Leyla İPEKCİ

Yeni Şafak GAZETESİ



Bookmark and Share

'Sessizliğin sesi'


03.01.2012 - Bu Yazı 1777 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

İstanbul'da 70'lerde okuduğum lise, azınlıkların -daha ziyade Ermenilerin- yoğun olarak yaşadığı bir semtteydi. Sınıfımızın yarısı veya belki daha fazlası Ermeni ve Yahudi kökenlilerden oluştuğu için Paskalya çöreği de çıkardı okulumuzun kantininde, kandil simidi de. Fakat Ermenilerin ne yeni yılını, ne başka bir bayramını bilmediğimizi yıllar sonra fark ettim.

Yarışmalara, kutlamalara, yıl sonu partilerine, ikindi çaylarına nadiren katılırlar, az konuşurlar, kendilerinden pek bahsetmezlerdi. Yüzlerinde tedirgin, mahcup, sanki kendi olmaktan çekinen bir ifade vardı. O vakitler anlam veremezdim. Yıllar sonra, ailelerinin Osmanlı devletini yöneten İttihatçılar tarafından verilen bir emirle katil veya kanlı örgüt üyesi olma potansiyeli taşıdığı için ortadan kaldırıldığını, kiminin zorla göç ettirildiğini, kimininse kılıçtan geçirlidiğini öğrenecektim.

Eline hiç silah almamış Ermeni vatandaşlar dahi kağnılara bindirilerek evlerinden ve köklerinden koparılıp tehcire yollanmıştı. Kadınların tehcir sırasında, kimi zaman haydutların saldırılarından, kimi zaman yürümekten veya soğuktan bitap düştüklerinde kucaklarında taşıdıkları 8-10 yaşllarındaki çocuklarını yol kenarına bırakmak zorunda kaldığını da duymama vardı daha.

Bizim duyduğumuz hep Türkleri kesen Ermenilerin hikâyesiydi. Anadolu'da Ermeni mezalimi anlatılırdı. İsyan eden ve Türkleri arkadan vuran, katleden Ermeni komitacılarını işittik, onları okuduk. Zalim olanları.

Tehcirle aynı günlerde Çanakkale'de yurdu savunan Osmanlı ordusunda şehit düşen Ermeni askerlerin varlığı ders kitaplarında yazmıyordu. Örneğin Balkan savaşlarını desteklemek amacıyla kurulan Müdafaa-i Milliye Cemiyeti'nin Pangaltı şube müdürü olan Ermeni vatandaşın gönüllü olarak Osmanlı ordusuna üç bin altın topladığını, ancak tehcirde göz altına alarak sürüldüğünü de hiç işitmedim.

İstanbul'daki birçok Ermeni sanatçı ve aydının haksız yere hayatını kaybettiklerini duymamıştım. Osmanlı ordusunda görev yapan Ermeni askerlerin ailelerinin bile sürgüne tabi tutulduğunu da kimse anlatmadı. Orduda görev yaparken silahsızlandırılan ve sistematik olarak imha edilen Ermeni askerlerden de haberim olmadı.

Kendi topraklarında kalmayı başaran Ermenilerin torunları işte böyle bir hafızayı yaşatmakla yükümlüydüler. Ama sessizce. İçlerinden. Onlarla aynı sıraları paylaşmış, acılarını paylaşmamıştık. Aileler ise sonraki kuşaklara daha fazlasını aktarmayı becerememiş, maruz kaldıkları utanç, onları dilsiz bırakmıştı. (Bu yazımın tamamı Hakikat Adalet Hafıza sitesinde mevcut.)

Doğduğundan beri Ermeni olarak yaşayanların, kimliğini gizleyen ve Müslümanlaşmış Ermeni olarak doğup sonradan Ermeni kimliğine geri dönenlerin veya hayatına Müslüman olarak devam edenlerin hikayesi, bugün bu topraklarda konuşulmaya başlandı. İşte Hrant Dink Vakfı'nın 'Türkiyeli Ermeniler Konuşuyor' (Sessizliğin Sesi) kitabı da, memleketin bugününde giderek sayısı artacağı anlaşılan sözlü tarih çalışmalarından ilki. (Fethiye Çetin'in 'Torunlar' adlı kitabı da farklı bir türde, benzer bir çalışmaydı.) Ferda Balancar'ın proje kapsamında yapılan görüşmelerden derlediği kitapta, İstanbul ve Anadolu'nun değişik kentlerinde yaşayan ve yaşları 19 ile 70 arasında değişen, 15 'Ermeni'nin hikâyesi var. İşte iki örnekten bir kesit:

"Annemin annesi Erzincanlı(...) Biri kız, biri oğlan iki çocuğu oluyor. Kocası ödürüldükten sonra tehcire çıkıyor. Kafile olarak şehrin dışına çıkınca, bir vadiden geçerken üstlerine kurşun yağıyor. Önce oğlunun kafası taşa vurmuş, ölmüş. Kızın kafasına da bir mermi isabet ediyor, ölüyor. Çocuklarının kanı üstüne bulaşıyor. Büyükannem bir fundalığın arasına gizleniyor, onu görmüyorlar. Erzincan civarında bir köye sığınıyor. Bir yaşlı Türk kadın büyükannemi saklıyor. Bu çok tehlikeli, çünkü köylere emir gitmiş. Evinde Ermeni saklayan, evinin kapısında asılacak diye."

"Büyükbabamın babasının adı Yeğişe. Muş'ta bir kilisede papaz, aynı zamanda müzik hocası. Yeğişe'yi hem papaz hem de çok bilinen sayılan bir insan olduğu için bir sandalyeye oturtup dua etmesine izin veriyorlar. Sonra öldürüyorlar. Öldüren kişi, karısını görüp çok beğeniyor. Alıyor ve iki çocuğuyla birlikte köye getiriyor. Adamın annesi çocukları istemiyor. Velhasıl erkek çocuk kalıyor, ki bu benim dedem. Kız çocuk sokağa atılıyor, kayboluyor."

Onların (ve hepimizin) başına gelen felaketin adının ne olup ne olmadığına kilitlenen tüm siyasetçilere inat: Dilsiz kalmakla unutulmayan ne varsa, şahitlik ediyor artık hakikate. Kalpten kalbe geçmeye niyet eden herkes için...

Facebook Yorumları

reklam
18.9.2018
Aile içi eğitimin maneviyatı (1)
15.9.2018
Kılıcın mızrağın okun acısında Müslüman’ın hüznü
4.9.2018
Dolar kuruyla oynamaktan daha etkilisi: İnsanın vehimleriyle oynamak
1.9.2018
Kültür Bakanı’na ve kültüre bakanlara sesleniş (2)
28.8.2018
Kültür Bakanı’na ve kültüre bakanlara sesleniş (1)
25.8.2018
Küresel kasabada vahdet denizi!
21.8.2018
Candaki kurban sırrımız
7.8.2018
Gezi’den mesire yerine; parkların bi/çim analojisi!
4.8.2018
Savaşımızın binbir yüzü!
31.7.2018
Toplumsal gerçekler bazen araştırılmaz, içinde yaşanır!
28.7.2018
ABD’nin çöküşü işgallerinin mânâsında gizli!
10.4.2018
Nefsini ümmet kılmaya niyet edenlerin yolu
13.2.2018
Bir kez daha cepheler alenileşti…
3.2.2018
Barışı kalem ile yazan el, zulme karşı kılıç da sallar!
30.1.2018
Barışı kanla yıkamaya doymayanlar
27.1.2018
Harekatın gerekçelerine ‘uzak’ kalan ‘mesafeli’ analizler
22.7.2017
Kudüs’te ilk kez...
17.6.2017
Yürüye yürüye kavuşacağın kendinsin!
4.2.2017
İslamcı terör örgütlerinden aşık gönüllere...
28.1.2017
‘Bize göre gelip geçen sultanlar’
21.1.2017
Cumhurbaşkanının yetkisi ‘benliksiz makam’ındır!
17.1.2017
2023 rüyasına gönülden bir tabir
14.1.2017
Türkiye’nin Ohal’inden hu halimize!
10.1.2017
Çocuklar için: Gerçek erlerin savaşı
7.1.2017
Kalbimizde yâre değen bir yara...
6.12.2016
Kültür politikasında hedef altın nesil değil altın insan olmalı
3.12.2016
Aşıklara ayna
29.11.2016
Antalya’nın dağına taşına ruh üfleyenler
26.11.2016
Yeni stratejik ittifakların ana teması
22.11.2016
‘Meçhul Asker’ anıtlarında bir kuş!
19.11.2016
‘Her aşık bir saraydır, içinde sultan gizli!’
15.11.2016
‘Özgür dünya’nın kendine tutsaklığı
12.11.2016
Kültürel havzaları uyandırmak
8.11.2016
Şiddete değil, demokratik siyasete mesafe!
1.11.2016
Kültür devrimi mi dediniz!
29.10.2016
‘Gönülliyet yönetimi’nin anayasası
26.10.2016
Gönlümüzdeki Batı vesayetinin çöküşü
25.10.2016
Yenikapı Ruhu veya Sevâdü’l-A’zam..
18.10.2016
Gerisi: Teori, analiz, anket, görüş, yorum, fikir, düşünce...
15.10.2016
“Gizli değil belliyiz şimdi, zaman içinde”
11.10.2016
Şehitlik mağduriyet değildir, hamaseti yapılamaz!
8.10.2016
Alıntıda değil yaşantıda Hu şiiri!
4.10.2016
Yenikapı ruhu kimlerin kıskacında!
2.10.2016
Savaşlar art niyetle başlıyor; hayatta da medyada da!
11.10.2014
Kobani'yle düşen değil, birleşen
02.09.2014
Kurumların ve duyguların restorasyonu
30.08.2014
Kadim medeniyetimize yeni bir şerh
26.08.2014
Tevhidî derinlik ve niyetler stratejisi
23.08.2014
Güzellik medeniyetinin izinde
19.08.2014
'En güzel sûret' ve medeniyet enstitüsü
16.08.2014
Güzel'in perdesi: Cehalet, gaflet, zulmet
12.08.2014
'Yeni Türkiye'nin sağlaması: Sivil anayasa
09.08.2014
'Nasıl bir Türkiye'nin cevabı oylarımızda
05.08.2014
'Söz kaderdir'
02.08.2014
Acıyı seyirlik kılmak da zulüm
29.07.2014
'Kim mânâ duyar ise...'
26.07.2014
Zalim ve mazluma dair...
22.07.2014
Senin tüm alemindir o çocuklarda kaybolan!
19.07.2014
Ramazan gecelerinin şahitliğinde
15.07.2014
Zulümle gelen zafer değil, yenilgi!
12.07.2014
Vizyon belgesi ve 'Yeni Türkiye'nin arzu sosyolojisi
08.07.2014
Geleceğin inşasında gönül ve devlet
01.07.2014
Ta derinlerde hiç değişmeyen...
28.06.2014
Balkanlar'ın 'yağmur öncesi' bulutları altında...
24.06.2014
Yüz yıllık parantezi kapatan simya
21.06.2014
'Bensiz bir ben' ve beşeri bilimler
17.06.2014
'Ulu benlik'lerle kurulamayan kalpler ittifakı
14.06.2014
Kalbin kemali ile toplumsal mutluluk arasındaki bağ
10.06.2014
İlahi benlik, toplumsal benlik ve 'biz'
07.06.2014
'Tevhid sosyolojisi' ve adalet algımız
03.06.2014
Şimdi ve burada bir 'biz' var mı?
31.05.2014
Yerliliğimizin 'çoğulcu ruhu'
27.05.2014
Kendine yabancı kalmışsan başkası da olamıyorsun!
24.05.2014
Benliğin lekeleri
20.05.2014
Gerçeğimizi esir alan şaibeler
17.05.2014
Peki içimizde süren faciayı kim sorgulayacak?
13.05.2014
Halis niyetlilerle kasıtlılar arasındaki uçurum
10.05.2014
Güzellik medeniyeti
06.05.2014
Çoğulcu hareket ve tek sesli seçkinci dil
03.05.2014
İçimizdeki kandillerin ışığında
29.04.2014
Adil hafıza ve 'hakkıyla unutmak'
26.04.2014
Sevemediklerin; nefsinden bir suret!
22.04.2014
Siyaset ve dostluk
19.04.2014
Kalbin mescitleri
15.04.2014
Ya Cumhurbaşkanını seçecek bizlerin ahvali?
12.04.2014
Twitter ırmağının derinliklerinde...
08.04.2014
AK Parti'ye oy verme gerekçeleri çeşitlenirken...
05.04.2014
Ya Rabbi samimiyetimizi arttır!
23.06.2012
Hep aynı elmayı uzatıyorum sana...
16.06.2012
Alevin miracı
10.06.2012
'Hiçlik' ve 'yeniden doğuş'
22.05.2012
Ateş; aşk ile değil öfke ile yaktığında...
16.05.2012
'Kötü' karakter ve 'güzel' roman!
12.05.2012
Kalemin ilhamları
08.05.2012
Işığın simyası
02.05.2012
İlahi aşk ve 'sanatçı'
24.04.2012
Paravon Dede'nin hikâyesi hepimizin
03.04.2012
Bir hayalim var
27.03.2012
Hem katlederken zevk alsın, hem mümin olsun!
20.03.2012
'Bu davanın tabii tarafıyız'
17.03.2012
Yalancı baharların yorgunluğu
13.03.2012
Anayasal sürecin çıkmazları
28.02.2012
Bugünlerin Çalışma Grubu
21.02.2012
Zorba da mazlum da, ipin aynı ucundaysa...
14.02.2012
Yorum suçluları, kanun suçluları
07.02.2012
Peki ya susan muhalefet?
24.01.2012
Yüz yıllık davalar düzeni
17.01.2012
12 Eylül'ün devamı: Hrant davası
10.01.2012
Güvenin bittiği yerde tazminat neye yarar!
03.01.2012
'Sessizliğin sesi'
31.12.2011
Birbirimiz için dua etsek biraz da!
27.12.2011
'Burada çok cevherler var!'
24.12.2011
Yılın en uzun gecesi Dersim'de...
20.12.2011
Evrensel zorbalık, göreceli suç
17.12.2011
Sıra, zulmedenlerin tanıklığında
13.12.2011
Ateş çocuklarına ağıt
10.12.2011
İstanbul'un yüzünde yeni gölgeler
29.11.2011
Yedikçe kadavralaşmamak için...
26.11.2011
Kavuşma arzusu
22.11.2011
Baasçılık ve Dersim nerede kesişiyor?
29.10.2011
Aynı duanın içinde
25.10.2011
Depremle sarsılıp kendimize dönmek
22.10.2011
Yarın yüzleşeceğimiz hakikatler için...
18.10.2011
'Hakikat, adalet, hafıza' hepimize lazım
15.10.2011
Dünyanın kâbusları ve rüyaları
11.10.2011
Erdoğan, Sarkozy ve hayatın sırlı alanları
08.10.2011
Başbakanlığının bittiği an(!)
04.10.2011
'Laiklik' ve 'ılımlı İslam' algıları hızla değişirken
30.09.2011
Yeni baharların tohumu
27.09.2011
Şiddete yeni gerekçe: AKP barış istemiyor!
23.09.2011
Demokratlar ve 'insanlıkmetre'
20.09.2011
Çoğulcu medeniyet, 'örnek' devlet
16.09.2011
Erdoğan'ı işitme biçimlerimiz (3)
13.09.2011
Tahrir meydanına açılan ara yollarda Kâbe (2)
09.09.2011
'Şimdi ve burada'nın anadilinde Kâbe (1)
06.09.2011
O halde artık kan dökmek meşru olsun(!)
03.09.2011
Çay kahve içip neyle savaşıyoruz?
30.08.2011
Bugünün ruhunda dirilen...
27.08.2011
Mogadişu'dan Medine'ye seher rüzgârı
23.08.2011
Merhametin İlahi yüzü
21.08.2011
İnsanlığın öteki yüzü hangimize bakıyor?
16.08.2011
'Uzun namlulu' dilin hedefindekiler
13.08.2011
Hama ile Tottenham arası kaç saniye?
09.08.2011
Keşke bir 'sivil barış örgütü'müz olsa
06.08.2011
Ömrümüzün dolunay gecesi
02.08.2011
Adaletin ironisi
30.07.2011
Zamanın belleğinde...
26.07.2011
Ölülerimizin özerkliği
24.06.2011
Meclis’e girmeyen barış umudu
17.06.2011
AKP’yi değerlendirme biçimleri!
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.