Kemal CAN



Bookmark and Share

Gayri ciddilik çok ciddi bir sorundur


21.02.2020 - Bu Yazı 50 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Karanlığın en kesif olduğu zamanlarda, nefes almanın imkansızlaştığı atmosferde, her şeyin köşeli-kaba göründüğü anlarda, bu sert tabloya akıl almaz bir gevşeklik, pervasızlık, ciddiyetsizlik eşlik ediyor. Galiba bu cümlenin ikinci yarısındaki sıfatlar, durumun asıl ağırlığını, en sarsıcı sonuçlarını yaratıyor. En yıkıcı zulümler, en yıldırıcı işkenceler -tutarlı ve sürekli- güç/şiddet gösterilerinden ve yek vücut saldırılardan ibaret kalmıyor. Büyük bir çoğunluğuna alay, aşağılama eşlik ediyor. Saçmalık ölçüsüz bir kıyıcılığa, ciddiyetsizlik yıkıcılığa kapı açıyor. Kimi zaman hangisinin gerçekleşebileceğinin bilinemeyeceği seçenek bolluğu umutsuzluğu besliyor. Kimi zaman başka seçenek varmış -veya güçleniyormuş- gibi düşünülmesi, “kursakta bırakılanı” büyütüyor. Kimi zaman da hiçbir çıkışın kalmadığı inancı bütün enerjiyi emiyor.

Birilerinin yapabildiklerine dair hayret ifadesi olan “bu kadar da olmaz” sözü, başa gelenler için kullanıldığında anlamsız oluyor. Bu görünümler, bazen başa geleni korkunçlaştıran bir karmaşanın, bazen de sistemli bir kurgunun mahsulü. Bazen mafya filmlerinden aşina olunduğu gibi kuralsız, kaypak, çok bileşenli karmaşa çukurlarından üremiş, sınırları ve aktörleri asla kestirilemeyen kötülükleri izliyoruz. Bazen de bütün dünyanın televizyon dizilerinden bildiği “iyi polis-kötü polis” oyununda olduğu gibi kötü kurgulanmış, beceriksizce kotarılmış oyunları seyrediyoruz. İster çok aktörlü bir kapışmanın tezahürleri, ister tek belirleyicinin tezgahladığı müsamere olsun, başa gelebilecek olanların sınırsızlığı ve yıpratıcılığı değişmiyor. Bütün krizlerin sadece “birileri” için fırsat üretmesi ve imkana çevrilebilmesini sağlayan da bu durum galiba.

Gezi Davası’nın tamamında olduğu gibi sadece 18 Şubat günü (24 saat boyunca) yaşananlar, defalarca tanık olduğumuz saçmalıklar dizisinin çok iyi bir özeti. Osman Kavala’nın 2,5 yıldır hapiste tutulması ve daha önce de beraat etmiş Gezi’nin yargılanması süreci, hangi parçası ele alınsa açıklanması güç saçmalıklarla -boşluklarla- doluydu. Bu davanın da içinde olduğu, uzunca bir süredir devam eden bütüne bakıldığında ise tedirgin edici bir basitlik göze çarpıyor. İlk andan itibaren bu hadisenin normal olmayan tarafları, iç ve dış siyasi arka planı hakkında sürekli konuşuldu. İntikam davası diyen, rövanş arayışı olduğunu söyleyen, bir rehine hamlesi diye yorumlayanlar oldu. Davanın sanık grupları, davaya eklemlenen her unsur için çok sayıda faktörün belirleyiciliğinden söz açıldı. “Asıl hedef” konusunda aşırı aynılaştırmadan, saçma farklılaştırmalara yayılan değerlendirmeler yapıldı. Gelinen noktada, “şaka gibi” denilebilecek saçmalığın, gayri ciddiliğin ne kadar ciddi olduğu bir kez daha görüldü.

AİHM’nin ihlal kararına rağmen Osman Kavala’yı 70 gündür tahliye etmeyen, Ali İsmail Korkmaz’ın katilini davaya mağdur sıfatıyla kabul eden, savunmanın bütün taleplerini geri çeviren mahkeme heyeti, duruşma salonundaki gerilimi iyice tırmandırdıktan sonra birdenbire beraat kararı verdi. Verilen kısa arada yazılması mümkün olmayan kararı kağıttan okuyan mahkeme başkanı, “atılı suçların işlendiğine dair kesin kanıt bulunmaması” gerekçesiyle beraat verildiğini açıkladı. Yani aylardır “suçun niteliği ve iddia makamının gösterdiği kuvvetli deliller” nedeniyle verdiği tutukluğa devam kararlarının tam tersini söyledi. Kesinleşmediği bahanesine sığınarak, uygulamadığı AİHM kararını da kendi açıklamasında tekrar etti. Hakim aynıydı, dava aynıydı, yargılananlar aynıydı ama karar değişmişti. Gerek duruşma salonundakiler gerek davadan haber almaya çalışan insanlar için gerçekten büyük sürprizdi.

“Ne oldu da böyle oldu?” Davanın başından itibaren meselenin siyasi olduğundan şüphesi olmayanlar için bu sorunun cevabının aranacağı yer elbette belliydi: Suriye’deki gelişmeler yüzünden iktidarın yüzünü yeniden batıya dönmesinin işareti. İktidar ittifakındaki çatlamanın açık kapışmaya dönüştüğünün göstergesi. Merkel’in İdlib TOKİ’si için vadettiği eurolar. Ekonomik elitlerin normalleşme baskısı. Erdoğan’ın yakın çevresindeki gerilimden yükselen “ketenpere” korkusu. Her alanda sıkışan iktidarın yeni rota veya partner arayışı. Daha yakın menzilleri düşünenler de oldu: AİHM baskısından veya yerlerde sürünen yargı imajından kurtulmak ya da darbe ve FETÖ tartışmalarında avantajlı pozisyon yakalamak, hatta yeni bir gerilim başlığı üretmek, zaman kazanmak, gündem değiştirmek gibi. İkinci sürpriz şokla Osman Kavala’yı bırakmamak için daha beter zorlamalar gündeme geleceği anlaşılınca da cevap aranan adres yine değişmedi: “Ne yapılmak isteniyor?”

Yaşananlar, Erdoğan’ın isteğiyle mi yoksa ona rağmen mi gündeme geliyor? Erdoğan, kapışmanın tarafı mı, daha üzerindeki bir aktör mü? Bu sorular, ekonomiden kabine dengelerine, dış politikadan yargı kararlarına kadar pek çok noktada tekrarlanıyor. Olasılıkların her iki tarafı için kesinlikle öyle olduğunu söyleyenler de asla öyle olamayacağını iddia edenler de mevcut. Sorunları tek adamlık düzeni ile açıklayanlar da var, dengesiz ittifak düzeniyle açıklayanlar da. Ancak birbirinin tam zıttı gibi dursa da her durumda kurumsallaşmış, tutarlı bir tablo çizebilen çıkmıyor. İster tek adamlıktan ister sert kapışmadan kaynaklansın, ortaya çıkan sonuçlar ilk bakışta saçmalık seviyesindeki gayri ciddilikler ve tutarsızlıklar içeriyor. Gezi Davası’ndaki beraat kararı ile Kavala’nın daha saçma bir iddiayla yeniden gözaltına alınması aynı paranteze giriyor. Gerçek kapışma veya kurgulanmış senaryo olması sürecin ve sonuçların niteliğini, saçmalıklar arkasındaki basit bütünlüğü değiştirmiyor.

Erdoğan’ın grup toplantısındaki konuşmasında Gezi Davası ile ilgili kritik cümlesi: “Bir manevra ile beraat ettirmeye kalktılar”. “Kalktılar” sözüyle, tamamlanmamış ve tamamlanmasına izin verilmeyecek bir durumdan bahsediliyor. Sonradan verilen gözaltı kararına saygı isteyen Erdoğan, -önce de yaptığı gibi- aslında beraat kararını kabul etmediğini de söylüyor. “Verdik talimatı çıkarttık” veya “yargı bağımsız” diyerek geçmiyor konuyu, “davanın takipçisiyiz” diyor. Boşa düşmüş “batıya jest” veya yargı imajı düzeltme yorumlarını iyice eziyor. Ayrıca yine aynı kelimeden yola çıkarak, bunu yapan bir gizli öznenin varlığını ifade ediyor. İktidara yakın sosyal medya atağında kullanılan “gezi darbesi” başlığını destekleyerek, birilerinin “manevra” yaptığını söylüyor. Böyle birilerinin olduğunun bilinmesini (düşünülmesini) mi istiyor? Artık saklanamayan bir gerçeği mi kabulleniyor? Birileri kim? Manevraya verilen “misliyle cevap” Osman Kavala’yı gözaltına aldırmak mı?

Kılıçdaroğlu’nun evinden “bir dolar” çıkabileceği ihtimalini dile getirmek. Başdanışmanlar, sadık kalemler ve sosyal medya eliyle günlerce süren kampanya sonrasında, “bizi hedeften saptırmaya dönük” diye kestirilip atılan darbe tartışmaları. Genel olarak dış politikada ama özel olarak Suriye’de yürütülen akıl almaz dengesizlik. Değil hukuka, yasalara, kitabına uydurmak, düzgün bir cümle halinde yazılamayacak saçmalıkta yargı karar ve uygulamaları. Bu seriye çok sayıda örnek eklemek mümkün. Her şeyi mümkün kılan bu gayri ciddilik, belirsizlik zemininde, olup biteni açıklamak için bakılacak yer -aktör- hiç değişmiyor. Sahiden ciddi bir çatışmanın tarafı olup olmamasından, kendisi için yakın bir tehlikenin belirmiş olup olmasından bağımsız olarak, her zorlanma ve kriz, iktidarı merkeze alarak konuşuluyor: Ne yapacak? Ne için yapacak? En sarih mecburiyetler, en acayip sıkışmalar bile “onun ne yapacağı” parantezinden çıkartılamadığı için başka bir dinamiğin -aktörün- yarattığı veya yaratacağı etki denkleme asla giremiyor.

Facebook Yorumları

reklam
30.05.2020
Gürültüyü geri almak
28.05.2020
İzolasyon kelepçesi, maske dayağı
23.05.2020
Bahçeli etkinliği için yakın hafıza tazelemesi
21.05.2020
Beş soru beş cevap
18.05.2020
Seçim Rehavetinin Sonu mu Geliyor?
16.05.2020
Yeni konsolidasyonun dinamikleri
13.05.2020
İzolasyonun şeffaflığı ve fırsatın çıplaklığı
9.05.2020
Nefret dili ve AVM psikolojisi
6.05.2020
'Anti-hukuk günlerinde'* AYM’den beklenen
2.05.2020
Nerede kaldığımızı hatırlamak için
30.04.2020
Memleketin diyaneti ve hukuku kimden sorulur?
29.04.2020
Bu İktidarın Post-Erdoğan Versiyonu Olur mu?
25.04.2020
Ahlakı-adabı yoksa, hukukunu kurmak gerek
22.04.2020
Yerel yönetimler neden hedefte?
18.04.2020
'Hiçbir şey yeni de değil'
12.04.2020
Korona fırsatları ve rakamlar
8.04.2020
Şaşırtıcı hiçbir şey yok
4.04.2020
Bu krizden fırsat çıkar mı?
1.04.2020
İyimserlik tutmadı, suçlamaya dönüş başladı
31.03.2020
Korona Teorileri
29.03.2020
Bilim Kurulu için siyasi izolasyon
19.03.2020
Herkese korona testi
15.03.2020
Derdin Tarifine Göre DEVA
12.03.2020
Az popülizm çok otoriterlik
8.03.2020
İdlib’den çıkamamak
5.03.2020
İdlib’in psikopolitik tortusu
1.03.2020
Şehitler tepesi dolu, sorumlu kürsüsü boş
27.02.2020
Yüze vurur ifadesi...
23.02.2020
Münferitleşme tuzağı
21.02.2020
Gayri ciddilik çok ciddi bir sorundur
16.02.2020
Tırmanan gerilim, taktik mi stratejik mi?
13.02.2020
Şam’a yürüyen Bahçeli nereye gider?
9.02.2020
Medya boykotu ve vekalet savaşı
6.02.2020
Öncesiz ve sonrasız yaşamak
2.02.2020
Güvenlikçilerin yarattığı güvenlik sorunu
30.01.2020
Gezi Davası’ndan duruşma sahneleri
27.01.2020
Muhafazakarlaşma, Yaşlanma, Taşralaşma
26.01.2020
24 Ocak
23.01.2020
MHP ve AKP’de benzeşme gerilimi
21.01.2020
AKP’de Taban Kaymıyor Tavan Uzaklaşıyor
19.01.2020
Gelecekten kopmuş eğitim siyaseti
16.01.2020
Halının uçtuğunu kim söylüyor?
13.01.2020
Barış Akademisyenleri deneyi
9.01.2020
Yoksulluğun reddiyesi
6.01.2020
Duvara doğru koşu hevesi
3.01.2020
Her yıl gibi 2020 de seçim yılı olacak
29.12.2019
Yıl bitiyor ama ne başlıyor?
26.12.2019
İnat siyaseti
19.12.2019
Krizi atlamak, sandığı kurtarmaz
16.12.2019
Gelecek Partisi’nin çıkış fotoğrafı
14.12.2019
“Gelecek” Yeni Partilerin Geleceği
12.12.2019
Değiştirmek mi sürdürmek mi zor?
8.12.2019
Sürdürülemez olan son ana kadar sürdürülür
5.12.2019
Siyasette değişen ve değişmeyen
3.12.2019
Her şey paraya çevrilebilir mi?
1.12.2019
Kime Göre Yeni, Kimin İçin Yeni?
28.11.2019
Yine gündem değiştirme paranoyası
23.11.2019
Kendi mesleğinin celladı olmak
20.11.2019
Devrimi Özlemek ama Hakkıyla
18.11.2019
Eşeği kaybedip bulma veya mehter diplomasisi
14.11.2019
Dümeni yeniden dışarıya kırmak
10.11.2019
O kadar önemli değiliz
7.11.2019
Duygu siyaseti
4.11.2019
Tehlikenin farkında mısınız?
31.10.2019
Kavgada yumruk sayılır
28.10.2019
Beklenti zaferden daha bereketli
25.10.2019
"Ya Ne Olacaktı?"
24.10.2019
Alanda hayaller masada gerçekler
22.10.2019
Makarnadan Savaşa İradesiz Seçmen İnancı
20.10.2019
Biz tam olarak ne seyrettik?
17.10.2019
Özne sapıtması
14.10.2019
Derinleşen sorun, sığlaşan söylem
9.10.2019
Savaşın fragmanı bile berbat
3.10.2019
İYİ Parti çatlar, üç ittifaka da oy gider
1.10.2019
Arabada Sigara Yasağı, Kanser Bilgisine Ceza
28.09.2019
Deprem ve iki ses
11.09.2019
(Yeniden)* Hassasiyet tartışması
9.09.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Kadın öldüren el ile idam şart diyen dil akraba
8.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
11.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
25.03.2020
Korona bahaneleri ve bildik tekrar
21.03.2020
Korona sınavı hangi dersten?
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
10.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
19.06.2019
'Son kırılma'
12.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
8.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
25.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
18.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
15.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
12.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
9.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
5.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
1.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
14.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
6.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
30.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
25.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
3.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
22.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
14.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
28.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive