Kemal CAN



Bookmark and Share

İnat siyaseti


26.12.2019 - Bu Yazı 166 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Bundan yıllar sonra, AKP dönemi isimlendirilirken çok bol seçenek olacak. Çeşitli açılardan, çarpıcı ve tanımlayıcı isimler kullanıldığını göreceğiz. Hatta bu dönemin kendi içinde farklı karakteristikleri olan evrelerinden de bahsedilecek. Daha şimdiden zengin bir külliyat birikmeye başladı bile. Benim bugün bahsedeceğim, “inat siyaseti” veya inadın siyasette kullanılmasının yükselme ve belki de abartılma dönemi. Kanal İstanbul tartışmaları ile ayyuka çıktığı gibi ekonomik, siyasal hatta toplumsal meselelerde inatlaşma motivasyonu yeniden büyük hakimiyet kazandı. Gezi Parkı’na Topçu Kışlası yapılması ısrarı sırasında işittiğimiz “çatlasanız da patlasanız da yapacağız”, “kim itiraz ederse etsin geri dönüş yok” sözlerini yine duyar olduk. İnadın bir güç gösterisi olmasının yanında, siyasi bir dava gibi sunulduğunu yeniden izliyoruz. İnatlaşma suçlaması da, herkesin birbirine karşı kullandığı argümanlar olmaya devam ediyor. İstanbul’un seçilmiş belediye başkanına, yönettiği şehrin boydan boya deşilmesine itirazı için “sana ne” diyen Erdoğan, aynı anda muhalefeti halkla inatlaşmakla suçlamaya devam edebiliyor.

Türkiye siyasetinde inadın taşıyıcı temalardan biri olması çok da yeni değil aslında. Çok kullanılan ve çok kullanıldığı için her yere yapıştırılabilen kirli macun kıvamına gelmiş “dava” fikriyle akraba bir motivasyon. Türkiye’deki pek çok siyasi akım –yapı– ve siyasi aktör, kararlılık ve sürekliliğini vurgulamak için saklı bir inatçılık övgüsüyle anılır, kendini böyle sunmakta sakınca görmez. Gündelik kullanımda negatif içeriği önde olduğu için doğrudan kimse “inatçı” denilerek övülmeye kalkılmaz belki ama ona yönelen teveccühte “inatçılığına” saygının payı barizdir. Bazen inançlılık olarak ifade edilir, bazen sağlam irade olarak işaret edilir, bazen de güçlü karakter veya cesaret gösterisi kabul edilir. İnat ve inatçılık, hem örtülü pozitif göndermesiyle, hem bir suçlama ifadesi olarak siyasete çok kolay aktarılır. Sınıfsal olmaktan çok sosyal-kültürel kodlara yaslanan siyasi ayrışmalarla çok rahat ilişkilenir, fark göstermede kullanışlı olur.

AKP’nin ve asıl olarak Erdoğan’ın içinden çıktığı sağ düşünce iklimi, İslamcılık ve özel olarak milli görüş hareketi, inat ve inatçılık meselesini siyasi dile aktarma pratiklerinin önemli örneklerini vermiştir. Bu çizgiler doğrudan popülist etiketiyle sınırlanamayacak olsa da, içlerindeki popülist nüveler hayli güçlüdür. Popülizmin temel ayrıştırma denklemindeki, “halkla inatlaşan elitler” ve “milli iradeyi hakim kılmaya kararlı inatçılar” ikiliği gayet belirgindir. Bugün olduğu gibi düşmanlaştırma noktasına vardırılan çatışma, hem pozitif hem de negatif göndermelerle “inat” üzerinden siyasi hissiyata eklemlenir. Milletle inatlaşan elitlere, Türkiye’yi durdurmaya yemin etmiş iç ve dış düşmanlara, kalkılan atağı çelmelemeye çalışanlar kifayetsizlere karşı, kendinden menkul bir haklılığa yaslanmış ölçüsüz inat alkış alır. Ahlaki itirazlara kaba çıkarlarla, rasyonel eleştirilere “hassasiyetlerle” karşılık veren, inatçılığı daimi politik pozisyona çeviren bir siyasi dil kurulur.

Topçu Kışlası, Üçüncü Havalimanı, köprü, kanal, her nevi beton dökme işi. Suriye’ye veya Libya’ya asker göndermek, S-400 almak ya da “değerli yalnızlık”. Vesayet kaldırma iddiasının yanına kayyım düzeni eklemek, rasyonel faydası biten kutuplaştırmayı sürdürmek, her türden ideolojik kışkırtma. Açık siyasi kayıplara rağmen damat ısrarı, çökmüş inşaat ekonomisini yeniden yüzdürme çabası veya şatafatlı israf ile toplumsal buhrana körlük. Bütün bu inat performanslarının rasyonel faydalar için yapıldığını söylemek hayli zor. Bazılarının çok belirgin pragmatik faydaları, paylaşım tercihlerinden gelen mecburiyetlerle ilişkisi ortada. Ancak bunların bir inat gösterisi haline gelmesinin siyasi gerekçeleri çok daha önde. Erdoğan için hala geçerli olan siyasi rasyonalite, çıkar ve gerekliliklerden daha çok kaba biçimde göze sokulan inatla besleniyor. Ahlaki, siyasi ve bilimsel itirazları ikna ile karşılamak yerine, onların karşısında kararlılıkla duran lider olmak daha önemli görülüyor.

Ekonomi, şehircilik, çevre ve hatta diplomasi felaketleri serisi yaratması olası Kanal İstanbul tartışması, bir inat anıtı olarak gündemde yükseliyor. Projenin bir kentsel rant hamlesi olduğu, batmış olan beton ekonomisine can suyu sağlamak için yapıldığı, krize eşlik eden kayırma stratejilerinin nasıl işleyeceğini gösterdiği ortada. Bu konuda pek çok şey yazıldı, söylendi. Meseleyi, rasyonel bir tartışmadan “inat” zeminine taşımanın, bu gerçekleri gözlerden uzak tutma amacı olduğu açık. Fakat işin siyasi rasyonalitesini karmaşıklaştıran yeni bir durum da söz konusu. Tıpkı, Taksim’e Topçu Kışlası yapılmaya kalkışılmasının nedeni, oy veren kalabalıkların AKP’nin kapısına dayanıp “kışla istiyoruz” diye bağırması olmadığı gibi, kanalın siyasi desteği de sorunlu. İstanbul Ekonomi Araştırma’nın yaptığı kamuoyu yoklamasına göre, projenin ekonomik olarak işe yarayacağına inananlar ancak yüzde 35 civarında kalıyor. Yani projenin İstanbul’da kaybedilen desteği yerine koymaya pek katkısı olmayacak gibi. Ancak inat, hafriyatla, betonla, rantla yaratılacak kaynak aktarımına siyasi kılıf bulmakta kullanışlı muamelesi görüyor.

“Çatlasanız da patlasanız da yapacağız” sözü -çoğunluk tarafından rasyonel gerekçeleri çok ikna edici bulunmasa bile- “ötekilere” dönük meydan okuma olduğu sürece işe yarayabiliyor. AKP iktidarının, özellikle de Erdoğan’ın son dönemde böylesi inat ataklarına sık başvurduğuna tanık olduk. Akim kalmış inat hezeyanı Gezi davasındaki bitmeyen intikam arzusu hâlâ güncel (Osman Kavala AİHM kararına rağmen dördüncü duruşmada da serbest bırakılmadı). Fakat artık AKP ve Erdoğan’ın kiminle inatlaştığı meselesi biraz karışmaya başladı. Geçtiğimiz haftalarda KONDA, Metropoll ve MAK Araştırma anketlerinden bazı veriler paylaşmıştım. Bu araştırmaların hepsinde ortak nokta, ağırlıkla iktidar seçmeninden gelen akışla büyüyen kalabalık bir kararsızlar kümesinin oluştuğu yolunda. Karasızların önemli bir kısmında, artık kendileriyle de inatlaşıldığı fikri gelişiyor. KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır, seçmenin önemli kısmının ikna olduğu için değil, “lanet olsun” diyerek oy verdiğini söylüyor. İnadın kararlılık ve güç gösterisi olarak takdir (destek) görmeye devam etmesinin sınırı, dikkate alınmadığını hissedenlerin arttığı noktada bitiyor. Önünü gelen herkesle inatlaşan iktidar, bu sınıra çok yakın geziyor ve ihlal ediyor.

Facebook Yorumları

reklam
30.05.2020
Gürültüyü geri almak
28.05.2020
İzolasyon kelepçesi, maske dayağı
23.05.2020
Bahçeli etkinliği için yakın hafıza tazelemesi
21.05.2020
Beş soru beş cevap
18.05.2020
Seçim Rehavetinin Sonu mu Geliyor?
16.05.2020
Yeni konsolidasyonun dinamikleri
13.05.2020
İzolasyonun şeffaflığı ve fırsatın çıplaklığı
9.05.2020
Nefret dili ve AVM psikolojisi
6.05.2020
'Anti-hukuk günlerinde'* AYM’den beklenen
2.05.2020
Nerede kaldığımızı hatırlamak için
30.04.2020
Memleketin diyaneti ve hukuku kimden sorulur?
29.04.2020
Bu İktidarın Post-Erdoğan Versiyonu Olur mu?
25.04.2020
Ahlakı-adabı yoksa, hukukunu kurmak gerek
22.04.2020
Yerel yönetimler neden hedefte?
18.04.2020
'Hiçbir şey yeni de değil'
12.04.2020
Korona fırsatları ve rakamlar
8.04.2020
Şaşırtıcı hiçbir şey yok
4.04.2020
Bu krizden fırsat çıkar mı?
1.04.2020
İyimserlik tutmadı, suçlamaya dönüş başladı
31.03.2020
Korona Teorileri
29.03.2020
Bilim Kurulu için siyasi izolasyon
19.03.2020
Herkese korona testi
15.03.2020
Derdin Tarifine Göre DEVA
12.03.2020
Az popülizm çok otoriterlik
8.03.2020
İdlib’den çıkamamak
5.03.2020
İdlib’in psikopolitik tortusu
1.03.2020
Şehitler tepesi dolu, sorumlu kürsüsü boş
27.02.2020
Yüze vurur ifadesi...
23.02.2020
Münferitleşme tuzağı
21.02.2020
Gayri ciddilik çok ciddi bir sorundur
16.02.2020
Tırmanan gerilim, taktik mi stratejik mi?
13.02.2020
Şam’a yürüyen Bahçeli nereye gider?
9.02.2020
Medya boykotu ve vekalet savaşı
6.02.2020
Öncesiz ve sonrasız yaşamak
2.02.2020
Güvenlikçilerin yarattığı güvenlik sorunu
30.01.2020
Gezi Davası’ndan duruşma sahneleri
27.01.2020
Muhafazakarlaşma, Yaşlanma, Taşralaşma
26.01.2020
24 Ocak
23.01.2020
MHP ve AKP’de benzeşme gerilimi
21.01.2020
AKP’de Taban Kaymıyor Tavan Uzaklaşıyor
19.01.2020
Gelecekten kopmuş eğitim siyaseti
16.01.2020
Halının uçtuğunu kim söylüyor?
13.01.2020
Barış Akademisyenleri deneyi
9.01.2020
Yoksulluğun reddiyesi
6.01.2020
Duvara doğru koşu hevesi
3.01.2020
Her yıl gibi 2020 de seçim yılı olacak
29.12.2019
Yıl bitiyor ama ne başlıyor?
26.12.2019
İnat siyaseti
19.12.2019
Krizi atlamak, sandığı kurtarmaz
16.12.2019
Gelecek Partisi’nin çıkış fotoğrafı
14.12.2019
“Gelecek” Yeni Partilerin Geleceği
12.12.2019
Değiştirmek mi sürdürmek mi zor?
8.12.2019
Sürdürülemez olan son ana kadar sürdürülür
5.12.2019
Siyasette değişen ve değişmeyen
3.12.2019
Her şey paraya çevrilebilir mi?
1.12.2019
Kime Göre Yeni, Kimin İçin Yeni?
28.11.2019
Yine gündem değiştirme paranoyası
23.11.2019
Kendi mesleğinin celladı olmak
20.11.2019
Devrimi Özlemek ama Hakkıyla
18.11.2019
Eşeği kaybedip bulma veya mehter diplomasisi
14.11.2019
Dümeni yeniden dışarıya kırmak
10.11.2019
O kadar önemli değiliz
7.11.2019
Duygu siyaseti
4.11.2019
Tehlikenin farkında mısınız?
31.10.2019
Kavgada yumruk sayılır
28.10.2019
Beklenti zaferden daha bereketli
25.10.2019
"Ya Ne Olacaktı?"
24.10.2019
Alanda hayaller masada gerçekler
22.10.2019
Makarnadan Savaşa İradesiz Seçmen İnancı
20.10.2019
Biz tam olarak ne seyrettik?
17.10.2019
Özne sapıtması
14.10.2019
Derinleşen sorun, sığlaşan söylem
9.10.2019
Savaşın fragmanı bile berbat
3.10.2019
İYİ Parti çatlar, üç ittifaka da oy gider
1.10.2019
Arabada Sigara Yasağı, Kanser Bilgisine Ceza
28.09.2019
Deprem ve iki ses
11.09.2019
(Yeniden)* Hassasiyet tartışması
9.09.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Kadın öldüren el ile idam şart diyen dil akraba
8.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
11.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
25.03.2020
Korona bahaneleri ve bildik tekrar
21.03.2020
Korona sınavı hangi dersten?
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
10.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
19.06.2019
'Son kırılma'
12.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
8.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
25.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
18.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
15.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
12.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
9.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
5.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
1.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
14.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
6.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
30.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
25.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
3.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
22.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
14.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
28.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive