Leyla İPEKCİ

Yeni Şafak GAZETESİ



Bookmark and Share

Mogadişu'dan Medine'ye seher rüzgârı


27.08.2011 - Bu Yazı 2349 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Mogadişu'da hava kararmak üzereydi. Gün boyu 'Kimse Yok mu' derneğiyle gittiğimiz kamplarda aç insanlara yiyecek dağıtımını izlemiş, bir kenara çöküp yazıklanmak yerine, kıyımın ortasında kıyam etmiştik.

 

Gündüz dahi güvenliğin olmadığı yollarda hava karardıktan sonra birer 'beyaz adam' olarak dikilmemiz ise imkânsızdı. Denilene göre, iç bölgelere çekilen şiddet örgütü, halkına sadece zorbalık yapmakla yetinmiyormuş, ses getirecek bir canlı bomba eylemine de yönelebilirmiş. O yüzden pek dikkatli olmalı ve konakladığımız koyu renk perdelerle örtülü konuk evinden dışarı adımımızı atmamalıymışız.

Bu sözler bir süre sonra insana etki etmez hale geliyordu. Çünkü korkmuyorduk. Zulmün ve çaresizliğin ortasında korku yerine umut geliyordu insana. Ayakta kalmak suretiyle başkalarını yaşatma çabasının insanı dirilten niteliğiydi kuşkusuz bu. İftar sofrasına giderken, diğer arkadaşlarla paylaştığım da buydu; dayanışma ruhu. Ve bunca yoksunluğun ortasında iki lokma yemeği paylaşacak olmanın getirdiği o çoğulluk, çoğalma hissi...

Beni kalacağım odaya çıkaran görevli, belki yirmi yaşlarında bir delikanlıydı. (İnsan ömrünün ortalama olarak otuz beşleri geçmediği bu ülkede ona daha ziyade bir yetişkin denilebilir.) İçeri girdiğimde durumu çarçabuk kavradım. Evet, bir örtü olmayacaktı üzerimi örtmek için, temizlik gereçleri, insanların korkulu rüyası sivrisinek için sineklik ve daha pek çok ihtiyacım da giderilemeyecekti. Eşikte dikiliyordum ve bunda hiçbir şikâyet gerekçesi bulmuyordum. Aksine, büyük bir nimetin içindeydim.

Başımızı sokacak bir çatı bulmuştuk, dışarıdan kurşun sesleri geliyordu, biraz ileride evsiz barksız insanlar, sabahı çıkarıp çıkarmayacaklarının belirsizliğiyle bekleşiyordu. Gelgelelim tam bu sırada odanın perdesiz olduğunu fark ettim. Delikanlı, ben daha bir şey söylemeden bir perde bulup getireceğini belirtti.

Sahiden, dışarısıyla içerisi arasında bir koruyucu kalkana olan ihtiyaç burada her yerdekinden fazlaydı ve bu binada hiçbir şey olmasa, sıkı sıkı kapatılmak suretiyle her pencerede perde vardı. Ses çıkarmadım... Bir süre sonra elinde sarılı bordolu kalın ve uzun bir kumaşla çıkageldi. Elinde de bir çıta. Onu örtüye geçirerek pencerenin epey üzerindeki tutturma yerlerine oturtmayı denedi. Ne var ki çıta küçük geldi. Derhal atıldım: "Hiç önemli değil, idare ederim."

Ama delikanlının pes etmeye niyeti yoktu. "Olmaz" dedi, "perde şart." Bunun üzerine yine kayboldu ortalıktan. Bir süre sonra elinde daha büyük bir çıtayla döndü. Fazla uğraşmaksızın bu kez yerli yerine oturtacaktı perdeyi. Bunca yoksunluk ve çaresizlik, insana elindekinin kıymetini öğretmiyordu yalnızca. Kriz çözmeye dair bir şevk ve feyiz de kazandırıyordu. Üzerine örtecek örtü yokken, daha büyük sayz bir çıta bulunabiliyordu pekâlâ!

İşte o zaman karanlıktaki güneşleri, çamurdaki nuru, ateşteki bahçeyi net olarak görmeye başladım. Meğer odamda eski ve son derece işlevsel bir 'portmanto' bile varmış! Böylesine güzelini bu yaşıma dek hiç görmemiştim... Odamın penceresinden (pencereyi sıkıca kapamam gerektiği tembihlendi ama ben aralık bırakmıştım) işitilen teravih sesleri yerini ilahilere, ardından da dualara bırakmaktaydı. Bir gece önce Nairobi'de kaldığım konforlu otelde sahura dek uyku girmemişti gözüme. Burada ise kesintili olarak devam eden silah sesleri ve köpek havlamaları eşliğinde uyumayı başardım.

Uykumda ilahilerle kurşun sesleri iç içe geçti, zikirlerle yakarışlar. Umut ediyordum durmadan. Bu yönde zihnimden akan her düşünce, dikey bir eksenle kalbime iniyordu dua niyetine. Uykuda ayık ve kendimdeydim. Buna rağmen dinlenebilmiştim.

Sahur için herkesin toplandığı 'restaurant' adlı bölmeye çıktığımda, hayatımın en anlamlı ibadetlerinden birini yapacağımı sezdim. Pazara gidip erzak almanın dahi güvenlik kotasına takıldığı, kıtlık, kuraklık ve açlıkla sınanan bu diyarda, otel görevlileri bizimle iftarda olduğu gibi sahurda da ellerindekileri cömertçe paylaşacaktı. Ruhani uykudan sonra, manevi ekmek ve suyla beslenmekteydik seher rüzgârında.

Hep birlikte bir güzellik yakalamıştık. Zulmün içindeki merhametle kuşatılmıştık. Bir lokma daha bulduğunda durmadan şükreden insanlarla özdeşleşmiştik. Bir günü, bir vakti, bir geceyi ihya etmiştik birlikte... Seher vakti, Mogadişu'dan kısa bir süre evvel umre için bulunduğum Medine'ye ışınlanmış gibiydim. Aynı rüzgârın içindeydim. Görünmez yollarla birbirine bağlanmıştı bütün yolculuklar. Ravza'ya ulaşabilmek için sabırla beklediğim o saatleri düşündüm.

Teslimiyet. Manevi su. Ruhun değişmezliği.

Zulmün ortasında veya güzel sözlerin yükseldiği huzurda... O çürümez, değişmez, parçalanmaz hakikatle bütünleşmeye başlıyordum. İnsanlığın ruhu, içimizdeki ezeli ilmin bilgisini ebede taşıyordu. Nerede olursak olalım.

 

l.ipekci@zaman.com.tr  

Facebook Yorumları

reklam
18.9.2018
Aile içi eğitimin maneviyatı (1)
15.9.2018
Kılıcın mızrağın okun acısında Müslüman’ın hüznü
4.9.2018
Dolar kuruyla oynamaktan daha etkilisi: İnsanın vehimleriyle oynamak
1.9.2018
Kültür Bakanı’na ve kültüre bakanlara sesleniş (2)
28.8.2018
Kültür Bakanı’na ve kültüre bakanlara sesleniş (1)
25.8.2018
Küresel kasabada vahdet denizi!
21.8.2018
Candaki kurban sırrımız
7.8.2018
Gezi’den mesire yerine; parkların bi/çim analojisi!
4.8.2018
Savaşımızın binbir yüzü!
31.7.2018
Toplumsal gerçekler bazen araştırılmaz, içinde yaşanır!
28.7.2018
ABD’nin çöküşü işgallerinin mânâsında gizli!
10.4.2018
Nefsini ümmet kılmaya niyet edenlerin yolu
13.2.2018
Bir kez daha cepheler alenileşti…
3.2.2018
Barışı kalem ile yazan el, zulme karşı kılıç da sallar!
30.1.2018
Barışı kanla yıkamaya doymayanlar
27.1.2018
Harekatın gerekçelerine ‘uzak’ kalan ‘mesafeli’ analizler
22.7.2017
Kudüs’te ilk kez...
17.6.2017
Yürüye yürüye kavuşacağın kendinsin!
4.2.2017
İslamcı terör örgütlerinden aşık gönüllere...
28.1.2017
‘Bize göre gelip geçen sultanlar’
21.1.2017
Cumhurbaşkanının yetkisi ‘benliksiz makam’ındır!
17.1.2017
2023 rüyasına gönülden bir tabir
14.1.2017
Türkiye’nin Ohal’inden hu halimize!
10.1.2017
Çocuklar için: Gerçek erlerin savaşı
7.1.2017
Kalbimizde yâre değen bir yara...
6.12.2016
Kültür politikasında hedef altın nesil değil altın insan olmalı
3.12.2016
Aşıklara ayna
29.11.2016
Antalya’nın dağına taşına ruh üfleyenler
26.11.2016
Yeni stratejik ittifakların ana teması
22.11.2016
‘Meçhul Asker’ anıtlarında bir kuş!
19.11.2016
‘Her aşık bir saraydır, içinde sultan gizli!’
15.11.2016
‘Özgür dünya’nın kendine tutsaklığı
12.11.2016
Kültürel havzaları uyandırmak
8.11.2016
Şiddete değil, demokratik siyasete mesafe!
1.11.2016
Kültür devrimi mi dediniz!
29.10.2016
‘Gönülliyet yönetimi’nin anayasası
26.10.2016
Gönlümüzdeki Batı vesayetinin çöküşü
25.10.2016
Yenikapı Ruhu veya Sevâdü’l-A’zam..
18.10.2016
Gerisi: Teori, analiz, anket, görüş, yorum, fikir, düşünce...
15.10.2016
“Gizli değil belliyiz şimdi, zaman içinde”
11.10.2016
Şehitlik mağduriyet değildir, hamaseti yapılamaz!
8.10.2016
Alıntıda değil yaşantıda Hu şiiri!
4.10.2016
Yenikapı ruhu kimlerin kıskacında!
2.10.2016
Savaşlar art niyetle başlıyor; hayatta da medyada da!
11.10.2014
Kobani'yle düşen değil, birleşen
02.09.2014
Kurumların ve duyguların restorasyonu
30.08.2014
Kadim medeniyetimize yeni bir şerh
26.08.2014
Tevhidî derinlik ve niyetler stratejisi
23.08.2014
Güzellik medeniyetinin izinde
19.08.2014
'En güzel sûret' ve medeniyet enstitüsü
16.08.2014
Güzel'in perdesi: Cehalet, gaflet, zulmet
12.08.2014
'Yeni Türkiye'nin sağlaması: Sivil anayasa
09.08.2014
'Nasıl bir Türkiye'nin cevabı oylarımızda
05.08.2014
'Söz kaderdir'
02.08.2014
Acıyı seyirlik kılmak da zulüm
29.07.2014
'Kim mânâ duyar ise...'
26.07.2014
Zalim ve mazluma dair...
22.07.2014
Senin tüm alemindir o çocuklarda kaybolan!
19.07.2014
Ramazan gecelerinin şahitliğinde
15.07.2014
Zulümle gelen zafer değil, yenilgi!
12.07.2014
Vizyon belgesi ve 'Yeni Türkiye'nin arzu sosyolojisi
08.07.2014
Geleceğin inşasında gönül ve devlet
01.07.2014
Ta derinlerde hiç değişmeyen...
28.06.2014
Balkanlar'ın 'yağmur öncesi' bulutları altında...
24.06.2014
Yüz yıllık parantezi kapatan simya
21.06.2014
'Bensiz bir ben' ve beşeri bilimler
17.06.2014
'Ulu benlik'lerle kurulamayan kalpler ittifakı
14.06.2014
Kalbin kemali ile toplumsal mutluluk arasındaki bağ
10.06.2014
İlahi benlik, toplumsal benlik ve 'biz'
07.06.2014
'Tevhid sosyolojisi' ve adalet algımız
03.06.2014
Şimdi ve burada bir 'biz' var mı?
31.05.2014
Yerliliğimizin 'çoğulcu ruhu'
27.05.2014
Kendine yabancı kalmışsan başkası da olamıyorsun!
24.05.2014
Benliğin lekeleri
20.05.2014
Gerçeğimizi esir alan şaibeler
17.05.2014
Peki içimizde süren faciayı kim sorgulayacak?
13.05.2014
Halis niyetlilerle kasıtlılar arasındaki uçurum
10.05.2014
Güzellik medeniyeti
06.05.2014
Çoğulcu hareket ve tek sesli seçkinci dil
03.05.2014
İçimizdeki kandillerin ışığında
29.04.2014
Adil hafıza ve 'hakkıyla unutmak'
26.04.2014
Sevemediklerin; nefsinden bir suret!
22.04.2014
Siyaset ve dostluk
19.04.2014
Kalbin mescitleri
15.04.2014
Ya Cumhurbaşkanını seçecek bizlerin ahvali?
12.04.2014
Twitter ırmağının derinliklerinde...
08.04.2014
AK Parti'ye oy verme gerekçeleri çeşitlenirken...
05.04.2014
Ya Rabbi samimiyetimizi arttır!
23.06.2012
Hep aynı elmayı uzatıyorum sana...
16.06.2012
Alevin miracı
10.06.2012
'Hiçlik' ve 'yeniden doğuş'
22.05.2012
Ateş; aşk ile değil öfke ile yaktığında...
16.05.2012
'Kötü' karakter ve 'güzel' roman!
12.05.2012
Kalemin ilhamları
08.05.2012
Işığın simyası
02.05.2012
İlahi aşk ve 'sanatçı'
24.04.2012
Paravon Dede'nin hikâyesi hepimizin
03.04.2012
Bir hayalim var
27.03.2012
Hem katlederken zevk alsın, hem mümin olsun!
20.03.2012
'Bu davanın tabii tarafıyız'
17.03.2012
Yalancı baharların yorgunluğu
13.03.2012
Anayasal sürecin çıkmazları
28.02.2012
Bugünlerin Çalışma Grubu
21.02.2012
Zorba da mazlum da, ipin aynı ucundaysa...
14.02.2012
Yorum suçluları, kanun suçluları
07.02.2012
Peki ya susan muhalefet?
24.01.2012
Yüz yıllık davalar düzeni
17.01.2012
12 Eylül'ün devamı: Hrant davası
10.01.2012
Güvenin bittiği yerde tazminat neye yarar!
03.01.2012
'Sessizliğin sesi'
31.12.2011
Birbirimiz için dua etsek biraz da!
27.12.2011
'Burada çok cevherler var!'
24.12.2011
Yılın en uzun gecesi Dersim'de...
20.12.2011
Evrensel zorbalık, göreceli suç
17.12.2011
Sıra, zulmedenlerin tanıklığında
13.12.2011
Ateş çocuklarına ağıt
10.12.2011
İstanbul'un yüzünde yeni gölgeler
29.11.2011
Yedikçe kadavralaşmamak için...
26.11.2011
Kavuşma arzusu
22.11.2011
Baasçılık ve Dersim nerede kesişiyor?
29.10.2011
Aynı duanın içinde
25.10.2011
Depremle sarsılıp kendimize dönmek
22.10.2011
Yarın yüzleşeceğimiz hakikatler için...
18.10.2011
'Hakikat, adalet, hafıza' hepimize lazım
15.10.2011
Dünyanın kâbusları ve rüyaları
11.10.2011
Erdoğan, Sarkozy ve hayatın sırlı alanları
08.10.2011
Başbakanlığının bittiği an(!)
04.10.2011
'Laiklik' ve 'ılımlı İslam' algıları hızla değişirken
30.09.2011
Yeni baharların tohumu
27.09.2011
Şiddete yeni gerekçe: AKP barış istemiyor!
23.09.2011
Demokratlar ve 'insanlıkmetre'
20.09.2011
Çoğulcu medeniyet, 'örnek' devlet
16.09.2011
Erdoğan'ı işitme biçimlerimiz (3)
13.09.2011
Tahrir meydanına açılan ara yollarda Kâbe (2)
09.09.2011
'Şimdi ve burada'nın anadilinde Kâbe (1)
06.09.2011
O halde artık kan dökmek meşru olsun(!)
03.09.2011
Çay kahve içip neyle savaşıyoruz?
30.08.2011
Bugünün ruhunda dirilen...
27.08.2011
Mogadişu'dan Medine'ye seher rüzgârı
23.08.2011
Merhametin İlahi yüzü
21.08.2011
İnsanlığın öteki yüzü hangimize bakıyor?
16.08.2011
'Uzun namlulu' dilin hedefindekiler
13.08.2011
Hama ile Tottenham arası kaç saniye?
09.08.2011
Keşke bir 'sivil barış örgütü'müz olsa
06.08.2011
Ömrümüzün dolunay gecesi
02.08.2011
Adaletin ironisi
30.07.2011
Zamanın belleğinde...
26.07.2011
Ölülerimizin özerkliği
24.06.2011
Meclis’e girmeyen barış umudu
17.06.2011
AKP’yi değerlendirme biçimleri!
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları