Leyla İPEKCİ

Yeni Şafak GAZETESİ



Bookmark and Share

Küresel kasabada vahdet denizi!


25.8.2018 - Bu Yazı 199 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Küresel aktörler dolar krizinin zirveye çıktığı günlerde –ki bayramdan hemen önceydi- Türkiye’de ciddi bir iç karışıklık çıkacağını umuyordu. Bazı kanalların ülkemizdeki temsilcilerine canlı yayında “orada manzara nedir, insanlar huzursuz mu, panikteler mi” şeklinde soru yöneltiyorlardı.

Aynı anda biz burada bayram hazırlıkları içindeydik. Kimimiz tatil programı yapıyor, kimimiz alışverişte, kimimiz seyahat hazırlıklarındaydık. Hayat her zamanki hızlı akışında ilerliyordu. Ortak özelliğimiz ise dolarları liraya çevirmekti. Bu sayede, bu büyük dayanışmanın da psikolojik ve iktisadi katkısıyla kriz önlendi. (Elbet devletin tam zamanında aldığı başka önemli kararların da etkisiyle.)

Birileri ülkemizde iç savaş çıkarmak için her tür çatışmayı fitne fesadı denemeye devam ededursun, uçaklar her zamankinden fazla yolcu taşıdı. Tatil yörelerinde oteller doldu taştı. Dört bin nüfuslu tatil beldelerinde konaklayan turistlerin sayısı yüz elli bini buldu.

Biz de işte bu her zamanki iniş çıkışlarla dolu gündem içinde, memleketimizin güzide bir Ege sahilinde bayramı geçirdik.

***

İzmir’e gelin gitmiş biri olarak diğer bölgelere nazaran Ege’nin sahil ve iç kasabalarında yirmi yıldır çok daha fazla yaşamışımdır. Defalarca koylarını körfezlerini, iklimini, ürünlerini olduğu kadar siyasi eğilimlerini, sosyolojik dalgalarını, hayat tarzlarını, aileyle çevreyle kültürle ilişkilerini farklı vesilelerle kaleme almışımdır kendi zaviyemden.

Lakin bu yazının konusu bayram ve turizmle iç içe geçen bir haftayla sınırlı. Plajlar kadar sokaklar da iğne atsan yere düşmeyecek denli kalabalıktı. O kadar ki yolda yürürken yaya trafiği sebebiyle sık sık durmak zorunda kalıyorduk.

Yıllar önce Hac mevsiminde kayınvalidemle arife günü Arafat’ta yaşadığımız tefekkür anlarını, Mina’da şeytan taşlamaya ulaştığımızda başımıza gelenleri vesaire görümceme anlatıp kendimize yeni bir ayna sırlamaktayken… Hadi dedi kayınvalidem daha sıcak bastırmadan alışverişe!

Müthiş bir hızla evrim geçiren ve yerelden küresele saniyelerle dönüşen bu kasabada bir seferinde kayınvalidemin evini dahi bulmakta zorlanmıştık. Şimdi eşim Semih’le beni uzun uzun adresler tarif ederek kadim elemanlarına yolluyordu kayınvalidem.

Mezarlığın yanındaki tulum peynircisi evet hala orada duruyormuş işte. Kırk yıllık kasabının yanındaki bakkalda acaba var mıydı hala güzel kaliteli pirinç, evet tabii hala bulunuyormuş çuval içinde. Derken bakkala bakakaldım. Eski, bakımsız ve ama tertemiz. Her şey üst üste yığılmış, içerde yok yok. Müşteriler birbirini tanıyor. Oralet isteyene bile rastladım.

***

Bayram vesilesiyle yerli ve yabancı turistler kadar eski kasabalılar da memleketlerine gelmişti ailecek. Kasabanın turizme açılmadan önceki zamanlarından kalma kadim insanlarıyla karşılaştık. Sitelerin işgal ettiği zeytinliklerini satan ahalinin “ah vah kırk yıl önce ne güzeldi buraları” serzenişleri beni yine acı acı güldürse de erkekler kahvesinde konuşulanlar hep bu değişimin özetiydi.

Ne kadar üst geçit ve otoyol, modern bina, alışveriş merkezleri, rezidanslar, eğlence yerleri inşa edilse de bazı kasabalar sırlarını paylaşmak için olmadık bir vakti kollar. İşte burası da küresel bir turizm merkezi olmadan önceki dönemlerden kalma hazinesini titizlikle muhafaza etmektedir.

O kadar ki betondan çıkan eski bahçelerden kalmış çiçekler, dev binaları teğet geçen kesilmesi unutulmuş incir turunç nar ağaçları umulmadık bir sürpriz gibi ihya ediverirler yüreğinizi. Hele kendilerini bu beton uygarlığında koyacak yer bulamadıkları için en olmadık yerlerde (berber dükkanında, dondurmacı tezgahında vs) göz hizanıza gelen çeşitli mahlukat!

Ki aralarına karga, kedi, köpek, kirpi, yılan dahildir.

Bir de beni en çok hüzünlendiren artık vahşi turizm patlaması sonrası çoğu kapalı, dökük, köhnemiş haldeki koca koca binaların terk edilmiş halidir. Ve onların arasından tek tük kalmış birkaç evin bahçesinde gün batımını görmeye çalışan eski kasabalılar.

***

Semih her zaman yaptığı gibi her adımda çocukluğundan kalma anılarını anlatıyordu. Üç yüz senelik Türk evlerinin oradaki ninemin evine şuradan çıkılırdı. Gösterdiği yer küresel markalarla dolu bir yolun devamındaki görünmez yokuş!

Derken kargalarla konuşan ninenin evinde kadınlarla geceleyin gaz lambası ışığında anlattıkları Hz. Ali cenkleri, okudukları mevlit, Kuran… Elektriğin günde üç saat verildiği vakitlerde yıldızları, ağustos böceklerini, evin kör kedisini, envai çeşit çiçek kokularını içine çeken çocukların haylazlık hikayeleri.

Evin karşısındaki değirmeni, sokaktaki develerin su içtiği büyük çeşmeyi bu sefer de anlattı Semih yine bambaşka anılarla. Dedesi Osmanlı son döneminde kasabanın mülki amiri olduğundan elan kasabada oturan akrabaları konu komşuyu kimin kimlerden olduğunu, eski mahallelilerin yeni kuşaklarını hep bilip izlemeye devam ettiğinden, onun ailesinden miras müthiş bir sözlü hafıza vardır.

***

Semih’in babaanne ve ninesinin kadınlar denizine gidip entarileriyle romatizmaya iyi geldiği için sıcak kumlara bacaklarını gömdükleri plajda şimdi yerli ve yabancı turistler şezlong ve şemsiye kapma derdinde. Bak nasıl da tek tük kalmış bu beton otellerin arasında bu kadim insanlığın anıları!

Tek tük bazı evlerin bahçesinden meleyen kurbanlıkların sesi geliyordu. Ki kurban kesilen yer turizm merkezinin epey dışında olduğundan bayramı hatırlatan bir ruh yoktu. Ama asıl şunu söylemeden edemeyeceğim:

Burada dünyanın yedi kıtasından bütün orta sınıflar bir aradadır her daim. Birbirine hiç benzemeyen binlerce kişi “barış ve kardeşlik içinde” eğlenirken yeni aşklar ilişkiler ortaklıklar doğar, kaynaşmalar artar. Bir bakarsınız üstü başı yediği içtiği hepsi bir örnektir bu orta sınıfın. İster İrlandalı ister İranlı. Hepi topu bir kişidir bu kalabalık!

Semih bayram namazını çarşıdaki 400 yıllık camide Arap ve Boşnak turistlerden oluşan bir cemaatle kıldı. Derken akşam kalabalığında yolda memleketin tek Nobel ödüllü yazarını gördük!

Ah dedim ona. Yedi yıl önce Hac mevsiminde Kabe’yi tavaf ederken kesrette vahdeti nefsimizde bilmeye çalışıyorduk. Burada, Kuşadası’nda, bunca kalabalığın içinde “tatilci haccı” esnasında bu vahdete varmışız işte!

Facebook Yorumları

reklam
18.9.2018
Aile içi eğitimin maneviyatı (1)
15.9.2018
Kılıcın mızrağın okun acısında Müslüman’ın hüznü
4.9.2018
Dolar kuruyla oynamaktan daha etkilisi: İnsanın vehimleriyle oynamak
1.9.2018
Kültür Bakanı’na ve kültüre bakanlara sesleniş (2)
28.8.2018
Kültür Bakanı’na ve kültüre bakanlara sesleniş (1)
25.8.2018
Küresel kasabada vahdet denizi!
21.8.2018
Candaki kurban sırrımız
7.8.2018
Gezi’den mesire yerine; parkların bi/çim analojisi!
4.8.2018
Savaşımızın binbir yüzü!
31.7.2018
Toplumsal gerçekler bazen araştırılmaz, içinde yaşanır!
28.7.2018
ABD’nin çöküşü işgallerinin mânâsında gizli!
10.4.2018
Nefsini ümmet kılmaya niyet edenlerin yolu
13.2.2018
Bir kez daha cepheler alenileşti…
3.2.2018
Barışı kalem ile yazan el, zulme karşı kılıç da sallar!
30.1.2018
Barışı kanla yıkamaya doymayanlar
27.1.2018
Harekatın gerekçelerine ‘uzak’ kalan ‘mesafeli’ analizler
22.7.2017
Kudüs’te ilk kez...
17.6.2017
Yürüye yürüye kavuşacağın kendinsin!
4.2.2017
İslamcı terör örgütlerinden aşık gönüllere...
28.1.2017
‘Bize göre gelip geçen sultanlar’
21.1.2017
Cumhurbaşkanının yetkisi ‘benliksiz makam’ındır!
17.1.2017
2023 rüyasına gönülden bir tabir
14.1.2017
Türkiye’nin Ohal’inden hu halimize!
10.1.2017
Çocuklar için: Gerçek erlerin savaşı
7.1.2017
Kalbimizde yâre değen bir yara...
6.12.2016
Kültür politikasında hedef altın nesil değil altın insan olmalı
3.12.2016
Aşıklara ayna
29.11.2016
Antalya’nın dağına taşına ruh üfleyenler
26.11.2016
Yeni stratejik ittifakların ana teması
22.11.2016
‘Meçhul Asker’ anıtlarında bir kuş!
19.11.2016
‘Her aşık bir saraydır, içinde sultan gizli!’
15.11.2016
‘Özgür dünya’nın kendine tutsaklığı
12.11.2016
Kültürel havzaları uyandırmak
8.11.2016
Şiddete değil, demokratik siyasete mesafe!
1.11.2016
Kültür devrimi mi dediniz!
29.10.2016
‘Gönülliyet yönetimi’nin anayasası
26.10.2016
Gönlümüzdeki Batı vesayetinin çöküşü
25.10.2016
Yenikapı Ruhu veya Sevâdü’l-A’zam..
18.10.2016
Gerisi: Teori, analiz, anket, görüş, yorum, fikir, düşünce...
15.10.2016
“Gizli değil belliyiz şimdi, zaman içinde”
11.10.2016
Şehitlik mağduriyet değildir, hamaseti yapılamaz!
8.10.2016
Alıntıda değil yaşantıda Hu şiiri!
4.10.2016
Yenikapı ruhu kimlerin kıskacında!
2.10.2016
Savaşlar art niyetle başlıyor; hayatta da medyada da!
11.10.2014
Kobani'yle düşen değil, birleşen
02.09.2014
Kurumların ve duyguların restorasyonu
30.08.2014
Kadim medeniyetimize yeni bir şerh
26.08.2014
Tevhidî derinlik ve niyetler stratejisi
23.08.2014
Güzellik medeniyetinin izinde
19.08.2014
'En güzel sûret' ve medeniyet enstitüsü
16.08.2014
Güzel'in perdesi: Cehalet, gaflet, zulmet
12.08.2014
'Yeni Türkiye'nin sağlaması: Sivil anayasa
09.08.2014
'Nasıl bir Türkiye'nin cevabı oylarımızda
05.08.2014
'Söz kaderdir'
02.08.2014
Acıyı seyirlik kılmak da zulüm
29.07.2014
'Kim mânâ duyar ise...'
26.07.2014
Zalim ve mazluma dair...
22.07.2014
Senin tüm alemindir o çocuklarda kaybolan!
19.07.2014
Ramazan gecelerinin şahitliğinde
15.07.2014
Zulümle gelen zafer değil, yenilgi!
12.07.2014
Vizyon belgesi ve 'Yeni Türkiye'nin arzu sosyolojisi
08.07.2014
Geleceğin inşasında gönül ve devlet
01.07.2014
Ta derinlerde hiç değişmeyen...
28.06.2014
Balkanlar'ın 'yağmur öncesi' bulutları altında...
24.06.2014
Yüz yıllık parantezi kapatan simya
21.06.2014
'Bensiz bir ben' ve beşeri bilimler
17.06.2014
'Ulu benlik'lerle kurulamayan kalpler ittifakı
14.06.2014
Kalbin kemali ile toplumsal mutluluk arasındaki bağ
10.06.2014
İlahi benlik, toplumsal benlik ve 'biz'
07.06.2014
'Tevhid sosyolojisi' ve adalet algımız
03.06.2014
Şimdi ve burada bir 'biz' var mı?
31.05.2014
Yerliliğimizin 'çoğulcu ruhu'
27.05.2014
Kendine yabancı kalmışsan başkası da olamıyorsun!
24.05.2014
Benliğin lekeleri
20.05.2014
Gerçeğimizi esir alan şaibeler
17.05.2014
Peki içimizde süren faciayı kim sorgulayacak?
13.05.2014
Halis niyetlilerle kasıtlılar arasındaki uçurum
10.05.2014
Güzellik medeniyeti
06.05.2014
Çoğulcu hareket ve tek sesli seçkinci dil
03.05.2014
İçimizdeki kandillerin ışığında
29.04.2014
Adil hafıza ve 'hakkıyla unutmak'
26.04.2014
Sevemediklerin; nefsinden bir suret!
22.04.2014
Siyaset ve dostluk
19.04.2014
Kalbin mescitleri
15.04.2014
Ya Cumhurbaşkanını seçecek bizlerin ahvali?
12.04.2014
Twitter ırmağının derinliklerinde...
08.04.2014
AK Parti'ye oy verme gerekçeleri çeşitlenirken...
05.04.2014
Ya Rabbi samimiyetimizi arttır!
23.06.2012
Hep aynı elmayı uzatıyorum sana...
16.06.2012
Alevin miracı
10.06.2012
'Hiçlik' ve 'yeniden doğuş'
22.05.2012
Ateş; aşk ile değil öfke ile yaktığında...
16.05.2012
'Kötü' karakter ve 'güzel' roman!
12.05.2012
Kalemin ilhamları
08.05.2012
Işığın simyası
02.05.2012
İlahi aşk ve 'sanatçı'
24.04.2012
Paravon Dede'nin hikâyesi hepimizin
03.04.2012
Bir hayalim var
27.03.2012
Hem katlederken zevk alsın, hem mümin olsun!
20.03.2012
'Bu davanın tabii tarafıyız'
17.03.2012
Yalancı baharların yorgunluğu
13.03.2012
Anayasal sürecin çıkmazları
28.02.2012
Bugünlerin Çalışma Grubu
21.02.2012
Zorba da mazlum da, ipin aynı ucundaysa...
14.02.2012
Yorum suçluları, kanun suçluları
07.02.2012
Peki ya susan muhalefet?
24.01.2012
Yüz yıllık davalar düzeni
17.01.2012
12 Eylül'ün devamı: Hrant davası
10.01.2012
Güvenin bittiği yerde tazminat neye yarar!
03.01.2012
'Sessizliğin sesi'
31.12.2011
Birbirimiz için dua etsek biraz da!
27.12.2011
'Burada çok cevherler var!'
24.12.2011
Yılın en uzun gecesi Dersim'de...
20.12.2011
Evrensel zorbalık, göreceli suç
17.12.2011
Sıra, zulmedenlerin tanıklığında
13.12.2011
Ateş çocuklarına ağıt
10.12.2011
İstanbul'un yüzünde yeni gölgeler
29.11.2011
Yedikçe kadavralaşmamak için...
26.11.2011
Kavuşma arzusu
22.11.2011
Baasçılık ve Dersim nerede kesişiyor?
29.10.2011
Aynı duanın içinde
25.10.2011
Depremle sarsılıp kendimize dönmek
22.10.2011
Yarın yüzleşeceğimiz hakikatler için...
18.10.2011
'Hakikat, adalet, hafıza' hepimize lazım
15.10.2011
Dünyanın kâbusları ve rüyaları
11.10.2011
Erdoğan, Sarkozy ve hayatın sırlı alanları
08.10.2011
Başbakanlığının bittiği an(!)
04.10.2011
'Laiklik' ve 'ılımlı İslam' algıları hızla değişirken
30.09.2011
Yeni baharların tohumu
27.09.2011
Şiddete yeni gerekçe: AKP barış istemiyor!
23.09.2011
Demokratlar ve 'insanlıkmetre'
20.09.2011
Çoğulcu medeniyet, 'örnek' devlet
16.09.2011
Erdoğan'ı işitme biçimlerimiz (3)
13.09.2011
Tahrir meydanına açılan ara yollarda Kâbe (2)
09.09.2011
'Şimdi ve burada'nın anadilinde Kâbe (1)
06.09.2011
O halde artık kan dökmek meşru olsun(!)
03.09.2011
Çay kahve içip neyle savaşıyoruz?
30.08.2011
Bugünün ruhunda dirilen...
27.08.2011
Mogadişu'dan Medine'ye seher rüzgârı
23.08.2011
Merhametin İlahi yüzü
21.08.2011
İnsanlığın öteki yüzü hangimize bakıyor?
16.08.2011
'Uzun namlulu' dilin hedefindekiler
13.08.2011
Hama ile Tottenham arası kaç saniye?
09.08.2011
Keşke bir 'sivil barış örgütü'müz olsa
06.08.2011
Ömrümüzün dolunay gecesi
02.08.2011
Adaletin ironisi
30.07.2011
Zamanın belleğinde...
26.07.2011
Ölülerimizin özerkliği
24.06.2011
Meclis’e girmeyen barış umudu
17.06.2011
AKP’yi değerlendirme biçimleri!
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.