Leyla İPEKCİ

Yeni Şafak GAZETESİ



Bookmark and Share

Yerliliğimizin 'çoğulcu ruhu'


31.05.2014 - Bu Yazı 1071 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Kırklı yaşlarımın başındaydım, gençliğimin 'başkenti' Paris'te iki ay geçirdim. O vakit şunu yakinen fark ettim. Gerek okuduğum okullarda, gerek yaşadığım çevrede benimsediğimiz Batılı hayat tarzı ve buna uygun olarak geliştirdiğimiz cumhuriyet değerleri benden hep Avrupalı gibi olmadığımı saklamamı istemişti. Oysa artık orta yaşımda Paris sokaklarında dolaşırken hiç de benzeme telaşında değildim.

Epey farklı bir Paris'ti bu kez karşılaştığım. Kendimi aradan çıkardığım için çok daha fazla odaklanabildim kültürüne, sanatına, insan ilişkilerine, sokak hayatına. Ve şunu da fark ettim. Bizde baş tacı edilen bir 'yerlilik' damarı vardır. İçinden akan 'biz' kanına ise taparız. Bu, siyaseten ve toplumsal olarak hep dışlandığı için artık kendi 'yerli' sıfatlarını kendi belirleyen bir biz'dir. Elbet bu çok gecikmiş bir ifade biçimidir ve elzemdir.

Gelgelelim memleketimden uzakta, gençliğimin merkezinde yıllar sonra anlamıştım ki, bizim için 'yerli' olanın muhtevasında yine bizim topraklarımızda üretilen farklı 'biz'ler de mevcuttu bir o kadar da. Tıpkı benim gibi yabancı okullarda okumuş, batılı hayat tarzında yetişmiş, gelenekleriyle ilişkisi bazen güçlü, bazen zayıf, fakat son kertede ne olursa olsun, 'buradaki çoğulcu ruh'tan tecelli etmiş bir yerliliktir bu.

Bu gerçeği Avrupa'da idrak etmem çok ironik oldu aslında. Çünkü bize 70'li ve 80'li yıllarda öğretilenin aksine, hiç de çoğulcu bir hayat akmıyordu 2010'ların Paris'inde. Afrikalı göçmen nüfusunun yaşadığı bir semtte, bir Fransız'ın evinde kalıyorduk. Bir duvarında yakın dönemin siyasi tartışmasını temsil eden bir afiş asılıydı: 'Non a la Turquie.' Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne alınmasını istemeyenlerin kullandıkları bir slogandı bu ve bizim de böyle bir ev sahibimiz vardı. Bunu bizden saklama ihtiyacı dahi hissetmemişti.

Şimdi Avrupa sağa kayıyor endişesini duyanlara bakıyorum da, aslında bu eğilimin gündelik hayata tekabül eden yüzlerinde manzaranın çoğunlukla hep böyle olduğunu bir kez daha hatırlama gereği duyuyorum. Asimilasyon politikaları elbet çok farklı ama yabancıyı entegre etme projelerini Avrupa'nın çeşitli şehirlerinde otuz yıldır gözlemleyen biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim:

Gerçek anlamda bir entegrasyonun olmamasının tek nedeni göçmenlerin bariz bir biçimde farklı olan kültürleri değil. Elbet 'melezleşme'ye imkan tanımayan bir farklılık var. Ama Avrupa'nın çoğu Müslüman göçmenleriyle arasına koyduğu katmanlı mesafe de bir o kadar yer tutuyor. Ayrıştırarak tanımlar Batılı. Kompartımanlara bölerek algılamaya çalışır. Baktığını nesneleştirir.

Paris'e geri döneyim. Yine her zamanki gibi küresel tüm renkleri ve zevkleri içinde barındırıyordu. Fakat bu onun ruhuna pek de sirayet etmiyordu. Baskın olanın tahakkümü her yer şeye izini düşürüyordu. Bizde ise 'yerli' olmamakla itham edilen, 'yabancı' olarak kodlanan ama aslında farklı niteliklere sahip de olsa dibine dek yerli ve burada üretilmiş farklı kültür ve hayat tarzları vardır. Her daim olmuştur.

Paris'te bir sokak arasından dışarıyı seyrederken bizdeki çoğulcu ve karmaşık ruhun, neredeyse tüm azınlıklarımızı göndermiş olsak da, farklı olana zulmetmeyi alışkanlık haline getirmiş olsak da içimizde dipdiri barındığını fark ettim. Bizim varoluş mayamızda farklı yerliliklerin olması, aramızdaki kimseyi 'yabancı' yapmaya yetmiyordu, yetmemişti. Bunu anlamayanlar vardı aramızda, o başka.

Bu yüzden ne kendine 'Peralıyım' diyen Orhan Pamuk bu 'biz'in yabancısıydı, ne kendine 'Anadolu çocuğuyum' diyen çoğunluk! Siyasetin ve konjonktürün kapsayamadığı bir 'ruh medeniyeti'ydi bizimki. Paris gibi hemen her gün azınlıklara yapılan ayrımcılığın protesto edildiği bir şehirde, kendimize ait tevhidi bir şuur açılmıştı bende.

Batılı hayat tarzı öne çıkanlar bilir (küresel demek daha isabetli olur artık) hep saklamamız ve üstünü örtmemiz beklenen farklılıklarımız vardır evet. Yine Paris'te anladım ki artık bu farklılıkların dilini sosyolojiye tahvil etmenin vakti gelmişti benim için. Toplumsallığımızın parametrelerini oluştururken farklılaşmanın bir ayrımcılık, uyumsuzluk ve aykırılık olarak görülmesi karşısında nasıl durmaya çalışmışsam, 'melezleşelim, anlaşmamızın tek yol bu' yaklaşımının sakıncalı taraflarına da odaklanmaya başlayabilirdim.

'Yerliliğimizin' sosyolojiye henüz girmeyen ama toplumsal hayatımızda tezahürleri olan pek çok karmaşık teması var. Özellikle Gezi'den beri bu sosyolojiyi melezleşme ile açıklamanın ötesine geçirmeye çalışıyorum acizane. Sanatta, gündelik hayatta, giyinmede, yeme içmede, ibadette, ev ve aileye bakışta 'kendi' olmanın 'yabancı' olanla bir arada ve iç içe geçmesinin tek koşulu birinin kendini diğerine benzetmesi değildir.

Kıyaslamaları topluluklardaki sadece çakışan alanlar üzerinden değil, hiç çakışmayan alanlar üzerinden de yapmanın imkanlarını kurcalıyorum yazılarımda. İç içe geçmeyenlerin de ortak ruhu vardır çünkü. 'Kendine yabancı kalmışsan başkası da olamıyorsun' adlı önceki yazımda başladığım bu mevzunun farklı veçhelerini cumartesi yazılarımda zaman zaman açacağım inşallah.

 

Facebook Yorumları

reklam
18.9.2018
Aile içi eğitimin maneviyatı (1)
15.9.2018
Kılıcın mızrağın okun acısında Müslüman’ın hüznü
4.9.2018
Dolar kuruyla oynamaktan daha etkilisi: İnsanın vehimleriyle oynamak
1.9.2018
Kültür Bakanı’na ve kültüre bakanlara sesleniş (2)
28.8.2018
Kültür Bakanı’na ve kültüre bakanlara sesleniş (1)
25.8.2018
Küresel kasabada vahdet denizi!
21.8.2018
Candaki kurban sırrımız
7.8.2018
Gezi’den mesire yerine; parkların bi/çim analojisi!
4.8.2018
Savaşımızın binbir yüzü!
31.7.2018
Toplumsal gerçekler bazen araştırılmaz, içinde yaşanır!
28.7.2018
ABD’nin çöküşü işgallerinin mânâsında gizli!
10.4.2018
Nefsini ümmet kılmaya niyet edenlerin yolu
13.2.2018
Bir kez daha cepheler alenileşti…
3.2.2018
Barışı kalem ile yazan el, zulme karşı kılıç da sallar!
30.1.2018
Barışı kanla yıkamaya doymayanlar
27.1.2018
Harekatın gerekçelerine ‘uzak’ kalan ‘mesafeli’ analizler
22.7.2017
Kudüs’te ilk kez...
17.6.2017
Yürüye yürüye kavuşacağın kendinsin!
4.2.2017
İslamcı terör örgütlerinden aşık gönüllere...
28.1.2017
‘Bize göre gelip geçen sultanlar’
21.1.2017
Cumhurbaşkanının yetkisi ‘benliksiz makam’ındır!
17.1.2017
2023 rüyasına gönülden bir tabir
14.1.2017
Türkiye’nin Ohal’inden hu halimize!
10.1.2017
Çocuklar için: Gerçek erlerin savaşı
7.1.2017
Kalbimizde yâre değen bir yara...
6.12.2016
Kültür politikasında hedef altın nesil değil altın insan olmalı
3.12.2016
Aşıklara ayna
29.11.2016
Antalya’nın dağına taşına ruh üfleyenler
26.11.2016
Yeni stratejik ittifakların ana teması
22.11.2016
‘Meçhul Asker’ anıtlarında bir kuş!
19.11.2016
‘Her aşık bir saraydır, içinde sultan gizli!’
15.11.2016
‘Özgür dünya’nın kendine tutsaklığı
12.11.2016
Kültürel havzaları uyandırmak
8.11.2016
Şiddete değil, demokratik siyasete mesafe!
1.11.2016
Kültür devrimi mi dediniz!
29.10.2016
‘Gönülliyet yönetimi’nin anayasası
26.10.2016
Gönlümüzdeki Batı vesayetinin çöküşü
25.10.2016
Yenikapı Ruhu veya Sevâdü’l-A’zam..
18.10.2016
Gerisi: Teori, analiz, anket, görüş, yorum, fikir, düşünce...
15.10.2016
“Gizli değil belliyiz şimdi, zaman içinde”
11.10.2016
Şehitlik mağduriyet değildir, hamaseti yapılamaz!
8.10.2016
Alıntıda değil yaşantıda Hu şiiri!
4.10.2016
Yenikapı ruhu kimlerin kıskacında!
2.10.2016
Savaşlar art niyetle başlıyor; hayatta da medyada da!
11.10.2014
Kobani'yle düşen değil, birleşen
02.09.2014
Kurumların ve duyguların restorasyonu
30.08.2014
Kadim medeniyetimize yeni bir şerh
26.08.2014
Tevhidî derinlik ve niyetler stratejisi
23.08.2014
Güzellik medeniyetinin izinde
19.08.2014
'En güzel sûret' ve medeniyet enstitüsü
16.08.2014
Güzel'in perdesi: Cehalet, gaflet, zulmet
12.08.2014
'Yeni Türkiye'nin sağlaması: Sivil anayasa
09.08.2014
'Nasıl bir Türkiye'nin cevabı oylarımızda
05.08.2014
'Söz kaderdir'
02.08.2014
Acıyı seyirlik kılmak da zulüm
29.07.2014
'Kim mânâ duyar ise...'
26.07.2014
Zalim ve mazluma dair...
22.07.2014
Senin tüm alemindir o çocuklarda kaybolan!
19.07.2014
Ramazan gecelerinin şahitliğinde
15.07.2014
Zulümle gelen zafer değil, yenilgi!
12.07.2014
Vizyon belgesi ve 'Yeni Türkiye'nin arzu sosyolojisi
08.07.2014
Geleceğin inşasında gönül ve devlet
01.07.2014
Ta derinlerde hiç değişmeyen...
28.06.2014
Balkanlar'ın 'yağmur öncesi' bulutları altında...
24.06.2014
Yüz yıllık parantezi kapatan simya
21.06.2014
'Bensiz bir ben' ve beşeri bilimler
17.06.2014
'Ulu benlik'lerle kurulamayan kalpler ittifakı
14.06.2014
Kalbin kemali ile toplumsal mutluluk arasındaki bağ
10.06.2014
İlahi benlik, toplumsal benlik ve 'biz'
07.06.2014
'Tevhid sosyolojisi' ve adalet algımız
03.06.2014
Şimdi ve burada bir 'biz' var mı?
31.05.2014
Yerliliğimizin 'çoğulcu ruhu'
27.05.2014
Kendine yabancı kalmışsan başkası da olamıyorsun!
24.05.2014
Benliğin lekeleri
20.05.2014
Gerçeğimizi esir alan şaibeler
17.05.2014
Peki içimizde süren faciayı kim sorgulayacak?
13.05.2014
Halis niyetlilerle kasıtlılar arasındaki uçurum
10.05.2014
Güzellik medeniyeti
06.05.2014
Çoğulcu hareket ve tek sesli seçkinci dil
03.05.2014
İçimizdeki kandillerin ışığında
29.04.2014
Adil hafıza ve 'hakkıyla unutmak'
26.04.2014
Sevemediklerin; nefsinden bir suret!
22.04.2014
Siyaset ve dostluk
19.04.2014
Kalbin mescitleri
15.04.2014
Ya Cumhurbaşkanını seçecek bizlerin ahvali?
12.04.2014
Twitter ırmağının derinliklerinde...
08.04.2014
AK Parti'ye oy verme gerekçeleri çeşitlenirken...
05.04.2014
Ya Rabbi samimiyetimizi arttır!
23.06.2012
Hep aynı elmayı uzatıyorum sana...
16.06.2012
Alevin miracı
10.06.2012
'Hiçlik' ve 'yeniden doğuş'
22.05.2012
Ateş; aşk ile değil öfke ile yaktığında...
16.05.2012
'Kötü' karakter ve 'güzel' roman!
12.05.2012
Kalemin ilhamları
08.05.2012
Işığın simyası
02.05.2012
İlahi aşk ve 'sanatçı'
24.04.2012
Paravon Dede'nin hikâyesi hepimizin
03.04.2012
Bir hayalim var
27.03.2012
Hem katlederken zevk alsın, hem mümin olsun!
20.03.2012
'Bu davanın tabii tarafıyız'
17.03.2012
Yalancı baharların yorgunluğu
13.03.2012
Anayasal sürecin çıkmazları
28.02.2012
Bugünlerin Çalışma Grubu
21.02.2012
Zorba da mazlum da, ipin aynı ucundaysa...
14.02.2012
Yorum suçluları, kanun suçluları
07.02.2012
Peki ya susan muhalefet?
24.01.2012
Yüz yıllık davalar düzeni
17.01.2012
12 Eylül'ün devamı: Hrant davası
10.01.2012
Güvenin bittiği yerde tazminat neye yarar!
03.01.2012
'Sessizliğin sesi'
31.12.2011
Birbirimiz için dua etsek biraz da!
27.12.2011
'Burada çok cevherler var!'
24.12.2011
Yılın en uzun gecesi Dersim'de...
20.12.2011
Evrensel zorbalık, göreceli suç
17.12.2011
Sıra, zulmedenlerin tanıklığında
13.12.2011
Ateş çocuklarına ağıt
10.12.2011
İstanbul'un yüzünde yeni gölgeler
29.11.2011
Yedikçe kadavralaşmamak için...
26.11.2011
Kavuşma arzusu
22.11.2011
Baasçılık ve Dersim nerede kesişiyor?
29.10.2011
Aynı duanın içinde
25.10.2011
Depremle sarsılıp kendimize dönmek
22.10.2011
Yarın yüzleşeceğimiz hakikatler için...
18.10.2011
'Hakikat, adalet, hafıza' hepimize lazım
15.10.2011
Dünyanın kâbusları ve rüyaları
11.10.2011
Erdoğan, Sarkozy ve hayatın sırlı alanları
08.10.2011
Başbakanlığının bittiği an(!)
04.10.2011
'Laiklik' ve 'ılımlı İslam' algıları hızla değişirken
30.09.2011
Yeni baharların tohumu
27.09.2011
Şiddete yeni gerekçe: AKP barış istemiyor!
23.09.2011
Demokratlar ve 'insanlıkmetre'
20.09.2011
Çoğulcu medeniyet, 'örnek' devlet
16.09.2011
Erdoğan'ı işitme biçimlerimiz (3)
13.09.2011
Tahrir meydanına açılan ara yollarda Kâbe (2)
09.09.2011
'Şimdi ve burada'nın anadilinde Kâbe (1)
06.09.2011
O halde artık kan dökmek meşru olsun(!)
03.09.2011
Çay kahve içip neyle savaşıyoruz?
30.08.2011
Bugünün ruhunda dirilen...
27.08.2011
Mogadişu'dan Medine'ye seher rüzgârı
23.08.2011
Merhametin İlahi yüzü
21.08.2011
İnsanlığın öteki yüzü hangimize bakıyor?
16.08.2011
'Uzun namlulu' dilin hedefindekiler
13.08.2011
Hama ile Tottenham arası kaç saniye?
09.08.2011
Keşke bir 'sivil barış örgütü'müz olsa
06.08.2011
Ömrümüzün dolunay gecesi
02.08.2011
Adaletin ironisi
30.07.2011
Zamanın belleğinde...
26.07.2011
Ölülerimizin özerkliği
24.06.2011
Meclis’e girmeyen barış umudu
17.06.2011
AKP’yi değerlendirme biçimleri!
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları