Levent Gültekin

DİKEN



Bookmark and Share

Evet, burası Paris değil ama Suudi Arabistan hiç değil!


20.12.2018 - Bu Yazı 430 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  FOX TV haber sunucusu Fatih Portakal “Türkiye’de de barışçı gösteriler yapılabilir” diyen iktidar mensuplarına bir haber bülteninde mealen şöyle cevap verdi: “Türkiye’de barışçı gösteri yapmak ne yazık ki mümkün değil. Çünkü kimse sokağa çıkamaz. Çıkarsa karşısında devleti bulur. Hadi, zamları protesto etmek için barışçı gösteri yapalım, sokağa çıkalım bakalım çıkabilecek miyiz? Bakalım kaç kişi çıkacak korkudan, endişeden, görelim.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan bu sözleri söyleyen gazeteciye mealen “Edepsiz, terbiyesiz sen kim oluyorsun da halkı sokağa çağırıyorsun burası Paris değil, haddini bil yoksa halkımız enseni patlatır” gibi akla hayale sığmayacak şekilde hakaret ve tehditler savurdu.

Bu üslubun, böyle tehdit ve hakaretin bir cumhurbaşkanına yakışıp yakışmama meselesi bir tarafa.

Erdoğan’ın bilmesi gereken bir şey var: Yazı yazan, eli kalem tutan, medyada söz söyleyen gazeteciler, yazarlar, aydınlar… esasında hepimiz Fatih Portakal’ın yaptığını yapıyoruz.

Yani topluma “Bu niteliksiz yaşama razı olmayın, sesinizi yükseltin” diyoruz.

Mesela “Yetersiz siyasetçilerin elinde çöken ekonomi neticesinde oluşan yoksulluğa razı olmayın” diyoruz.

Ya da “Hızlı tren raylarına sinyalizasyon konulmadığı için meydana gelen kazaların kaza değil cinayet olduğunu, beceriksizlikleriyle canınızı tehlikeye atan vicdansız, sorumluluk duygusu gelişmemiş yöneticilere sessiz kalmayın”diyoruz.

Veyahut “İşçinin maaşını vaktinde ödemeyen patrona değil, maaşımı alamıyorum diye feveran eden işçilere hesap soran, onları tutuklayan yöneticilik anlayışını kabul etmeyin” diyoruz.   

“Çocuklarınızın hayatını çalan, bu yanlış, tutarsız, çağdışı eğitim politikalarına razı olmayın, daha iyisini isteyin” diyoruz.

“Her seçimde toplum olarak bizi birbirimize düşman etmeyi marifet gören bu ilkel siyaset anlayışına teslim olmayın”diyoruz.

“İşçiye, memura, esnafa, gence, kadına, yaşlıya, zengine, yoksula… bu ülkenin tek bir evladına saygı duymayan, toplumu tebaa, kendini de kral gören bu siyaset simsarlarına razı olmayın onlara karşı sesinizi yükseltin” diyoruz.

“Sen bir lokma ekmeğe muhtaçken saraylarda yaşayıp, 500 milyon dolarlık özel uçakla caka satan siyasetçilerin bu had bilmezliğini kabul etmeyin” diyoruz.

Haksızlığı, hukuksuzluğu, adaletsizliği, adam kayırmayı, yoksulluğu kader görmeyin, barışçı bir yaklaşımla itiraz edin, sesinizi yükseltin en azından bu adaletsiz yaşamı kabul etmediğinizi belli edin” diyoruz.

“Kırmadan, dökmeden, hak arayın. Yanlışa özgüvenle yanlış deyin. Ülkemizin böyle sorumsuz bir şekilde yönetilmesine razı olmadığınızı bir şekilde gösterin” diyoruz.

Peki bu cesareti, bu hakkı nereden buluyoruz?

Cesaretimizin ve hakkımızın birinci kaynağı anayasa.

Bakın anayasanın 34. maddesi ne diyor: “Herkes önceden izin almadan silahsız, saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.”

Anayasanda böyle açık bir hüküm varken gösteri yapmak, hak aramak, olup bitene itiraz etmek, itiraz etmeye çağırmak ne zaman suç oldu?

Hem “Türkiye bir hukuk devletidir” deyip hem de tehditle, hakaretle ülke yönetmek…

Hem “Demokrasimiz, özgürlüklerimiz dünya standartlarının üstünde” deyip hem de demokrasinin ve özgürlüğü en temel göstergesi olan toplantı ve gösteri hakkını gasp etmek, suç saymak…

İtiraz hakkımız anayasada garanti altına alınmışken sizin bu keyfi yaklaşımınızı niçin kabul edelim?

Bu hukuk, kural tanımaz ben ne dersem o anlayışınıza niçin teslim olalım?

Söyleyin niçin?

Asıl suç anayasayla güvenceye alınmış bir hakkı kullanmak veyahut kullanmaya çağırmak değil, bu hakkı tehditle, hakaretle engellemektir.

Toplumu itiraz etmeye, sesini yükseltmeye çağırmadaki cesaretimizin ikinci kaynağı ise şu:

Siz cumhurbaşkanıysanız biz de öğretmen, çiftçi, doktor, teknisyen, hukukçu, mühendis, işçi, yazar, esnaf, gazeteci, öğrenci, sanatçı, ev kadını, akademisyen, emekli… yurttaşız.

Yani siz, biz hepimiz hukuk önünde eşit vatandaşlarız.

Hepimizin ülkemize, yaşamımıza dair bir sözü var.

Siyasetçiler bu insanlara hizmet etmek için vardır.

Siz bizden oy isterken bize hizmet etmek üzere oy istiyorsunuz.

Bizim temsilcimiz, bir anlamda bizim hizmetkarımızsınız.

Burada asıl unsur siz değilsiniz, toplum olarak biziz.

Siyaset topluma ‘dönemsel olarak’ hizmet etmek için sorumluluk üstlenme işidir.

Bizden talep ettiğiniz ‘hizmet görevi’ni doğru bir şekilde yapmadığınızda, sorumluluklarınızı ülke ve tolum lehine sağlıklı bir şekilde yerine getirmediğinizde buna itiraz etmek, size sorumluluklarınızı ve görevinizi hatırlatmak bizim en temel hakkımız hatta görevimiz.

Yaptığınız yanlışlarla, gösterdiğiniz sorumsuzluklarla ülkemize zarar verdiğinizde bu ülkenin birer vatandaşı, evladı olarak size itiraz etmek, sizi eleştirmek, kınamak da vatandaş olarak bizim sorumluluğumuz.

Bu sorumluluğumuzu yerine getirmemizin en temel yollarından biri de barışçı bir şekilde toplantı ve yürüyüş düzenlemektir.

Bu hakkımızdan vazgeçmeyiz.

Sorumluluğumuzdan kaçmayız.

Sesiz kalarak sizin yanlışlarınıza ortak olamayız.

İtiraz etmeyerek, sizin ülkemize zarar vermenize göz yumamayız.

Çünkü Türkiye hepimizin ülkesi, sizin babanızdan kalan bir miras değil.

Biz, sizin “Otur” dediğinizde oturacak, “Kalk” dediğinizde kalkacak, “Sus” dediğinde susacak kulunuz, köleniz ya da tebaanız değiliz.

Bize hizmet etmek için oyumuzu isteyip sonra da krallık taslıyorsunuz.

Haddini bilmesi gereken birileri varsa onlar da topluma hizmet etmek için üstlendikleri sorumluluklarını unutup krallık taslamaya çalışan siyasetçilerdir.

Haddini bilmesi gereken birileri varsa o da sorumluluğunu yerine getirmeyip, yaptıkları yanlışlarla toplumun hayatını cehenneme çeviren, ülkemize zarar veren siyasetçiler yani hizmetçilerdir.  

Haddini bilmesi gereken birileri varsa onlar da anayasada teminat altına alınan en temel hakkı engelleyenlerdir.

Evet burası Paris değil ama Suudi Arabistan hiç değil.

Burası Türkiye. 

Facebook Yorumları

reklam
25.06.2019
Bundan sonra ne olacak? Ne olmalı?
18.06.2019
Yalanı, iftirayı, hakareti mubah gören dindarlık
8.06.2019
23 Haziran için iktidarın son umudu
18.05.2019
Kandırma ve istismar siyasetiyle nereye kadar?
12.05.2019
‘Her şey güzel olacak’ ama nasıl?
4.05.2019
Açlık grevleri, PKK’nın ölüm oyunu ve HDP’nin sessizliği
27.04.2019
Tayyip Erdoğan’ı eleştiren İslamcılara…
15.4.2019
Mazbatayı verse ne olur, vermese ne olur?
10.4.2019
İktidar ne yapmaya çalışıyor?
3.4.2019
Seçim sonuçları bize ne gösteriyor?
22.3.2019
Kime karşıyım, neye tarafım?
12.3.2019
Nedir bu toplumun ortak değerleri?
10.3.2019
‘Muhafazakar-dindarlar nasıl bu kadar vicdansız oldu?’
6.3.2019
‘Muhafazakar-dindarlar nasıl bu kadar vicdansız oldu?’
25.2.2019
Eski AK Partililer parti kurabilir mi, kurarsa ne olur?
24.2.2019
Sevgili CHP’liler veyahut CHP’ye oy verenler…
8.2.2019
Türkiye’nin beka sorunu
4.2.2019
Venezüela’daki durum Türkiye’yi niçin tedirgin ediyor?
30.1.2019
Venezüela’daki durum Türkiye’yi niçin tedirgin ediyor?
21.1.2019
Başörtülü kadınlar başörtülerini niçin çıkarıyorlar?
3.1.2019
Eyy muhalefet…
27.12.2018
Metin Akpınar, Mazhar Alanson ve ülkeyi rehin alan hoyratlık
20.12.2018
Evet, burası Paris değil ama Suudi Arabistan hiç değil!
13.12.2018
Altın Kelebek Ödülleri ve yalan imparatorluğu!
28.11.2018
İYİ Parti nerede duruyor, ne yapmaya çalışıyor?
14.11.2018
Atatürk ile Atatürkçüler arasındaki fark
8.11.2018
Çığlık
30.10.2018
Yerel seçimlerden kim ne bekliyor?
15.10.2018
Muhalif kesim niçin ‘bir şey’ yapamıyor?
9.10.2018
Deist veyahut ateist mi oldum?
2.10.2018
Mızmızlanan, mırıldanan İslamcılara…
25.9.2018
İktidarın gizli destekçileri
18.9.2018
Karma eğitim meselesinde kim haklı?
11.9.2018
‘Dindar Nesil’in iflası ve eğitimdeki görünmeyen sorun
4.9.2018
Yalan rüzgarı
28.8.2018
Ben ne söylüyorum, tamburum ne çalıyor?
7.8.2018
Muhalefetteki dağınıklığın nedenleri ve çıkış önerisi
24.7.2018
Azınlık psikolojisine teslim olan çoğunluk
17.7.2018
Benim ‘Kara Cuma’m: Kendimi Hırvatlar gibi hissediyorum!
9.7.2018
Hasar tespit raporu
2.7.2018
Erdoğan’ın tek ve gerçek rakibi
28.6.2018
Adaylık meselesi ve mahcubiyet
19.6.2018
AK Parti seçmeni Muharrem İnce’ye oy vermez mi?
12.6.2018
Kendi evlatlarını yiyen ülke!
4.6.2018
AK Partililere…
28.5.2018
Muhalefetin gözünden kaçan hayati bir konu
23.4.2018
Bana müsaade!
17.4.2018
Erdoğan ne yapmaya çalışıyor, anlayan var mı?
27.3.2018
Kendi halkıyla mücadele eden cumhurbaşkanı!
19.3.2018
Erdoğan’ın HDP stratejisi ve muhalefetin aymazlığı
12.3.2018
Türkiye’yi kurtaracak yüzde 40
6.3.2018
Türkiye’ye zarar vermek isteyen bir odak olsaydı neler yapardı?
19.2.2018
Bir Alman kaç Türk’e bedel?
12.2.2018
İsyan!
23.1.2018
Savaş taraftarlarına bir çift sorum var
8.1.2018
İran’da neler oluyor? Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla
29.12.2017
Erdoğan seçimle gitmez mi?
25.12.2017
Bu onursuzluk hepimizin
18.12.2017
Bir lokma, bir hırka, bir de Erdoğan
12.12.2017
Kudüs meselesi ve Müslümanların içler acısı hali
5.12.2017
Utanç verici bu durumdan nasıl çıkacağız? Ne yapmalıyız?
27.11.2017
Zarrab meselesi kimin meselesi?
21.11.2017
Türkiye’nin yeni bir Kurtuluş Savaşı’na ihtiyacı var, ama nasıl?
13.11.2017
Mağdur Atatürk
31.10.2017
Allah’ın iradesinden Erdoğan’ın iradesine
24.10.2017
Türkiye Norveç olur mu?
16.10.2017
Beka sorunu: Erdoğan’ın mı Türkiye’nin mi?
10.10.2017
‘Çocuklar ölsün’ mü diyeceğiz?
3.10.2017
Musul, Kerkük bizim neyimiz olur?
26.9.2017
Kürdistan referandumu ve Türkiye
13.9.2017
CHP’lilere bir çift sorum var!
12.9.2017
Zafer Çağlayan meselesi ve muhalefet
29.8.2017
AK Parti fabrika ayarlarına dönebilir mi?
21.8.2017
AK Parti’nin kendi seçmenine yaptığı büyük kötülük
14.8.2017
Ülkemizi tahammülsüz azınlığa teslim edecek miyiz?
8.8.2017
Müfredata cihat, müftüye nikah kıyma yetkisi
1.8.2017
İktidarın yalanı, muhalefetin gerçeği
24.7.2017
Yeni lider, yeni parti mi, yeni siyaset mi?
17.7.2017
AK Parti’deki ‘metal yorgunluğu’
14.7.2017
Bölünme korkusundan bütünlük çıkar mı?
11.7.2017
Hak, Hukuk, Adalet…
3.7.2017
Erdoğan’ın korkusu
29.5.2017
İçimizdeki köle ruhlular… Ve bana müsaade
22.5.2017
Barzani, PYD ve Türkiye’nin akıl almaz işleri
17.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
15.5.2017
Açlık grevleri ve vardiya usulü zalimlik
8.5.2017
Düşün yakamızdan!
2.5.2017
Türkiye’nin önündeki tarihi fırsat
25.4.2017
Peki şimdi ne olacak? Ya da ne yapmalıyız?
18.4.2017
Referandum sonuçları ne anlama geliyor?
13.4.2017
‘Hayır’ diyorum çünkü…
10.4.2017
Niçin ‘Hayır’ diyorum?
3.4.2017
Ucuz kabadayılığın ağır faturası
28.3.2017
Bu vicdansızlığa ‘Evet’ diyecek misiniz?
20.3.2017
Müslümanlar ile Erdoğanistlerin çatışması
14.3.2017
Türkiye’ye kötülük yapanlar kimler?
6.3.2017
Avrupa, Türkiye’den ne istiyor?
28.2.2017
Evet/Hayır… Kimlerdeniz, neyden yanayız?
20.2.2017
Türkiye’nin yeni istikameti
15.2.2017
Hak, hukuk, adalet ve Allah korkusu
6.2.2017
Türkiye’nin önündeki en büyük tehlike
2.2.2017
İnsanlık müdafaası
23.1.2017
Referandumdan ‘Evet’ çıkarsa ne olur, ‘Hayır’ çıkarsa ne olur?
17.1.2017
AK Partililerin cevap vermesi gereken soru
10.1.2017
MHP milletvekillerine bir çift sözüm var!
6.1.2017
Türkiye’yi karıştırmak isteyen iç güçler
2.1.2017
Korkmayın! Yapabiliriz
27.12.2016
Erdoğan muhaliflerine….
19.12.2016
İktidara anlatmak zorunda kaldığımız basit gerçek
16.12.2016
Terörün değirmenine su taşıyanlar
8.12.2016
Wikileaks belgelerinde adım niçin geçiyor?
6.12.2016
Türkiye’yi bu hale kim getirdi?
3.12.2016
Erdoğan ne yapmaya çalışıyor?
29.11.2016
Castro, Chavez ve Erdoğan
25.11.2016
Gençlere mektup
22.11.2016
17/25 Aralık’ta ne oldu?
16.11.2016
İslamcı aydınların sefaleti
11.11.2016
Tehditler savuran saray soytarılarına…
8.11.2016
Doğum sancısı mı, ölüm sancısı mı?
1.11.2016
Başkanlık tartışmaları ne anlama geliyor?
27.10.2016
Erdoğan’a bir şey olursa…
25.10.2016
Dindar nesil bizi nereye götürecek?
21.10.2016
Erdoğan’ın çevresindeki ‘Erdoğan ve ülke düşmanları’
18.10.2016
‘Mağdur edebiyatı yapmayın’ diyen vicdansızlara…
14.10.2016
Solcular ‘millet düşmanı’ mı?
12.10.2016
Osmanlı’yı kim yıktı, halifeliği kim kaldırdı?
6.10.2016
Can damarın kesiliyor, farkında mısın ey halkım?
5.10.2016
Halep, Cizre, Şırnak… İnsanlık ve vicdan
23.9.2016
Dindarlık hangi yaramıza merhem olacak?
20.9.2016
Sahte demokratlar ve Erdoğan’ın yalnızlığı
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive