Münir AKTOLGA

zm.aktolga@gmail.com



Bookmark and Share

„MAHALLE BASKISI“ NEDİR? 1


31.08.2013 - Bu Yazı 2984 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 İÇİNDEKİLER

GİRİŞ..1

SİSTEM SİSTEM DİYORUZ NEDİR BU “SİSTEM”!..2

O HALDE Sistem örgütlü bir bütündür..2

SİSTEM, MADDELEŞMİŞ BİLGİDİR..3

DOĞADA “MAHALLE BASKISI”..4

BİLİŞSEL TOPLUM BİLİMİNİN ESASLARI..6

“MAHALLE BaskISIna” baŞKA ÖRNEKLER..8

MAHALLE İÇİNDEKİ MAHALLECİKLER!.10

GİRİŞ

„Mahalle baskısı“ Şerif Mardin’e ait bir kavram. Ancak,  bilimsel olarak bu kavramın nasıl tanımlanacağını onun kendisi de bilmiyor!. “Konunun  bilimsel araştırmalarla aydınlatılması gerektiğini” söylüyor.[1] Bu nedenle, bu makaleyle belki de konuya bizim de bir katkımız olmuş olur!...

“Mahalle baskısı”, genel olarak, bir toplumda  toplumsal  sistemin -ya da alt sistemlerin- kendine  özgü kurallarından-varoluşilkelerinden  kaynaklanır (bu kurallar, ya da ilkeler söz konusu sistemin, ya da alt sistemlerin “bilgi temelini” oluştururlar); sistemin, dışardan gelen informasyonları-etkileri sahip olduğu bu bilgilerle-ilkelerle-kurallarla değerlendirerek, mevcut denge durumunu koruyabilmek için oluşturduğu toplumsal atalet direncini temsil eder (buradaki “toplumsal atalet direnci” kavramının altınıçiziyoruz)..

“Mahalle baskısı”, her ne kadar bireyin henüz daha yeterince gelişmemişolduğu kapitalizm öncesi toplumlar için üretilen bir kavramsa da, aslında işin özü evrenseldir, yani bütün sistemler, toplumlar, toplumsal alt sistemler ve gruplar için geçerli olan bir içeriğe sahiptir.  Çünkü her durumda, toplumsal bir varlık olan birey, sisteme ait  ortak bilgilere sahip olduğu, bu bilgileri (kuralları) benimsediği, kendi varlığınıbunlara  göre ürettiği sürece o sisteme dahil olur, onun tarafından kabul edilir ve koruma altına alınır. Bireyler-elementler- bu kuralların geçerli olduğu sisteme ait sınırlar içinde kaldıklarısürece özgürce hareket ederek varlıklarınısürdürürler.

Bir sistemin içindeki varoluşun sınırlarını-esaslarını belirleyen  kurallar-bilgiler, adına yaşam bilgileri-kültür- dediğimiz, bilinç dışı olarak benimsenmiş, gözle görülmeyen-farkında olunmayan bilgilerdir. Bunların bilince çıkması (yani yaşamın-özgürce varoluşun-sınırlarını-koşullarını belirleyen uyulması gereken kurallar olarak ortaya çıkmaları), ancak, herhangi bir nedenle, bu kurallara aykırı bir durumun ortaya çıkmasıyla gerçekleşir. Böyle durumlarda, bu bilgileri benimsemeyen, bunlara aykırı hareket eden, ya da kimliğini-davranışlarını- bu bilgilere göre oluşturmayan unsurlar-bireyler, otomatikman, sistemi birarada tutan bir “merkezçekim kuvvetinin” varlığını hissederler ve onun etkisi altına girerler. Yani, toplumsal bir sistem, kendi varoluş koşullarını-sınırlarını-, ilk kez, bunlara aykırı bir davranış ortaya çıktığı zaman ortaya koyar. Bu türden davranışlara yol açanlar da ancak o an kendilerini mevcut sisteme bağlayan belirli bağların olduğunun farkına varırlar; ve öyle olur ki, bu durumda bulunan kişiler  önlerinde iki yolun bulunduğunu anlarlar. Ya, mevcut kurallara uyarak sistemin içinde kalacaklardır, ya da, bu kuralların dışına çıkarak,  varlıklarını üretmek için başka sistemlere-kurallara-bilgilere tabi olacaklardır. Bunun dışında başka bir çözüm yolu yoktur. Hiçbir kurala-bilgi temeline-bağlı olmadan “kendinde şey” olarak-varlığı kendinden menkul mutlak bir gerçeklik olarak- varolmak mümkün değildir. Değildir, çünkü insan dediğimiz varlık toplumsal bir gerçekliktir. O ancak toplum adı verilen bir mahallenin-sistemin içinde onun bir üyesi-elementi olarak varolabilir.

Konumuz “mahalle baskısı” olduğu için hep toplumsal sistemden, birey toplum ilişkisinden, bireyi topluma bağlayan ilk anda gözle görülmeyen kültürel bağlardan falan bahsediyoruz, ama işin esası aslında  evrenseldir. Çünkü, bu evrende varolan    şeyler (bu ister bir atom olsun, ister astronomik bir sistem, ya da bir canlı) belirli ilişkiler içinde-karşılıklı olarak birbirlerinin varlığını belirleyen belirli kurallar içinde- bu ilişkilere göre varolan izafi oluşumlardır. Yani, Bilişsel Toplum Bilimi terminolojisiyle “mahalle baskısı” olarak ifade ettiğimiz gerçeklik, aslında bütün sistemler için geçerli olan evrensel bir varoluş ilkesine işaret eder. Bu nedenle, konuyu bilimsel bir zeminde ele alabilmek için bizim de önce, genel olarak bir “sistem” nedir, “toplumsal bir sistem” deyince ne anlıyoruz buradan, yani işin özünden yola çıkmamız gerekiyor:[2]

 

“SİSTEM SİSTEM” DİYORUZ; NEDİR BU “SİSTEM”!

“Kendi aralarında bağlaşım-ilişki halinde olup, birbirlerinin varlık şartı olan; yani ancak bu bağlaşımın-ilişkinin sonucu olaraktır ki, birbirlerini yaratarak,  birbirlerine göre bir varlığa sahip olabilen gerçekliklerin (ki bunları biz PARÇA ya da ELEMENT olarak tanımlıyoruz) meydana getirdiği bütüne bir SİSTEM denilir.

SİSTEM: Parça ve elementlerden oluşan bir bütündür.

PARÇA: Sisteme ait bir grup elementten oluşan birliklerdir.

ELEMENT: Bir sistemin daha küçük alt kısımlara bölünemeyen temel birimleridir”.

 

O HALDE Sistem örgütlü bir bütündür!

“Sistem Teorisinin Esasları ve Varoluşun Genel İzafiyet Teorisi”nden alıntılar yapmaya devam ediyoruz:

“Bir sistemin daha küçük alt kısımlara bölünemeyen temel birimleri olan elementleri bir araya geliyorlar, “parça”, ya da “organ” adını verdiğimiz  alt grupları oluşturuyorlar. Bu alt grupların birlikteliği de bir bütün olarak sistem gerçekliğini oluşturuyor”..

Ama, bu bir “örgüt” tanımı değil midir!

Elbette ki bir örgüt tanımıdır! Çünkü, bizim “sistem gerçekliği” diye tanımlamaya çalıştığımız şey aslında bir örgüttür!

 

Peki örgüt nedir o zaman? Ve neden örgüt?

Her sistem (her örgüt),  aslında bir informasyon işleme sistemi olup, çevreden-dışardan gelen madde-enerjiyi-informasyonu değerlendirerek işleyebilmek ve sonra da ortaya çıkan sonuçları “davranışlar” şeklinde ortaya koyabilmek  için gerekli olan parçaların toplamı olan bir bütündür. Ve bu işlevini yerine getirirken, getirebildiği sürece var olur. Çünkü, var olmak demek, çevreye uyum sağlayabilmek için, çevreden gelen etkileri kendi içinde değerlendirip işleyerek ona karşı bir cevap-bir tepki oluşturabilmek demektir. Madde-enerjinin-informasyonun her özgül  var oluş biçimi (yani her sistem), dışardan gelen etkilere karşı bir tepki oluşturabilmek için gerekli olan örgütlenmeden ibarettir.  Örgütlü olarak var olmanın gerekçesi, varlığını sürdürebilmek için gerekli olan tepkiyi-cevabı ancak bir örgüt olarak gerçekleştirebilmenin mümkün olmasıdır. Çünkü, çevrenin etkilerini değerlendirerek bunlara karşı bir reaksiyon oluşturabilmek  için gerekli olan bilgiye  ancak bir örgüt sahip olabilir. Bilgi, her durumda, bir örgütün parçaları-elementleri-üyeleri arasındaki ilişkilerle-bağlarla temsil edilerek kayıt altında tutulur  (store, speichern). Bir örgütü var eden kurallar da bu bilgilerle-bağlarla belirlenir zaten. Sisteme -örgüte- dışardan gelen informasyonları -etkileri- bu bilgilerle-bağlarla değerlendirerek işlediğin sürece, bu bilgilerin-bağların belirlediği kurallar içinde kendi fonksiyonunu gerçekleştirerek varlığını üretmiş olursun. Belirli bir örgütün içinde, belirli bağlantılarla onun bir üyesi olarak varolmanın  evrensel kuralı budur..

Bütünü oluşturan her alt grup, yani parça, sistemin dışardan gelen madde-enerjiyi-informasyonu  işleme sürecinde belirli bir işde uzmanlaşmış bir organıdır. Ama aynı anda bu organlar da   kendi içlerinde gene  belirli bir görevi yerine getirmekle uzmanlaşmış  elementlerden oluşurlar. Bir organın çıktısı, bütün bu elementlerin örgütlü kollektif faaliyetlerinin sonucu olurken, organların (parçaların) kollektif faaliyetleri de sistemin bütününün çıktısını oluşturur. Örgüt içinde örgüt yani! İşte evrensel var oluşun sırrı budur!

Örneğin, organizma örgütlü bir sistemdir. Organlarımız bu sistemin madde-enerji-informasyon işleme sürecinde uzmanlaşmış alt uzmanlık grupları iken, hücrelerimiz de, hem organizmamızın  temel yapı taşlarıdır, hem de aynı zamanda, içinde bulundukları organa göre, her biri belirli “gen açılım faaliyetine” sahip olan uzmanlaşmış unsurlardır. Organizmanın temel yapı taşları olarak hepsi de aynı DNA yapısına sahiptirler. Ama her birinin, içinde bulundukları organa ve faaliyete göre “gen açılım örnekleri”  farklıdır (gen expression pattern).

Başka bir örnek de toplumdur. Toplumlar da organizma gibi örgütlü bir bütündür-sistemdir. Bu bütünün organlarını -örgütün parçalarını- ise toplumsal kurumlar-yapılar- sınıflar oluştururlar. Sistemin elementleri de insanlardır. “Her insan, içinde yaşadığı toplumun bir ürünüdür” derken anlatılmak istenilen şey, tek tek insanların  yaşam bilgilerinin,  kollektif hafızada yer alan  sistemin bütününe ait bilgilerin (ki bunlara, toplumsal sistemin DNA’ları olarak “kültür” diyoruz)  bir parçası olduğunun altını çizmektir.  İnsanlar, toplumda içinde bulundukları yere göre,  bu hazineden-bilgilerden  bir kısmını kullanarak kendi kişiliklerini oluştururlar. Aynen, bir hücrenin organizma içindeki yerine göre, belirli bir gen açılım örneğine sahip olabilmesi gibi...

SİSTEM, MADDELEŞMİŞ BİLGİDİR!

Öte yandan, bir örgütün -bir sistemin- oluşabilmesi için en azından iki elemente (kişiye!) ihtiyaç vardır (bunu  A ve B olarak gösterelim). Tek kişilik örgüt-sistem olmaz![3]

Neden mi olmaz?...

Önce,  iki kişi neden biraraya geliyor onu görelim: Evet, neden  bir araya gelir iki kişi? Ortak bir amacı gerçekleştirmek için mi? O halde, ortak bir amacı gerçekleştirmek için görev bölümü yapmaya dayanıyor işin özü.  Görev bölümü ise,  bir işin nasıl yapılacağının belirlenmesi ve sonra da bunun hayata geçirilmesinden ibarettir.

İşte size varoluşun sırrı! Bu kadar basit! Adına  ister örgüt, ister sistem deyin,  bütün varlıklar kendi içlerinde, son tahlilde, belirli bir fonksiyonun (varoluş fonksiyonunun) yerine getirilebilmesi için  yapılan bir görev bölümünden ibarettir! Her durumda esas olan,  madde-enerji-informasyon şeklinde dışardan-çevreden gelen bir etkiye karşı  o an sahip olunan dengenin (varoluş halinin) korunması olduğundan, önce, dışardan gelen  etki değerlendirilerek mevcut dengeyi koruyabilmek için ona karşı bir reaksiyon modeli oluşturulur; sonra da, hazırlanan bu reaksiyon modeli gerekli davranış biçimleri şeklinde hayata geçirilir. Varoluşun amacı budur, bu fonksiyonun yerine getirilebilmesidir, görev bölümü denilen şey de zaten bunun için yapılır. Canlıların “yaşamı devam ettirebilme mücadelelerinin” esası da budur; yani,  varoluş fonksiyonunu yerine getirebilmek için yapılan bir  görev bölümüne dayanmaktadır herşey.  Bu iş yapılırken de varolunmuş olunuyor zaten..

Peki neden en az iki elemente ihtiyaç duyuluyor bunun için, neden tek kişilik örgüt-sistem olmuyor? Neden “kendinde şey varlıklar”-“mutlak gerçeklikler” yoktur bu evrende?

1-Çevreden gelen etkileri-informasyonları değerlendirerek bunlara cevap verebilmek için bilgiye ihtiyaç vardır.

2-Bilgiye sahip olabilmek -kendi içinde belirli bir bilgiyi kayıt altında tutabilmek- için ise bir ilişki zemininde varolmak gerekir. Çünkü bilgi, ancak bir ilişkiyle -belirli bağlarla- temsil olunarak kayıt altında tutulabilir. İlişki olmadan -bağlar olmadan- bilgi de olmaz. En basit ilişki ise, ne türden olursa olsun, iki element-kişi arasındaki bağdır. Şöyle ifade edelim: 

SİSTEM=A+B  ise, işte, aradaki o “+” işaretidir ki, A ile B arasındaki ilişkileri -bağı- ve bu ilişkilerle kayıt altında tutulan bilgiyi temsil eden de odur (buradaki A ve B rasgele seçilmiş sembollerdir).. 

Yani, her durumda, bir A ile bir B’yi bir biçimde biribirine bağlayan -bu iki unsuru biribiriyle ilişki haline getiren- şeydir bilgi. Ortaya çıkan sonuca da bir sistem, ya da örgüt diyoruz biz. Çünkü bir sistem-örgüt olarak varolan her şey belirli bir bilgiyi temsil eden bir yapıdır...

DOĞADA “MAHALLE BASKISI”

Sistem  örgüttür, en basit örgüt ise, en azından iki element -üye- arasındaki ilişkiden-bağdan oluşur dedik. Ve bunu, SİSTEM (örgüt) =A+B olarak ifade ederek, bütün meselenin aradaki  o “+”da, yani bağda düğümlendiğini söyledik. Çünkü, adına BİLGİ dediğimiz bir sistemin-örgütün varoluş temelini oluşturan zemin  bu bağla-ilişkiyle birlikte gerçeklik kazanıyor. Her ilişki belirli  bir bilgiyi kayıt altında tutan bir bağ-zemin olarak ortaya çıkıyor..

“Bağ” -ilişki- deyince akla gelen ise, ilk önce, bir A ile bir B arasındaki mekanik ilişki oluyor! Bunu, daha önceki çalışmalarda, ipe bağlı olarak dönmekte olan bir taş örneğiyle açıklamıştık. (Burada insan A ise taş da B olsun). Böyle bir sistemi birarada tutan kural (yani sistemin bilgi temeli) açıktır: Taş, ipe bağlı olduğu sürece dönmeye devam eder. Çünkü, ip aracılığıyla onun üzerine her an onun  dönmesine neden olan belirli bir kuvvet etkide bulunmaktadır.

Eğer “mahalle baskısı” olayının ne anlama geldiğini mekanik bir örnek üzerinde göstermek isteseydik, herhalde yukardaki örnek yeterli olurdu!Çünkü bu durumda, ip aracılığıyla taşısisteme bağlıkalmaya zorlayan kuvvettir o “mahalle baskısı”! Ama tabi bu mekanik bir örnek; böyle bir örnek toplumsal düzeyde ancak efendi-köle ilişkisini (köleci bir sistemi)açıklayabilmek  için kullanılabilirdi. Çünkü, köleci sistemde köle bir insan değil, bir üretim aracıdır. İpe bağlıolarak dönmekte olan bir taştan farkıyoktur kölenin!..

Doğada yer alan gerçek sistemler ise böyle değildir!. Örneğin,  bir protonla bir elektrondan oluşan en basit bir atom -sistem- olan bir hidrojen atomu için artık aynı mantığı kullanamayız![4]  Çünkü, bu durumda artık  elektron, ipe bağlı taş örneğindeki o taş gibi, elektromagnetik bir  kuvvetle protona bağlı olduğu için onun etrafında dönmez! Eğer böyle olsaydı, yani proton elektronu kendisine bağlı olarak tutmak ve döndürmek için onun üzerine (yukardaki örnekte bizim ip aracılığıyla taşın üzerine uyguladığımız gibi) bir kuvvetle etkide bulunuyor  olsaydı, yani sistem, ipe bağlı taş örneğinde olduğu gibi sürekli bir enerji harcanılarak ayakta tutuluyor olsaydı hemen çökerdi! Çünkü ne protonun, ne de elektronun enerji harcayarak aradaki ilişkiyi-bağı ayakta tutma gücü vardır!

Evet, elektron ve proton biribirlerine elektriksel-magnetik bir kuvvetle bağlıdırlar, ama sistem belirli bir denge durumundayken (yani kuantum seviyesinde iken) bu kuvvet artık gerçek bir kuvvet olmaktan çıkar, sadece potansiyel bir kuvvet halini alır. Yani elektron ve proton belirli bir kuantum seviyesinde iken aralarında gerçek anlamda hiçbir bağlayıcı kuvvete tabi olmadan   hareket ederler (bu nedenle  bu da aslında  bir atalet hareketidir). Ne zaman ki dışardan bir foton gelir, sistemi etkiler ve  bu etkiyle ivmelenen elektron da sistemi terketmeye, ya da bir üst kuantum seviyesine çıkmaya hazırlanır; işte ancak o zaman onu (yani elektronu) mevcut sistemin -denge halinin- içinde protona bağlı olarak tutan gerçek anlamda elektromagnetik bir “merkezçekim  kuvvetinin” var olduğu ortaya çıkar. Sistemin bir durumdan bir başka duruma geçişi, doğal anlamda “mahalle baskısını” temsil eden bu kuvvetin aşılmasıyla mümkündür. Bu nedenle, dışardan gelen her etki-foton-sistemi etkileyerek onun durum değiştirmesine neden olamaz. Ancak belirli enerji kapasitesine sahip olan fotonlar bu işi yapabilirler.

Belirli bir kuantum seviyesini belirli bir “mahalleye” benzetirsek, her mahallenin sisteme ait unsurları kendi içinde tutan belirli bir potansiyel enerjisi (mahalle baskısı) mevcuttur. Bir mahalleden diğerine geçebilmenin  kuralları bununla belirlenir.

Aynı durum, bir sistem olarak ele alındığı zaman,  proton ya da nötron için de geçerlidir. Nasıl ki, atomu meydana getiren unsurlar, yani elektron ve proton, belirli bir kuantum seviyesindeyken  virtüel foton alışverişi yoluyla biribirlerine bağlı olarak kalıyorlarsa, protonu ya da nötronu oluşturan unsurlar, yani kuarklar da, gene, belirli bir denge durumunda iken, gluon adı verilen virtüel parçacıkların alış verişi yoluyla ilişki içine girerek biribirlerine bağlanırlar. Ancak,  bu durumda da gene bu bağ -bu “mahalle bağı”- gerçek bir kuvveti temsil eden -gözle görülür- bir bağ değildir. Ne zaman ki  dışardan gelen bir etkiye bağlı olarak sistem denge durumunu kaybetme eğilimi içine girer,  gene ancak o zaman hemen,  virtüel-potansiyel bir nitelik taşıyan bu bağlayıcı kuvvetler gerçek bir kuvvet haline gelirler ve  ayaklarından zincirle bağlı köleler gibi kuarkları sistemin içinde tutmaya çalışırlar. “Mahalle baskısının” -“mahalle bağının”- bu durumdaki adına da “çekirdek kuvveti” deniyor!.

Bütün bunları gene daha önceki çalışmalarda kullandığımız bir örnekle somutlaştırmaya çalışalım: Yol kenarında durmakta olan, ya da belirli bir hızla hareket halinde olan bir arabayı düşünüyoruz.  Arabanın durduğu, ya da belirli -sabit- bir hızla yol aldığı “durumları” belirli denge durumları olarak düşünürsek,  gaz verildiği (ya da tabii frene basıldığı) zaman bir “durum değişikliği” meydana gelir. Ve o an, arabanın içinde oturmakta olan insan, belirli bir kuvvetle geriye (fren yapılıyorsa da ileriye) doğru itildiğini hisseder. İşte, bilimsel terminolojide “atalet direnci” olarak ifade edilen ve mevcut durumu -dengeyi- korumaya yönelik olan bu “kuvvet”tir ki, toplumsal sistemler söz konusu olunca “mahalle baskısı” olarak karşımıza çıkan  o  “kuvvetin”  esası da budur. Dikkat edilirse burada kullandığımız kuvvet kavramını hep tırnak içine aldık. Çünkü “atalet kuvveti, ya da direnci” diye gerçek anlamda böyle bir kuvvet yoktur. “Kuvvet olmayan bu kuvvetin” kaynağı, sistem belirli bir denge durumunda iken onun içinde potansiyel olarak varolan bağlayıcı -potansiyel- enerjidir. Ki bunu da biz bir sistemin sahip olduğu bilginin -bilgi temeli- kayıt altında tutuluş biçimi olarak ele alıyoruz.

Tıpkı,  iki nöron arasındaki bağlantıyla  oluşmuş bulunan bir sinapsın sistemin bilgi temelini temsil ediyor olması gibidir bu. Nasıl ki, söz konusu sinapsın gerçek bir sistem olarak faaliyete geçmesi ancak dışardan gelen bir informasyonun sistemi aktif hale getirmesiyle mümkün oluyorsa, ve sistem,  dışardan gelen bu informasyonu mevcut yapıyla temsil edilen BİLGİ TEMELİYLE değerlendirerek bir sonuca varıyorsa,  bütün diğer sistemlerin yaptıkları da aslında bundan başka birşey değildir. Belirli bir denge durumundayken potansiyel bir gerçeklik olarak mevcut olan sisteme ait bilgi, her durumda,  dışardan gelen etkiyle birlikte iş yapacak gerçek bir -instanz-kuvvet olarak ortaya çıkıyor ve gelen informasyonun -etkinin- işlenmesi sürecinde üzerine düşeni yerine getiriyor. Bir hücre bu işi yapmak için özel olarak proteinler üretirken, bir atom bunu o an gerçek hale gelen  belirli bir kuvvetle mevcut durumu muhafaza etmeye çalışarak yapıyor. Toplum söz konusu olunca bir “mahalle” de (yani toplumsal bir örgüt de), aynı işi, “mahalle baskısı” adı verilen ve o an bilince çıkan kendine özgü yaşam bilgilerinin (kültür)  bağlayıcı bir kuvvet haline gelmesi yoluyla yapıyor.        

Şimdi, bu evrensel teorik çerçeve içinde kalıp düşünerek  toplumu ele almak istiyoruz:[5]

 

DEVAM EDECEK

BİLİŞSEL TOPLUM BİLİMİNİN ESASLARI

 

1-İlkel komünal toplumdan sınıflı toplumlara ve  bilgi toplumu’na kadar bütün toplum biçimleri kendi içinde bir sistem  gerçekliğidir. Neyin nasıl üretileceğini belirleyen sistemin dominant unsuru bir instanzın yanı sıra (bunu rasgele bir sembol olarak A ile gösterirsek), bir de, hazırlanan bu üretim modelini hayata geçiren  motor sistemden oluşurlar (bunu da gene rasgele bir sembol olarak B şeklinde gösterelim). Bu durumda her toplum, kendi içinde, yapısal ve fonksiyonel anlamda bir A-B sistemi olarak ele alınabilir.   



[1] Hürriyet Gazetesinde çıkan ve bu kavramı meşhur eden röpörtajda böyle diyor Ş.Mardin..

[2]„Sistem Teorisinin Esasları ve Varoluşun Genel İzafiyet teorisi-Herşeyin Teorisi-  www.aktolga.de 4. Çalışma

[3]Bir insan, kendi içinde, milyarlarca elementten (üyeler) oluşan bir örgüttür; ama dış dünyanın karşısında o tek başına  hiçbirşey ifade etmez (yani böyle “kendinde şey” bir varlık söz konusu değildir). O, yani “insan”, ancak, diğer insanlarla ya da çevreyle ilişkilerine bağlı olarak oluşan belirli örgütlerin içinde, onların üyesi olarak izafi bir varlığa sahip olabilir. Aynı şey bütün diğer varlıklar için de geçerlidir. Bu evrende, “tek başına”, varlığı kendinden olan -“kendinde şey-mutlak gerçeklikler”-  varlıklar yoktur. Herşey, başka şeylerle ilişkileri içinde, bu ilişkiler içinde kazandığı izafi varlığıyla birşeydir. Herşey, yaratırken yaratılarak varolur-birşey olur...

[4] Ama „bilim“ çevrelerinde geçerli olan mantık hala budur! (www.aktolga.de) 3. Çalışma, “Doğada Sis- tem Gerçekliği ve İnformasyon İşleme Süreci”..

[5]“Bilişsel Tarih ve Toplum Bilimlerinin Esaslari- www.aktolga.de 5.Çalışma 

Facebook Yorumları

reklam
23.04.2020
1917 İLE 1920 ARASINDAKİ FARK NE İDİ?..
13.04.2020
TAM TERSİNİ DÜŞÜNÜYORUM...
12.04.2020
NE YAPMALIYIZ?..
29.03.2020
CORONAVİRÜS SAVAŞLARI ÜZERİNE DOĞRULAR VE YANLIŞLAR, YAPILMASI GEREKENLER...
18.03.2020
CORONA VİRÜSE KARŞI HER TÜRLÜ ÖNLEMİ ALALIM, AMA SAKIN BUNU KORKU VE PANİK HALİNE DÖNÜŞTÜRMEYELİM!.. NEDEN Mİ?..
3.01.2020
VAHAP COŞKUNUN ÇOK ÖNEMLİ MAKALESİ ÜZERİNE -„YENİ BİR FELAKET DAVETİYESİ“-
28.12.2019
AŞİLİN TOPUĞU!..
29.11.2019
BABACAN’IN AÇIKLAMALARI, VE AK PARTİ’NİN BUNA CEVABI!..
4.11.2019
DEVRİM TEORİSİ ÜZERİNE...
1.11.2019
KOBANİ PKK İÇİN NEDEN ÖNEMLİ (İDİ)!..
18.10.2019
KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE İKİNCİ AŞAMA VE TÜRKİYE... SÜRECİN MANİFESTOSU!..
12.10.2019
BAKIYORUM DA
4.08.2019
“BİAD” KÜLTÜRÜNÜN MADDİ TEMELLERİ...
24.07.2019
27 Mayıs’tan 15 Temmuz’a: Darbeler biliniyor muydu?
11.07.2019
DOLAR-EURO DÜŞSÜN İSTENİYOR MU? BENCE İSTENMİYOR!..
20.03.2020
CORONA VİRÜSE KARŞI HER TÜRLÜ ÖNLEMİ ALALIM, AMA...
10.07.2019
DOLAR-EURO DÜŞSÜN İSTENİYOR MU? BENCE İSTENMİYOR!..
25.06.2019
NEREYE GELİNDİ, NEREDE DURUYORUZ?..
19.06.2019
EVET MURSİ’YE BEN DE ALLAH’TAN RAHMET DİLİYORUM!..
19.05.2019
İSTANBUL-ANADOLU SAVAŞLARINDA SON PERDE: AK PARTİ KOALİSYONU DAĞILIYOR!..
19.4.2019
YENİ“NİN „ESKİ“NİN İÇİNDEN ÇIKIP GELME SÜRECİ
30.3.2019
DEVRİM NEDİR, “RADİKAL DEVRİMCİLİK” ANLAMINDA “JAKOBENİZM” NEDİR?
14.3.2019
ŞİMDİ DE „ZAMANI GERİ DÖNDÜRMEYİ“ BAŞARMIŞLAR!!.
12.3.2019
“HATIRALAR” DAN BİR 12 MART YAZISI ...
11.3.2019
Dâvâ ve kendini feda etmek
17.2.2019
Türkiye’nin dış politikası yanlış mıydı?
23.1.2019
FAZIL SAY'IN AÇIKLAMASINI DESTEKLİYORUM…
9.1.2019
NEREDEN BAŞLAMIŞTIK NERELERE GİTTİ İŞİN UCU-
6.1.2019
NEREDEN BAŞLAMIŞTIK NERELERE GİTTİ İŞİN UCU-
2.1.2019
HATIRALAR
24.12.2018
HATIRALAR
6.10.2018
OKTAY’I KAYBEDELİ BİR YIL OLMUŞ!..
4.10.2018
ŞU McKİNSEY KONUSU!..
7.7.2018
POPÜLİZMİN “SAĞI” “SOLU”?..
28.6.2018
KÜRESELLEŞME SÜRECİ VE KAPİTALİZMİN KENDİ DİYALEKTİK İNKARINI YARATMASI...
19.6.2018
KÜRESELLEŞME SÜRECİNDEKİ DÜNYA...
10.6.2018
HDP BARAJI AŞARAK PARLAMENTOYA GİRMELİDİR!..
9.5.2018
NEREDE BULUNUYORUZ, BU NOKTAYA NASIL GELİNDİ?..
2.5.2018
GÖZDEN KAÇMAMASI GEREKEN İKİ ÖNEMLİ HABER…
10.3.2018
„KADINA ŞİDDET ARTMIŞ“, PEKİ NEDEN?..
19.2.2018
DÜNDEN BUGÜNE ÇIKAN YOL VE SINIF MÜCADELELERİ...
23.1.2018
Türkiye’nin dış politikası yanlış mi idi, ya da nerede hata yapıldı da yolumuza bugün bir Afrin çıktı?...
23.11.2017
NATO NEDİR… O BİR SOĞUK SAVAŞ ÖRGÜTÜ DEĞİL MİDİR?..
15.11.2017
KÜRESELLEŞME SÜRECİNİN KENDİ İÇİNDEKİ MUHALEFET, YA DA YENİ SOL...
10.10.2017
BU DA BİR ETYEN ELEŞTİRİSİ...
8.10.2017
TOPLUMSAL “YORGUNLUK” ÜZERİNE!..
5.10.2017
KÜRESELLEŞME SÜRECİ VE BAĞIMSIZLIK TALEPLERİ...
2.10.2017
20.YÜZYIL’DAKİ ANLAMLARIYLA “SAĞ”-“SOL”DİYE BİRŞEY KALMADI ARTIK!..
12.9.2017
BEN, “KENDİ KARŞITINI YARATARAK VAROLMAK” DİYALEKTİĞİNİ ŞERİF MARDİN’DEN ÖĞRENDİM...
24.7.2017
HAKLIYKEN HAKSIZ DURUMA DÜŞMEK!..
15.7.2017
27 MAYIS’TAN 15 TEMMUZ’A... DARBELER BİLİNİYOR MUYDU?..
7.7.2017
"ADALET"İN BU MU DÜNYA!!..
23.6.2017
AK Partinin ve „reisin“ çelişkisi, neden „patinaj yaptıklarının „ açıklaması...
17.6.2017
CHP ve " Kontrollü " darbe
27.5.2017
Dil konusu çok önemli...
13.5.2017
Türkiye olayı 21.yüzyıl paradigması içinde göremiyor!..
8.5.2017
Ve Denizler Filistinden dönüyorlar, onlarla Ankara’daki buluşma!..
15.4.2017
Nerede bulunuyoruz, devrim’de devrim ne anlama geliyor?..
3.4.2017
İşin özünde merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartışmaları var!..
1.4.2017
Bugünlerde birkere daha benim daha önceki yazıları okuyun, bir de Alper'in şu son yazısını!..
13.3.2017
‘Ecdadımız’ edebiyatı ile yeni Türkiye inşa edilemez!..
23.2.2017
Koalisyon mu tek parti iktidarı mı, ya da çoğulculuk mu yoksa çoğunlukçuluk mu?...
15.2.2017
Sistem bilimi açısından “Türk tipi devlet anlayışıyla” “Marksist-Leninist devlet anlayışı” arasındaki ilişki ve bunun eleştirisi!..
11.2.2017
Darwinci evrim teorisi tartışmaları, evrim sürecinin diyalektiği
8.2.2017
Hani, „olmaz olmaz“ demiştik ya, bu da günün fantazisi yerine geçen „hayır duası“ olsun!..
4.2.2017
Ne oluyor? önümüzdeki günlerde ortaya çıkması muhtemel gelişmeleri daha iyi kavrayabilmek için klavuz!
31.1.2017
BAŞKANLIK SİSTEMİ TARTIŞMALARINA KATKI
25.1.2017
Sistemi daha da merkeziyetçileştirmeyi esas alan bir anlayışıyla 21.YY’ın bilgi üreten „Yeni Türkiye’sini inşa etmek mümkün değildir!
12.1.2017
20.YY’A GERİ DÖNMEK MÜMKÜN MÜDÜR?..
27.12.2016
Etyen faiz konusunu çok güzel anlatmış, ben bir noktanın daha altını çizmek istiyorum...
16.12.2016
Kimse enseyi karartmasın, ay gecenin karanlığında doğar demiştik!..
8.12.2016
Küresel dünya sistemi ve onun yönetici “üst akıl”ı üzerine!..
4.12.2016
Diyalektik materyalizmin ve Marksist devrim anlayışının eleştirisi…
23.11.2016
Erdoğan’ın Şanghay birliğine katılma düşüncesi neden yanlış!..
14.11.2016
Trump’a, Brexit’e oy vermesin de ne yapsın bu insanlar?
6.11.2016
„Düşmanımın düşmanı dostumdur“ anlayışının geldiği nokta!..
2.11.2016
Evet, bir kere daha soralım, „nerede duruyorsunuz“?..
17.10.2016
Ulusal güvenliğin yolunun Ortadoğu'nun çıkmaz sokaklarından geçtiğini düşünenlere!..
4.10.2016
Lozan tartışmaları Osmanlı aydınlarının ruh dünyasını yansıtıyor!..
30.9.2016
"Dünya beşten büyüktür" ne anlama geliyor?..
21.9.2016
CEMİL ERTEM’LE NEREDE AYRILIYORUZ!.. (2)
18.9.2016
Cemil Ertem'le NEREDE AYRILIYORUZ?..
11.9.2016
Kurbanın ve kurban bayramının özü-kaynağı nedir hiç düşündünüz mü?
24.8.2016
Türkiye’nin dış politikası yanlış mı idi, ya da nerede hata yapıldı?
22.8.2016
Siz onu bunu bırakın da, şu „VAKA-İ HAYRİYYE“-1826-konusunda ne düşünüyorsunuz onu bir söyleyin!... (4)
20.8.2016
Siz onu bunu bırakın da, şu „VAKA-İ HAYRİYYE“-1826-konusunda ne düşünüyorsunuz onu bir söyleyin!... (3)
17.8.2016
Siz onu bunu bırakın da, şu „VAKA-İ HAYRİYYE“-1826-konusunda ne düşünüyorsunuz onu bir söyleyin!... (2)
13.8.2016
Siz onu bunu bırakın da, şu „VAKA-İ HAYRİYYE“-1826-konusunda ne düşünüyorsunuz onu bir söyleyin!... (1)
7.8.2016
II.MAHMUT’TAN GÜNÜMÜZE...3
5.8.2016
II.MAHMUT’TAN GÜNÜMÜZE... 2
2.8.2016
II.MAHMUT’TAN GÜNÜMÜZE...
28.7.2016
Ulus devletin duruşu, küresel sermayenin duruşu...
19.7.2016
“Devlet”, “paralel devlet”, sivil toplum-yeni Türkiye diyalektiği...
17.7.2016
EVET, HER ŞERDEN BİR HAYIR DOĞARMIŞ!...
15.7.2016
Devrimin ikinci aşamasına doğru!...
12.7.2016
Yeni küresel dünya ne olacak, nasıl olacak? 6- SON
10.7.2016
Yeni küresel dünya ne olacak, nasıl olacak? 5
8.7.2016
Yeni küresel dünya ne olacak, nasıl olacak? 4
5.7.2016
Yeni küresel dünya ne olacak, nasıl olacak? 3
3.7.2016
Yeni küresel dünya ne olacak, nasıl olacak? 2
1.7.2016
Yeni küresel dünya ne olacak, nasıl olacak? 1
27.6.2016
Bizde ‘Avrupa parçalanıyor’ diye göbek atanlar kimler!?.
10.6.2016
Yeni tipten bir devletçi-milliyetçilikle doludizgin yol alıyoruz!...
5.6.2016
Doğruyu söylerken de ikiyüzlülük yapılabiliyor!...
30.5.2016
21.YÜZYIL VE FETİH DİYALEKTİĞİ!...
27.5.2016
Alper'in makalesi iyi güzel de, türkiye'ye ilişkin olarak işin özü biraz kayboluyor!...
23.5.2016
“Yeni bir toplum sözleşmesi” ancak “tarihsel uzlaşmayla” mümkündür!
14.5.2016
“BİAD” KÜLTÜRÜNÜN MADDİ TEMELLERİ...
2.5.2016
"Devlet ve millet kaynaşması en büyük güç kaynağımızdır"...
29.4.2016
BEYAZ TÜRKLER VE LAİKLİK!...
25.4.2016
Tarihle hesaplaşmadan burjuva devrimi tamamlanamaz!..
21.4.2016
12 Mart dönemini- bizzat yaşamış biri olarak Alper'in söylediklerine aynen katılıyorum!...
17.4.2016
Düşünün ki PKK diye bir olay yok ortada!...
12.4.2016
Etyen diyor ki, „AK Parti doğru anayasa yolunda“… gerçekten öyle mi acaba?...
5.4.2016
"BAŞ-KAN" NE DEMEK HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ?..
28.3.2016
„İhracat yapmadığımız ülke kalmadı“…
22.3.2016
Herşeyin teorisi ve tasavvuf...
15.3.2016
Nereden başlamiştik nerelere gitti işin ucu!...
4.3.2016
Din-devlet ilişkisi ve “devrim” anlayışı üzerine!...
24.2.2016
Ortadoğu’nun sahipliği meselesi!...
22.2.2016
“Gravitasyonal dalgalar” ve “kuantum gravitasyonunun” esasları!...
16.2.2016
OSMANLI’DAN BU YANA TÜRKİYE’DE TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ...
14.2.2016
„TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ“ VE YÖNETME-KONTROL BİLİMİ (3)
12.2.2016
„TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ“ VE YÖNETME-KONTROL BİLİMİ (2)
10.2.2016
„TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ“ VE YÖNETME-KONTROL BİLİMİ (1)
4.2.2016
DOĞA’NIN DİYALEKTİĞİ Mİ DEDİNİZ!...
31.1.2016
AK Parti’nin “fabrika ayarları” ne zaman bozulmaya başladı?...
28.1.2016
Amaca giden yol ve bu yolda kullanılan araçlar
20.1.2016
İdeoloji zihinsel bir virüstür bunu hiç unutmayın!...
17.1.2016
"YENİ BİR BİLDİRİ DAHA YAYINLANMIŞ“!...
6.1.2016
„'ODTÜ solu’ diye birşey yok faşizm var“… doğru mu bu ifade?...
3.1.2016
BU YENİ BİRŞEY DEĞİL Kİ!!...
31.12.2015
Türkiye’nin dış politikası yanlış mı...
27.12.2015
„Yerel yönetimlerin güçlendirilmesini savunuyorsun, neden“?
21.12.2015
Tarihle hesaplaşmadan burjuva devrimi tamamlanamaz
20.12.2015
"AYDINLARIMIZ AH AYDINLARIMIZ" !...
16.12.2015
Nobel bariş ödülü neden Tunus'a verilmiş acaba!...
12.12.2015
“Patinaj yapıyoruz” mu dediniz, işte patinaj, işte çıkış yolu!...
7.12.2015
NE OLUYOR?
4.12.2015
NEDİR BU İŞİN ASLI?...
2.12.2015
“Patinaj yaparken” aynı yolda gaz verilmez!...
25.11.2015
Evrensel oluşumun diyalektiğinin resmidir
22.11.2015
İşte bu!!... ben bunun için alarm zillerini çalıp duruyorum!!..
17.11.2015
Türkiye dünyaya ve kapitalizme meydan mı okuyor!!...
6.11.2015
Beyaz Türklere nasihatler
3.11.2015
HERKES İÇİN 1 KASIM DERSLERİ!...
31.10.2015
Tarihle hesaplaşmadan daha ileriye gidilemez!...
29.10.2015
Osmanlı cumhuriyetinden Demokratik cumhuriyete...
25.10.2015
“Bu dünyadan bir Çetin Altan geçti” mi acaba!...
22.10.2015
Batı’da ve bizde sivil toplum... 1-2
19.10.2015
„SURİYE BATAĞINDAN KÜRTLERLE BİRLİKTE ÇIKMAK”!…
11.10.2015
Uluslaşırken Küreselleşmek
29.9.2015
Türkiye ne yapmak istiyor da birileri onun “ayağına çelme takmaya” çalışıyor?...
27.9.2015
Şeytan, yani kurbanlik olmasi gereken o hayvan kendi içimizde!!...
18.9.2015
NE KADAR RENKLİ BİR„SOSYAL MEDYA”MIZ VAR!
15.9.2015
AK Parti kendi diyalektik inkarını yaratıyor!...
13.9.2015
KONGRE ÖNCESİ AK PARTİ’YE AÇIK MEKTUP!...
6.9.2015
“İktidarın Kürt stratejisi ne ve ne olmalı”?...
3.9.2015
Çözüm ve çözüm yolu ilişkisi-yol ayırımı!...
30.8.2015
Sayın Erdoğan “faiz düşsün,” dedikçe faiz ve döviz yükseliyor, bu ne hikmettir!!...
23.8.2015
„KÜRT SORUNU“ SADECE KÜRT SORUNU DEĞİLDİR!...
13.8.2015
Hani ABD'den AB'ye kadar bütün o "Batılı emperyalist güçler" "Türkiye’yi bölmeye çalışan" bir "üst akılı" temsil ediyorlardı!!..
9.8.2015
Önemli olan nedir, PKK’nın ne istediği mi, yoksa ne yapılmasi gerektiği mi?
6.8.2015
Aç tavuk rüyasında darı görür
28.7.2015
İŞTE BU!..
22.7.2015
CEMİL MERİÇ VE ONUN “AYDINLARI” ÜZERİNE!..
15.7.2015
Nasıl bir eğitim sistemine ihtiyacımız var
6.7.2015
SURVİVOR ALL STAR!..
4.7.2015
Kimse kendini aldatmasın
30.6.2015
Devrimin ikinci aşamasına giden yol “tarihsel uzlaşma”dan geçiyor!..
26.6.2015
AÇIK KONUŞALIM!...
23.6.2015
AK PARTİ- HDP İLİŞKİSİ VE ÇÖZÜM YOLU!...
21.6.2015
Weimar’a karşı Prusya’yı “restore” etme hayali yok olmasa da artık eskisi kadar aktüel değil!
18.6.2015
Demirel gerçeğini kavramadan 12 Mart'ı açıklayamazsınız!!
15.6.2015
Neredeyiz, neyi-neleri tartışmalıyız, AK Partililere mektup?...
10.6.2015
AK PARTİ VE HDP İÇİN TEK ÇIKIŞ YOLU:
8.6.2015
Şimdi bahane bulma sırası AK Parti’nin Jakobenlerinde mi?...
8.6.2015
LAFI UZATMAYA GEREK VAR MI!!...
6.6.2015
Taraf olmayan bertaraf olur mantığı nasıl bir mantıktır?
2.06.2015
21.YÜZYIL VE FETİH DİYALEKTİĞİ!..
29.5.2015
27 Mayıs 2015’te sürecin neresindeyiz?..
26.5.2015
Derin AK Parti konuşuyor!
20.5.2015
Mevlana-Şems aşkından Sancak-Erdoğan aşkına!..
12.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-5
10.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-4
7.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-3
4.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-2-
01.5.2015
Merkeziyetçilik, adem-i merkeziyetçilik tartişmalari üzerine-1-
24.4.2015
Tarihle hesaplaşmadan burjuva devrimi tamamlanamaz!..
22.4.2015
Yeni bir „toplum sözleşmesi“ancak „tarihsel uzlaşmayla“ mümkündür!.
15.4.2015
HAYRET Kİ NE HAYRET!!..
14.4.2015
Neden HDP’nin barajı aşmasını istiyorum!..
8.4.2015
İdeolojik virüs bütün hızıyla yayılmaya devam ediyor!..
31.03.2015
Önemli olan ne söylediğin değil, nerede durduğun!..
28.03.2015
BİRAZ DA GÜLERKEN DÜŞÜNELİM!!
27.03.2015
Bakın işte mesele bu!
22.03.2015
Başkanlık sistemi tartışmaları: Amaç nedir?
13.03.2015
12 MART’TAN GÜNÜMÜZE...
08.03.2015
Yaşanılmaya başlanan süreç devrimin ikinci aşamasına ilişkindir!..
26.02.2015
Geleneklerimize-kültürümüze uygun Türk tipi Başkanlık sistemi…
24.02.2015
DEVLET VE İDEOLOJİ..
20.02.2015
ŞU “EMANET” MESELESİ!..
04.02.2015
Ey devlet sen nelere kadirmişsin, pes doğrusu!..
30.01.2015
Yunanistan ve Türkiye..
28.01.2015
Herşey küreselleşme sürecinin özünü kavrayabilmekle ilgili!..
14.01.2015
“Allah’ın tuzağı” (enfal.30) nedir
08.01.2015
“STRATEJİK DERİNLİĞİMİZİN” DERİNLİĞİ!..
06.01.2015
“stratejik derinliğin” derinliği!..
25.11.2014
Kobani PKK için neden önemli!..
10.11.2014
AK parti ideologlarıyla aramızdaki fark
04.11.2014
Necip Fazıl ödülü üzerine..
30.10.2017
Cumhuriyeti neden kutluyoruz ..
27.10.2014
AK Parti iktidar olduğu halde neden halâ „mağdur“ rolünü oynayabiliyor da, CHP muhalefette olmasına rağmen halâ „muktedirleri“ oynuyor!!..
19.10.2014
Nereye geldik, nerede duruyoruz... SON
17.10.2014
Nereye geldik, nerede duruyoruz... 2
15.10.2014
Nereye geldik, nerede duruyoruz... 1
05.10.2014
Kurban bayraminin özü-diyalektiği nedir hiç düşündünüz mü?
26.08.2014
"Stratejik derinlik" kavramı üzerine düşünceler!..
14.07.2014
Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı ne anlama geliyor?.. 2
11.07.2014
Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı ne anlama geliyor?.. 1
20.06.2014
Kendini feda etme duygusu... 2
18.06.2014
Kendini feda etme duygusu... 1
03.05.2014
“Kapitalizme alternatif islami yeni bir sistem” mi geliyor? SON
01.05.2014
“Kapitalizme alternatif islami yeni bir sistem” mi geliyor? 2
29.04.2014
“Kapitalizme alternatif islami yeni bir sistem” mi geliyor? 1
17.03.2014
Ne oluyor?
12.03.2014
“Tarihi Uzlaşma”
02.02.2014
Ulus-devlet kabuğu gelişmekte olan ülkelerde de çatlıyor..
29.01.2014
Şu, küresel sermaye-milli sermaye konusu!..
26.01.2014
Yol ayırımı: Kemerlerinizi iyi bağlayın, türkiye bir viraja girdi savrulma tehlikesi var!!..
20.01.2014
Siz bu kafayla, “yedirmeyeceğiz” “yedirmeyeceğiz” derken Erdoğan’ı yedireceksiniz!
13.01.2014
Bu nasıl bir ittifak olacak, ne işe yarayacak?..
31.12.2013
Aklımızı başımıza toplayalım!..
26.12.2013
Sadece Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı mı “yanıldı”?
21.12.2013
“Devlet”, “paralel devlet”, sivil toplum-yeni Türkiye diyalektiği..
14.12.2013
MİLLİ İRADE NEDİR..
1.12.2013
Gülen Hareketi-AK Parti ilişkisinin diyalektiği!..
26.11.2013
Ortadoğu’da yeni dengeler, Rojawa, Barzani, PKK, Türkiye..
22.11.2013
NEREYE GİDİYORUZ!..
0811.2013
Bir süre önce „nereye geldik, ne yapmalı“ demiştik, şimdi neden şaşırıyoruz!..
05.11.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği SON
04.11.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği- 4
03.11.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği-3
31.10.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği-2
30.10.2013
Osmanlı’dan bu yana Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiği-1
19.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (SON)
18.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (3)
17.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (2)
16.09.2013
Pozitivizmin bilimsel ve felsefi temelleri.. (1)
08.09.2013
Pozitivizm nedir? - SON -
07.09.2013
Pozitivizm nedir? - 3 -
06.09.2013
Pozitivizm nedir? - 2 -
05.09.2013
Pozitivizm nedir? - 1 -
01.09.2013
„MAHALLE BASKISI“ NEDİR? 2
31.08.2013
„MAHALLE BASKISI“ NEDİR? 1
28.08.2013
Devrim-doğum olayı- nedir, yeni eskinin içinden nasıl çıkıp geliyor? 2
26.08.2013
Devrim-doğum olayı- nedir, yeni eskinin içinden nasıl çıkıp geliyor? - 1
21.08.2013
Diyalektik materyalizmin ve marksist devrim anlayışının eleştirisi.. 3
20.08.2013
Diyalektik materyalizmin ve marksist devrim anlayışının eleştirisi.. 2
19.08.2013
Diyalektik materyalizmin ve marksist devrim anlayışının eleştirisi..
18.08.2013
İki adım ileri atıldı, şimdi bir adım geriye!..
14.08.2013
Liberaller ne kadar liberal..
11.08.2013
Makas değişimi olayı biraz daha karmaşık!..
06.08.2013
20.yy'la 21.yy arasındaki fark
05.08.2013
Hani ne oldu şimdi o 20.yy kalıntısı teoriler?..
02.08.2013
Özgürlük nedir, Özgür irade nedir?... 2
31.07.2013
Özgürlük nedir, Özgür irade nedir?...
26.07.2013
Hem ulusalcı, hem de küresel demokratik devrimci olmak mümkün müdür? (2)
24.07.2013
Hem ulusalcı, hem de küresel demokratik devrimci olmak mümkün müdür? (1)
23.07.2013
Nerede duruyoruz, ne tarafa doğru gideceğiz!...
20.07.2013
Kültürler arası etkileşim ve bilişsel ortak kimlik üretimi..
18.07.2013
Kime karşı mücadele edeceğiz? ulus devlet-küresel sermaye ilişkisi..
16.07.2013
Namazın, duanın, şükür ve sabırın diyalektiği..
15.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. SON
14.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. (5)
13.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. (4)
12.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. (3)
11.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. ( 2)
10.07.2013
„Alevi sorunu“nun tarihsel-felsefi kökenleri.. ( 1)
09.07.2013
“Gelinim sana söylüyorum kızım sen anla “
04.07.2013
Mısır’da darbe ve Cumhurbaşkanı Mursi’nin çağrısı..
02.07.2013
Nereye geldik, ne yapmalı!..
27.06.2013
ŞİMDİ TAM DEMOKRATİKLEŞME ZAMANIDIR!
25.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (4
24.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (3)
23.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (2)
22.06.2013
Dikkat! bu, küreselleşme sürecine karşı bir ulus devlet saldırısıdır!. (1)
20.06.2013
“FAİZ LOBİSİ” İMANA MI GELDİ DERSİNİZ!..
18.06.2013
Herkes için gezi parkı dersleri!..(2)
16.06.2013
Herkes için gezi parkı dersleri!.. (1)
11.06.2013
II.MAHMUT’TAN GÜNÜMÜZE " BATILILAŞMA...“ 2
10.06.2013
II.MAHMUT’TAN GÜNÜMÜZE " BATILILAŞMA ...“ (1)
08.06.2013
“Faiz lobisine” karşı mücadeleye evet,ama...
06.06.2013
ERDOĞAN, NE YAPMALI!..
04.06.2013
“Nedir bu olup bitenlerin anlamı” mı diyorsunuz!..
03.06.2013
„İTTİHATÇILIK“ DEYİP GEÇMEYELİM (2)
02.06.2013
İTTİHATÇILIK“ DEYİP GEÇMEYELİM (1)
1.06.2013
Kültürler arası çatışma medeniyet değiştirme olayının sonucudur!
30.05.2013
Kültürler arası çatışma medeniyet değiştirme olayının sonucudur! (1)
29.05.2013
Mısır, Tunus, Libya ve Suriye devrimleri…(3) SON
27.05.2013
Mısır, Tunus, Libya ve Suriye devrimleri…(2)
26.05.2013
Mısır, Tunus, Libya ve Suriye devrimleri…(1)
23.05.2013
20.YY kalıntısı bütün statüko güçlerini şaşkına çeviren Türkiye’nin karşı konulamaz yükselişi! (2)
21.05.2013
20.YY kalıntısı bütün statüko güçlerini şaşkına çeviren Türkiye’nin karşı konulamaz yükselişi! (1)
20.05.2013
Bilgi toplumuna giden süreçte sivil toplumun yaptırım gücü küresel vicdandandan kaynaklanıyor!..
18.05.2013
Statüko mühendislerinin işi gerçekten çok zor!..
15.05.2013
Bir kere daha ne yapilmali sorunu!..
14.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (SON)
13.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (4)
12.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (3)
10.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (2)
09.05.2013
Osmanlı devletinin ruhu halâ yaşıyor !.. (1)
07.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor SON
06.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor 3
05.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor 2
04.05.2013
Demokratik Cumhuriyete giden yolda yeni bir açılım gerekiyor 1
30.04.2013
İttihatçı liberalizm üzerine!..
28.04.2013
Uluslaşırken küreselleşmek!..
27.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … (SON)
26.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … 3
25.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … 2
24.04.2013
Globalleşme sürecinde “sağ”,“sol”,“ilerici”,“gerici” nedir … 1
21.04.2013
Türkiye’de neden sol, ya da sosyal demokrat bir hareket yok!
19.04.2013
Nerede bulunuyoruz? devrimin önündeki acil sorun!..
18.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (4)
17.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (3)
16.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (2)
15.04.2013
Bilişsel psikoloji açısından kimlik sorunu: (1)
11.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (5)
10.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (4)
09.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (3)
08.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun" (2)
08.04.2013
ÖCALAN’IN 21 MART ÇAĞRISI:"Artık silahlar sussun,fikirler ve siyaset konuşsun" (1)
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive