Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “İnsan Hakları Eylem Planı”nı açıklaması, nedense kimsede bir heyecan ve de coşku oluşturmadı. Derin insan hakları problemlerinin yaşandığı, özgürlüklerin baskılandığı, yaşanan hukuksuzlukların hayatları karartmaya devam ettiği bir ortamda bu eylem planının insanlarda heyecan yaratmaması doğrusu düşündürücü bir durum.

Öyle anlaşılıyor ki iktidar özellikle hukuk, demokrasi ve ekonomi konusunda toplum nezdindeki itibarını büyük ölçüde kaybetmiş. Zira sokaktaki insan dahil herkes biliyor ki iktidar Türkiye’nin mevcut yasalarına itibar etse, daha doğrusu yargıyı rahat bıraksa her sabah kalkıp insan hakları eylem planları açıklamasına, yeni anayasa vaadinde bulunmasına hiç gerek kalmayacak. Ayrıca hatırlamakta yarar var; bugün planda yer alan gerçekten de çok güzel şekilde ifade edilen o pırıltılı cümlelerin büyük bir bölümü mevcut anayasamızda ve altında Türkiye’nin de imzası bulunan uluslararası anlaşmalarda zaten yer alıyor.

Mesela 2010 referandumuyla bizzat AK Parti iktidarının hayata geçirdiği Anayasa Mahkemesi’ne ‘bireysel başvuru’ hakkı önemli bir başarı hikayesidir. Ama ne yazık ki bu hak, iktidarın yargıya müdahalesi yüzünden işlemez haldedir. Yine AK Parti iktidarı tarafından 2004 yılında Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrasında yapılan değişiklikle “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası anlaşma hükümleri esas alınır” hükmü getirilmiştir. Yani AİHM’nin kararları, anayasamız tarafından tanınır kılınmıştır. Ama bugün Anayasa’ya rağmen iktidar “AİHM kararlarını tanımıyoruz” diye övünebiliyor.

İyi güzel de insanlar, eylem planında yer alan o güzel ifadelere mi, yoksa kayyım rektör istemeyen öğrencileri ‘terörist’ ilan eden, tweet atan öğrenciyi hapse atan uygulamalar mı inanacak?

Keşke Cumhurbaşkanı Erdoğan ‘İnsan Hakları Eylem Planı’nı, DEVA lideri Ali Babacan’ın ifadesiyle “Şu andan itibaren hükümet yargıya telefon açmaktan, talimat vermekten vazgeçiyor” cümlesiyle başlayabilseydi. Eminim böyle bir ifadenin inandırıcılığı daha güçlü olurdu.

Evet İnsan Hakları Eylem Planı’nda uluslararası insan hakları sözleşmelerine ve evrensel hukuk normlarına atıf yapan çok kıymetli ifadeler var. Mesela deniyor ki “Hiç kimse, düşünce açıklamaları nedeniyle özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.” Ama biliyoruz ki özellikle son yıllarda yüzlerce insan düşüncelerinden dolayı içeri atıldı. Yine aynı şekilde eylem planında “Katalog suçlarında, somut delile dayanma şartı getirerek, tutuklamanın istisnai bir koruma tedbiri olduğuna ilişkin ilkeyi tahkim ediyoruz” diniliyor, ama “kayyım rektör istemiyoruz” diyen öğrenciler “terörist” ilan edildi, tweet atanlar tutuklandı. Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş AİHM kararlarına rağmen tutuklu kalmaya devam ediyorlar.

Doğal olarak insanlar böylesine büyük gösterilerle sunulan eylem planlarına, reform vaatlerine inanmakta zorluk çekiyorlar. Daha doğrusu uygulamalarla vaatlerin farklı olması insanları endişelendiriyor. Bu konuda İYİ Parti lideri Meral Akşener’in grup toplantısında yaptığı konuşmadaki “28 Şubat’ın hayaleti” tanımlamasının fevkalade zihin açıcı olduğu kanaatindeyim. Galiba iktidarın güvenilirliğini neden kaybettiğini anlamak için Akşener’in şu sözlerini dikkatle okumakta yarar var: “Bugün Türkiye’nin üzerinde 28 Şubat’ın hayaleti dolaşıyor. Bu, apolet yerine kravat takan, haki yerine lacivert giyen bir hayalet. Bu, irticacı yerine, beğenmediğine ‘terörist’ diyen bir hayalet. Bu, dünün mağdurlarını, bugün mağrur muktedirleri yapan bir hayalet. Bu, dün şiirden hapis yatanlara, bugün milleti tweetten hapse attıran bir hayalet.”

Kısacası insanlar, çok haklı olarak İnsan Hakları Eylem Planı’nın içine “28 Şubat’ın hayaleti”nin sızmasından endişe ediyorlar.