Leyla İPEKCİ

Yeni Şafak GAZETESİ



Bookmark and Share

İlahi aşk ve 'sanatçı'


02.05.2012 - Bu Yazı 1726 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

Bugün nefsi emmare dünyasının sanatsal kodları arasında estetik kaygılarımızı korumaya çalışırken, karşımıza muhafazakâr sanat, çağdaş sanat, ilerici sanat, modern sanat, geleneksel sanat, soyut sanat, toplumsal sanat, kavramsal sanat, görsel sanat, siber sanat gibi çeşitli 'versiyon'ları çıkıyor sanatın.

 

Şeylerin gerçekliğini ancak tanımlarla anlamaya çalıştığımız için böyle ek sıfatlara muhtaç kaldık. Yaptığımız tanımlar, göreceli olduğu için bizi kendi dünyamıza hapsediyor. Sanırım ben de ancak kendi sınırlı tanımlarımı getireceğim bu yazıda.

Sanatı kategorilere bölerek parçaladığımız için onun evrensel kriterlerini belirlemenin ve paylaşmanın zevkine varmaktan ziyade onu tüketiyoruz, imha ediyoruz hep birlikte. Aynı anda insan olmanın bize bıraktığı 'emanet' şuurundan, Adem'e (as) öğretilen isimlerin anlamını taşıma sorumluluğumuzdan da kopuyoruz giderek.

Bugün sanat eseri için neredeyse yegane kriter haline getirdiğimiz 'serbest çağrışım' metoduyla beslenmek, sanatçıyı belli estetik kriterlere ulaştıramaya yetmiyor. Tatmini için ona çok kısıtlı bir alan; bireysel tatmin alanı kalıyor sadece. Kendini bu tatminine hapsettikçe, hükmedemediği gerçekleri yorumlayamaz hale geliyor. Somut olanı somut olanla ifade etmeye çalıştığı sürece ise soyutlama maharetini de hadım ediyor. Yukarıda belirttiğim gibi, çoğalmaya değil tüketmeye hizmet ediyor o zaman da. Soyutlama ise, bir ucu maneviyata, metafiziğe veya insanlığın evrensel sırlarına açılan kıymetli bir 'imkân' sunar sanatçıya.

Nefsimizi kamçılayan, duygularımızı tahrik eden her çağrışıma sanatsal bir temsil olarak baktıkça nefsin sınırlı terimleriyle yaklaşıyoruz insan hakikatine. Ruhu yükselten, güzelleştiren evrensel zevklerle kuşatan ne varsa, nefsi emmarenin tekeline giriyor bir bir. Çoğunlukla farkına bile varmıyoruz. Yani şehvet şiddet haz gibi tükettikçe tatminsizleştiren, çıplak kaldıkça soyunduran sığ metaforlar kalıyor elimizde. İçkin ve aşkın hakikatimizden... Ve klişe bir savunma: "Cinsellik, ihanet insanın hakikatinde mevcuttur bunları niye saklayalım ki!" Sanırım bu savunma karşısında benim durduğum yer bu temaların kendisini saklamaya dair bir yer değil, bunları ifade etme biçimleriyle ilgili.

Kendi tanımlarım demiştim yazının başında, evet. Kendi adıma, küçük dünyamda: Hakikatin izdüşümlerini sonuna dek açarak değil, katmanlı bırakarak, örterek, dolayımlarla işaret eden eserler icra etmekle uğraşanların sanatından feyiz alıyorum çok uzun zamandır. Mahremi olmayan, hududu ve mesafesi belli bir edep kaygısıyla vücuda getirilmeyen bir eser, bana sanatçının kendi amaçladığından fazlasını bırakamıyor. Salt kendini dayatıyor. Bir çeşit tahakküm bu. Aramızda hiyerarşi oluştuğu için paylaşım eksik kalıyor bende. Hakkıyla paylaşılamayan ise çoğalamıyor.

Peki ne oluyor? Eseri tüketiyorum. Tükenip gidiyor. Oysa baktıkça beni sonsuzluğa yollayan bir resimden, zamanı ve mekânı mesafe ayarlarının dışına çıkarak yeniden üretmiş geniş zamanlı bir minyatürden, burayı öteleri anlatır gibi anlatabilen bir şiirden bahsediyorum mesela. İster ihaneti, ister şehveti anlatsın. Hakikati ancak metaforlarıyla anlatabiliriz, öyle değil mi?

Böyle baktığımda, böyle bir sanatçı öncelikle 'seven'dir benim için. Tıpkı Kudsi Hadis'te Allah'ın (cc) "Ben gizli bir hazineydim, bilinmeyi sevdim" diyerek insanı yaratmasındaki muradı açık ettiği gibi, İlahi aşkın tezahürüdür âlemlerde her şey.

"Hakiki sanatkâr Allah'tır" der Gulamrıza Avani: "Çünkü âlemde tecelli etmiştir ve bütün mevcudat bir şekilde O'nun sıfat ve isimlerinin tecellileridir. Allah'ın isimleri âlemdeki bütün mevcudatta zahir olmakla birlikte, zuhurda onların içinde gizlidir. Sanatkâr aslında Allah'ın mazharı olması itibarıyla kendi sanat eserinde zahir olmuştur."

Böyle bakıyorsanız eğer sanata ve sanatçıya... Yani varlıkların yaratılış hikmetinde gizli olan sırrın ipuçlarını aşk ile 'oku'ma imkânını taşıdığınızı hissediyorsanız... Seven'in tasvire sıkışmaya ihtiyacı kalmayacağını, tahayyül etmesinin de yeterli olabileceğine varırsınız.

Varlığa çıkmış hiçbir şey kendi 'görünüş'ünden ibaret değildir. Katmanlı, sırlı alanları vardır. Hakikatin her birimize düşürdüğü vechelerinin farklı olması da bundandır belki. Onu tasvirlerimize indirgemek yerine, hakikatin metaforlarını, her birimizdeki izdüşümleriyle anlamlandırabiliyoruz.

Tasavvurları, tecellileri, hayalleri, arzuları, özlemi, rüyayı, muammayı yani soyut gerçekleri sanat eseri üzerinden paylaşabildiğimiz ölçüde kendi varlığımızın bize bıraktığı boşlukları da anlamlandırmaya başlarız. İşte bu şekildeki paylaşım, sanatçıdan eserine, eserinden onu paylaşanlara uzanarak, organik bir ilişki kurar aralarında. Hiyerarşik üstünlük, yani bir çeşit kibir oluşmaz. Eser, onu paylaşan herkesle daha farklı bir anlama bürünecektir. Bir bakıma, böyle vücuda getirilmiş her eserle anlamı genişliyor hakikatin.

Kalp olmadan anlam olmaz. İlahi aşk, bu dünyada tattığımız diğer tüm aşk çeşitlerini birer metafora dönüştürür. Aynı anın içinde seven ve sevilen olmanın sırrı bu yüzden kalptedir. Her şey gibi, o da tabiri caizse 'kutsal emanet'tir insana. O halde sanatçıyı ideolojisiyle, cinsiyetiyle, sanat anlayışının önüne taktığı ek tanımlarla veya herhangi bir kimliğiyle değil, tüm kimliklerin ötesinde atmakta olan kalbiyle tanımaya başlıyorum. Toparlayayım.

Benim naçizane algıma göre, sanatçı niyetli kişidir öncelikle. Başkalarının rızasını almak için, kendi egosunu tatmin etmek için veya şan şöhret para gibi başka niyetler için sanat icra etmek, sanatçının 'seven' ve sevilen olduğunun şuuruna varmasını engeller. Onun paylaşma edebini belirleyen şey, çünkü sadece beşeri âleme değil, gayba bakan bir çabadır bana göre. Edebi, üslubu, estetik zevki bu çaba ve ardındaki niyet ile ölçülebilir ancak. Sanat, bir amel olur böyle baktığımda.

Yaradan'ın adıyla, O'nun rızası için, kendi benlik serüvenlerini varlığın kemale erme yolculuğuyla örtüştürme çabasında olmak: Hakikatin İlahi boyutlarına kanat açacak bir ruh özgürleşmesine kavuşturur sanatçıyı. Nefsinin putlarından kurtuldukça, eserlerinde kendi beşeriyetinin ötesindeki kaynakla buluşur, beni de buluşturur.

Varlık ve hakikatin ölçülerine tabi olmak en çok bu yüzden sanat eserindeki estetik ve etik kıymeti tartabilmek için gerekli. Çünkü sanat kriterleri de tıpkı hakikat algısı gibi, insanın göreceli keyfiyetleriyle belirlenemiyor. Peki nasıl belirleyeceğiz bu kriterleri? (Devam edeceğim.)

Facebook Yorumları

reklam
18.9.2018
Aile içi eğitimin maneviyatı (1)
15.9.2018
Kılıcın mızrağın okun acısında Müslüman’ın hüznü
4.9.2018
Dolar kuruyla oynamaktan daha etkilisi: İnsanın vehimleriyle oynamak
1.9.2018
Kültür Bakanı’na ve kültüre bakanlara sesleniş (2)
28.8.2018
Kültür Bakanı’na ve kültüre bakanlara sesleniş (1)
25.8.2018
Küresel kasabada vahdet denizi!
21.8.2018
Candaki kurban sırrımız
7.8.2018
Gezi’den mesire yerine; parkların bi/çim analojisi!
4.8.2018
Savaşımızın binbir yüzü!
31.7.2018
Toplumsal gerçekler bazen araştırılmaz, içinde yaşanır!
28.7.2018
ABD’nin çöküşü işgallerinin mânâsında gizli!
10.4.2018
Nefsini ümmet kılmaya niyet edenlerin yolu
13.2.2018
Bir kez daha cepheler alenileşti…
3.2.2018
Barışı kalem ile yazan el, zulme karşı kılıç da sallar!
30.1.2018
Barışı kanla yıkamaya doymayanlar
27.1.2018
Harekatın gerekçelerine ‘uzak’ kalan ‘mesafeli’ analizler
22.7.2017
Kudüs’te ilk kez...
17.6.2017
Yürüye yürüye kavuşacağın kendinsin!
4.2.2017
İslamcı terör örgütlerinden aşık gönüllere...
28.1.2017
‘Bize göre gelip geçen sultanlar’
21.1.2017
Cumhurbaşkanının yetkisi ‘benliksiz makam’ındır!
17.1.2017
2023 rüyasına gönülden bir tabir
14.1.2017
Türkiye’nin Ohal’inden hu halimize!
10.1.2017
Çocuklar için: Gerçek erlerin savaşı
7.1.2017
Kalbimizde yâre değen bir yara...
6.12.2016
Kültür politikasında hedef altın nesil değil altın insan olmalı
3.12.2016
Aşıklara ayna
29.11.2016
Antalya’nın dağına taşına ruh üfleyenler
26.11.2016
Yeni stratejik ittifakların ana teması
22.11.2016
‘Meçhul Asker’ anıtlarında bir kuş!
19.11.2016
‘Her aşık bir saraydır, içinde sultan gizli!’
15.11.2016
‘Özgür dünya’nın kendine tutsaklığı
12.11.2016
Kültürel havzaları uyandırmak
8.11.2016
Şiddete değil, demokratik siyasete mesafe!
1.11.2016
Kültür devrimi mi dediniz!
29.10.2016
‘Gönülliyet yönetimi’nin anayasası
26.10.2016
Gönlümüzdeki Batı vesayetinin çöküşü
25.10.2016
Yenikapı Ruhu veya Sevâdü’l-A’zam..
18.10.2016
Gerisi: Teori, analiz, anket, görüş, yorum, fikir, düşünce...
15.10.2016
“Gizli değil belliyiz şimdi, zaman içinde”
11.10.2016
Şehitlik mağduriyet değildir, hamaseti yapılamaz!
8.10.2016
Alıntıda değil yaşantıda Hu şiiri!
4.10.2016
Yenikapı ruhu kimlerin kıskacında!
2.10.2016
Savaşlar art niyetle başlıyor; hayatta da medyada da!
11.10.2014
Kobani'yle düşen değil, birleşen
02.09.2014
Kurumların ve duyguların restorasyonu
30.08.2014
Kadim medeniyetimize yeni bir şerh
26.08.2014
Tevhidî derinlik ve niyetler stratejisi
23.08.2014
Güzellik medeniyetinin izinde
19.08.2014
'En güzel sûret' ve medeniyet enstitüsü
16.08.2014
Güzel'in perdesi: Cehalet, gaflet, zulmet
12.08.2014
'Yeni Türkiye'nin sağlaması: Sivil anayasa
09.08.2014
'Nasıl bir Türkiye'nin cevabı oylarımızda
05.08.2014
'Söz kaderdir'
02.08.2014
Acıyı seyirlik kılmak da zulüm
29.07.2014
'Kim mânâ duyar ise...'
26.07.2014
Zalim ve mazluma dair...
22.07.2014
Senin tüm alemindir o çocuklarda kaybolan!
19.07.2014
Ramazan gecelerinin şahitliğinde
15.07.2014
Zulümle gelen zafer değil, yenilgi!
12.07.2014
Vizyon belgesi ve 'Yeni Türkiye'nin arzu sosyolojisi
08.07.2014
Geleceğin inşasında gönül ve devlet
01.07.2014
Ta derinlerde hiç değişmeyen...
28.06.2014
Balkanlar'ın 'yağmur öncesi' bulutları altında...
24.06.2014
Yüz yıllık parantezi kapatan simya
21.06.2014
'Bensiz bir ben' ve beşeri bilimler
17.06.2014
'Ulu benlik'lerle kurulamayan kalpler ittifakı
14.06.2014
Kalbin kemali ile toplumsal mutluluk arasındaki bağ
10.06.2014
İlahi benlik, toplumsal benlik ve 'biz'
07.06.2014
'Tevhid sosyolojisi' ve adalet algımız
03.06.2014
Şimdi ve burada bir 'biz' var mı?
31.05.2014
Yerliliğimizin 'çoğulcu ruhu'
27.05.2014
Kendine yabancı kalmışsan başkası da olamıyorsun!
24.05.2014
Benliğin lekeleri
20.05.2014
Gerçeğimizi esir alan şaibeler
17.05.2014
Peki içimizde süren faciayı kim sorgulayacak?
13.05.2014
Halis niyetlilerle kasıtlılar arasındaki uçurum
10.05.2014
Güzellik medeniyeti
06.05.2014
Çoğulcu hareket ve tek sesli seçkinci dil
03.05.2014
İçimizdeki kandillerin ışığında
29.04.2014
Adil hafıza ve 'hakkıyla unutmak'
26.04.2014
Sevemediklerin; nefsinden bir suret!
22.04.2014
Siyaset ve dostluk
19.04.2014
Kalbin mescitleri
15.04.2014
Ya Cumhurbaşkanını seçecek bizlerin ahvali?
12.04.2014
Twitter ırmağının derinliklerinde...
08.04.2014
AK Parti'ye oy verme gerekçeleri çeşitlenirken...
05.04.2014
Ya Rabbi samimiyetimizi arttır!
23.06.2012
Hep aynı elmayı uzatıyorum sana...
16.06.2012
Alevin miracı
10.06.2012
'Hiçlik' ve 'yeniden doğuş'
22.05.2012
Ateş; aşk ile değil öfke ile yaktığında...
16.05.2012
'Kötü' karakter ve 'güzel' roman!
12.05.2012
Kalemin ilhamları
08.05.2012
Işığın simyası
02.05.2012
İlahi aşk ve 'sanatçı'
24.04.2012
Paravon Dede'nin hikâyesi hepimizin
03.04.2012
Bir hayalim var
27.03.2012
Hem katlederken zevk alsın, hem mümin olsun!
20.03.2012
'Bu davanın tabii tarafıyız'
17.03.2012
Yalancı baharların yorgunluğu
13.03.2012
Anayasal sürecin çıkmazları
28.02.2012
Bugünlerin Çalışma Grubu
21.02.2012
Zorba da mazlum da, ipin aynı ucundaysa...
14.02.2012
Yorum suçluları, kanun suçluları
07.02.2012
Peki ya susan muhalefet?
24.01.2012
Yüz yıllık davalar düzeni
17.01.2012
12 Eylül'ün devamı: Hrant davası
10.01.2012
Güvenin bittiği yerde tazminat neye yarar!
03.01.2012
'Sessizliğin sesi'
31.12.2011
Birbirimiz için dua etsek biraz da!
27.12.2011
'Burada çok cevherler var!'
24.12.2011
Yılın en uzun gecesi Dersim'de...
20.12.2011
Evrensel zorbalık, göreceli suç
17.12.2011
Sıra, zulmedenlerin tanıklığında
13.12.2011
Ateş çocuklarına ağıt
10.12.2011
İstanbul'un yüzünde yeni gölgeler
29.11.2011
Yedikçe kadavralaşmamak için...
26.11.2011
Kavuşma arzusu
22.11.2011
Baasçılık ve Dersim nerede kesişiyor?
29.10.2011
Aynı duanın içinde
25.10.2011
Depremle sarsılıp kendimize dönmek
22.10.2011
Yarın yüzleşeceğimiz hakikatler için...
18.10.2011
'Hakikat, adalet, hafıza' hepimize lazım
15.10.2011
Dünyanın kâbusları ve rüyaları
11.10.2011
Erdoğan, Sarkozy ve hayatın sırlı alanları
08.10.2011
Başbakanlığının bittiği an(!)
04.10.2011
'Laiklik' ve 'ılımlı İslam' algıları hızla değişirken
30.09.2011
Yeni baharların tohumu
27.09.2011
Şiddete yeni gerekçe: AKP barış istemiyor!
23.09.2011
Demokratlar ve 'insanlıkmetre'
20.09.2011
Çoğulcu medeniyet, 'örnek' devlet
16.09.2011
Erdoğan'ı işitme biçimlerimiz (3)
13.09.2011
Tahrir meydanına açılan ara yollarda Kâbe (2)
09.09.2011
'Şimdi ve burada'nın anadilinde Kâbe (1)
06.09.2011
O halde artık kan dökmek meşru olsun(!)
03.09.2011
Çay kahve içip neyle savaşıyoruz?
30.08.2011
Bugünün ruhunda dirilen...
27.08.2011
Mogadişu'dan Medine'ye seher rüzgârı
23.08.2011
Merhametin İlahi yüzü
21.08.2011
İnsanlığın öteki yüzü hangimize bakıyor?
16.08.2011
'Uzun namlulu' dilin hedefindekiler
13.08.2011
Hama ile Tottenham arası kaç saniye?
09.08.2011
Keşke bir 'sivil barış örgütü'müz olsa
06.08.2011
Ömrümüzün dolunay gecesi
02.08.2011
Adaletin ironisi
30.07.2011
Zamanın belleğinde...
26.07.2011
Ölülerimizin özerkliği
24.06.2011
Meclis’e girmeyen barış umudu
17.06.2011
AKP’yi değerlendirme biçimleri!
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.