Kemal CAN



Bookmark and Share

Kendi mesleğinin celladı olmak


23.11.2019 - Bu Yazı 196 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Epey uzun bir süredir mahkeme kapıları, duruşma salonları, hakim ve savcı performansları hakkındaki zorunlu gözlem imkanlarımız çok arttı. Özel seçilmiş mahkeme heyetlerinin iyi çalışılmış gösterilerini veya talimatları yerine getirme zorluklarıyla bocalayan yargı mensuplarının değişik sunumlarını izledik. Dışarıdan gözlem yapanlar kadar, senelerdir işin içinde olan duayen hukukçuların bile şaşkınlıklarını gizleyemedikleri usul ve kararlar, akıl erdirilemeyen uygulamalar gördük. Neredeyse her gün yeni bir örmekle tekrar edildiği üzere, hukukun işlemediği, hatta artık işliyor gibi yapılmasına bile uğraşılmadığı bir dönemde ilerliyoruz. Fakat bazı uygulamaların niyet edilen amaçla ilgisini kurmak, ne işe yaradığını anlamak hiç kolay olmuyor.

Geçtiğimiz gün, AYM ve Yargıtay tarafından -açık yasa maddelerine ve AİHM içtihatlarına dayanarak- pek çok hukuksuzluk barındırdığı için bozulması talep edilen Cumhuriyet Gazetesi Davası görüldü. İlk derece mahkeme olarak 27. Ağır Ceza’nın Yargıtay ve AYM kararları sonrasında nasıl bir tavır alacağı merak ediliyordu. Mahkeme, Kadri Gürsel’e beraat dışında bütün diğer sanıklar için Yargıtay’ın bozma talebine direnmeyi seçti. Şimdi dava yeni bir Yargıtay sürecinden geçecek. Yerel mahkemelerin Yargıtay kararlarına direnme, kendi kararında ısrar gibi bir hakkı var elbette. Fakat ilginç ama artık yeni normal haline gelen, bu direnmenin hukuki açıklamasına ihtiyaç yokmuş gibi davranılması. Savcının yaptığı –iddianamenin tekrarından ibaret olan- mütalaanın özeti şuydu: “Bu konudaki siyasi kanaat değişmediği için, dediğimiz dedik… ”

Hukuk ve özellikle meselenin usul kısmının, gündelik mantık yürütme alışkanlıklarına ilk bakışta aykırı görünebilecek bazı unsurlar taşıdığı doğrudur. Biraz kapalı tutulan karmaşık prosedürler, bazen adaleti, iddia olarak kamu iradesini ama aynı zamanda yargı erkini (mensuplarını) korumaya yarar. Yüksekte oturmalar, tuhaf kıyafetler (veya peruklar), irrasyonel görünen ritüeller, “yüksek-yüce” gibi kolayca giyilen sıfatlar, saygıda kusur etmemeler bir tür dokunulmazlık üretmeyi sağlar. Mantık ve vicdan dışı olan kararlara imza atanları tepkilerden korumaya hizmet eder. Hele siyasi kanaatler için infaz birimine dönüşmüş bir yargı için tamamen böyledir. Cellatların yüzlerinin görünmemesi için kafalarına külah takmaları gibi. Çünkü teorik ve soyut bir bağımsızlık iddiasına rağmen, en geniş anlamda iktidar(lar)la yargının organik bir bağı vardır ama bu karşılıklı bir korumayla sürdürülür.

Bütün bunları biliyor olsak da, yine de anlamakta zorlanılan bir durum var ortada. Orada üzerlerine giydikleri cüppeler ile –marangoz marifetiyle de olsa- salondaki herkesten daha yüksekte oturanlar, daha önce verdikleri kararlara ilişkin yoruma açık olmayacak kadar bariz hataların yüzlerine vurulmasına, sadece savunmanın değil kendilerinin de “yüksek” sıfatı verdiği üst mahkemelerce “yanlış yaptınız” denmesine kulak asmıyor. “Evet ama şu tarafında da haksızsınız, burası da şöyle, tamam yaptım ama bir sorun neden yaptım?” deme gereği bile duymadan, direnme gerekçesine hukuki bir mesnet yaratmaya çalışmadan –aslında başkasının- bildiğini okuyorlar. Buna ihtiyacı yokmuş gibi davranırken pek de özgüvenli olmadığını açık eden bir seri usul hatasını da göze alarak yapıyorlar bunu. Üstelik yaparken bir de ayağa kalkılmasını istiyorlar.

Hangi işi yapıyor olursanız olun. Gazeteci olun, akademisyen olun, öğrenci olun, patron olun, işçi olun değişmez. Kamuya açık bir oturumda birileri çıkıp yaptığınız işi, verdiğiniz kararı, ileri sürdüğünüz görüşü yerden yere vuruyor. Beğenmedikleri için değil, sizin de bağlı olduğunuzu iddia etiğiniz bir takım kurallar çerçevesinde yaptığınıza “olmamış” diyor. Refleks olarak kendinizi anlatma, yaptığınızı bir biçimde izah etme ihtiyacı duyarsınız. Bir yargı mensubu açısından “hukuka aykırı iş yapmışsın” ithamı, basit bir eleştiri değil neticede. Hayat kurtarması gereken doktora, “hastayı sen öldürmüşsün” demek gibi bir şey. İşte bu yüzden, kendi hazırlamadığı düzmece iddianameyi tekrar eden savcıyı, kendi almadığı kararda ısrar eden mahkeme heyetini görünce, iktidarın zulmettikleri kadar bunu uygulattıklarına da pek acıması olmadığını anlıyoruz.

Cumhuriyet Davası’nda, Aydın Engin son sözleri sorulduğunda mahkeme heyetine, “Vereceğiniz karar benim için çok fark etmez, bu sizin sınavınız, kolay gelsin” dedi. Son yıllarda, herkesin gözü önünde yapılan bu sınavların farklı karnelere farklı biçimde işlendiğini biliyoruz. Yargı mensuplarının hangi karneye ve kimin kanaat notuna önem verdiğini de izliyoruz. İktidar sözcülerinin, siyasi kanaatlerle çelişen yargı kararlarına ilişkin talimatlarına harfiyen uyan yargı mensupları, bunu yerine getirmek için özel olarak oradan oraya atanan hakimler var. Fakat neticesi “pozitif” gibi duran yüksek yargı kararlarının çoğunda da, gerekçelerinin arasına sıkıştırılan bazı kaygılar, bize bu eğilimin yaygınlığını işaret ediyor. Kendisi için infaz yapan mahkemeleri biraz gözetme gereği duymayan iktidar, yargı tarafından cansiperane savunuluyor.

Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay’ın, bazı hukuki mecburiyetleri hatırlatıp düzeltme talep eden kararlarının gerekçeleri yazılırken, söz konusu yargılamalara konu olan eylemlerle ilgili siyasi mülahazalara geniş yer veriliyor. “Barış akademisyenlerini beraat ettirin” derken bile, “yaptıkları kabul edilir değil” türünden uzun girizgahlar yapılıyor. Yargı kararlarının doğru olmadığı söylenirken, bu kararları talep eden siyasi iradenin yaklaşımının haklılığı bir yolunu bulup vurgulanmaya çalışılıyor. Kemal Göktaş’ın “Beraat eden akademisyenlere ağır suçlamalarla gizli takipsizlik” başlıklı haberinde yer verilen gerekçe, bu konudaki en çarpıcı örneklerden birini oluşturan bir ibret vesikası. Savcı, neredeyse “Çok isteriz ve gerekli ama hukuk olduğu için hukuksuzluk yapma imkanımız kalmadı” demeye getiriyor.

Gökçer Tahincioğlu, Cumhuriyet Davası ile ilgili olarak T24’te yaptığı “Cumhuriyet davasında mahkemenin kararı yargı reformunu ve Yargıtay yorumlarını da boşa düşürdü” başlıklı analizi, siyasi iradenin niyetlerinde bir değişim olmadığını, bu yüzden yargıya yansıyan bir yenilik beklenmemesi gerektiğini anlatıyor. Yine aynı yazıda belirtildiği üzere, Cumhuriyet Davası’nda da, “yargı reformu, bu reform adı altında yapılan ‘haber ve düşünce açıklamaları suç oluşturmaz’ değişikliği mahkemeyi etkilemedi. Yargıtay’ın yaptığı yorumların etkilemediği gibi…” Çünkü mesele herhangi bir şeye ilişkin reform, düzenleme veya iyileştirme ile çözülebilir sınırı çoktan geçmiş durumda. Ekonomide, dış politikada veya hemen her alanda geçerli olan bir durum bu. Kendi bilgi alanına ilişkin bütün birikimi heba etme pahasına suç ortaklığına boğazına kadar batmış uygulamacılar, kendilerini buna zorlayanları haklı görmekten, göstermekten başka çıkış bulamıyorlar. Pek çok alanda, başkalarını infaza memur edenler, kendi mesleklerinin “külahsız” celladı oluyor.

 

Facebook Yorumları

reklam
30.05.2020
Gürültüyü geri almak
28.05.2020
İzolasyon kelepçesi, maske dayağı
23.05.2020
Bahçeli etkinliği için yakın hafıza tazelemesi
21.05.2020
Beş soru beş cevap
18.05.2020
Seçim Rehavetinin Sonu mu Geliyor?
16.05.2020
Yeni konsolidasyonun dinamikleri
13.05.2020
İzolasyonun şeffaflığı ve fırsatın çıplaklığı
9.05.2020
Nefret dili ve AVM psikolojisi
6.05.2020
'Anti-hukuk günlerinde'* AYM’den beklenen
2.05.2020
Nerede kaldığımızı hatırlamak için
30.04.2020
Memleketin diyaneti ve hukuku kimden sorulur?
29.04.2020
Bu İktidarın Post-Erdoğan Versiyonu Olur mu?
25.04.2020
Ahlakı-adabı yoksa, hukukunu kurmak gerek
22.04.2020
Yerel yönetimler neden hedefte?
18.04.2020
'Hiçbir şey yeni de değil'
12.04.2020
Korona fırsatları ve rakamlar
8.04.2020
Şaşırtıcı hiçbir şey yok
4.04.2020
Bu krizden fırsat çıkar mı?
1.04.2020
İyimserlik tutmadı, suçlamaya dönüş başladı
31.03.2020
Korona Teorileri
29.03.2020
Bilim Kurulu için siyasi izolasyon
19.03.2020
Herkese korona testi
15.03.2020
Derdin Tarifine Göre DEVA
12.03.2020
Az popülizm çok otoriterlik
8.03.2020
İdlib’den çıkamamak
5.03.2020
İdlib’in psikopolitik tortusu
1.03.2020
Şehitler tepesi dolu, sorumlu kürsüsü boş
27.02.2020
Yüze vurur ifadesi...
23.02.2020
Münferitleşme tuzağı
21.02.2020
Gayri ciddilik çok ciddi bir sorundur
16.02.2020
Tırmanan gerilim, taktik mi stratejik mi?
13.02.2020
Şam’a yürüyen Bahçeli nereye gider?
9.02.2020
Medya boykotu ve vekalet savaşı
6.02.2020
Öncesiz ve sonrasız yaşamak
2.02.2020
Güvenlikçilerin yarattığı güvenlik sorunu
30.01.2020
Gezi Davası’ndan duruşma sahneleri
27.01.2020
Muhafazakarlaşma, Yaşlanma, Taşralaşma
26.01.2020
24 Ocak
23.01.2020
MHP ve AKP’de benzeşme gerilimi
21.01.2020
AKP’de Taban Kaymıyor Tavan Uzaklaşıyor
19.01.2020
Gelecekten kopmuş eğitim siyaseti
16.01.2020
Halının uçtuğunu kim söylüyor?
13.01.2020
Barış Akademisyenleri deneyi
9.01.2020
Yoksulluğun reddiyesi
6.01.2020
Duvara doğru koşu hevesi
3.01.2020
Her yıl gibi 2020 de seçim yılı olacak
29.12.2019
Yıl bitiyor ama ne başlıyor?
26.12.2019
İnat siyaseti
19.12.2019
Krizi atlamak, sandığı kurtarmaz
16.12.2019
Gelecek Partisi’nin çıkış fotoğrafı
14.12.2019
“Gelecek” Yeni Partilerin Geleceği
12.12.2019
Değiştirmek mi sürdürmek mi zor?
8.12.2019
Sürdürülemez olan son ana kadar sürdürülür
5.12.2019
Siyasette değişen ve değişmeyen
3.12.2019
Her şey paraya çevrilebilir mi?
1.12.2019
Kime Göre Yeni, Kimin İçin Yeni?
28.11.2019
Yine gündem değiştirme paranoyası
23.11.2019
Kendi mesleğinin celladı olmak
20.11.2019
Devrimi Özlemek ama Hakkıyla
18.11.2019
Eşeği kaybedip bulma veya mehter diplomasisi
14.11.2019
Dümeni yeniden dışarıya kırmak
10.11.2019
O kadar önemli değiliz
7.11.2019
Duygu siyaseti
4.11.2019
Tehlikenin farkında mısınız?
31.10.2019
Kavgada yumruk sayılır
28.10.2019
Beklenti zaferden daha bereketli
25.10.2019
"Ya Ne Olacaktı?"
24.10.2019
Alanda hayaller masada gerçekler
22.10.2019
Makarnadan Savaşa İradesiz Seçmen İnancı
20.10.2019
Biz tam olarak ne seyrettik?
17.10.2019
Özne sapıtması
14.10.2019
Derinleşen sorun, sığlaşan söylem
9.10.2019
Savaşın fragmanı bile berbat
3.10.2019
İYİ Parti çatlar, üç ittifaka da oy gider
1.10.2019
Arabada Sigara Yasağı, Kanser Bilgisine Ceza
28.09.2019
Deprem ve iki ses
11.09.2019
(Yeniden)* Hassasiyet tartışması
9.09.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Kadın öldüren el ile idam şart diyen dil akraba
8.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
11.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
25.03.2020
Korona bahaneleri ve bildik tekrar
21.03.2020
Korona sınavı hangi dersten?
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
10.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
19.06.2019
'Son kırılma'
12.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
8.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
25.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
18.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
15.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
12.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
9.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
5.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
1.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
14.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
6.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
30.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
25.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
3.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
22.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
14.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
28.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan MARMARA YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive