin içi içe geçmiş iki niteliği.

Hadi son cümle şu olsun, eminim siz de benim kadar gülecek ya da belki, hiç gülmeyeceksiniz!

Amerikalı bir gazeteci, 1932 yılında önde gelen nasyonal sosyalistlere, ‘parti’ iktidarı ele geçirirse ne yapacaklarını sormuş. Şöyle yanıtlamışlar: Sıkı sıkı tutacağız!

Film önerisi: Ola ki henüz seyretmeyen genç okurlara, Bernardo Bertolucci’nin başyapıtı “1900”ü öneriyorum. Çok uzun bir filmdir ama seyretmemek olmaz!

Facebook Yorumları

reklam
25.07.2020
Tek karakter, tek renk, tek internet, tek sözleşme, tek…
12.07.2020
Büyük oyunu görüp bozma telaşından, oyun kuramayan muhalefet!
9.07.2020
Nazilerin milli diktatörlüğü...
3.07.2020
Nazilerin ‘medeni ölüme’ mahkûm ettiği Yahudiler…
1.07.2020
Sahi, ben ne çektim bu memlekette?
28.06.2020
Yasama, yürütme, yargı=Führer
23.06.2020
Son yirmi yılda herkes biraz değişmek zorunda kaldı…
18.06.2020
İçimizdeki düğümü çözen bir faaliyet olarak, koşmak…
17.06.2020
HDP Türkiye partisi olsun ama çok da olmasın!
15.06.2020
Zaman ve sıkışmışlık hissi, her şeyi unutturup olağanlaştırır mı?
7.06.2020
Berberoğlu’nun milletvekilliği düşürüldü; o esnada bir iki kişinin daha düşürülmüş!
5.06.2020
Yeni partiler, eleştiri, özeleştiri…
1.06.2020
E herkes Gezi’deydiyse, Osman Kavala neden cezaevinde?
30.05.2020
Türkiye’de muhalefet anayasayı umursuyor mu?
26.05.2020
Oysa tek günahı sevdiği türküyü mırıldanmasıydı…
18.05.2020
Bağrına taş basmak ve Kürt siyasal hareketine yönelik dil
11.05.2020
Kökten değişimi savunurken, ahmaklık ithamlarını duymazdan gelmek gerekiyor
5.05.2020
Komşuluk ve selamsız komşular üzerine…
1.05.2020
Ayakkabı bağcığı kadar değerimizin olmadığını bilerek, hissederek yaşamak…
29.04.2020
‘Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır’
28.04.2020
Çocuklu karantina ve ev kadınlığı kurumu üzerine…
21.04.2020
Evde ve tek başına yaşamaya dair…
18.04.2020
Belki de dünyayı ‘tembellik’ kurtaracak!
12.04.2020
Bir karar verilse artık, ağaç mı kemirelim, geberelim mi?
9.04.2020
Komplo teorileri, ahmaklık ve düşünceden nefre
2.04.2020
Demek ki güçlü yerel yönetim ‘herkese’ çok gerekliymiş
31.03.2020
Nefes borumuzdaki yumru, şirretlik…
29.03.2020
Dışarı ‘çıkmak’ insan canını tehlikeye atıyorsa, evde ‘kalmak’ anayasal haktır!
19.03.2020
Yüce ‘birey’e bir iki küçük hatırlatma…
16.03.2020
Virüs, sınıf ve sınırlar…
11.03.2020
‘Partili cumhurbaşkanı’ anayasal bir kurum mu?
6.03.2020
‘Siyaset’ten umudun kesilmemesi için her kesimden yurttaş çaba harcamalı
3.03.2020
Muhafazakâr semt ahalisinin bekçi sorunu var mıdır?
1.03.2020
Almanya’da hep ırkçılık, yabancı düşmanlığı filan var diyorlar…
27.02.2020
Lümpenliğin bulaşıcı niteliği…
19.02.2020
‘Gezi Parkı’ dünyanın, memleketin geleceği ve ‘Gelme’ demekle olmayacak işte!
14.02.2020
Bir şey bilmek zorunda hissetmeden her şeyi yorumlayabilen, pervasız yurttaş!
10.02.2020
Bir insan nasıl ölürse ikna olurlar?
9.02.2020
Herhangi bir uzvu kıpırdadığında heyecan yaratabilen muhalefet!
5.02.2020
Ateşe benzin taşıyan, insan yakan dede...
4.02.2020
Devlet ile muhabbetimiz ‘duygular’ düzeyinde değil, vergi-bütçe ilişkisi! (2)
1.02.2020
Sürekli anayasa konuşulmasının nedenleri, çaresizlik ve riyakârlıktır… (1)
28.01.2020
Siyaset tanımına dair bir ‘talimatname’ ihtiyacı!
22.01.2020
Bu sistemin sürme ihtimali yok!
14.01.2020
Nefret saçanların derdi, endişesi nedir?
10.01.2020
Başkanlık, 12 Eylülcülerin uygun bulmadığı bir sistemdi! (2)
8.01.2020
İşte o kadınlar yontacak, o erkekleri...
7.01.2020
Devletin, biber gazı sıkmak haricinde işlevleri de var aslında!
5.01.2020
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, sahipsizdir! (1)
31.12.2019
Gerçi canımız çıkıyor ama olsun, kaportası kıyak!
29.12.2019
Vatan size minnettar
27.12.2019
‘Huzursuz’ AKP’lilere nasıl moral verebiliriz?!
25.12.2019
Cümlemizin ‘tutukluluğu’ devam ediyor!
20.12.2019
Sayın muhalefet, hiç olmazsa ‘laiklik uf oluyor’ diyebilseniz!
18.12.2019
AKP o hale geldi ki yanına kimi koysan demokrat görünüyor
13.12.2019
İngiltere, Fransa, Almanya ve Şahsı üzerine...
8.12.2019
‘İsraf’ edilen, bizim yurttaşlığımızdır!
4.12.2019
İktidar ve çevresinin ‘hukuk’ ile karşılaşma anları...
1.12.2019
Alevi’nin kapısına atılan çarpı, yurttaşlık ve faşistlik üzerine…
28.11.2019
Erkeğin mazereti, kadının canı...
27.11.2019
Geçmiş yıllarda Mülkiye’ye yapılanlar ve TA isimli gazeteci!
18.11.2019
Yeni liderleri ne yapacaksınız, siz varsınız ya!
16.11.2019
Mümtaz Soysal, Mümtaz Bey, Mümtaz Abi, Mümtaz, Mümtaz Hoca…
12.11.2019
Mümtaz Hoca...
9.11.2019
Medeniyet kaybı yolunda, son sürat…
5.11.2019
Duymak istediğini dinleyen kalabalık...
29.10.2019
Peki neye layık olduğunuzu düşünüyorsunuz?
28.10.2019
KHK’lının şehit düşmesi ve utanmazlık üzerine…
23.10.2019
Kürt’ün ‘annesine’ mi, ‘diline’ mi karşısınız? (3)
17.10.2019
Ermeni dölüyüm, Yahudi tohumuyum, Kürt çocuğuyum, etek giyiyorum…
10.10.2019
İçiniz yanmıyor, hiçbirinizin…
3.10.2019
Göğsüme oturan koca bir öküz...
28.09.2019
Kanser mi olmalı, depremde mi ölmeli, cezaevine mi girmeli?
27.09.2019
Kürt sorununu tartışmak, konuşmak gerekli midir? (1)
9.09.2019
Yeni rejimin omurgalı bir kadınla imtihanı…
6.09.2019
İngiltere’de parlamento, milletvekili ve yurttaş var!
20.08.2019
Ya sahip çıkarsın demokrasiye, ya da çıkmazsın!
6.08.2019
Ve bin küsur akademisyen akınlarda çocuklar gibi şendi...
30.07.2019
Çarpık olan parlamenter sistem değil, demokrasi anlayışınız!
24.07.2019
İhtiyacımız yeni anayasa değil, anayasasını sahiplenen bir toplum!
15.07.2019
O esnada cezaevindeler…
10.07.2019
Canavar değil yurttaş, maganda değil suçlu, hatalı değil arsız!
2.07.2019
Onun adı edepsizlik değil, yurttaşlık!
24.03.2020
Ben, çalışmak zorunda olan ve sömürülen insanlarla ‘aynı’ gemideyim…
21.03.2020
Muhtelif sinir krizlerinin eşiğindeki toplum…
15.07.2019
O esnada cezaevindeler…
10.07.2019
Canavar değil yurttaş, maganda değil suçlu, hatalı değil arsız!
1.07.2019
Onun adı edepsizlik değil, yurttaşlık!
28.06.2019
Canan Kaftancıoğlu ‘kesinlikle’ yalnız değildir!
24.06.2019
Adalet yürüyüşüne katılan ve destek olanlar haklıydı, kazanıyorlar
14.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
9.06.2019
‘Gereksiz taramalardan’ kaçınmak, daha iyi olmaz mı?
8.06.2019
Yeni rejimin bir ‘normal insan’ ile imtihanı!
23.4.2019
Kendisini istikşafi müzakere ile hatırlamak isterdik!
19.3.2019
Üzülemeyen, hiçbir acının yasını tutamayan ülke…
1.3.2019
Ermeni yurttaşların yerinde olsam, mutluluk duyardım!
18.2.2019
Muhalefete bir soru: HDP’li vekillere ne yapıldığında rahatsız olacaksınız?
14.2.2019
Kuyruktakiler
4.2.2019
HDP yasadışıysa kapatılsın, değilse boş konuşulmasın!
12.1.2019
Anayasa’nın ‘yok sayılmasını’ görmezden gelsek ne olur? Elinizin körü olur!
10.1.2019
Yeni Türkiye’nin kaymağı ve Çukurambar!
4.1.2019
Seçime ilişkin ‘üç’ anayasa tartışması
16.12.2018
Kemal Gözler sordu: Anayasa hukuku nereye gidiyor? Bir yanıt çabası… (1)
22.11.2018
Hukuk filan, bizlik işler değil bunlar; sıkıntı yok!
11.11.2018
Farkında mısınız, seçmeniniz sandığa gitmeyebilir!
6.11.2018
Cihangir İslam’ın söz özgürlüğü...
1.11.2018
Cumhuriyet’in kimsesizleri...
31.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (2): Ticari, sağa çek!
25.10.2018
‘İlk 500 tutkusu’ (1): Karl Marx’ı Türkiye’de doçent yapmazlardı
23.10.2018
Bindiği trenden inemeyen yolcunun hikâyesi...
21.10.2018
Biz kimiz ve temel bir ilkemiz var mı?
18.10.2018
Hınç toplumunda, yurttaş kalabilme marifeti
12.10.2018
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin dayanılmaz hafifliği…
11.10.2018
10 Ekim 2015’te, Ankara Garı’nda…
9.10.2018
Umuda ve kafa karşılıklarına olan ihtiyacımız...
5.10.2018
Konvoylardaki ‘önemli’ insanların yaşamımızdaki yeri nedir?
2.10.2018
İğneyle kazılan kuyunun dibindeki, umut...
1.10.2018
Affetmemek…
26.9.2018
Toplum değil, kalabalık; Akdenizlilik değil, itlik…
25.9.2018
Mehmet için yapısal reformlar, yok hükmündeydi...
20.9.2018
Dayak yememek için, Nazi’lere katılıyorlardı...
16.9.2018
Müteahhitle aynı gemideki işçiler ve zavallı muhalefet!
13.9.2018
Kitlelerin ruhu ile çocuk ruhu birbirine benzerdir...
10.9.2018
Bir Cumhuriyet okurundan…
4.9.2018
Hiç olmazsa hafta sonları tek ayak üzerinde durmasaydı...
30.8.2018
Bir kısım ‘laik’ yurttaşın, laikliğe olan acil ihtiyacı…
28.8.2018
Her gün 16.20’de, tek ayak üzerinde duracaktı...
27.8.2018
An…
23.8.2018
Savunma saldırıyor...
20.8.2018
#çoktanunuttuk…
18.8.2018
İdeolojileri bir yana bırakalım! Neden, biz ‘masa’ mıyız?
15.8.2018
Bedelli askerliğe dair, bazı notlar...
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive