Leyla İPEKCİ

Yeni Şafak GAZETESİ



Bookmark and Share

Peki içimizde süren faciayı kim sorgulayacak?


17.05.2014 - Bu Yazı 1102 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Kitlesel acıların, büyük faciaların karşısında çekişmelerin unutulduğu, nefret ve öfkelerin geride bırakıldığı, dayanışma ve ittifakın gönüllü bir ruhla öne çıktığı bir gerçek. Bu, ortak bir insanlık tecrübesi. Ama bugün ortak bir tecrübemiz daha var: Acı karşısında birbirini teselli etme eğilimi yerini birbirini suçlama eğilimine bırakmış.

Birbirini suçlamak; felaketin sorumlularını unutturuyor. Faciada ihmalkarlığın, kastın, sabotajın ya da sorumsuzluğun payını ölçebilecek sahih bir kriteriniz kalmıyor. Herkesin suçlu olduğu bir ortamda, kimse artık suçlu değildir.

Bilerek ya da bilmeden her duyduğunuz haberi paylaşıp görünür hale getirerek, ona somut bir elbise, bir sıfat giydirerek, hakkı batıldan ayırma çabasına girmeksizin her duyumu bir veri kabul ederek... Faciayı devam ettiriyorsunuz. Dışınızda ne oluyorsa içinizde de o oluyor.

Büyük felaketler karşısında suçlu aramak elbet adalet çağrısı için olmazsa olmaz bir koşul. Ama suçluyu kendi nefret gündeminizi doğrulamak üzerinden üretiyorsanız ve başka hiçbir hakkaniyet kriterine gönderme yapmak sizi ilgilendirmiyorsa... O vakit adalet çağrısı tuhaf bir hedef gösterme kampanyasına bürünüyor.

Oysa hiçbir eylemin tek bir göndermesi yoktur. Doğrular yanlışlarla bezelidir, haksızlığın içinde haklılar mevcuttur vesaire. Sebeplerin ardındaki sebep; şerdeki hayrı aramaya, ibret almaya, musibetleri ikrama çevirmeye bizi yöneltebildiği ölçüde acılarda ortaklaşabiliriz. Acıyı çekenle bütünleşmek, hemhal olmak, onun derdiyle dertlenmek o vakit sahiden de teselli edici olur. Böyle insani yaklaşımlar felaketin hemen ardındaki ilk süreçte büyük bir kıymet taşır. Teselliye ihtiyacı olanlarla teselli edebilenler bir olur.

Ne kadar kolay gibi gözükürse gözüksün Soma felaketiyle anladık ki, amacımız teselli etme gayreti değil, acıları araçsallaştırma hırsıymış büyük ölçüde. Bunda bugünün ruhunu büyük ölçüde oluşturan görsel dilin de katkısı büyük. Acılar görselleştikçe, faciaların dehşeti azalıyor. Çünkü dehşeti göstermek, durmadan onu görüntülemek yetmiyor. İlle fazlası gerekiyor. Acılı insanların yüzüne kamerayı defalarca dayamak, uzattığınız mikrofonlardan ısrarla ilgi çekici bir hikaye çıkarıp haberleştirmek...

Ölülerini geceler boyu bekleyenler yeter artık diyorlar, çekin şu mikrofonu. Evet bir ölçüde derdini paylaşmak insana iyi geliyor. Ama onlar da bir süre sonra anlıyorlar ki, niyet paylaşmak değil görselleştirmek, habere büründürmek, canlı yayını sürdürebilmek... Başka bir gündemin rızasına hizmet ettiğini fark eden acılılar yalnız kalmak istiyor.

Az ilerde yeni mezarlar kazılıyor. Henüz topraktan çıkarılmamış, belki halen can çekişmekte olan yeni ölüler için... Kelimelerin sessizleştiği an. Acının dili suskunluk olduğu an. Sizi görüntüleyen kameraman ise işini yapıyor yüzünüze odaklanarak!

Durmadan ekranda dönen felaket fragmanlarından birinde hep o andaki acınızla kamusallaşıyor yüzünüz. Acının mahremliğini kimse umursamıyor. İzleyenler için vah vah deyip dua etmek dışında yapacak bir şey yok. Ama mahreme saygısızlık, masumiyeti hepten yok ediyor. İçimizdeki facia bitmiyor.

Sorumluları sorgulama talebinden, adalet beklentisinden daha elzem hale geliyor acıyı hikayeleştirmek. Hikayeler gönül dağlıyor. Tekrar hatırlıyoruz ki, her insanın bir hikayesi var. Ancak ölünce anlam kazanan... Bu hikayelerden ibret çıkaracağımıza, suçlu yarıştırıyoruz olur olmaz.

Rantçılık ittifakıyla yükselen binalar, ihale kavgasıyla büyüyen haset, köşe dönmeci hezeyanların unutturduğu emeğe hürmet... Bir türlü işçi hayatını düşünmeye sıra getirmeyen vahşi kapitalist hırslar... Maddi çıkarlar doğrultusunda korunan ihmalkar işletmecilerin iş birliği yaptığı patronların karşı konulmaz gücü... Tüm bunların tezahürü işte o yeraltında vurgun yiyen biçare madencilerin cansız bedeni.

Şimdi değilse ne zaman işçi istismarlarını sorgulayacağız gibi haklı bir çıkış noktasından sokakları savaş alanına çevirmek mi bize düşen? Dürüstçe, edeple, mağduriyetin getirdiği tevazuyla adalet talebimizi ifade edebilirsek... Henüz kanı pıhtılaşmamış acılara çomak sokmanın siyaset üretmek olmadığını fark edebilirsek... Evet, siyaset yapacağız bugün tam da.

Acının sükut ettiremediği ağızlarımız bir gün olsun yalancılığı, çarpıtmayı, kul hakkını çiğnemeyi, hedef göstermeyi, fırsatçılığı, siyasi rantçılığı terk ederse, karşılıklı suçlama ve gerilim gündemini terk edebilirsek... Sorumluların sorgulanabilmesi için gereken emin ortam oluşturulabilirse... Acının mahremiyetini kamusal çıkarların önüne alabilirsek... Birbirimize suç atma hırsıyla felaketin sorumlularını unutturmazsak... Acılar görselleştikçe, facianın dehşetinin azalması karşısında tefekküre yönelirsek... Yapacağız evet insanlık siyasetini tam da bugün.

Facebook Yorumları

reklam
18.9.2018
Aile içi eğitimin maneviyatı (1)
15.9.2018
Kılıcın mızrağın okun acısında Müslüman’ın hüznü
4.9.2018
Dolar kuruyla oynamaktan daha etkilisi: İnsanın vehimleriyle oynamak
1.9.2018
Kültür Bakanı’na ve kültüre bakanlara sesleniş (2)
28.8.2018
Kültür Bakanı’na ve kültüre bakanlara sesleniş (1)
25.8.2018
Küresel kasabada vahdet denizi!
21.8.2018
Candaki kurban sırrımız
7.8.2018
Gezi’den mesire yerine; parkların bi/çim analojisi!
4.8.2018
Savaşımızın binbir yüzü!
31.7.2018
Toplumsal gerçekler bazen araştırılmaz, içinde yaşanır!
28.7.2018
ABD’nin çöküşü işgallerinin mânâsında gizli!
10.4.2018
Nefsini ümmet kılmaya niyet edenlerin yolu
13.2.2018
Bir kez daha cepheler alenileşti…
3.2.2018
Barışı kalem ile yazan el, zulme karşı kılıç da sallar!
30.1.2018
Barışı kanla yıkamaya doymayanlar
27.1.2018
Harekatın gerekçelerine ‘uzak’ kalan ‘mesafeli’ analizler
22.7.2017
Kudüs’te ilk kez...
17.6.2017
Yürüye yürüye kavuşacağın kendinsin!
4.2.2017
İslamcı terör örgütlerinden aşık gönüllere...
28.1.2017
‘Bize göre gelip geçen sultanlar’
21.1.2017
Cumhurbaşkanının yetkisi ‘benliksiz makam’ındır!
17.1.2017
2023 rüyasına gönülden bir tabir
14.1.2017
Türkiye’nin Ohal’inden hu halimize!
10.1.2017
Çocuklar için: Gerçek erlerin savaşı
7.1.2017
Kalbimizde yâre değen bir yara...
6.12.2016
Kültür politikasında hedef altın nesil değil altın insan olmalı
3.12.2016
Aşıklara ayna
29.11.2016
Antalya’nın dağına taşına ruh üfleyenler
26.11.2016
Yeni stratejik ittifakların ana teması
22.11.2016
‘Meçhul Asker’ anıtlarında bir kuş!
19.11.2016
‘Her aşık bir saraydır, içinde sultan gizli!’
15.11.2016
‘Özgür dünya’nın kendine tutsaklığı
12.11.2016
Kültürel havzaları uyandırmak
8.11.2016
Şiddete değil, demokratik siyasete mesafe!
1.11.2016
Kültür devrimi mi dediniz!
29.10.2016
‘Gönülliyet yönetimi’nin anayasası
26.10.2016
Gönlümüzdeki Batı vesayetinin çöküşü
25.10.2016
Yenikapı Ruhu veya Sevâdü’l-A’zam..
18.10.2016
Gerisi: Teori, analiz, anket, görüş, yorum, fikir, düşünce...
15.10.2016
“Gizli değil belliyiz şimdi, zaman içinde”
11.10.2016
Şehitlik mağduriyet değildir, hamaseti yapılamaz!
8.10.2016
Alıntıda değil yaşantıda Hu şiiri!
4.10.2016
Yenikapı ruhu kimlerin kıskacında!
2.10.2016
Savaşlar art niyetle başlıyor; hayatta da medyada da!
11.10.2014
Kobani'yle düşen değil, birleşen
02.09.2014
Kurumların ve duyguların restorasyonu
30.08.2014
Kadim medeniyetimize yeni bir şerh
26.08.2014
Tevhidî derinlik ve niyetler stratejisi
23.08.2014
Güzellik medeniyetinin izinde
19.08.2014
'En güzel sûret' ve medeniyet enstitüsü
16.08.2014
Güzel'in perdesi: Cehalet, gaflet, zulmet
12.08.2014
'Yeni Türkiye'nin sağlaması: Sivil anayasa
09.08.2014
'Nasıl bir Türkiye'nin cevabı oylarımızda
05.08.2014
'Söz kaderdir'
02.08.2014
Acıyı seyirlik kılmak da zulüm
29.07.2014
'Kim mânâ duyar ise...'
26.07.2014
Zalim ve mazluma dair...
22.07.2014
Senin tüm alemindir o çocuklarda kaybolan!
19.07.2014
Ramazan gecelerinin şahitliğinde
15.07.2014
Zulümle gelen zafer değil, yenilgi!
12.07.2014
Vizyon belgesi ve 'Yeni Türkiye'nin arzu sosyolojisi
08.07.2014
Geleceğin inşasında gönül ve devlet
01.07.2014
Ta derinlerde hiç değişmeyen...
28.06.2014
Balkanlar'ın 'yağmur öncesi' bulutları altında...
24.06.2014
Yüz yıllık parantezi kapatan simya
21.06.2014
'Bensiz bir ben' ve beşeri bilimler
17.06.2014
'Ulu benlik'lerle kurulamayan kalpler ittifakı
14.06.2014
Kalbin kemali ile toplumsal mutluluk arasındaki bağ
10.06.2014
İlahi benlik, toplumsal benlik ve 'biz'
07.06.2014
'Tevhid sosyolojisi' ve adalet algımız
03.06.2014
Şimdi ve burada bir 'biz' var mı?
31.05.2014
Yerliliğimizin 'çoğulcu ruhu'
27.05.2014
Kendine yabancı kalmışsan başkası da olamıyorsun!
24.05.2014
Benliğin lekeleri
20.05.2014
Gerçeğimizi esir alan şaibeler
17.05.2014
Peki içimizde süren faciayı kim sorgulayacak?
13.05.2014
Halis niyetlilerle kasıtlılar arasındaki uçurum
10.05.2014
Güzellik medeniyeti
06.05.2014
Çoğulcu hareket ve tek sesli seçkinci dil
03.05.2014
İçimizdeki kandillerin ışığında
29.04.2014
Adil hafıza ve 'hakkıyla unutmak'
26.04.2014
Sevemediklerin; nefsinden bir suret!
22.04.2014
Siyaset ve dostluk
19.04.2014
Kalbin mescitleri
15.04.2014
Ya Cumhurbaşkanını seçecek bizlerin ahvali?
12.04.2014
Twitter ırmağının derinliklerinde...
08.04.2014
AK Parti'ye oy verme gerekçeleri çeşitlenirken...
05.04.2014
Ya Rabbi samimiyetimizi arttır!
23.06.2012
Hep aynı elmayı uzatıyorum sana...
16.06.2012
Alevin miracı
10.06.2012
'Hiçlik' ve 'yeniden doğuş'
22.05.2012
Ateş; aşk ile değil öfke ile yaktığında...
16.05.2012
'Kötü' karakter ve 'güzel' roman!
12.05.2012
Kalemin ilhamları
08.05.2012
Işığın simyası
02.05.2012
İlahi aşk ve 'sanatçı'
24.04.2012
Paravon Dede'nin hikâyesi hepimizin
03.04.2012
Bir hayalim var
27.03.2012
Hem katlederken zevk alsın, hem mümin olsun!
20.03.2012
'Bu davanın tabii tarafıyız'
17.03.2012
Yalancı baharların yorgunluğu
13.03.2012
Anayasal sürecin çıkmazları
28.02.2012
Bugünlerin Çalışma Grubu
21.02.2012
Zorba da mazlum da, ipin aynı ucundaysa...
14.02.2012
Yorum suçluları, kanun suçluları
07.02.2012
Peki ya susan muhalefet?
24.01.2012
Yüz yıllık davalar düzeni
17.01.2012
12 Eylül'ün devamı: Hrant davası
10.01.2012
Güvenin bittiği yerde tazminat neye yarar!
03.01.2012
'Sessizliğin sesi'
31.12.2011
Birbirimiz için dua etsek biraz da!
27.12.2011
'Burada çok cevherler var!'
24.12.2011
Yılın en uzun gecesi Dersim'de...
20.12.2011
Evrensel zorbalık, göreceli suç
17.12.2011
Sıra, zulmedenlerin tanıklığında
13.12.2011
Ateş çocuklarına ağıt
10.12.2011
İstanbul'un yüzünde yeni gölgeler
29.11.2011
Yedikçe kadavralaşmamak için...
26.11.2011
Kavuşma arzusu
22.11.2011
Baasçılık ve Dersim nerede kesişiyor?
29.10.2011
Aynı duanın içinde
25.10.2011
Depremle sarsılıp kendimize dönmek
22.10.2011
Yarın yüzleşeceğimiz hakikatler için...
18.10.2011
'Hakikat, adalet, hafıza' hepimize lazım
15.10.2011
Dünyanın kâbusları ve rüyaları
11.10.2011
Erdoğan, Sarkozy ve hayatın sırlı alanları
08.10.2011
Başbakanlığının bittiği an(!)
04.10.2011
'Laiklik' ve 'ılımlı İslam' algıları hızla değişirken
30.09.2011
Yeni baharların tohumu
27.09.2011
Şiddete yeni gerekçe: AKP barış istemiyor!
23.09.2011
Demokratlar ve 'insanlıkmetre'
20.09.2011
Çoğulcu medeniyet, 'örnek' devlet
16.09.2011
Erdoğan'ı işitme biçimlerimiz (3)
13.09.2011
Tahrir meydanına açılan ara yollarda Kâbe (2)
09.09.2011
'Şimdi ve burada'nın anadilinde Kâbe (1)
06.09.2011
O halde artık kan dökmek meşru olsun(!)
03.09.2011
Çay kahve içip neyle savaşıyoruz?
30.08.2011
Bugünün ruhunda dirilen...
27.08.2011
Mogadişu'dan Medine'ye seher rüzgârı
23.08.2011
Merhametin İlahi yüzü
21.08.2011
İnsanlığın öteki yüzü hangimize bakıyor?
16.08.2011
'Uzun namlulu' dilin hedefindekiler
13.08.2011
Hama ile Tottenham arası kaç saniye?
09.08.2011
Keşke bir 'sivil barış örgütü'müz olsa
06.08.2011
Ömrümüzün dolunay gecesi
02.08.2011
Adaletin ironisi
30.07.2011
Zamanın belleğinde...
26.07.2011
Ölülerimizin özerkliği
24.06.2011
Meclis’e girmeyen barış umudu
17.06.2011
AKP’yi değerlendirme biçimleri!
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.