Levent Gültekin

DİKEN



Bookmark and Share

Açlık grevleri, PKK’nın ölüm oyunu ve HDP’nin sessizliği


4.05.2019 - Bu Yazı 659 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in PKK lideri Abdullah Öcalan’a uygulanan tecridin kaldırılması talebiyle başlattığı, giderek yaygınlaşan açlık grevleri var.

Bugüne kadar açlık grevlerinde yaklaşık sekiz kişi hayatını kaybetti.

Yukarıda da dediğim gibi amaç başta Öcalan olmak üzere mahkumlara uygulanan tecridin kaldırılması olduğu söyleniyor.

Meseleye söylendiği şekliyle baktığımızda burada bütün suç ‘insanların haklı taleplerine kulak tıkayan devletin’ diyebiliriz.

Elbette ki tecridin kalkması lazım.

Mahkum da olsalar haksızlık, hukuksuzluk kabul edilemez.

Zaten açlık grevlerinin başladığı ilk aylarda devlet Öcalan’ın kardeşi ile görüşmesine izin verdi.

Bir anlamda tecridi azaltmaya dönük kendince adım attığını göstermiş oldu.

Görünen o ki devletin bu adımı yeterli görülmemiş olacak ki başlayanlar vazgeçmediği gibi açlık grevleri her geçen gün giderek yaygınlaşıyor.

Bir hak talebinde bulunurken kendi yaşamından vazgeçmek ya da vazgeçmeye zorlanmak başlı başına bir tartışma konusu.

Dahası ülkede tek adam rejimi kurulmuşken, demokrasi ağır yara almışken, KHK gibi hukuksuzluklarla dışarıdaki insanların bile hayatı karartılırken, hukuk, bağımsız yargı neredeyse bütünü ile rafa kaldırılmışken, toplumun bütün kesimlerini derinden etkileyen yoksulluk, işsizlik dalga dalga yayılırken, ülkede yaşayan her bir bireyin yaşamını onlarca yıl olumsuz etkileyecek bir karanlık sürece girilmişken böyle bir ortamda Kürt siyasetinin birinci önceliğinin Öcalan’a uygulanan tecridin veyahut hapishanelerdeki hak ihlallerinin olması, bunun için insanların canının feda edilmesi hakikaten aklın, mantığın aldığı bir şey değil.

Fakat mesele sadece bununla sınırlı değil.

Çünkü açlık grevine katılan insanların aileleriyle konuşanlar veyahut yaşananların arka planını bilenler meselenin basit bir hak talebi olmadığını da biliyorlar.

PKK insanların canı üzerinden devlete karşı stratejik bir hamle yapıyor.

Bir anlamda kendince güç gösterisinden bulunuyor.

Bu stratejik hamlesi için de yüzlerce insanın hayatını kullanıyor.

Aynen hendek politikasında olduğu gibi.

Bunun böyle olduğunu bilmiyormuş veyahut böyle değilmiş gibi davranmak ne dürüstlüğe, ne insanlığa sığar ne de sorunun çözümüne katkı sunar.

Sekiz kişi hayatını kaybetti. Yüzlercesi de aylardır açlık grevinde ve birçoğu ciddi hasar görmüş durumda. Şimdi de ölüm oruçları başlıyor.

İnsan yaşamının politikaya bu kadar hoyratça malzeme yapılması, yüzlerce insanın göz göre göre ölüme gönderilmesi, oradan politik başarı beklenmesi kabul edilir bir şey değil.

Tekrar edeyim: PKK baskıyla taraftarlarını ölüme göndererek devlete karşı güç gösterisinde bulunuyor.

Devlet bu taleplere olumlu cevap vermezse zannediyorlar ki toplum vicdanında ağır yara alacak. Olumlu cevap verirse PKK bir zafer kazanmış olacak.

Devletin böyle durumlara bilgece bir tutumla yaklaşmadığını meseleyi her zaman pozisyonu korumak olarak gördüğünü hepimiz biliyoruz.

Bunu bildiğimiz halde sabah akşam iktidara laf söylemek meseleleri çözüme kavuşturmuyor.

Asıl tartışılması gereken: PKK’nın, HDP’ye meşru siyaset zemini bırakmayan, temsil iddiasında olduğu halkın canını bile hiçe sayan bu çağdışı adımları bu kadar pervasızca atabiliyor olması.

Dahası HDP’de barışçı, sivil siyasetten yana olanlar yani Kürt meselesinin demokrasi içinde çözülmesi gerektiğini savunanlar PKK’nın bu dayatmacı, meşru siyaset zeminini yok edici akıl dışı adımlarının karşısında sessiz, çaresiz kalması.

HDP niçin var?

Neyin siyasetini yapıyor?

Temsil ettiği toplum kesimine hangi geleceği vaat ediyor?

PKK’nın bu tehdide, baskıya dayalı, insanların canını hiçe sayan dayatmalarına karşı ne yapmayı düşünüyor ya da niçin bir şey yapmayı düşünmüyor?

Dahası PKK’nın HDP’ye tepeden bakan tavrına, ‘sizin değil bizim dediğimiz olur’ yaklaşımına, ‘sizin göreviniz siyaset üretmek değil bizim belirlediğimiz stratejiye göre tavır belirlemek’dayatmasına HDP daha ne kadar sessiz kalacak?

Ne zaman bu açmazı bozacak bir siyaset üretecek?

Diğer taraftan iktidar ne zaman bir gerginliğe, toplumu kutuplaştırmaya ihtiyaç duysa PKK’nın devletin imdadına yetişir tarzda eylemlerde ve söylemlerde bulunmasındaki bu şaibeli durumu daha ne kadar görmezden gelecek?

PKK’nın, Kürt sorununun çözümünde HDP’deki kimi barışçı, aklı selim politikacılardan farklı bir amaç güttüğü gerçeğini bu kimseler tam olarak ne zaman kabul edip ona göre tutum belirleyecek?

Hepimiz biliyoruz ki PKK açlık grevini sadece hapishanelerdeki kendi birkaç taraftarına dayatmıyor.

Kamuoyunun yakından tanıdığı, saygı duyduğu birçok HDP’li siyasetçi de benzer dayatmayla karşı karşıya.

Bu kimseler güçleri olduğu için PKK’nın ‘açlık grevine, ölüm orucuna başlayın’ dayatmalarına direnebiliyor.

Direnemeyen canını kaybedenler ise adı sanı duyulmamış insanlar.

Kendi canınızı kurtarıp bu insanların canının heba edilmesini daha ne kadar görmezden geleceksiniz?

Bu sorularıma “HDP’liler PKK’ya açıktan bir şey söyleyemezler çünkü fatura ağır olur” diye cevap verenler var.

Peki o zaman niye orada duruyorlar?

Niçin içlerinden kimse çıkıp da “Ben bütün politikalarıyla başta Kürt halkına genel olarak da Türkiye’ye zarar veren bu yapının değirmenine su taşımam” diyemiyor?

Sorunun çözümüne katkı sunacak bir aktör haline gelemedikten sonra, etki edici ağrılık kazanamadıktan sonra PKK’nın, insanların yaşamına neden olan bu akıl dışı politikalarına direnemedikten sonra vekillik, belediye başkanlığı, parti meclisi üyelikleri gibi pozisyonları korumak vicdana, insanlığa, demokratlığa sığar mı?

Bu makamları niçin alıyorsunuz?

Temsil ettiğiniz insanların hakkını, hukukunu, yaşamını korumak için değil mi?

‘İçeride kalarak mücadele ediyoruz’ tezi de bir yere kadar anlaşılır bir gerekçeydi.

Bunun sonuç vermediği, içeride kalmanın PKK’ya toplumsal meşruiyet sağladığı bunun da PKK’yı daha da pervasızlaştırdığı ne zaman fark edilecek?

Hep söyleriz AK Parti’de üç kişi beş kişi zamanında itiraz edip “Ben yokum” deseydi iktidar bu kadar pervasız, bu kadar hukuk tanımaz olmaz, ülkeyi böyle uçurumun eşiğine getiremezdi.

Birçok HDP’li de iktidar partisi mensuplarına ”İçinizde olup bitene itiraz edecek, ben yokum diyecek kimse çıkmayacak mı”sorusunu yöneltiyor.

Peki aynı soru HDP’li siyasetçiler için de geçerli değil mi?

Nedir sizi orada tutan?

PKK’nın gerçekte ne yapmak istediğini, nereye varmak istediğini, çağdışı anlayışa teslim olduğunu gördüğünüz, bildiğiniz halde dahası bu politikaların demokrasi mücadelesine büyük zarar verdiğini, Kürt halkının hayatını cehenneme çevirdiğini defalarca tecrübe ettiğiniz halde daha ne kadar bu oyunu parçası olmaya devam edeceksiniz?

Kürt meselesinin demokratik yollardan çözülmesinin, sivil siyasetin alan bulmasının, HDP’nin siyasette varlık göstermesinin önündeki tek engel iktidarın baskıcı politikaları değil.

PKK ile devletin bu anlamda dolaylı ama şaibeli bir çıkar ittifakı var.

Görünen o ki çatışmanın sürmesinden, diyalog yolunun tıkanmasında, sivil siyasetin önünün kapanmasında iki taraf da kendilerine kazanç sağlıyor.

Diğer taraftan Adapazarı’nda, Samsun’da veyahut başka şehirde bir Kürt vatandaşına yapılan ayrımcılık, kabalık için ortalığı ayağa kaldırıp haklı olarak feveran edenler PKK’nın binlerce Kürt vatandaşını ölüme götüren saçma sapan politikalarına tek söz söylememesi anlaşılır gibi değil.

Sekiz insan ölmüş yüzlercesi de ölümün eşiğinde.

Sesiz kalmak olacak şey mi?

Kaldı ki 30 yıldır açlık grevi yapılıyor, 30 yıldır güya özgürlük mücadelesi veriliyor.

Bütün bunlar ölümden, yıkımdan, başka şey getirmedi.

Aynı şeyleri yapıp farklı sonuç beklemek akıllı insanların yapacağı şey değil.

Bu nedenle HDP’deki aklı başındaki siyasetçilerin artık karar vermesi gerekiyor.

İyi niyetle verilen çabaların, içeride kalıp mücadele edeyim anlayışının esasında yıkım değirmenine su taşıma anlamına geldiğini artık görmeleri gerekiyor.

Ya PKK’yı yıkımdan ve ölümden başka şey getirmeyen politikalarından caydıracak bir tutum takınmalılar ya da “Ben yokum” diyerek PKK’nın tabandaki toplumsal meşruiyetinin sorgulanmasının önünü açmalılar.

Ya gerçekten sivil, meşru siyasetin gerekliliğini yerine getirecekler ya da PKK’nın çatışmacı politikalarının parçası olup topluma da demokratik mücadele veriyoruz demeyecekler.

Çünkü barışçı olmak, demokrat olmak dahası dürüstlük bunu gerektiriyor.

Aksi durumda hem kendi itibarlarını hem de temsil ettikleri toplum kesiminin desteğini kaybedecekler.

HDP’deki oy kaybı da bu çaresizliğin, çözümsüzlüğün neticesi.

Facebook Yorumları

reklam
25.06.2019
Bundan sonra ne olacak? Ne olmalı?
18.06.2019
Yalanı, iftirayı, hakareti mubah gören dindarlık
8.06.2019
23 Haziran için iktidarın son umudu
18.05.2019
Kandırma ve istismar siyasetiyle nereye kadar?
12.05.2019
‘Her şey güzel olacak’ ama nasıl?
4.05.2019
Açlık grevleri, PKK’nın ölüm oyunu ve HDP’nin sessizliği
27.04.2019
Tayyip Erdoğan’ı eleştiren İslamcılara…
15.4.2019
Mazbatayı verse ne olur, vermese ne olur?
10.4.2019
İktidar ne yapmaya çalışıyor?
3.4.2019
Seçim sonuçları bize ne gösteriyor?
22.3.2019
Kime karşıyım, neye tarafım?
12.3.2019
Nedir bu toplumun ortak değerleri?
10.3.2019
‘Muhafazakar-dindarlar nasıl bu kadar vicdansız oldu?’
6.3.2019
‘Muhafazakar-dindarlar nasıl bu kadar vicdansız oldu?’
25.2.2019
Eski AK Partililer parti kurabilir mi, kurarsa ne olur?
24.2.2019
Sevgili CHP’liler veyahut CHP’ye oy verenler…
8.2.2019
Türkiye’nin beka sorunu
4.2.2019
Venezüela’daki durum Türkiye’yi niçin tedirgin ediyor?
30.1.2019
Venezüela’daki durum Türkiye’yi niçin tedirgin ediyor?
21.1.2019
Başörtülü kadınlar başörtülerini niçin çıkarıyorlar?
3.1.2019
Eyy muhalefet…
27.12.2018
Metin Akpınar, Mazhar Alanson ve ülkeyi rehin alan hoyratlık
20.12.2018
Evet, burası Paris değil ama Suudi Arabistan hiç değil!
13.12.2018
Altın Kelebek Ödülleri ve yalan imparatorluğu!
28.11.2018
İYİ Parti nerede duruyor, ne yapmaya çalışıyor?
14.11.2018
Atatürk ile Atatürkçüler arasındaki fark
8.11.2018
Çığlık
30.10.2018
Yerel seçimlerden kim ne bekliyor?
15.10.2018
Muhalif kesim niçin ‘bir şey’ yapamıyor?
9.10.2018
Deist veyahut ateist mi oldum?
2.10.2018
Mızmızlanan, mırıldanan İslamcılara…
25.9.2018
İktidarın gizli destekçileri
18.9.2018
Karma eğitim meselesinde kim haklı?
11.9.2018
‘Dindar Nesil’in iflası ve eğitimdeki görünmeyen sorun
4.9.2018
Yalan rüzgarı
28.8.2018
Ben ne söylüyorum, tamburum ne çalıyor?
7.8.2018
Muhalefetteki dağınıklığın nedenleri ve çıkış önerisi
24.7.2018
Azınlık psikolojisine teslim olan çoğunluk
17.7.2018
Benim ‘Kara Cuma’m: Kendimi Hırvatlar gibi hissediyorum!
9.7.2018
Hasar tespit raporu
2.7.2018
Erdoğan’ın tek ve gerçek rakibi
28.6.2018
Adaylık meselesi ve mahcubiyet
19.6.2018
AK Parti seçmeni Muharrem İnce’ye oy vermez mi?
12.6.2018
Kendi evlatlarını yiyen ülke!
4.6.2018
AK Partililere…
28.5.2018
Muhalefetin gözünden kaçan hayati bir konu
23.4.2018
Bana müsaade!
17.4.2018
Erdoğan ne yapmaya çalışıyor, anlayan var mı?
27.3.2018
Kendi halkıyla mücadele eden cumhurbaşkanı!
19.3.2018
Erdoğan’ın HDP stratejisi ve muhalefetin aymazlığı
12.3.2018
Türkiye’yi kurtaracak yüzde 40
6.3.2018
Türkiye’ye zarar vermek isteyen bir odak olsaydı neler yapardı?
19.2.2018
Bir Alman kaç Türk’e bedel?
12.2.2018
İsyan!
23.1.2018
Savaş taraftarlarına bir çift sorum var
8.1.2018
İran’da neler oluyor? Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla
29.12.2017
Erdoğan seçimle gitmez mi?
25.12.2017
Bu onursuzluk hepimizin
18.12.2017
Bir lokma, bir hırka, bir de Erdoğan
12.12.2017
Kudüs meselesi ve Müslümanların içler acısı hali
5.12.2017
Utanç verici bu durumdan nasıl çıkacağız? Ne yapmalıyız?
27.11.2017
Zarrab meselesi kimin meselesi?
21.11.2017
Türkiye’nin yeni bir Kurtuluş Savaşı’na ihtiyacı var, ama nasıl?
13.11.2017
Mağdur Atatürk
31.10.2017
Allah’ın iradesinden Erdoğan’ın iradesine
24.10.2017
Türkiye Norveç olur mu?
16.10.2017
Beka sorunu: Erdoğan’ın mı Türkiye’nin mi?
10.10.2017
‘Çocuklar ölsün’ mü diyeceğiz?
3.10.2017
Musul, Kerkük bizim neyimiz olur?
26.9.2017
Kürdistan referandumu ve Türkiye
13.9.2017
CHP’lilere bir çift sorum var!
12.9.2017
Zafer Çağlayan meselesi ve muhalefet
29.8.2017
AK Parti fabrika ayarlarına dönebilir mi?
21.8.2017
AK Parti’nin kendi seçmenine yaptığı büyük kötülük
14.8.2017
Ülkemizi tahammülsüz azınlığa teslim edecek miyiz?
8.8.2017
Müfredata cihat, müftüye nikah kıyma yetkisi
1.8.2017
İktidarın yalanı, muhalefetin gerçeği
24.7.2017
Yeni lider, yeni parti mi, yeni siyaset mi?
17.7.2017
AK Parti’deki ‘metal yorgunluğu’
14.7.2017
Bölünme korkusundan bütünlük çıkar mı?
11.7.2017
Hak, Hukuk, Adalet…
3.7.2017
Erdoğan’ın korkusu
29.5.2017
İçimizdeki köle ruhlular… Ve bana müsaade
22.5.2017
Barzani, PYD ve Türkiye’nin akıl almaz işleri
17.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
15.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
8.5.2017
Düşün yakamızdan!
2.5.2017
Türkiye’nin önündeki tarihi fırsat
25.4.2017
Peki şimdi ne olacak? Ya da ne yapmalıyız?
18.4.2017
Referandum sonuçları ne anlama geliyor?
13.4.2017
‘Hayır’ diyorum çünkü…
10.4.2017
Niçin ‘Hayır’ diyorum?
3.4.2017
Ucuz kabadayılığın ağır faturası
28.3.2017
Bu vicdansızlığa ‘Evet’ diyecek misiniz?
20.3.2017
Müslümanlar ile Erdoğanistlerin çatışması
14.3.2017
Türkiye’ye kötülük yapanlar kimler?
6.3.2017
Avrupa, Türkiye’den ne istiyor?
28.2.2017
Evet/Hayır… Kimlerdeniz, neyden yanayız?
20.2.2017
Türkiye’nin yeni istikameti
15.2.2017
Hak, hukuk, adalet ve Allah korkusu
6.2.2017
Türkiye’nin önündeki en büyük tehlike
2.2.2017
İnsanlık müdafaası
23.1.2017
Referandumdan ‘Evet’ çıkarsa ne olur, ‘Hayır’ çıkarsa ne olur?
17.1.2017
AK Partililerin cevap vermesi gereken soru
10.1.2017
MHP milletvekillerine bir çift sözüm var!
6.1.2017
Türkiye’yi karıştırmak isteyen iç güçler
2.1.2017
Korkmayın! Yapabiliriz
27.12.2016
Erdoğan muhaliflerine….
19.12.2016
İktidara anlatmak zorunda kaldığımız basit gerçek
16.12.2016
Terörün değirmenine su taşıyanlar
8.12.2016
Wikileaks belgelerinde adım niçin geçiyor?
6.12.2016
Türkiye’yi bu hale kim getirdi?
3.12.2016
Erdoğan ne yapmaya çalışıyor?
29.11.2016
Castro, Chavez ve Erdoğan
25.11.2016
Gençlere mektup
22.11.2016
17/25 Aralık’ta ne oldu?
16.11.2016
İslamcı aydınların sefaleti
11.11.2016
Tehditler savuran saray soytarılarına…
8.11.2016
Doğum sancısı mı, ölüm sancısı mı?
1.11.2016
Başkanlık tartışmaları ne anlama geliyor?
27.10.2016
Erdoğan’a bir şey olursa…
25.10.2016
Dindar nesil bizi nereye götürecek?
21.10.2016
Erdoğan’ın çevresindeki ‘Erdoğan ve ülke düşmanları’
18.10.2016
‘Mağdur edebiyatı yapmayın’ diyen vicdansızlara…
14.10.2016
Solcular ‘millet düşmanı’ mı?
12.10.2016
Osmanlı’yı kim yıktı, halifeliği kim kaldırdı?
6.10.2016
Can damarın kesiliyor, farkında mısın ey halkım?
5.10.2016
Halep, Cizre, Şırnak… İnsanlık ve vicdan
23.9.2016
Dindarlık hangi yaramıza merhem olacak?
20.9.2016
Sahte demokratlar ve Erdoğan’ın yalnızlığı
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive