Leyla İPEKCİ

Yeni Şafak GAZETESİ



Bookmark and Share

O halde artık kan dökmek meşru olsun(!)


06.09.2011 - Bu Yazı 1967 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

90'ların şimdikinden en büyük farkı, devletin içindeki illegal yapılanmaların devlet adına Kürtlere zorbalık etmeleriydi. Bugün ise -bazı stratejik PKK saldırılarına kadar- hükümet, devlet adına barış pazarlıkları yürütmeye çalışıyordu.

 

90'lı yıllarda medyanın duymadığı, kameralardan uzak nice katliam gerçekleştirildi. Dere kenarında çamaşır yıkayan kadınlar, oynayan çocuklar vurulurdu. Bugün sokakta sivilleri infaz eden örgüt üyelerinin yakınları eskiden kayıp akrabalarının akıbetini sormaya gittiklerinde geriye dönemezlerdi.

Katleden, yargısız infaz yapan odaklar devletin içindeydi. Devlet şahinleştikçe, Ergenekonvari çeteler onu içeriden çürüttü. Asıl kanı devlet döktü. Ordunun içindeki bazı odaklar ise bile isteye zafiyet içinde kalıyorlardı PKK saldırıları karşısında. Bu zafiyet ve hatta bir nevi sabotaj, bugün bizzat en yüksek Paşalar tarafından da belirtildiği gibi, son döneme dek sürdü. Medyada varolabilmek için kan dökülmesine boyun eğdi, bu kan kokan çetelere itaat etti onursuzca.

AKP devlet adına söz söyleyerek açılım başlattı demiştik, evet. Ama henüz Kürt köylerinin kadim adlarını dahi geri vermedi. Bazı konularda gereksiz yere geri adımlar attı. Ama Öcalan'la pazarlık yaptığını ilan ettiği halde yüzde elli oy aldı! 90'lı yıllarda böyle bir şey mümkün olabilir miydi?

Bugün Öcalan'la görüşmelerin devam etmesini isteyen BDP'liler, bu görüşmelerin hangi kanlı saldırılar ve sabotajlarla kesildiğini unuttular mı peki? Bugün AKP'yi operasyonlara zorlayan 'örgüt şiddeti' ile 90'lardaki ceberut devletin savaşı sürdürebilmek için kendi vatandaşını birbirine düşürmekten kaçınmayan 'devlet şiddeti' sahiden aynı mı sizce?

BDP, deklare ettiği çözüm önerilerini Meclis'e gelmeden (sanal bir mevcudiyetle) nasıl ve kime ifade etmiş oldu bu durumda? Bugün, kan dökülürken bir tek kanaat önderi dahi derinlemesine ve kesintisiz olarak neden tartışmakta değil acaba BDP'nin en haklı önerilerini bile?

Önümüzde sivil anayasa yapmak için fırsat varken BDP'liler hâlâ "yemin etmemiz için şartlar mevcut değil" diyorsa, şiddetin daha da artacağını öngöremiyorlar mı? Yemin için şartların oluşmasını beklerken 'uzun namlulu' ifade biçimi olarak futbol oynayan polisleri katledenlere kalmadı mı meydan? Kendilerini eleştirenlerle ideoloji yarıştırma derdine düşme lüksü kaldı mı sahiden bu vekillerin, kan akarken oluk oluk?

Hangimizin var böyle bir lüksü zaten? Barışı "muhafazakâr ve liberallerle değil, sosyalistlerle" yapacaklarını söylüyordu bir bağımsız BDP'li. O vakte dek epey beklemek gerekecek, beklerken kan akmasına göz mü yumacağız hep beraber?

Başbakan'ın "PKK ile aranıza mesafe koyun" ısrarına kızmak için ille BDP'li de olmak gerekmiyor. Güneydoğu'da AKP'ye oy veren ve yine bu dayatmadan rahatsızlık duyan birçok kişi var. Ama sanki PKK'nin sokak ortasında adam kaçırmasından, öğrenci yurdu yakmasından veya maç yapmakta olan polisleri katletmesinden Başbakan'ın bu sert üslubu sorumluydu!

BDP'li milletvekilleri "AKP'nin darbelerle hesaplaşmayacağını, eski Ergenekon yerine yeni Ergenekon'u inşa ettiğini" de söylemiş kongrede. AKP'nin kendi Ergenekon'unu kurması demek: Kanlı provokasyonlarla kesimleri birbirinin üzerine salarak, mafyalaşarak, para ve silah kaçakçılarıyla işbiriliği yaparak, İsrailvari bir dış ülke bağlantısına sırtını dayayarak vesaire darbe şakşakçılığı yapmak demek, cuntacıları baştacı etmek demek. Sahiden yeni profil bu mu?

BDP'liler bugün İsrail'e rest çekilmesini eleştirirken, 28 Şubat ve sonrasındaki süreçte cuntacıların İsrail ile ittifak halinde Ergenekon operasyonlarını yürüttüğünü de bilmiyor mu? Ergenekon'dan en çok kendilerinin çektiğini söylemişler. Tüm Türkiye halklarının (Rum, Ermeni, Sünnilerin vs.) on yıllardır bu çetelerden çektiklerini yok saymak, ilk anda acıları yarıştırmaya dönüşmez mi?

Bir şey daha: AKP kendi Ergenekon'unu oluşturduysa mesela, o zaman bizler tamam mı diyeceğiz yani? Uzaktan kumandalı mayınlar patlayabilir, uzun namlulu silahlarla siviller vurulabilir artık. Bunun adı 'onurlu mücadele' olabilir mi sizce? Meclis'te anayasa müzakerelerinde değil, sokak ortası infazlarda mı gidereceğiz yeni Ergenekon endişelerimizi?

 

l.ipekci@zaman.com.tr 

Facebook Yorumları

reklam
18.9.2018
Aile içi eğitimin maneviyatı (1)
15.9.2018
Kılıcın mızrağın okun acısında Müslüman’ın hüznü
4.9.2018
Dolar kuruyla oynamaktan daha etkilisi: İnsanın vehimleriyle oynamak
1.9.2018
Kültür Bakanı’na ve kültüre bakanlara sesleniş (2)
28.8.2018
Kültür Bakanı’na ve kültüre bakanlara sesleniş (1)
25.8.2018
Küresel kasabada vahdet denizi!
21.8.2018
Candaki kurban sırrımız
7.8.2018
Gezi’den mesire yerine; parkların bi/çim analojisi!
4.8.2018
Savaşımızın binbir yüzü!
31.7.2018
Toplumsal gerçekler bazen araştırılmaz, içinde yaşanır!
28.7.2018
ABD’nin çöküşü işgallerinin mânâsında gizli!
10.4.2018
Nefsini ümmet kılmaya niyet edenlerin yolu
13.2.2018
Bir kez daha cepheler alenileşti…
3.2.2018
Barışı kalem ile yazan el, zulme karşı kılıç da sallar!
30.1.2018
Barışı kanla yıkamaya doymayanlar
27.1.2018
Harekatın gerekçelerine ‘uzak’ kalan ‘mesafeli’ analizler
22.7.2017
Kudüs’te ilk kez...
17.6.2017
Yürüye yürüye kavuşacağın kendinsin!
4.2.2017
İslamcı terör örgütlerinden aşık gönüllere...
28.1.2017
‘Bize göre gelip geçen sultanlar’
21.1.2017
Cumhurbaşkanının yetkisi ‘benliksiz makam’ındır!
17.1.2017
2023 rüyasına gönülden bir tabir
14.1.2017
Türkiye’nin Ohal’inden hu halimize!
10.1.2017
Çocuklar için: Gerçek erlerin savaşı
7.1.2017
Kalbimizde yâre değen bir yara...
6.12.2016
Kültür politikasında hedef altın nesil değil altın insan olmalı
3.12.2016
Aşıklara ayna
29.11.2016
Antalya’nın dağına taşına ruh üfleyenler
26.11.2016
Yeni stratejik ittifakların ana teması
22.11.2016
‘Meçhul Asker’ anıtlarında bir kuş!
19.11.2016
‘Her aşık bir saraydır, içinde sultan gizli!’
15.11.2016
‘Özgür dünya’nın kendine tutsaklığı
12.11.2016
Kültürel havzaları uyandırmak
8.11.2016
Şiddete değil, demokratik siyasete mesafe!
1.11.2016
Kültür devrimi mi dediniz!
29.10.2016
‘Gönülliyet yönetimi’nin anayasası
26.10.2016
Gönlümüzdeki Batı vesayetinin çöküşü
25.10.2016
Yenikapı Ruhu veya Sevâdü’l-A’zam..
18.10.2016
Gerisi: Teori, analiz, anket, görüş, yorum, fikir, düşünce...
15.10.2016
“Gizli değil belliyiz şimdi, zaman içinde”
11.10.2016
Şehitlik mağduriyet değildir, hamaseti yapılamaz!
8.10.2016
Alıntıda değil yaşantıda Hu şiiri!
4.10.2016
Yenikapı ruhu kimlerin kıskacında!
2.10.2016
Savaşlar art niyetle başlıyor; hayatta da medyada da!
11.10.2014
Kobani'yle düşen değil, birleşen
02.09.2014
Kurumların ve duyguların restorasyonu
30.08.2014
Kadim medeniyetimize yeni bir şerh
26.08.2014
Tevhidî derinlik ve niyetler stratejisi
23.08.2014
Güzellik medeniyetinin izinde
19.08.2014
'En güzel sûret' ve medeniyet enstitüsü
16.08.2014
Güzel'in perdesi: Cehalet, gaflet, zulmet
12.08.2014
'Yeni Türkiye'nin sağlaması: Sivil anayasa
09.08.2014
'Nasıl bir Türkiye'nin cevabı oylarımızda
05.08.2014
'Söz kaderdir'
02.08.2014
Acıyı seyirlik kılmak da zulüm
29.07.2014
'Kim mânâ duyar ise...'
26.07.2014
Zalim ve mazluma dair...
22.07.2014
Senin tüm alemindir o çocuklarda kaybolan!
19.07.2014
Ramazan gecelerinin şahitliğinde
15.07.2014
Zulümle gelen zafer değil, yenilgi!
12.07.2014
Vizyon belgesi ve 'Yeni Türkiye'nin arzu sosyolojisi
08.07.2014
Geleceğin inşasında gönül ve devlet
01.07.2014
Ta derinlerde hiç değişmeyen...
28.06.2014
Balkanlar'ın 'yağmur öncesi' bulutları altında...
24.06.2014
Yüz yıllık parantezi kapatan simya
21.06.2014
'Bensiz bir ben' ve beşeri bilimler
17.06.2014
'Ulu benlik'lerle kurulamayan kalpler ittifakı
14.06.2014
Kalbin kemali ile toplumsal mutluluk arasındaki bağ
10.06.2014
İlahi benlik, toplumsal benlik ve 'biz'
07.06.2014
'Tevhid sosyolojisi' ve adalet algımız
03.06.2014
Şimdi ve burada bir 'biz' var mı?
31.05.2014
Yerliliğimizin 'çoğulcu ruhu'
27.05.2014
Kendine yabancı kalmışsan başkası da olamıyorsun!
24.05.2014
Benliğin lekeleri
20.05.2014
Gerçeğimizi esir alan şaibeler
17.05.2014
Peki içimizde süren faciayı kim sorgulayacak?
13.05.2014
Halis niyetlilerle kasıtlılar arasındaki uçurum
10.05.2014
Güzellik medeniyeti
06.05.2014
Çoğulcu hareket ve tek sesli seçkinci dil
03.05.2014
İçimizdeki kandillerin ışığında
29.04.2014
Adil hafıza ve 'hakkıyla unutmak'
26.04.2014
Sevemediklerin; nefsinden bir suret!
22.04.2014
Siyaset ve dostluk
19.04.2014
Kalbin mescitleri
15.04.2014
Ya Cumhurbaşkanını seçecek bizlerin ahvali?
12.04.2014
Twitter ırmağının derinliklerinde...
08.04.2014
AK Parti'ye oy verme gerekçeleri çeşitlenirken...
05.04.2014
Ya Rabbi samimiyetimizi arttır!
23.06.2012
Hep aynı elmayı uzatıyorum sana...
16.06.2012
Alevin miracı
10.06.2012
'Hiçlik' ve 'yeniden doğuş'
22.05.2012
Ateş; aşk ile değil öfke ile yaktığında...
16.05.2012
'Kötü' karakter ve 'güzel' roman!
12.05.2012
Kalemin ilhamları
08.05.2012
Işığın simyası
02.05.2012
İlahi aşk ve 'sanatçı'
24.04.2012
Paravon Dede'nin hikâyesi hepimizin
03.04.2012
Bir hayalim var
27.03.2012
Hem katlederken zevk alsın, hem mümin olsun!
20.03.2012
'Bu davanın tabii tarafıyız'
17.03.2012
Yalancı baharların yorgunluğu
13.03.2012
Anayasal sürecin çıkmazları
28.02.2012
Bugünlerin Çalışma Grubu
21.02.2012
Zorba da mazlum da, ipin aynı ucundaysa...
14.02.2012
Yorum suçluları, kanun suçluları
07.02.2012
Peki ya susan muhalefet?
24.01.2012
Yüz yıllık davalar düzeni
17.01.2012
12 Eylül'ün devamı: Hrant davası
10.01.2012
Güvenin bittiği yerde tazminat neye yarar!
03.01.2012
'Sessizliğin sesi'
31.12.2011
Birbirimiz için dua etsek biraz da!
27.12.2011
'Burada çok cevherler var!'
24.12.2011
Yılın en uzun gecesi Dersim'de...
20.12.2011
Evrensel zorbalık, göreceli suç
17.12.2011
Sıra, zulmedenlerin tanıklığında
13.12.2011
Ateş çocuklarına ağıt
10.12.2011
İstanbul'un yüzünde yeni gölgeler
29.11.2011
Yedikçe kadavralaşmamak için...
26.11.2011
Kavuşma arzusu
22.11.2011
Baasçılık ve Dersim nerede kesişiyor?
29.10.2011
Aynı duanın içinde
25.10.2011
Depremle sarsılıp kendimize dönmek
22.10.2011
Yarın yüzleşeceğimiz hakikatler için...
18.10.2011
'Hakikat, adalet, hafıza' hepimize lazım
15.10.2011
Dünyanın kâbusları ve rüyaları
11.10.2011
Erdoğan, Sarkozy ve hayatın sırlı alanları
08.10.2011
Başbakanlığının bittiği an(!)
04.10.2011
'Laiklik' ve 'ılımlı İslam' algıları hızla değişirken
30.09.2011
Yeni baharların tohumu
27.09.2011
Şiddete yeni gerekçe: AKP barış istemiyor!
23.09.2011
Demokratlar ve 'insanlıkmetre'
20.09.2011
Çoğulcu medeniyet, 'örnek' devlet
16.09.2011
Erdoğan'ı işitme biçimlerimiz (3)
13.09.2011
Tahrir meydanına açılan ara yollarda Kâbe (2)
09.09.2011
'Şimdi ve burada'nın anadilinde Kâbe (1)
06.09.2011
O halde artık kan dökmek meşru olsun(!)
03.09.2011
Çay kahve içip neyle savaşıyoruz?
30.08.2011
Bugünün ruhunda dirilen...
27.08.2011
Mogadişu'dan Medine'ye seher rüzgârı
23.08.2011
Merhametin İlahi yüzü
21.08.2011
İnsanlığın öteki yüzü hangimize bakıyor?
16.08.2011
'Uzun namlulu' dilin hedefindekiler
13.08.2011
Hama ile Tottenham arası kaç saniye?
09.08.2011
Keşke bir 'sivil barış örgütü'müz olsa
06.08.2011
Ömrümüzün dolunay gecesi
02.08.2011
Adaletin ironisi
30.07.2011
Zamanın belleğinde...
26.07.2011
Ölülerimizin özerkliği
24.06.2011
Meclis’e girmeyen barış umudu
17.06.2011
AKP’yi değerlendirme biçimleri!
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.